Çevreye duyarlı Osmanlı






Şirket-i Hayriye tarihî bir sergi ile görücüye çıktı. Sultan Vahdettin’in şirketin millî kalması için harcadığı çaba ve ekonomik darboğaza rağmen vapurların kirli dumanına karşı verilen mücadele belgelerle karşımıza çıkıyor.

Ayasofya Müzesi’nde açılan iki sergide ilgilisine sunulan 80 adet tarihî belge akim kalan birçok konunun aydınlığa kavuşmasına vesile oldu. “Asar-ı Atika-Belgelerle Türkiye’nin Kayıp Arkeolojik Mirası” ve “Boğaziçi’nde Asırlık Seyahat: Belgelerle Şirket-i Hayriye” adıyla açılan sergilerde sadece tarihî belgeler değil, aynı zamanda konuya dair varsa fotoğraflar da yer alıyor. Aynı zamanda sergi, Osmanlı Devleti’nin çevre konusunda ne kadar duyarlı olduğunu da gözler önüne seriyor. Şirket-i Hayriye vapurlarında kullanılan dumanlı kömürlerin havayı kirletmesi üzerine daha kaliteli ve az tüten Wales kömürünün kullanılmasına dair acil karar çıkartıldığı konusundaki belge günümüz çevrecilerin hayli ilgisini çekeceğe benziyor. Kömür değişikliğinin gerekçesi ise halkın isteğine ve şikâyetine dayandırılıyor.

İstanbul semalarında sıkça sis görülmesi ve halkın boğazları rahatsız eden bir havayı hissettiklerini söylemeleri üzerine kısa bir araştırma yapılıyor. Kirli havaya vapurlardan çıkan kalitesiz kömürün sebep olduğuna karar verildiği de tarihî belgede izah ediliyor. Bahriye nazırının aldığı karar sadece bununla sınırlı değil elbette. Vapurların bacalarına filtre takılması için de derhal talimat veriliyor. Ancak belgede ‘alet’ olarak geçen filtreler büyük bir çaba sonrasında yurtdışından getirtilip vapur bacalarına takılıyor. 1907 tarihinde Osmanlı’nın içinde bulunduğu zor dönemlere denk gelen bu ekstra masraflardan halkın sağlığı düşünülerek hiçbir şekilde kaçınılmaması dikkat çekici.

MÜSLÜMANLARA KAPTAN OLMA HAKKI

Sergide Şirket-i Hayriye ile ilgili 37 belge bulunuyor. Bu tarihî evrakların içinde dikkat çeken başka bir belge bu konuda yeni ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlıyor. Osmanlı Devleti’nin yoksul halkın karşıdan karşıya geçmesi için bedava yolcu taşıyan üç adet vapuru devreye soktuğunu öğreniyoruz. Şirket-i Hayriye vapurlarında kaptanlık yapacak Müslümanlarla ilgili karar ise oldukça ilginç. Kurulduğundan beri sadece gayrimüslim kapatanların kontrolünde olan vapurlar 18 Haziran 1860’ta çıkarılan devrim niteliğinde bir kanunla Müslümanlara da birinci sınıf imtiyazlı kaptan olma yolu açılıyor. Bunun üzerine Şirket-i Hayriye’ye Giresunlu Kumanlıoğlu Hüseyin, Kara Mustafa oğlu Hacı Osman, Tirebolulu Oflu oğlu Osman, Rizeli Küçük Hüseyin, Marnel oğlu İsmail, Samsunlu Mehmet, İskender oğlu Aziz ve Amasralı Hüseyin kaptan olarak alınıyor.

Sultan Vahdettin’in Şirket-i Hayriye’nin milli kalması konusunda çıkardığı kararname ise günümüzde yapılan özelleştirmelere karşın büyük önem taşıyor. Vahdettin 19 Temmuz 1919’da çıkardığı kararla Şirket-i Hayriye’nin korunmasına dair önemli karar çıkarttırıyor. Bahriye, Nafia ile Ticaret ve Ziraat Nezaretlerinden oluşan bir komisyon kurularak, vapur şirketleri tarafından kabul edilen usul ve kanunlar yeniden düzenleniyor. Şirket-i Hayriye’nin anonime dönüştürülmesini yasaklayan kararnamede aynı zamanda hisse senetlerinin hamilene satılmasının da sakıncalı olduğu vurgulanıyor. Böylece yabancıların aracı kullanarak başka isimlerle şirkete ortak olmaları ortadan kaldırılmış olunuyordu.

Tanzimat dönemiyle birlikte Anadolu’dan başkente doğru başlayan hareketlilik, İstanbul’un boğaza doğru gelişmesine neden olur. Bu durum günden güne büyüyen İstanbul’un ulaşım sorununu da beraberinde getirir. Özellikle Rumeli ve Anadolu sahilinde bulunan Rumelikavağı, İstinye, Çengelköy, Beykoz gibi köy ve beldelerle Üsküdar, Kadıköy’ün hatta adaların deniz yoluyla şehir merkezine bağlanması ve bu görevi yürütecek müstakil bir kurumun teşkili zorunluluk olarak ortaya çıkar. Bu mecburiyet 1851 yılında “memleket için hayırlı bir girişim” olarak Şirket-i Hayriye’nin oluşmasına zemin hazırlar. Çok sayıdaki vapur bu teşekkülün bir parçası olarak İstanbulluları taşır. Böylece artık İstanbul’un iki yakası bir araya gelir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra da devam eden şirket 1 Temmuz 1944’te Ulaştırma Bakanlığı’na devredilir.

Birbirinden güzel vapurlarıyla bütünleşen Şirket-i Hayriye’nin 94 yıllık tarihini anlatan belgesel niteliğindeki sergide, güzergâhlar, vapur isimleri, savaşta yaralı taşıdığı için madalya ile ödüllendirilen vapurlar ve şirketin mali yapısına dair birbirinden ilginç belgeler de bulunuyor. 15 Temmuz’a kadar açık kalacak sergiyi Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile İstanbul Deniz Otobüsleri(İDO) ortaklaşa açtı.

63 YILLIK TARİH TALANININ ÖYKÜSÜ

Devlet Arşivleri tarafından aynı mekânda açılan diğer bir sergi ise daha hüzünlü hikâyeler içeriyor. Birçok cephede çarpışan, tabir yerindeyse ayakta kalma mücadelesi veren Osmanlı’nın en zor dönemlerinde yabancıların Osmanlı coğrafyasının altını üstüne nasıl getirdiklerini ortaya koyan çok sayıdaki belge bu sergide yer alıyor. 1857 ila 1920 arası tarihleri kapsayan dönemde yabancı arkeologların kazılarda çıkardıkları eserleri yurtdışına ***ürmelerinin hikâyeleri anlatılıyor.

Sergide yer alan sadece bir belge o dönem yaşananları gözler önüne sermeye yetiyor. İngiliz eski eser arayıcısı Wood’un 1862 yılına kadar Ayasluğ’da yaptığı kazılar sonucunda kanun gereği çıkardığı eserlerin üçte birini Osmanlı Devleti’ne vermesi gerekiyor. Ancak ne acıdır ki Wood tek bir eser dahi vermeden hepsini kendi ülkesine ***ürüyor. Wood vagonlarla eser taşıyor. Belgedeki bilgilere göre İngiliz arkeolog 51 sandık taş, iki sandık ve altı vagon dolusu eski eseri elini kolunu sallayarak İngiltere’ye ***ürüyor.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 489
favori
like
share
MeMoLi Tarih: 04.09.2007 23:52
emegine saglık hakan sagol
FAQ Tarih: 04.09.2007 21:04
teşekkürler