EFSANELER

HER İLÇEDEN BİR EFSANE:

1-TERMAL İLE İLGİLİ BİR EFSANESİ



Bitinyalılar Döneminde Hamamsuyu Vadisi’nin Sağlık ve Güç Tanrısı Mertebesine Çıkartılan Dev Ejderhanın Günümüze Masal Kahramanı Olarak Gelişinin Efsanesi:



GERYONES ADLI DEV EJDERHANIN YAŞADIĞI GERYONES VADİSİ (HAMAMSUYU VADİSİ)







1-DERLER Kİ ; DAĞ HAMAMLARI VE ÇEVRESİNDE GERYONES

ADINDA KOCA BİR EJDER YAŞIYORMUŞ.



Derler ki ; Dağ Hamamları ve çevresinde Geryones adında koca bir ejder yaşıyormuş.Ejder,dağdaki mağaralardan birinde barınıyor,sıcak sular ve buharları içinde yüzüyormuş.karnı acıkınca da öyle bir çığlık atıyormuş ki koca vadi inim inim inliyormuş.

Ejderin karnı acıktığında attığı çığlığı duyanların korkudan neredeyse kanı donarmış.O çığlıklar sırasında herkes kaçışıp saklanırmış.Ormandaki tüm canlıların korkudan sesi, soluğu kesilirmiş.Saatlerce ormandan çıt çıkmazmış.

Çevrede avlanmaya çıkan bir çok insanın küçük dikkatsizliği Geryones’in ağzına layık bir yeme dönüşürmüş..

Geryones’i gören kimileri de korkudan bayılıp öylece yem olurmuş.

Çevrede yaşayanlar,Hamamların olduğu vadiye Geryones’in Vadisi diyorlarmış.





2-GERYONES,YILAN GİBİ,SERT KABUKLU,DERİSİ PUL PUL,AYAKLARI KISA,GÜÇLÜ PENÇELİ,PENÇELERİ KESKİN SERT TIRNAKLIYMIŞ.



Geryones,yılan gibi,sert kabuklu,derisi pul pul,ayakları kısa,güçlü pençeli,pençeleri keskin sert tırnaklıymış.

Birer koca tepsi gibi fıldır fıldır dönen gözleri varmış.

Çok sert ve uzun bir çene ve ağız sahipmiş. Birer kol kadar sivri

dişleri, kimi zaman uzun ağzının ve yanaklarının kenarından taşarmış. Ağzını açtıkça bir alev gibi uzun ,çatallı dili dışarı taşarmış.

Geryones adlı ejderha mağarasından çıktığında, üzerindeki sıcak sular çevreye saçılır,metrelerce yürüdüğü halde üzerinden buharlar,dumanlar tütermiş.

Girdiği ve içinde yürüdüğü çalılık ya da bodur ağaçları yerle bir eder geçermiş.

Boyu kırk elli adımı geçermiş.

Derisi bir ressamın fırçasıyla işlenmiş gibi rengarenkmiş.Öyle parlak renkleri varmış ki gören canlılar istemeden ejderhaya bakakalırlarmış.

Geryones,daha çok akşamüstü ,hava daha kararmadan avlanmaya çıkarmış.



3-ŞİMDİKİ HAVUZUN OLDUĞU YER ÇAMUR VE BATAKLIKMIŞ.



Hamam Vadisinin sık ormanlığında yaşayan hayvanların su içmek için geldikleri Vadinin gölü’nün uygun bir yerindeki ağaçların arasına siner beklermiş.

Şimdiki havuzun olduğu yer çamur ve bataklıkmış.Çevresi sık bir orman ve otlarla çevriliymiş. Vadinin bu gülüne onlarca sıcak,soğuk derecikler akar suyunu ılıcık biçimde beslermiş.

Geryones,sessizce uzanır beklermiş.

O anda ,su içmeye gelen başta ceylanlardan birine o tiz ve gürültülü çığlığıyla saldırırmış..Zaten Ejderhanın, o sesi , duyan hayvanın dizlerinin bağını çözer,onu korkudan aptallaştırır,hayvanın nereye kaçacağını bilemeden oracığa yığılıp kalmasına neden olurmuş.Geryones,kaçışan hayvanların arasından yürür,gelir,yerdeki havyana dişlerini geçirdiği anda bu kez hayvanın çığlığı ortalığı inletirmiş.

Bu göldeden su içmeye gelen domuzlar,kurtlar,tilkiler,sırtlanlar,ceylanlar,dağ keçileri,ayılar,tavşanlar,bir çok kuş türleri Geryones’in çığlığını iyi tanırlarmış.



4-İNSANLAR HAMAMLARIN ÇEVRESİNDE GERYONES’E DENK GELİRLERSE,ONUN O ANLIK YEMEĞİ OLMAKTAN KURTULAMIYORLARDI.



Kimi zaman ,yörede yaşayan insanlar hamamların çevresinde Geryones’e denk gelirlerse,ya meraklarından ya da korkularından onun o anlık yemeği olmaktan kurtulamıyorlarmış.

Vadide yaşayanlar , oradaki sıcak sularının ve buharlarının sardığı bu vadinin hamamlarına ve ejderine hem korkuyla hem de inançla bakıyorlarmış.

Geryones’in avlanmaya çıkmadığı saatleri bilen insanlar Vadinin Gölünden taşıdıkları suyu ,yaralı ve hastalarının tedavilerinde kullanıyorlarmış.

Gölün suyu;yaralara,iç hastalıklara,sancılara,yüze,göze,güce,kısacası her şeye iyi geliyormuş.Ama insanlar bu suyu istedikleri zaman kullanamıyormuş.Bir çok kez hastalarına su getirebilmek için gidenlerin dev ejderhaya yem olduklarını görüyorlarmış.

Bu suların bekçisi olarak Geryones’in gönderildiğine inanıyorlarmış.Geryones’in varlığı,gücü, ve çevreyi titreten o çığlığı onun bu vadinin güçlü koruyucusu olduğuna inanmaya başlamışlar.

Yörede yaşayanlar, buraya “Geryones Vadisi” veya “Geryones’in Hamamları” diyorlarmış.

Geryones’in Vadisi ve Hamamları olarak adlandırılan bu yer,bölgedeki insanların inançlarına da yerleşmeye başlamış..Vadinin şifalı sularını içen ya da kullanan kişilerin güce ve sağlığa kavuştuğunu görenler vadiye ve Geryones’e tanrısal bir gözle bakmaya başlamışlar.

Böylece Geryones Vadisi’nin sağlık ve güç simgesi olan “Geryones” adlı ejderha, aynı zamanda yöredekilerin de koruyucu tanrısı konumuna yükselmiş.



5-İNSANLARIN HAYATTA KALMALARINI SAĞLAYAN DA GERYONES

VADİSİNDEKİ SUDUR.



Zaman geçmiş,gün gelmiş,yörede bir salgın hastalık başlamış.

İnsanlar bir bir dökülmeye,ölmeye başlamışlar.

Vadinin sularından içirilen insanlar kurtulmaya başlamış.

Yörede yaşayanlar,yaşlı kahine gitmiş,nedenini sormuşlar.O da onara tek bir cümle söylemiş:

“İnsanların hayatta kalmalarını sağlayan da Geryones Vadisindeki bu sudur.” Demiş.

Kahin demiş ama suyu getirip hastalara verebilecek güç ise yokmuş.

Bunun üzerine bütün yöre halkı bir araya gelmiş, bu Geryones adlı ejderha’dan kurtulmanın yollarını düşünmeye başlamışlar.Sonunda yine karşı vadide yaşayan yaşlı kahine gitmekten başka çarelerinin kalmadığını görmüşler.Kendi aralarında toplanmış,birkaç kişi seçmiş Yaşlı Kahin’e göndermişler.Gelenler,yaşlı kahine durumu anlatmışlar.Yaşlı kahin biraz düşünmüş,sonra gelenlere dönüp:

“Siz bu ejderi çok zor öldürürsünüz.Önce ona sığırlar,av hayvanları ve yiyecekler vermeniz gerekmektedir.O bunları yemekle meşgul olurken sizlerin onu haklamanız gerekir.Haa,Ejderhayı öldürmek öyle kolay bir iş değil.Önce bilinmesi gereken önemli bir nokta var.Ejderha yer altının güçleri tarafından büyülenmiştir.Kolayca ölmez.Boynunda bir noktası var.Ancak orayı üç kez kesebilirseniz öldürebilirsiniz.Yoksa kafasını kesseniz bile kafa yeniden çıkar,yeniden saldırır.Kesik yeri üç kez teker teker kesmeniz gerekecek.”demiş.

Yaşlı Kahin bunu söyledikten sonra Vadide yaşayanlar sessizce oradan çekilmiş,yaşadıkları yere dönmüş, düşünmeye başlamışlar.

Önce Vadinin güçlü, kuvvetli , bileği güç bükülür yiğitlerini toplamışlar.Bir savaş düzeni içinde çalışmışlar.Günlerce ejderi uzaktan izlemişler,onun geçtiği yerleri ve bıraktığı izleri bellemişler.



6-EJDERHAYI ÖLDÜRMEK ÖYLE KOLAY BİR İŞ DEĞİL.



Sonra,ejderi çeşitli avlarla içlere doğru çekip onun boyunu aşacak bir derin kuyu kazımışlar.Kuyunun üzerini ince dal parçacıklarıyla kaplamış,kuyunun hemen başına da kocaman bir sığırı ağaca bağlamışlar.Ardından ellerine sivri uçlu mızraklarını almış,her biri bir köşeye sinmişler.

Ertesi gün , yeri göğü çınlatarak gelen ejderin açlık sesi çevreyi inletmeye başlamış.Kendisine hazırlanan yolu ve yol başlarındaki avları yiye yiye yoluna devam etmiş.

Sonunda hazırlanan tuzağın başına gelmiş. İlerdeki koca sığırı görünce büyük bir çığlık atmış.Sığır bağlı olduğu ağacın dibinde yığılıp kalmış korkudan.Ejder büyük bir iştahla ava ulaşmak için hamle yapınca kendini kuyunun dibinde bulmuş.Çığlıkla kuyuya yuvarlanan ejder çıkmak için kuyunun kenarına doğru sıçramak istemiş ama ilk önce gözlerinden sivri mızrakları yemeye başlamış.Acı dolu çığlıklarla kuyunun kıyısına sıçramış.Tam bu sırada Vadinin yiğitlerinden biri çekip kılıcını ejderin boynunu uçurmuş.Çevreye bir azgın dere gibi kanlar fışkırmaya başlamış.Öyle ki bir anda kuyunun içi dolduğu gibi kan bir dere gibi Vadiden aşağılara doğru akmaya başlamış.O sırada ikinci yiğit gelmiş ikinci kez ejderin toparlanmaya başlanan boynunu kesmiş.Ejderin çığlıkları dağdan kayaları ağaçlarıyla birlikte söküyormuş.Bu kez de yerine yapışan boynunu üçüncü kez üçüncü delikanlı kesmiş.

Bu sırada da kuyunun kıyısına yapışan ejderin ayakları açılmış,kafası kuyunun dışında diğer yerleri kuyunun içine yuvarlanmış,üst üste yığılmış bir tepeye dönmüş.



7-“VADİNİN YİĞİTLERİ,GERYONES CANAVARININ BAŞINI UÇURDULAR.ARTIK VADİ VE ŞİFALI SULARI VADİDE YAŞAYAN HERKESİNDİR”



Vadinin bütün halkına haber uçmuş:

“Vadinin yiğitleri,Geryones Canavarının başını uçurdular.Artık vadi ve şifalı suları vadide yaşayan herkesindir”

Günlerce Geryones canavarının başını ve gövdesini görmeye gelenler çevreye doluşmuş.

Artık yöredeki hastalar,güçsüzler,yaşlılar bir bir sıcak hamamlara gelmeye başlamışlar.

Vadinin gençleri Geryones’in çevredeki pisliklerini ve dağınıklığını temizlemişle.Vadinin Gölü olan yere insanların içine girebilecekleri havuzlar,soyunacakları ve yatacakları mekanlar yapmışlar.Tümünü mermerlerden bir sırma gibi işlemişler.

Üstelik yeraltının derinliklerinden kendilerine uzatılan bu sağlık,şifa ve gençlik kaynağına da saygı ve bağlılık gösterip onu bir inanç sembolü olarak işlemişler.



8-İNSANLAR SAĞLIK,ŞİFA VE GENÇLİK KAYNAĞINA SAYGI VE BAĞLILIK GÖSTERİP ONU İNANÇ SİMGESİ HALİNE GETİRMİŞLER



Derler ki ; Vadide yaşayanlar,bu olaydan sonra yaşlı kahine tekrar gitmişler.

Vadi halkı ona teşekkür etmek istemiş.

Bu sırada ,yaşlı kahini yatağında ölmek üzere olduğunu görmüşler.Yaşlı kahin gelenleri görünce eliyle işaret edip çağırmış:

“Bu ejder bedeninde yeraltının büyülü gücünü taşıyordu.Ona ilk öldürücü darbeyi vuran gence bu güç geçmiştir.Bu genç ise bin yılda bir gelen bir insandır.İnsanların en güçlüsü,en kudretlisi olacaktır.O sizlere baş olacak.Varın gidin bu kaynaklara sahip olun.Bu kutsal mekanı boş bırakmayın.”demiş ve oracıkta ölmüş.



9-HER BİN YILDA BİR YİĞİT GELİR,ÇEVREYİ KORUR,DÜZENLER VE UZUN BİR SÜRE ADIYLA EN YÜCE BİR MERTEBEYE ÇIKAR



Denir ki ; o günden sonra, her bin yılda bir yiğit gelir,çevreyi korur,düzenler ve uzun bir süre adıyla en yüce bir mertebeye çıkar , sonraki bin yılda , bir başkası gelene kadar zamana hükmeder.



2-ÇİFTLİKKÖY EFSANESİ



KARAKİLİSE



BİTİNYA İMPARATORUNUN USTA KILIÇ KULLANAN, OK ATAN GÜZEL KIZI



Bitinya İmparatorunun çok güzel bir kızı vardı.

Güzelliği dillere destandı.Onu İstanbul’dan,Roma’dan,Atina’dan daha bir çok ülkeden,şehirden genç,babayiğit ister ama İmparatorun kızı kimseyi istemez.

Babasının Pylai kasabasının rıhtımına yaptırdığı köşkünde yaşardı.Köşkünde kendisi gibi yedi yiğit kız vardı.Bu savaşçı genç,bilekleri bükülmez kızlar da onun hem can yoldaşları hem de en yakın arkadaşlarıydılar.

Akşamları yedi kız arkadaşıyla atlarına atlar Hersek’e kadar giderlerdi.Çevredeki ormanlarda ok atar,av avlarlardı.

İmparator Kızı,iyi kılıç kullanır,çok iyi ok atardı.Attığı hiç bir ok hedefinden şaşmazdı.Kendisiyle İmparator babasının askerleri kılıç oyunlarına girmeye görsünler.İlk dakikalarda genç kızın ayağını göğüslerinde bulurken toprağa dayalı ağızlarına zor nefes yetişirdi.

Kızın , yedi kız arkadaşı da ondan geri kalmazdı.Yedisinin de bileği bükülmez yiğitler olduğunu herkes bilirdi.



İMPARATOR KIZININ ÖLMESİ



Günlerden bir gün, Bitinya’nın bu şirin kasabasını yedi genç kızın bir feryadı figanı basar ki sormayın gitsin.Öyle bir ses,öyle bir çığlık ki dağ,taş yerinden oynar . Attıkları çığlıklar,denizde dalga olur yüzer gider sonsuza. Ellerini,yüzlerini yırtarlar.Kızı yatağında ölü bulurlar.Kimine göre:

“ yılan sokmuştur.

Kimine göre:

“düşmanlar zehirli okla kızı öldürmüşlerdir.”

Kimine de göre :

“İmparatorun düşmanları ondan intikam almak için kızını öldürmüşlerdir.”

İmparator ile esi ağlaşırlar sızlaşırlar ama elden gelen bir şey yoktur.İmparatorun eşi kızının köşkünü görmeye dayanamaz.Kapıda bekleşen askerlere öyle bir emir verir ki hemen oracıkta,o anda kızın köşkünü yerle bir ederler .Köşkün yeri düz bir toprak alana döner.

Liman da , çevresi de bir günde ıssızlaşır.Ne su kemerlerinden suyun sesi gelir,ne köşkün yerinden bir taş parçası görünür.



İMPARATORUN KIZI ADINA BİR DİNİ YAPI YAPMASINI RÜYADA GÖRMESİ



Bir gün İmparator bir rüya görür.Rüyada bir elinde asası olan uzun sakallı biri İmparatora:

“Üzülme oğlum.Kızının köşkü yerine bütün insanları toplayacak ve Tanrıya yalvaracak bir yapı yap oğul.Hem de kızının öldüğü yerde.O yapıyı gördükçe sen de toprak olacağını hatırlarsın.Yapı ,görünümde küçük olsun ama egemenliği büyük olsun.Dört kapısı olsun.Bir kapıdan yağmur girsin,bereket taşısın.Bir kapıdan rüzgar girsin bütün yeşili döllesin. Bir kapıdan canlılar girsin çoğalarak çıksın.Bir kapıdan deniz sesi girsin ufuklara egemenlik getirsin.Tam tepesinden güneş doğsun, ortasına eşitlik düşsün,her şey olgunlaşsın,göğe dua yükselsin.”

İmparator uyanır,kan ter içinde gördüğü rüyayı defalarca düşünür,düşünde söylenenleri haklı bulur.Buraya bir dini yapı yapmak istediğini yakınlarına söyler.Hepsi bu isteği uygun bulur.İmparatorun istediği yapı öyle bir yapı olsun ki hangi yönden baksan her yönü hep aynı olsun.

Pylai kasabasına,taş iskelenin yakınına ustalar,mimarlar gelir.ölçerler biçerler ilk taşı,ilk tuğlayı koyarlar.





HER TUĞLASI BİR YERDEN,GERİ KALANI İSE KUDÜSTEN GELEN BİTİNYA’NIN EN DEĞERLİ YAPISI



Derler ki .”Her kapının tuğlası bir yerden getirildi.İlk tuğlası İstanbul Ayasofya’nın bir duvarının en uygun yerinden, bozmadan , bir yerinden,yapıya zarar vermeden,ikinci tuğlası İznik Ayasofya’dan,Üçüncü tuğlası Efes’ten,dördüncü kapının tuğlası ve yapıdaki diğer tuğlalar da deve yüküyle Kudüs’ten getirtilmişlerdir

Kudüs’te yaşlı , ustalar ustası bir tuğla ustası yaşamaktadır.Bu usta, tuğlaları pişirirken içine içine öyle bir madde katıyor ki bunu yakınları ne de çırakları bilir.Ustanın sırrı..Tuğla piştikten sonra öyle bir sertleşir ki tıpkı demir sesi çıkarır.Güneşe çıkardığında güneşte ayna gibi çevreye ışığı yansıtır.Gece ise ay gibi ışıl ışıl parlar,çevresini adeta ışıltıya boğar.

O yüzden bu yapı dünyanın en kıymetli yapısıdır.

Geceleri İstanbul’dan,taa İmparatorun sarayından bir ay parçası gibi fark edilirdi.Sırf bu yapıyı görmek üzere bir çok insan ay ışığında gelir karşıdan yapıya hayran hayran bakarlardı.

Yapı Bitinya’nın en muhteşem yapısıydı.

İmparatorun kızı için yapılmıştı.



MODERN BİNALARIN ARASINA SIKIŞMIŞ SESSİZ TARİH:KARAKİLİSE



Aradan yıllar yıllar geçer.

Zaman döner Tarih değişir,

Bitinya Bölgesine Roma İmparatorları sahip olurlar.

Doğu Roma için Bizans İmparatorluğu denilinde bu topraklar Bizans İmparatorluğuna ait olur.Hırıstiyanlığı kabul eden Bizanslar Bitinliler döneminde yapılan bu muhteşem yapıyı yeniden elden geçirerek bir kiliseye çevirir.

Bu Playli kasabasındaki kilise İstanbuldaki ve İznik teki iki Ayasofyaların arasındaki en güzel kilisedir.Deniz yoluyla istanbuldaki saraya,kara yolu ile İznik ve Kudüse bağlıdır.

Aradan yıllar geçer.

Osmanlı çevreye hakim olunca çevre Müslünların yerleştikleri alana döer.

Pylai kasabasındaki Hıristiyanlar da çekilince kilise yıkılmaya başladı.Çevrede bu yapıa Kara Kilise denilmeye başladı.

Şimdi Çiftikköy’de modern binaların arasında yıkık ve çevresi dolmuş sessiz bir tarihi bina olarak zamana direnmektedir.



3-ALTINOVA EFSANESİ

ÇOBANKALE (XERİGORDOS) EFSANELERİ (1)





Yolunuz bir gün Altınova’ya düşsün.

O sıcak,yumuşak toprağı örten asvaltın dışına aracınızı çekin.Araçtan inin.

Biraz yürüyün

Toprağa sıkı sıkı basın.

Bedeninizin hafifçe titrediğini göreceksiniz.

Eğilin,iki elinizi toprağa bastırın ve kısa bir süre ne duyumsadığınızı düşünün.Eğer duyumsadıklarınızı ayırd edemiyorsanız ben size en eskisinden başlayıp sırayla söyleyeyim.

“Duyumsadıklarınız ve duyduklarınız metal sesleriyle Drakon Vadisinde yürüyen savaşçıların sesleridir.”

Biliyorum şimdi de soracaksınız:

“Hangi savaşçılar,kimin savaşçıları?”

Hemen söyleyeyim:


DRAKON VADİSİNDE KISTIRILAN HAÇLI SAVAŞÇILARI



“Bu savaşçılar ,zırhlarıyla,gürültüleriyle,metallere bürünen Haçlı savaşçılarıdır.”

Siz Haçlı ordularını düşünedurun, biz efsanemize dönelim.

Drakon Vadisi’nde yürüyen savaşçılar, sıra düzeninde şarkılar ve marşlarla Drakon Nehri’nin ağzına gelirler.Sularını içer,göğüslerine varan akıntılı sudan karşıya yürüyerek geçmeğe başlarlar.Vadideki zırhlı savaşçılar suda ilerlerken birden güçlü bir hücum sesiyle tuzağa düştüklerini anlarlar.Vadinin ve nehrin çevresinden başlarına yağmur gibi oklar yağar.Öyle bir yağış başlar ki onları ne metal zırh koruyabilir,ne de sinme,saklanma.Savaşçıların tümü ölür.Ne taş üstünde taş,ne de omuz başında baş kalır.Yaralılara ise biraz sonra tepeden vadiye inenler kılıçtan geçirir.Kıyıda kalan ölen haçlılar da suya atılır.

Drakon Nehri,günlerce kan akar.

Denize sürüklenen kanlar nehir ağzından denizin içlerine kadar kızıl bir akıntı oluşturmuş.

Ağır metal elbiseleriyle Haçlılar koca nehirde dağ gibi cesetleriyle günlerce kalmış.

Drakon Nehri’nin önü kapanmış.Sular birikmeğe başlamış.Nehir yatak değiştirmiş.





ÇOBANKALE’DEKİ BİZANSLILAR



Bu sırada yörede Bizanslılar yaşamaktadır .Emir dinlemeyen Haçlıların yakıp yıktıkları ve hangi canlıyı görürlerse kılıçtan geçirdiklerini bilen Bizanslar Xerigordos’a (Çobankale’ye) sığınmışlar.

Yörede yaşayanlar , kaleye sığınırlarken savaşçıları da yöreye zarar veren bu gözü dönmüş savaşçılara tuzak kurmakla uğraşıyorlarmış.

İçeri sığınanlar, kısmen yıkılan kalenin, ayakta kalan burçlarından aşağıya, nehir yatağına bakıyorlarmış.

Bu kadar metal, bu kadar kemik ile ne yapabilir?

Önce suyun önü açılır.

Onlar da öyle yapmışlar.

Cesetleri ve metalleri birbirinden ayırmış, iki koca dağ yapmışlar. Sonra dalmış ormana iki dağdan da yüce bir dağ daha kurmuşlar. Odun dağı...

Bilgeleri, Bilginleri gelmiş, kafa kafaya vermişler.Tartışmışlar,konuşmuşlar.Metallerin ve kemiklerin nasıl değerlendirileceklerini bulmuşlar. Görevliler,koşmuş, kazanlar kurmuş, yataklar hazırlamışlar.

Cesetleri, kazana, metalleri yatağa koymuşlar. Ardından koca odun dağlarını yakmışlar.

Ben diyeyim otuz dokuz gün,siz deyin kırk gün.

Odunlar yanmış ha yanmış.

Sonunda yatakta Metaller erimiş,kazanlarda ise kemikler erimiş...Kazanlar dolusu tutkal oluşmuş.


ÇOBANKALE ‘NİN) DEMİRCİ USTALARI



Soğuyan yatağın başına ustalar üşüşmüş. Çekiçler getirilmiş, örsler kurulmuş,. Koca demir yığınından demirler kesilmiş, demirler dövülmüş. Ustalığa ustalık katılmış, koca kale kapıları orada yapılmış.


ÇOBANKALE’NİN TAŞ USTALARI



Yapı ustaları,kalenin yıkılan taşlarını toplamış, taş ocaklarını açmışlar. Başlanmışlar kalenin yıkılan yerlerini onarmaya...

Ben diyeyim yedi gün, siz deyin on iki gün...

Xerigordos yeniden görkemli bir biçimde onarılmış. Hatta yeni burçlar bile eklenmiş. Koca alanına bir kocalık daha eklenmiş.Kale yeniden elden geçirilmiş.Kapısı demirden,daha güçlü biçimde yapılmış.Burçlarına pencerelerine yeni metal çerçeveler takılmış.


ÇOBANKALE’ DE ) NİYE HARÇ KULLANILAMAMIŞ



Denir ki; o gün taş taş üstünde kalmayan kalenin yapısına bakanların burada hiç “harç” kullanılmadığını söylerler. Ama bu taşların sefere giderken Drakon Nehri’nde kıstırılan Haçlı Savaşçılarının eritilen kemiklerinden oluşmuş tutkalla birbirine yapışık olduğunu öğrenenler ürpeririler.

Her demir parçasının da bir zırhtan bir parça olduğunu bilmeyen yok...



XERIGORDOS NERESİDİR?



- Xerigordos Kalesi neresi mi?

- Onu bilmeyen mi var... Bizim şu Çobankale’ miz



ÇOBANKALE EFSANELERİ-2-




HELENOPOLİS ( HERSEK ) ADININ ELEEİNPOLİS’ E
YANİ “ SEFALET KENTİ “ ADINA DÖNÜŞMESİ



Bizans orduları ,Anadolu’da birer birer yenilmekteymiş.

Öyle ki Güneşli Ülke olanak bilinen Anadolu topraklarında Bizans güçleri gün be gün gerilemekte imiş.Malazgirt (Menzikert) yenilgisi Bizans güçlerini korku ve dehşet içinde bırakmış

Anadolu’dan , her gün , Dil Burnu İskelesi üzerinden yüzlerce kişi karşıya geçiyormuş.

İstanbul’a gidenlerin içinde zenginler,askerler,tüccarlar. büyük bölümü oluşturuyormuş..

O günlerin Hersek’inin adı Helenopolis’tir.

Helenopolis üzerinden İstanbul’a kaçanlar hep bu yolu kullanmaktadırlar.

Türk akıncılarına karşı , savaşmadan kaçanların bu kent üzerinden gitmelerine sinirlenen Bizanslar kentin adını Eleeinpolis olarak söylemeğe başlamışlar.Eleeinpolis ise Sefalet Kenti anlamına gelmektedir.Çünkü o günün güzel ve gönençli liman kentinde yaşayanlar Türk tehlikesinden kaçınca kentte yaşayanların sayısı da azalmağa başlamış.Bu arada kent pislik ve sefalet içinde kalmış.Bu görünüşünden ötürü Eleeinpolis olarak adlandırılmağa başlamış.





DİL BURNU YA DA ŞEYTANIN İŞARETİ



Eski Bizans’ın Anadolu’daki efsanelerinden biri de “Şeytan İşareti” olarak adlandırılan Dil Burnu adı üzerinedir.

Denir ki,Bizans’ta bozgun başlamış.Her gün atlarla, arabalarla ,kervanlarla insanlar gelip dil burnundan karşıya geçmekteymiş.Bu kaçış ,o kadar yoğunlaşmış ki ( Helenopolis) Hersek uğursuz kent olarak tanımlanmağa başlamış.

Anadolu içlerinden gelenleri karşıya taşıyacak gemiler yetersiz gelmeğe başlayınca yeni bir gemi gelinceye kadar çevrede çadırlar kurulmağa başlanmış.

Öyle ki,Dil Burnu çevresi çadırlarla dolup taşmağa başlamış.Bu durumu gören Bizanslılar ise bu uğursuz gidişe kızıyorlar ve gidenlerin bu hareketine:

“Şeytan işareti” demeğe başlamışlar.


ÇOBANKALE - XERİGORDOS - HAPİSHANE KALE



Bizans döneminin komutanlarından Aziz Gregori zamanında Xerigordos Çobankale en gözde kalelerden biridir.Çok küçük olması ona kaleden çok bir şato ya da güvenli bir barınak gibiydi.Komutanın emriyle Xerigordos Çobankale’deki güvenlikten sorumlu asker görevlilerin yerinde kalmasını istemiş.Bunların dışındakilerin kaleyi boşaltmasını istemiş.

Emir bu ya.,tez yerine ulaşmış.

Kale beyi “kem” etmiş, “küm” etmiş ama sonunda emre uymuş.

Kale kapısına atlar yanaşmış,arabalar gelmiş,yükler yüklenmiş,Dil Burnu’na doğru yola koyulmuşlar.Kale Beyi,kendisini kıyıda bekleyen gemiye yüküyle binip Başkent İstanbul’a doğru yol almış.

Bizans komutanı,İmparatorun en güvendiği komutanlardan biri imiş.Başkentte Bizans İmparatoruna kim karşı ise ya da isyancılar varsa önce yakalanıp ,yargılanır,mahkum edilir.Daha sonra gemiyle Helenopolis’ (Hersek’e) gönderilir Hersekte askerlerin gözetiminde Xerigordos Hapishanesine gönderilirdi.

Bizans’a göre Xerigordos (Çobankale ) gökyüzünde erişilmez bir yerde,yıldızlara yakın tasavvur edilirmiş ki oraya düşen isyancının kolay kolay yaşama yeniden dönebilme şansı yoktu.

Xerigordos’un (Çobankale) bir ünü de önemli, bir hapishane-kale oluşuydu.





ÇOBANKALE EFSANELERİ-3-



KOYUNHİSAR / ÇOBANKALE



“YETİŞ KOYUN BABA”



Derler ki,Çobankale’nin öbür adı da Koyunhisar’dır.

Koyunhisar adını Koyun Baba adında bir ermişten alır.Koyun Baba ,şimdiki Çobankale’nin kurulduğu alanda gömülü imiş.

Koyun Baba,kimine göre konuşma bilmez, dil bilmez, garip sesler çıkaran bir biriymiş.Sadece yöredeki insanların anladığı ,tanıdığı bir sesi çıkarırmış.O da koyun sesini.

Hangi tepede ise,hangi dağda ise onun ovada yankılanan sesi:

“Meeeee! İmiş.

Bu sesindan ötürü ona da Koyun Baba diyorlarmış.

Koyun Baba,ne yer,ne içer, kimse bilmez.

Dağda yalnız başına yaşar.

Kışın karda,buzda saçı sakalı buz içinde kapanan yollarda yürür,iz yapar,insanların Hersek’e inmesini,Hersek’e gitmesini sağlarmış.

Boyu bulan kar yağışlarında,yolcuların bir dileği varsa , o da şuymuş:

“Yetiş Koyun Baba!.”

Koyun Baba,darda kalan,sıkıntıda olan insanlara yetişir,hiçbir şey demeden yardımlarına koşar,işlerinin görülmesini sağlarmış.Daha o kişi teşekkür bile etmeden kaybolup gidermiş.


OSMAN GAZİ İLE BİZANSLININ SAVAŞINDA KOYUN BABA



Osmanlılar Bizanslılar ila savaşırken Osman Beyi’in hemen yanında, Bizans askerlerini kılıçtan geçiren bir yiğit vardır.Hatta savaş alanında Osman Gazi’ya bir mızrak atlılır,arkası dönük olan Osman Beyi,atılan mızrağı havada tutarak kurtaran yiğitte Koyun Baba’dır.

Koyun Baba,Gemilerle Dil Burnuna çıkan Bizans askerlerini kovalar,denize sürer onları.


KOYUN BABA DENİZDE YÜRÜYEREK DÜŞMAN KOVALIYOR



Denizdeki Gemilerine binerek kaçan Bizanslıları denizin yüzeyinde ayakları suya batmadan kovarak,kimi gemileri yakarak Bizanslıların kaçmasını sağlar.

Savaş Osman Gazi’nin askerlerince kazanılır.

Koca Bizans yenilmiştir.Herkes sevinç içindedir.

Bu kahramanı merak eden Osman Gazi:

“Tez bu yiğidi bulup bana getirin” der.

Askerler,koşar ,arar ama bulamazlar.Osman Gazi’ye eli boş geldiklerinde:

“Bulamadık,sanki yer yarıldı da içine girdi.” Derler.

Osman Gazi,bağırır:

“Savaşın en ağır yerinde bana atılan mızrağı havada tutup beni ölümden kurtardı,ona bir can borcum var.Onu bulun bana.” Der.

Der demesine ama kim bulacak.

Ortada ne Koyun Baba var var ne de izi.

Osman Gazi’nin bir Beyi:

“Beyim, ben onun deniz yüzünde Bizans Gemilerini kovarken gemileri ateşe verdiğini gördüm.”der.

Bir Başkası:

“Beyim,bende Hersek’ten Bizanslıyı denize sürerken gördüm.Deniz üstünde yürüyordu.”der.

Osman Gazi, çok şaşırmıştır.



ŞEYH EDEBALİ “KOYUN BABA SANA MÜJDE TAŞIMIŞTIR” DER



Askerler dört koldan Koyun Baba’yı aralarlar ama kimse izine rastlamaz.Osman Gazi’ye bunu öğreneme bir dert olur.Hemen yanındaki Beylerinden birini çağırır:

“Çabuk koş bana Şeyh Edabali’yi al getir.Bu bilmeceden kurtarsa kurtarsa o beni kurtarır.”der.

Bir atlı hemen yola koyulur.Bir kaç saat sonra Sakalı göbeğinde Koca Edabali gelir.Osman Bey onun atının digini tutar, yere inmesini sağlar,elini öper çadıra buyur eder,durumu anlatır.Şeyh Edabali,gülümseyerek:

“Bak Osmanım,bu bir ermiştir.Koyun Baba derler adına.Denizde yürür,dağda yürür,orman üstünde yürür...Kime yardım etse,kime yakın gitse ona bir müjde taşımıştır demek.Kutlu olsun,bir müjden daha oldu.”der,izin isteyip gider.





Savaş sona erer.

Osman Bey,savaşın galibidir.

Bizanslı bölgeden çekilmiştir.Artık bu çevreye Türkmenler akın akın gelmektedir.Kimileri Bizans köylerine yerleşir,onlarla birlikte yaşar.Kimileri yeni köyler kurar,toprak işlemeğe başlarlar.

Gelenlerin ve çevrede yerleşenlerin tümünün sürü sürü koyunları vardır.Yerleştikleri bölge ise bol sulak bir topraktır.

Savaştan sonra eski kalede dara düşen çobanlara yardım ederken Koyun Baba’yı görürler.Bir daha gören olmaz.



ESKİ KALENİN ADI KOYUN HİSAR OLUR



Tepeye kurulan,bu eski Bizans kalesine savaştan sonra Koyun Babanın en son görüldüğü yer olasından ötürü Koyun Hisar derler.

“Koyun Baba’nın içinde yaşadığı kale”.

“Koyun Baba’nın Hisarı.”

“Koyunların barındığı kale.”

“Koyun Hisar”

Derler ki o günden sonra Koyun Baba’nın izini bir başka diyarda görmüşler.Başka bir yere göçüp gitmiş,uzak bir diyarda ölmüş.Bu hisarda görüldüğünde ve sırrı ortaya çıktığından kayıplara karışmıştır.

O nedenle onun adından dolayı bu kaleye kimileri Koyun Hisar derler.





ESKİ MİTOLOJİDEN ÖRNEKLER:

A) ASKLEPİOS



Sağlık, tedavi ve hekimlik tanrısı Apollon ile Koronis'in oğludur, Khlron tarafından yetiştirildi. Karısının adı Eplone idi. Hazakati sayesinde insanları da ölümden kurtarabildiğini düşünen Zeus, onu bir yıldırımla öldürdü. Apollon da Zeus'a yıldırımlar yapan Kyklop'ları öldürerek, ASKEPOİS'un öcünü aldı. ASKLE-POİS adına özellikle "horoz" kurban edilirdi. AESKULAP asası ve kutsal yılan bu gün de doktorluk simgesidir.



B) HERAKLES



Bir tanrıça tarafından doğmadığı, için mitoloji, HERAKLES'İ tanrı olarak kabul etmez, bir yiğit, çetin işlerin üstesinden gelmiş bir kahraman, sonra da OLYMPOS DAĞI'NDAKİ tanrılara Nektar sunan bir saki olarak gösterir. Mitolojideki ünlü on iki işi başarmıştır.



C) NYMPHA'LAR (NEMFLER/PERİLER/HURİLER)



Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen NYMPHA kırlarda, sularda, or*manlarda yaşayan, doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. HOMEROS'A göre NYMPHALAR, ZEUS'UN kızlarıdır. Bu genç ve güzel kızlar (periler) ko*rolarla raks ederler. NYMPHALAR ikinci derece önemli tanrıçalar sayılmakla birlikte, doğa ve insanlar üstüne etkili ve güçlü bilinirler, bu yüzden de büyük tanrıçalar gibi "yüce" ve "ulu" sıfatlarıyla anılırlar. Doğadaki yerlerine göre adları değişir.

DRYAS - Ormanda yaşayan NYMPHALARA bu ad verilir. Orman perisi anlamına gelir.

OREAS - Tepelerde yaşayan perilerdir.

NAİAS - Kaynak ve pınarlarda yaşayanlardır.

NEREUS - Denizlerde yaşayan peri kızlarıdır.



D)STELLERDE YER ALAN MİTOLOJİK VARLIKLAR:



a)- Kurşunlu Hamamda kubbeyi tutan payandalardan birinin cephesine yerleştirilmiştir, üst kısımlarında HERAKLES, altta ise üç NYMPHA/NEMF yer al*maktadır Stelin HERAKLES VE NYMPHA'LARA adandığı kitabeden anlaşılmaktadır.

b) - Yine payandalardan birinde yer alan ikinci stelin üzerindeki kabartma, hemen hemen birincinin aynıdır, Tek fark aşağıda yer alan nemflerin birbirlerinin el*lerinden değil, mantolarından tutmalarıdır.

c) - Üçüncü stelde de aynı kabartma görülmektedir. Burada fark düzensiz bir şekilde işlenmiş olmasıdır.



d) - Dördüncü stelde cepheden resmedilmiştir. HERAKLES ve NYMPHALAR yer almaktadır. Nymphalar mantolarıyla başlarını örtmüşlerdir. Bu stelin ALEKSANDROS'UN oğlu tarafından ilah HERAKLES ve NYMPHA'LARA adandığı yazılmış "ALEKSANDR tarafından HERAKLES ve NYMPHALA adanmıştır" denil*miştir.

e) Beşinci stelde üst üste iki bölümden birinde HERAKLES ve ASKLEPİOS, diğerinde ise birbirinin ellerinden tutmuş üç NYMPHA yer almaktadır.





KAPLICALARLA İLGİLİ EFSANELER



A. İSTANBUL TEKFURU YANKONUN KIZI ELENİ'NİN İYİLEŞMESİ:



İstanbul tekfuru YANKO'nun kızı ELENİ iyileşmez bir hastalığa yakalanmış. Kentin hekimleri, bilgeleri birer birer Tekfura uğrayıp kızının iyileşmeyecek bir has*talığa yakalandığını bildirmişler. Tekfur buna çok üzülmüş. Günden güne çirkinleşen, zayıflayan güzel Eleni de insanlardan kaçıyor, yalnız başına, günlerce odasına kapanıyormuş. Tekfur, kızının da isteği üzerine onu Kaplıcalara, kaplıcaların şifalı sularına göndermiş. Eleni ve beraberindekiler için Termal içinde köşkler yaptırmışlar. Böylece Eleni insanlardan uzak, yalnız başına ölümü burada beklemeye başlamış.

Bir gün kaplıcalarda dolaşırken yaralı bir ceylan görmüş. Yaralı ceylana her gün aynı saatlerde rastlamış. Ceylan, aynı saatlere yakın geliyor, kaplıcanın sularından içiyor, suya giriyor, bir müddet içinde kalıyor sonra çekip gidiyormuş. Bunu bir müddet böyle izlemiş. Son gördüğünde ise artık sapasağlam ve koşarak ceylanın gittiğini görmüş. Eleninin içine gün doğmuş.

Eleni de aynı şeyi yapmaya başlamış. Her gün belli aralıklarla ceylanın yaptığı gibi, sulardan içmiş, içine girmiş, yıkanmış ve çıkmış. Bunu aylarca sürdürmüş. Günden güne iyileştiğini hissettiği gibi çevresindekiler de bunu söylemeye başlamış. Sonunda Eleni iyileşmiş.

Eleni'nin iyileştiği haberi Tekfur'a verilmiş. Tekfur, kaplıcalara gelmiş, Eleni'yi sapasağlam görünce şaşırmış.

Bundan sonra da Kaplıcaların önemi gittikçe artmış.



B. IMPARATOR JUSTEN'İN GÜZEL KARISI SOFİA'NIN İYİLEŞMESİ İLE İLGİLİ EFSANE:



İmparator Jüsten'in güzel karısı Sofia güzelliği ile ün yapmış bir kadındı. Günlerden bir gün SOFİA'nın sararıp solduğu, parmaklarının, derilerinin döküldüğünü görmüşler. İmparatora iletmişler. Güzel eşinin böyle bir hastalığa ya-«alanması imparatoru çok üzmüş. Sonunda kutsal güçlerin bulunduğu Kaplıcalara gönderilmesi Kendisine önerilmiş.

Güzel Sofia iyileşeceğine inanmadığından kendini bir kaç kez öldürmeye teşebbüs etmiş. Sonunda Jüsten onu ikna etmiş, birlikte şifalı sularda yıkanmaya başlamışlar.

Birkaç ay sonra güzel Sofia tekrar eski güzelliğine kavuşmuş, sarayına dönmüş.



C. TAHTA KILIÇLI BİNEVA BABA:



Bineva Baba yaşlı, sakallı bir derviş imiş. Çevredeki Hıristiyanların Müslüman olmalarını istemiş, putlara tapmaktan vazgeçmelerini öğütlemiş.

Bu Derviş Kaplıcalarda yaşıyormuş. Çevrede herkes Bineva Baba'nın öğütlerine uymuş, Müslüman olmuş. Yalnız bir bölüm Hıristiyan varmış, Bineva Baba'nın yalancı olduğunu söylüyorlarmış.

Bineva Baba, elinde bir tahta kılıçla bu inanmayan Hıristiyanların üzerine yürümüş. Herkes alay etmiş, gülmüş. Bellerinde kılıçları olanlar Dervişin bu haline katıla katıla gülmüş, yerlere yatmışlar. Derviş Bineva elinde kılıcı ile Hıristiyanların ileri geleninin karşısına dikilmiş, Müslüman olmasını istemiş. Eğer Müslüman ol*mazlarsa başlarını elindeki kılıçla keseceğini söylemiş.

Adam önce gülmüş, "Kes bakalım o tahta oyuncağınla, bunak ihtiyar" demiş.

Bineva baba; .

"Ya bismillah" demiş.

Kılıcı savurmuş. O anda adamın kellesi bir yana, vücudu bir yana düşmüş.

Bunu gören diğerleri hemen oracıkta Müslüman olmuş, diz çökmüş Bineva Baha'dan af dilemişler. Diğerleri de kaçıp kaplıcalardan gitmişler.

Uzun zaman sonra Derviş Bineva Baba ölmüş. Onu kaplıcaların kaynağının bulunduğu yörenin yüksek bir tepesine gömmüşler. Artık kaplıcalara yıkanmağa gelenler, önce Bineva Baba'nın mezarını ziyaret eder, sonra yıkanırmış. Dilekleri olanlar, hastalar, çocuksuzlar, sakatlar gelir Bineva baba'ya dua eder, iyileşmelerine dileklerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmalarını isterlermiş.



D. ELİ SOPALI DERVİŞ ABAPUŞ:



Kimileri de bu yörede elinde sopayla çıplak bir adamın Kaplıca çevrelerinde dolaştığını söylerler. Çıplak dolaşan bu eli sopalı derviş kime rastlasa; eğer hasta ise, hasta olduğu yere eliyle dokunursa onun iyi olmasını sağlıyormuş, eğer sakat*sa, sakatlığını geçiriyormuş.

Bir gün çevreye Hıristiyanlar gelmiş, Abapuş'u görmüşler, Abapuş onların Kaplıcalara girmemelerini söylemiş, sopasıyla onlarla dövüşmüş. Sonunda Derviş'i öldürmüşler.

Çevre halkı da onu kaplıcaların en yüksek yerine gömmüş, her zaman gidip mezarını ziyaret etmişler..



E. YATAK KAYASINDA FERHADIN KAYAYI DELDİĞİ YER VE FERHAD İLE ŞİRİN İÇİN ANLATILAN EFSANE:



Varyant: I

Söylenenlere göre Ferhat Akköy'lü olup çobanlık yapıyormuş. Ferhat koyunlarını güderken Şirin adlı bir kızı görüp ona aşık olur. Öyle ki çevre köyler Ferhat'ın sevgisini bilir, herkes onun Şirini deliler gibi sevdiğinden haberlidir.

Bir gün köylülerin kullandıkları kaynakta su kurur. Suyun akması için ancak Ferhat gibi bir kimsenin gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. O çevrenin en zengini olan, Şirin'in babası istemeye istemeye Ferhat'ı çağırtır, ondan Yatak Kayasından su çıkarmasını ister. Ferhat da şartı olduğunu belirterek:

• Eğer şartımı yerine getirirseniz suyu açarım, demiş.

• Söyle şartını, kabul, demiş. Şirin'in babası, o da:

- Şirin'i alırım, demiş. Adam kabul etmiş.

Ferhat kılıcıyla, taşlarla, çubuklarla eşip sert kayayı peynir gibi doğraya doğraya açmış. Aradan günler geçmiş, bir gün nihayet suyun kaynağına ulaşmış. Vurduğu bir kılıç darbesiyle kaya kesildiği gibi çevreyi gürül gürül sular basmış.

Hemen koşup Şirin'in babasına haber vermişler. Şirin'in babası çok kötü kalpli bir adammış. Üstelik kızını da vermek istemiyormuş. Sözünü tutmamış. Bu arada bir kötü adamla Ferhat'a haber göndermiş. Adam:

- Şirin'in babası sana kızını vermek istemiyor, sözünden vazgeçti.

Bunu duyan Ferhat deliye dönmüş. Rast gele kayalara vurmağa, taşları devir*meye başlamış. Sonunda dayanamamış kendini aşağı atmış.

Bunu duyan Şirin de koşup gelmiş, Ferhat'ın kendini attığı kayadan aşağıya atlamış. Oda oracıkta ölmüş.

O gün bugündür Gökçedere'nin üstündeki Yatak Kayasından Ferhat ile Şirin'in kayası olarak söz edilir ve bu efsane anlatılır.



F-HER CUMARTESİ NEDEN YALOVA'YA YAĞMUR YAĞAR?



Her hafta sonu cumartesi pazarının kurulduğu gün yağmurun yağması için şu efsane anlatılır: Cumartesi pazarının kurulduğu yer eskiden mezarlıkmış. Orası düzenlenip pazar yeri haline getirilmiş. Çevre köylerden, ilçelerden pazar yerine gelenler orayı ayak altına alınca mezarlarında yatanlar rahatsız olmuşlar. Ra-hatsızlıkları ağlamaya dönüşmüş. Tanrı'ya yalvarmışlar, göz yaşlarını yağmur olarak yağdırırsa belki insanlar anlar, mezarları çiğnemeden vazgeçerlermiş.

Yağan yağmurlar bu yüzdenmiş. Pazara gelenler de böyle ıslanıyorlarmış.





ÇINARCIK İLÇESİ İLE İLGİLİ EFSANE:

1. BİR YENİÇERİ BEKTAŞİ BABASI: HASAN BABA



Çınarcığın üç kilometre güneyinde, yaşlı meşelerle çevrili yüksek tepenin üzerine kurulu bu yerin adı bir yeniçeri askerinden kalma olduğu söylenmektedir. Bir gün seferden dönen Askerlerin hem yiyecekleri, hem de suları bitmiş. Kendilerini ancak Hasan Baba olarak bilinen yere atabilmişler. Susuzluktan ölmek üzere olan askerlerin içinden Hasan Baba adlı bir yeniçeri kılıcını almış, bir kayaya indirmiş.Kaya yarılmış,içinden buz gibi bir su akmış. Böylece bütün askerler suya koşmuş,sularını içmiş,susuzluklarını gidermişler. Çok soğuk olan bu su kaynağı o günden beri hiç kurumadan akmaktadır. Bugün Hasanbaba adını alan o bölge ‘ Hasan Baba Suyu ‘ ile halen binlerce kişiyi çekmektedir.





FIKRALAR FIKRA VE ATASÖZLERİNDE YALOVA



Yalova İlinde söylenen Atasözlerinden bir demetini derleyerek bir araya getirdim.

Çınarcık, Marmara Denizi kıyısında, meyvesi, suyu, balığı, tereyağı ve Çınar ağaçları ile ünlü İlçemizdir. Bu ilçemizle ilgili şu deyimleri tespit ede*bildim:



1, Çınarcığın balkabağı kantara vur.

2. Çınarcığın balkabağı okkaya vur. (*)



Bu deyimin birincisi Ahmet Vefik Paşa (1823-1891), Şinasi (1824-1971) tespit etmiştir. Şinasi'nin kitabı daha önce, Ahmet Vefik Paşa'nın eseri onun arkasından çıkmıştır.

Bugün deyimlerin yalnız somut anlamı kalmış, soyut olarak yani mecazi ola*rak ne demek istediğini çıkarmak zor. Çünkü yüzyıl sonra Çınarcık, hanım hanımcık, Boğaziçi Kıyıları gibi süslü püslü bir plaj bölgesi olmuştur.



Yalova ile ilgili deyimlere gelince, onları da şöyle sıralayabiliriz:

1. Yalova kaymakamı

2. Yalova kaymakamını kim dinler.

3. Kim takar Yalova Kaymakamını

Bu deyimlerin Atatürk zamanında yaygınlaşmağa başladığı sanılmaktadır. Ya*lova'nın Atatürk tarafından yeniden imar edildiği dönemde Yalova'da çıkmıştır.

4. Yağlı piyade ile Yalova Sefası

Bu deyimin ne zaman çıktığı konusunda herhangi bir kaynakla karşılaşılmamıştır.

5. Yalova vapuruna döndürmek.

Bu deyim kargaşa, dağınıklık, gürültü, patırtı için söylenir. Deyimin eski Yalova vapurlarındaki çalgılı-türkülü-şarkılı vapur seyahatlarından kalma olduğu sanılmaktadır.



1. KİM TAKAR YALOVA KAYMAKAMINI (1)



Bir gün Yalova Kaymakamı İstanbul'a gitmiş. Vapurdan inmek üzereyken iske*lede birikmiş olan kalabalık inecek bir "önemli" kişiyi bekliyormuş. Kaymakam ken*disini bekliyorlar sanmış. İyice emin olmak için bir boyacıya ayakkabılarının tozunu aldırırken bir yandan da sormuş:

- Bu kalabalık Yalova Kaymakamını bekliyor değil mi? diye sormuş. Boyacı da:

- Ne kaymakamı kardeşim. Kim takar Yalova Kaymakamını? demiş.

Bu sözün buradan geldiği söylenmektedir. Bu fıkranın bir başka anlatımı da şöyle:



2. KİM TAKAR YALOVA KAYMAKAMINI (2)



Bir gün Yalova'ya genç, yeni mezun bir kaymakam atanmış. İlk kez göreve başlayacak olan kaymakam İstanbul'dan vapura binerek Yalova'ya hareket etmiş.

Yalova'ya geldiğinde iskelenin tıklım tıklım insanlarla dolu olduğunu görmüş. Güverteye çıkmış, etrafa gülümseyerek bakıyormuş. Yanından geçen bir boyacıya usulca sormuş:

- Bu kalabalık Yalova Kaymakamını bekliyor değil mi? Boyacı gülmüş:

- Kim takar Yalova Kaymakamını ağabeyciğim, Akşam üzeri Ertuğrul Yatıyla gelecek olan Gazi Paşa'yı halk bekliyor demiş.

Meğer o gün Yalova'ya Atatürk geliyormuş. Kalabalık ta Atatürk'ü karşılamak için toplanmış.



3. DENİZİ KÜÇÜK HAMSİSİ BÜYÜK YER: YALOVA



Karadenizlinin birinin memleketinde işleri bozulmuş, iflas etmiş. Kalkıp yollara düşmüş, çalışmaya gelmiş. Amacı; hoşuna gidecek bir yerde iş tutup tekrar eski durumuna kavuşmakmış.

Adam, Yalova'ya gelmiş. Otobüsten inmiş, biraz yürümüş, bakmış indiği yerin denizi var. İskeleye doğru yürümüş, bakmış ki iskelede adamlar balık tutuyor. Yan*larına yaklaşmış, sepetlerine bakmış, palamutlar, lüferler, mercanlar görmüş. O za*mana kadar hamsiden başka bir balık görmeyen Karadenizlinin ağzından şu sözcükler dökülmüş:

- Uyy, bizum memleçetin denizi büyük paluğu küçük, ha buranun denizi küçük baluğu büyük, demiş.

Daha sonra adam Yalova'ya yerleşmiş..

Söylentiye göre Karadenizlilerin Yalova'da çoklukları buradan gelmekteymiş.


Kaynak : Yalova Valiligi

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 14504
favori
like
share
crazybusra Tarih: 27.04.2009 19:55
teşekküler
crazybusra Tarih: 27.04.2009 19:55
of offfffffffffffffff