Niğde - Altın Kafes Memleketim



Yöremizde çok bilinen bir darbımesel vardır: Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille vatan demiş. Bırakalım bakalım, nereye gidecek, vatanı neresiymiş diye kafesten salmışlar. Bülbülün gide gide bir kuru çalının üstüne konduğunu görünce hayret etmişler.

İnsan doğup büyüdüğü yerlerden ayrılıp başka şehirlerde iş güç sahibi olunca, nerede hangi ortamda yaşarsa yaşasın, çocukluğunun geçtiği toprakları, “memleketini” bülbül misali unutamıyor ve ille vatan diyor! O çevre ve topraklar, pembe bulutlar arasından yansıyan geçmiş aynasında, insana efsunlu, büyülü bir hatıralar cümbüşü sunuyor. Böyle hallerde, bir zaman tünelinden geçmişe doğru uzayıp giden ve bir daha belki de hiç yaşanamayacak anları, o hatıraların içindeki insanlarla paylaşmak, birlikte anmak kadar zevkli birşey yoktur. Yakın çevrede böyle arkadaşları, hemşehrileri bulamayınca hayıflanmamak elde değil! İnsan, çocukluğunda beraber oynadığı, aynı şehirde aynı sokaklarda koşturduğu kişilerle, ilkokul arkadaşlarıyla zaman zaman görüşüp sohbet etmek istemez mi?

İşte Ankara’da bizler için böyle bir mekan var: Başkent Niğde Vakfı... Yukarıdaki duygular içinde vakfımızın kuruluşu, mekanlarının alınması ve diğer hizmetlerinde emeği geçen herkese binlerce kez minnet ve şükranlarımızı iletip teşekkür etmeden geçilemez. Bununla beraber, bir kusurumuzu da belirtmeden geçemeyeceğiz; haftanın belli günlerinde Vakfın lokaline uğrayıp burada belli bir zaman geçirerek tanıdığımız tanımadığımız hemşehrilerimizle sohbet etmede biraz ihmalkar oluyoruz. Bundan böyle Vakfa daha sık uğrayıp daha fazla zaman ayırmaya çaba göstermemiz gerekiyor. Bütün hemşehrilerimizi de bu konuda biraz daha gayretli olmaya çağırıyorum. Bir Orta Anadolu kenti olarak, eksik olan hemşehri tanışması ve dayanışmasını belki bu şekilde biraz artırabiliriz diye düşünüyorum.

İstanbul ve Ankara’ya okumaya giden Niğde’li öğrencilerin tatil dönüşlerinde, yeşil Niğde bağlarının içinden geçerken Ali ERCAN’ın “Yine yeşillendi Niğde bağları....” türküsünün otobüslerde yankılanmasını bugün bile duyar gibi oluyorum. Daha ilkokul çağımda iken küçücük ellerimle babamın saatçi dükkanında ustaca saat tamir edişimi, yaylacı Adana’lı Ceyhan’lı Kadirli’li arkadaşlarımızı, Çimentospor ile YSE Spor’un futbol maçlarını unutmak mümkün değil! Niğde kalesi ile saat kulesinden şehre tepeden bakma zevkini, Sarayiçi’nde Zehra hanım teyzenin şehrin ortasında bir yeşil vadi gibi kalmış olan bahçesinden çağla ve kır çiçeği toplama hazzını, perşembeleri pazar cümbüşünü, değişik liselerden oluşan takımımızın Jandarma Alayı voleybol takımını, Vilayetin arkasındaki şimdi yeni Jandarma Alayı binasının bulunduğu sahada haftada birkaç kez yenişimizi ve voleybolu iyi bilen ve tiryakisi olan sempatik Albayın buna kızmasını ise tebessüm ile anıyorum.

Anadolu’nun şehir ve kasabaları, geçtiğimiz 30-40 yıl içinde imar uygulamaları ve çarpık yapılaşma nedeniyle yıkım ve betonlaşmadan nasibini almış, tarihi örgüsü ve kimliğini kaybetmişlerdir. Buna en iyi örneklerden biri de, belki içinde yaşadığımız ve dünü ile bugününü gördüğümüz için değişimini farkettiğimiz Niğde olabilir. Niğde’ye hizmetleri geçmiş eski belediye başkanı Feridun Zeren‘den sonra, imar çalışmaları ve yapılaşma hızlanmış, ancak hızlandıkça da Niğde geleneksel mimari kimliğini yitirmiştir. Niğde’nin o eskiden elma kokan sokaklarında gezerken cumbalı pencereli, zarif balkonlu, sarı kesme taştan yapılmış klasik Niğde evlerine bugün artık çok nadir rastlayabiliyoruz. Paşa Camii arkasındaki Sarayiçi Çıkmazı, Efendibey Mahallesinin dar sokaklarındaki klasik evler, mermer kitabeli tarihi çeşmeler, kışın zor ısındığı intiba veren çok pencereli, sokağa doğru sarkmış zarif ahşap evler bugün artık yerlerinde yok.

Bugün ancak, çoğu Selçuklu eseri olan tarihi yapılarla övünüyor ve Niğdemizi bunlarla karakterize edebiliyoruz. Hele bir de Alaaddin Camiinin harika portalinin kuşluk vakti çekilmiş kartpostalı elimizde varsa, demeyin keyfimize! Hüdavend Hatun Kümbeti, Alaaddin Camii, Saat Kulesi, Akmedrese, Sungurbey Camii, Bedesten bu eserlerden en önemlileri. Acaba Niğde’nin mimari kimliğini yansıtan tarihi Niğde evleri ile konaklardan bugün koruma altına alınan ya da restore edilen var mı diye merak ediyorum. Mesela eski “Büyük Postane” diye bilinen ahşap binaya, mahalle aralarındaki klasik evlere, tarihi çeşmelere hiç bu gözle baktık mı?

Bu hususlar, geçim sıkıntıları ve günlük hayatın kargaşası içinde insanlarımıza gereksiz bir nostaljik takılma lüksü gibi gelebilir. Ama dünyanın diğer ülkelerini gezip görenler, oralarda yaşayanlar, kültür mirası ile milli kimliğin ve bunların yaşatılmasının önemini çok daha çarpıcı şekilde kavrıyorlar. Kişisel ve kurumsal yoksulluk nedeniyle bu mirasın canına kıyanlar, yarın refah düzeyleri yükselince “soyadlarının” kaybolduğunu göreceklerdir. Bu misyon ile görevli resmi kurumların bu konuda daha gayretli olması, Niğde’nin yetiştirdiği varlıklı kişilerin ve şirketlerin ya kendileri proje geliştirip uygulamaları veya ilgili kurumlara destek sağlamaları hepimizin arzusudur zannediyorum.

Bizim Niğde ile ilgili hatıra ve görgülerimiz 35-40 yılı geçmiyor. Bu zaman dilimi bile büyük bir değişimi ve kaybolan tarihi dokuyu farketmemize yetiyor. Ya daha eskiler! Ama ne gam; bu yazıyı okuyanların “bunu bilen ve hissedenler eline kalem almıyor, yazanlar ise pek birşey bilmiyor” dediklerini duyar gibi oluyorum.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1154
favori
like
share