TEKOR KİLİSESİ


Tarihçe

Beşinci yüzyıl kilisesinin bugünkü fakir kalıntıları, önceden Tekor olarak bilinen Digor köyüne bakan bir yamaçtadır.

1912 yılına kadar sağlam kalan yapı, bu yılda bir depremle yerle bir olmuştur - kubbesi çökmüş, çatısının çoğu ve güney cephesinin epey bir kısmı yıkılmıştır. Bazı kitaplarda, tarihler değişiklik gösterir. 1936'daki başka bir depremse binada, bilinmeyen bir miktar hasar meydana getirmiştir. Kalıntıların şimdiki durumu, yani, beton yapının sadece kısmen var olması, bunların kaplama taşlarının tamamen sökülmüş olması, doğadan ziyade insanın işidir.

Kuzey girişinin lento(üst eşiği)sundaki yazıtta, yapıdan, "Aziz Sargis'in bu şehitliği" diye bahsedilirmiş ve Prens Sahak Kamsarakan tarafından yaptırılıp Patrik Yohan Mandakuni tarafından takdis edildiği yazılırmış. Bu kişilerin bahsi, kilisenin yapımını 480'li yıllara götürür. Bu yazı, bilinen en eski Ermenice yazıydı ve alışılmadık bir şekilde aşağıdan yukarıya yazılmıştır.

Bina, Kutsal Teslis Kilisesi (Church of the Holy Trinity) olarak bilindiği zamanda Bagratidler tarafından onarılmıştır.
Tarif

Kilisenin, bilinen en eski kubbeli Ermeni kilisesi olduğu düşünülmektedir.

Önceden, kilisenin, belki de Hristiyanlık öncesi dönemden kalma bir tapınağa apsis eklemeyle kubbesi olmayan bir bazilik olarak inşa edildiğine ve kubbenin daha sonradan eklendiğine inanılırdı. Bazılarına göre, bu yedinci yüzyıl kadar geç bir dönemdeydi.

Şu an geçerli olan savsa, kilisenin baştan "dikdörtgen içinde haç" planla kubbeli olarak tasarlandığına dairdir.



Bir önceki sava, sütunları gözlemle varılmıştır. Bugünse, bunu doğrulamak mümkün değildir, ancak yerin altından birşeylerin çıkması ihtimali mevcuttur. Eski fotoğraflardan da belli olan, yapının alt ve üst kısımlarında taşın renk tonundaki değişiklik, kimisi tarafından tasarımda değişikliğe gidiş olarak yorumlanmıştır, ancak beton yapının kalıntılarında gözle görülür açıklık yoktur. Bu renk farkı, belki de süsleme amaçlıydı.



Kubbe, dört fılayağı sütun üzerine yerleştirilmişti ve sıra dışı bir tasarımı vardı; karınlı sivri tonozu andırıyordu. Köşe kemerleri veyahut bingiler yoktu ve yarım küre(kubbe)ye taban oluşturan alt kısmı, dört pencereyle delinmiş ikizkenar yamuk tabanlı piramit şeklindeydi.

Kilisenin, ilk olarak dört girişi varmış: batı cephesinde bir, güneyde bir, kuzeyde de iki. Daha sonraki bir tarihte, kuzey cephesinde küçültülen en batı giriş dışında, bu girişler kapanmıştır. Bu kapılar, at nalı şeklinde kemerlerin üzerinde durduğu ikiz gömme sütunlarla çerçevelenmiştir. Bu sütunların sivri uçlu ve epey süslü akant yapraklı başlıkları vardı. Her kapının üst eşiğine ilginç ve kıvrık palmet desen oyulmuştur.

Büyükçe pencerelerin tamamı, ayrı bir dönemde küçültülmüştür. Bu dönem, belki de Bagratid restorasyonu dönemidir. (Kubbenin piramit şekilli dış çatısı da belki de bu onarıma aittir.)

Apsisin her iki yanında uzunca odalar vardı. Bu odaların duvarları, bu dönemin ılk Ermeni kiliselerinde de rastlanılan biçimde kuzey ve güney cephelerinden dışa doğru açılıyordu. Kilisenin kuzeydoğu köşesinde, bu odalardan kuzeyde olanın dış duvarına oyulmuş, vaftiz kurnası olabilecek bir yarım daire niş vardı.

Kilise, dokuz basamaklık bir zemin üstündeydi. Bu kaidenin kiliseden daha geniş olmasından dolayı, kiliseyi çevreleyen, dış cephenin yarı yüksekliğinde duvara yapışık sütun(plastro)lar ve sütunlarla desteklenmiş bir revak olduğu düşünülmüştür. Pencerelerin konumu ve vaftiz kurnalı kuzeydoğu nişinin yüksekliği, bu savı yalanlar. Gömme sütunların varlığı, dönemin Suriye Bizans mimarisinde olduğu gibi belki de süs amaçlıydı. Bu etkinin başka bir göstergesi de, üç cepheyle pencerelerin kavislerinden geçen saraklardır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 924
favori
like
share