Günümüzün giderek artan sağlık sorunlarından biri de nasır. Özellikle de hanımların… Oysa nasırsız, sağlıklı ayaklar için yapmanız gerekenler hiç de zor değil. Tabii nasırlarınızla siğillerinizi karıştırmadığınız müddetçe!
İnsanlar genelde ilk zamanlar nasırlarını önemsemez. Gün geçtikçe daha da derinleşen kalın deri tabakası artık can yakmaya başlar. Hem de ayağınızı her yere bastığınızda. Sonra, halk arasında dilden dile dolaşan ‘nasır tedavi metotları’ uygulanır. Lakin tüm uğraşlar boşa çıkar, ‘Nasır bitti, gitti’ derken yine çıkıp geliverir. Peki bu nasırlar niye oluşur? Korunmak için nelere dikkat etmek gerekir? Günümüz kadınının başı neden nasırlarıyla dertte? Evde tedavi yöntemlerinden diyabetliler ve sinir sistemi hastalarının nasırlarına nasıl müdahale edileceğine kadar birçok önemli bilgi bu satırlarda...

Sürtünme veya baskı sebebiyle cildin belli bir bölgesi tahriş olduğunda deri kalınlaşarak bu duruma tepki veriyor. Oluşan kalın deri tabakasına da nasır deniyor. Genellikle nasırlar bedenin ağırlık taşıyan bölgelerinde ortaya çıksa da vücudun hemen her yerinde görülebiliyor. En ‘popüleri’ ise ayak nasırları.


ESKİDEN ERKEKLERDE DAHA ÇOK RASTLANIYORDU

Karabük Devlet Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Habibullah Aktaş, nasırların ana sebebinin, ayağın bir veya birkaç bölgesinde, sürtünmeyle birlikte oluşan fazla basınç olduğunu belirtiyor. Dr. Aktaş, diğer sebepleri de sıralıyor: “Sıkı, ayak yapısına uyumsuz, yüksek topuklu ayakkabılar giymek, dışarıda yalın ayak yürümek, parmaklardaki deformasyonlar, ayağın fazla kemikli olması ve yanlış yürüme (basma) hareketi.” Dermist Medikal ve Sağlık Hizmetleri’nden Dermatolog Dr. Zafer Türkoğlu ise nasırların oluşma sebebini “anatomik ve mekanik” olarak ikiye ayırıyor. Ayak parmak kemiklerinde görülen yamukluk, düz ya da çukur taban olmak gibi yapısal bozuklukları anatomik; dış etkenlerle oluşan nasırları da mekanik sebeplere bağlıyor. Özel Göztepe Hastanesi’nden Uz. Dr. Salih Küçükoğlu da ani çarpma, sıkışma, bükülme sebebiyle de vücudun herhangi bir yerinde nasır oluşabileceğine dikkat çekiyor.

Dermatologlar son yıllarda ayakta nasır oluşumunun arttığını, uzun uğraşlara rağmen hastalıklarına şifa bulamayanların hekimlere başvurduğunu anlatıyor. Fakat işin en dikkat çekici yanı, önceki yıllarda çoğunlukla erkeklerde rastlanan bu ayak hastalığının günümüz kadınlarında daha fazla görülüyor olması. Dermatolog Dr. Salih Küçükoğlu, sivri burunlu ayakkabılar çıktıktan sonra ayak tabanının ön kısmı, parmak araları ve küçük parmağın dış yüzeyinde çıkan nasırlar sebebiyle pek çok hanımın kendilerine başvurduğunu söylüyor. Dr. Küçükoğlu, çalışan, takım elbise altına sivri burunlu ayakkabı giyen erkeklerin de nasır problemiyle karşılaştığını anlatıyor. Dr. Habibullah Aktaş ise karşılaştığı vakalardan yola çıkarak nasırın hanımlarda değil, erkeklerde daha çok görüldüğünü iddia ediyor. Çünkü günümüz Türkiye’sinde hâlâ hanımların büyük bir kısmı evde, çalışmıyor. Erkekler ise dışarıda; gün boyunca ayakları ayakkabı içinde ve sürekli hareket halinde. Dolayısıyla mekanik tahribat erkeklerde daha fazla.

Çevresindeki normal deriye göre daha sarımsı renkte, kalın bir tabaka olarak tanımlanan nasır; çoğunlukla koni şeklinde, sert yapıda görülse de ayak parmağı arasındakiler daha yumuşak oluyor. Nasırların hissedilen en önemli belirtisi ise günün sonunda ağrı yapması ve basınçla karşılaşınca ciddi rahatsızlık vermesi. Ayrıca kronikleştiğinde ya da şiddetli olduğunda, çevresindeki deri kızarıyor ve hareketsizken bile şiddetli ağrı yapıyor. İşte bu noktadan sonra ‘nasırzedeler’ doktorların kapısını çalışıyor.

Tedavi yöntemleri nasırın derinliğine göre değişiyor. Eğer çok ince bir tabaka halindeyse deri, ılık su içinde ayaklar bekletildikten sonra küçük müdahalelerle kalın deri temizlenebiliyor. Eğer hastalık biraz daha ilerlediyse uzmanlar, içinde yüzde 40 salisilik asit bulunan koyu kıvamlı kremi tavsiye ediyor ve bu vesileyle kalın tabakanın yumuşayıp erimesi bekleniyor. Nasır yakıları da bu durumda işe yarıyor. Salisilik asit içeren bu bantlar nasırın tam üstüne yapıştırılıp 24 saat bekletiliyor. Üst tabakası yumuşayan nasır, steril bir bıçakla kişiye acı vermeyecek derinlikte oyulup temizleniyor. Eğer tek uygulamada nasır yumuşamazsa birkaç kez daha aynı işlem tekrarlanıyor.

NASIR, AYAĞI KANGREN DE YAPABİLİR

Yaşı ilerlemiş kişiler ise bu basit tedavi yöntemini kabul etmeyip nasırlarıyla yaşama yolunu seçiyor. Onlar için de yumuşak tamponlar satılıyor. Ortası delik olan bu tamponlar nasırın ağrı yapmasını önlüyor. Doktor tavsiyesiyle evde uygulanabilen yöntemlerin dışında ilerlemiş vakalar için cerrahi müdahalenin yanı sıra ‘dondurma yöntemi’ de kullanılıyor. Dr. Habibullah Aktaş, krem ve yakılarla üstesinden gelemedikleri nasırlar için bu yöntemi kullanıyor. İşlem bir yangın tüpünü andıran cyro cihazıyla yapılıyor. Eksi 180 derecede olan azot gazı, cyronun yardımıyla yaranın üzerine püskürtülüp nasır donduruluyor. Donan doku da 5-10 gün arasında kuruyarak dökülüyor. Bu tedavi yöntemi ucuzluluğuyla da dikkat çekiyor. Çünkü ülkemizde bir ton azot 80 dolara satılıyor. Cyronun içine konan yarım litre azotla 30 hasta rahatlıkla tedavi edilebiliyor. “Yüzyıllardır nasır insanların sorunu olmuştur.” diyen Dr. Zafer Türkoğlu, şeker hastası ve sinir sistemi rahatsızlığı olanların ayak sağlıklarına, özellikle de nasırlarına dikkat etmesi gerektiğini söylüyor. Dr. Türkoğlu ise “Bu hasta grubu his kaybı yaşar. Nasırın derinleştiğini ise acı duymadığı için fark etmez. Müdahale edilmeyen nasır enfeksiyona sebep olur. Bizim de işimiz zorlaşır. Cerrahi müdahale ve uzun süreli tedavi gerekebilir. Şeker hastalarının ayağındaki kan dolaşımı zayıf olduğu için enfeksiyonlar kolaylıkla kangrene dönüşebilir” diyor.

SİĞİLİ, NASIR SANMAYIN

Kronikleşmeye meyilli nasır, ayaktan ayağa ya da başka uzuvlara bulaşmıyor. Lakin ayaktan ayağa bulaşan ve görüntüsüyle nasırı hatırlatan siğiller, hastaların kafasını karıştırmaya yetiyor da artıyor bile. Uzmanlar karşılaştıkları vakalardan yola çıkarak; siğillerini nasır sanarak hastaneye başvuranların çok olduğunu, nasır niyetiyle koparılan, kesilen siğillerin yanlış müdahale sebebiyle vücudun her yerine dağıldığını belirtiyor. Oysa siğiller nasırlara göre daha ufak oluyor ve bir basınçla karşılaştığında ağrıyor. Derinin üst tabakası kazındığında ise siyah noktacık halindeki ‘siğil kökü’ ortaya çıkıyor. Bir de nasır, siğile göre daha kolay ve kısa sürede tedavi ediliyor.

Toplum arasında dilden dile dolaşan nasır tedavi yöntemlerinin başında pedikür (ayak bakımı) var. Genelde kuaför ve güzellik merkezlerinde verilen hizmette, ayak derisi ılık suda yumuşatılıyor, ponza taşıyla (topuk taşı) sürtülerek ayaktan nasır koparılıyor. Fakat uzmanlar bu yöntemi ‘Doğru bilinen yanlışlar’ kategorisinde değerlendiriyor. Çünkü ponza taşıyla doku kaybeden deri, hızla kendini yenilemeye başlıyor ve kısa sürede daha kalın bir tabakanın ayakta oluşmasına sebep oluyor. Dr. Zafer Türkoğlu, siğille nasırın kuaförlerde de karıştırıldığını, yanlış müdahalenin siğilleri artırdığını belirtiyor. Türkoğlu, siğille nasırı ancak dermatologların birbirinden ayırabileceğini iddia ediyor ve bu tür uygulamaların ayak bakım merkezlerindeki diplomalı uzmanlar tarafından yapılmasını tavsiye ediyor. Steril ortamda yapılmayan bakım ise ayağın enfeksiyon kapmasına sebep oluyor. Kullanılan malzemenin ‘steril olmama’ ihtimali göz önünde bulundurularak her kadın ya da erkeğin kendine ait aletlerle bakım yaptırması öneriliyor. Böylece siğil, mantar gibi hastalıkların bulaşma riski de ortadan kalkıyor.

Genelde ağrı, acı çekmeye başlayınca doktora başvuran nasırzedelerden dermatologlar şikayetçi. Oysa basit ve küçük önlemlerle nasır oluşumunun önüne geçilebilir çünkü. Peki nasıl? Dr. Zafer Türkoğlu, tüm vücudun yükünü taşıyan ayaklarımıza çok iyi bakmadığımızı düşünüyor. Ona göre ayakların günlük bakımı ihmal edilmemeli. Her akşam ılık suyla ayaklar yıkanmalı, kurulanıp ‘ayak nemlendirici’ kremlerden sürülmeli. Çünkü bu yöntem hem günün yorgunluğunu alıyor hem de nasır oluşumuna zemin hazırlayan üst derinin nemlenip temizlenmesini sağlıyor.

Nasırın engellenmesi için “Ayağa zarar veren etken araştırılarak ortadan kaldırılmalı” diyen Dr. Küçükoğlu, ayak anatomisini bozup vücut ağırlığını belli bölgelere yükleyen ayakkabılar yerine, yükü bütün tabana dağıtacak ortopedik ayakkabıları tavsiye ediyor. Özellikle çukur ya da düz tabanlılar için ortopedik ayakkabıların tercihi son derece önemli. Özellikle taraklı, kilolu ayak yapısına sahip olanlar dar uçlu ayakkabı giymemeli. Sivri burunlu ayakkabılardan ise erkek kadın herkes uzak durmalı. Eğer nasırlar tedavi sürecine girdiyse yumuşak, geniş tabanlı ayakkabılar tercih edilmeli. Topuklu ayakkabılar ise mümkün olduğunca geniş tabanlı olmalı, topuk yüksekliği de 5 santimetreyi geçmemeli. Nasırlar tedavi edilirken iyice temizlenmeli. Çünkü küçük kalıntılar geleceğin nasırları demek...

NASIR BANDI NASIL KULLANILMALI?

Nasır yakısı uygulanırken ayağın terli ve ıslak olmamasına, ilaçlı bandın yerinden oynamamasına ve ilacın nasır üzerinden sağlam deriye kaymamasına dikkat edilmeli. Nasır bandı cilt üzerinde kaldığı müddetçe ayak yıkanmamalı, temizlik ıslak bir havlu ile silinerek yapılmalı. Ciltte herhangi bir tahriş veya duyarlılık reaksiyonu olursa bandın kullanımı durdurulmalı.


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 553
favori
like
share