[COLOR=YELLOW]"Son tarihi bir bilseydim, işportacı olurdum
Hayatın anası tablamda."


Sanat Güneşi Zeki Müren “Bıldırcın Yağmuru” adlı kitabına koymuştu bu biyografik şiirini. Yaşamını bu şiirle özetleyivermişti. 1965’ te bu satırları yazarken bir tek şeyi bilmiyordu: “Kara dünyaya ne zaman veda” edeceğini... Oysa biz artık biliyoruz: 1996’da bir güneş gibi parlamasını sağlayan sahnede, billur sesini bizlere duyuırduğu ilk mikrofonu elindeyken yorgun kalbine yenik düştü.Geride 300’ü aşkın şiir, 100’e yakın beste, 500’ü aşkın plak, 18 film, bini aşkın desen ve kulaklarımızdan silinmeyecek, hiçbir ölçüyle ölçülemeyen güzellikte bir nida bıraktı.

Şimdi en başa dönüp Türkiye’nin bu ilk ve tek sivil “Paşa”sı Zeki Müren’i satır başlarıyla, zaman zaman kendi ifadeleriyle tanıyalım.

“6 Aralık 1993 doğmuşum... İyi halt etmişim.”

63 yıl öncesinin Bursa’sı... Cumbalı evlerin yıkılmamak için sırt sırta verdiği Tophane Mahallesi Ortapazar Caddesi’ndeki 30 Numaralı ev.Sadece mahallenin değil Bursa’nın en iyi giyinen erkeği diye ün salan Kaya Bey ve güzelliği, tatlı diliyle mahallenin göz bebeği Hayriye Hanım sıkıntıda.Mahallenin ebesi Rukiye Hanım bir içeri bir dışarı koşuşturup duruyor.Herkes hem endişeli hem heyecanlı hem de büyük bir merakta.Dakikalar geçmek bilmiyor.Gün doğmak üzere.Sabah ezanına bir çığlık karışıyor.Rukiye ebe bir yandan bir oğlan doğduğunu müjdeliyor, bir yandan da sanki içne doğmuş gibi “Göbek bağını uzun kesiyorum ki sesi güzel olsun” diyor.

Babaanne, “başarılı ve zeki olsun” diyerek adını ZEKİ koyarken, dede yıllarca kulağından silinmeyecek ve ilk müzik dersi olan ninnisini fısıldıyor kulağına.

İşte böyle doğmuş yıllar sonra Türk Sanat Müziği’nde Türkiye’nin bir numarası olacak ZEKİ MÜREN...



“39 İlkokul: Siyah önlük, beyaz yaka. Topluma ilk fiyaka.”

Ahşap cumbalı evin üst katı.Minik Zeki 6 yaşında.Ev derin bir sessizlik içinde.Herkes uyuyor.O hariç.O pirinç karyolasında sırtüstü yatmış pırıl pırıl parlayan gözlerini tavana dikmiş sabırsızlıkla sabahın olmasını bekliyor.Çünkü aylar,günler boyu kedisi

“Benli”ye anlattığı hikayeleri sabah olunca gerçeğe dönecek.Günlerdir dört gözle beklediği okuluna nihayet bu sabah kavuşacak Zeki.

Günün ilk ışıklarıyla hemen yatağından kalkıp aşağıya iner. Babaanne çoktan kalkmış mangalda sabah kahvesi pişirmektedir. Kimbilir belki o da torununu okula başlayacağı bu ilk güne hazırlanmak için sabahı zor etmiştir. Zeki’yi bir güzel giydirir. Adeta gelini ile küçük bir rekabet yaşamış ve babaanne kazanmıştır. Anne Hayriye Hanım aşağıya indiğinde Zeki çoktan okula hazırdır.

Hayriye Hanım,Zeki’yi Orhan Gazi İlkokulu’na götürür ve Nazire Öğretmen’e teslin eder. Yalnız “küçük” bir sorun vardır: Zeki henüz altı yaşındadır.Müren ailesi ilk haftayı heyecanla bekler.Ya bir aksilik çıkarsa diye.Ne varki küçük Zeki,tıpkı adı gibi zeki bir çocuktur ve müjde gelmekte gecikmez: Zeki,okuma-yazmayı hemen söktüğü için okula kesin kaydı yapılır.

Okul dışındaki günler de keyif içinde geçer.Aile tek çocuklarının üzerine titrer.Zeki’ye sokakta oynamak resmen olmasa da yasaktır.Çünkü taşlı,topraklı yolda çelik-çomak oynarsa gözlükleri kırılabilir.Zaten çok ince ruhlu,duygusal olan Zeki hem bu ruh halinin hen ailesinin etkisiyle evin merdiveninde oturur,sokakta oynayan çocukları seyreder imrenerek.Neyseki bez bebeği “Tomris” vardır.En büyük eğlencesi akşamları evin merdiveninde babasını beklemektir.Kaya Bey her akşam aynı saatte yolun başında göründüğünde Hayriye Hanım çoktan akşam sofrasını hazırlamış olur.Rakılar içilir ve Zeki babasının dizindeki yerini alır her gece olduğu gibi büyük bir zevkle her ikisinin de en çok sevdiği şarkıyı söylemeye başlarlar:

“Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sakın sen...

Kıskan beni, göğüsünde uyut, yan ateşimden...”

Pazar günleri biri beyaz biri doru iki atın çektiği minik faytonla anne ve babayla gidilen piknikler,piknikteki çilingir sofraları hiç silinmez hafızasından.

Sahne tozunu ilk o yıllarda yutar: Her yaz gelen çadır tiyatrosu Zeki’nin en büyük eğlencesidir.Evde babaannesinin gıcırdayan gramofonuna kayıt yapıyormuşcasına şarkılar söyleyen,bahçenin havuzunun duvarlarını sahne olarak kullanan küçük Zeki için çadır tiyatrosunun çok büyük bir anlamı vardır,çünkü orada saz heyeti ve sanatçılar vardır.Çadır tiyatrosu Bursa’da kaldığı müddetçe Müren ailesi iki gecede bir giderler.Zeki en önde oturur ve sırayla sahneye çıkan sanatçılarla birlikte şarkıları mırıldanır,sahne kokusunu içine çeker doya doya... İşte bütün yaşamı boyunca onu sahnelere bağlayacak tozu ilk orada yutar.Tiyatro dönüşü sıra Zeki’dedir.Eline renkli bir mendil alır,başına şifon bir eşarp sarar,geçer aynanın karşısına saatlerce şarkı söylerdi.



“44 Orta mektep: Soluk beniz, kısa saç.Umutlardan kıskaç.”

Mora yarımadasından gelip Bursa’ya yerleşen,topuz saçları,bembeyaz uzun elbisesiyle mahallede herkesin arkadaşı,ablası olan babaanne,Zeki’nin ortaokul yıllarında midesinden rahatsızlanmıştı.Yılda bir kez Tuzla’ya İçmeler’e gelirdi.Zeki ile birlikte Mudanya’dan İstanbul’a gelir ve Sirkeci’dekiViyana Oteli’nde kalırlardı.Her şey Zeki’yi adeta sahnelere hazırlıyordu.Otelin alt katındaki plakçı son çıkan plakları çaldıkça Zeki müthiş heyecanlanır,şarkıları dinlemek için otelin penceresinden aşağıya düşecek kadar kendinden geçerdi.Bursa’ya dönmek gelmezdi içinden.

Ortaokul bittiği zaman içindeki isteği bastıramaz hale gelmişti.Bursa ona dar geliyordu.İstanbul’a gitmek için içinde dayanılmaz bir arzu vardı.Dinlemek istediği sanatçılar,müzik dersleri alabileceği okullar istediği herşey İstanbul’daydı.Sonunda babacığına açtı derdini.Babası kırmadı onu.



“1947 Lise: Pembe hayaller, yeşil filizler.Yorulmayan yorgun dizler”

Bir sonbahar günü babası Zeki’nin elinden tutup İstanbul’a götürdü.Zeki burnuna gelen kokuyu çadır tiyatrosundaki kokuyla karşılaştırdı.İstanbul’un kokusu ağır bastı.Çok sevdiği annesi,babası,neneleri,dedeleri,herkes Bursa’da kalmış Zeki İstanbul’da Bebek’teki Boğaziçi Lisesi’ne yatılı olarak kaydolmuş ve yepyeni hayata ilk adımını atmıştı.İlk aylar çok zordu.Dağ sıla hasreti,aile özlemiyle doluydu.Etüd öncesi toplandıkları yüksek tavanlı,muhteşem akustiği olan dershanede bu özlemini duygulu sesiyle dile getirir,sınıfı hıçkırıklara boğardı:

“Penceremden kar geliyor,

aman annem, gurbet bana zor geliyor...”

Sonra Zeki,yi sevinçten havalara uçuraçak bir haber duydular okulda.Ünlü bestekar Şerif İçli ve Kadir Şençalar Boğaziçi Lisesi’ne gelerek ders vereceklerdi.İlk kayıt yaptıran Zeki oldu. Her Çarşamba hiç aksatmadan ders almaya başladı. Sonraları dersler Şerif İçli’nin evinde de sürdü.Okulun tatil olmasını dört gözle bekliyordu. Ailesine kavuştuğu ilk tatil, ilk bestesini de kazandırmıştı ona. Sözlerini de kendisi yazmıştı hem de akrostiş olarak:

"Zehretme bana hayatı cananım

Elemlerle doldu benim her anım

Kederinle yanıp sönse de canım

İnanki ben sana yine hayranım"

İstanbul ‘a döner dönmez “Acem Kürdi” makamında bestelediği bu ilk şarkısını keman ustadı Yavuz Özüstün ve Udi Edip Dikencik ‘e mırıldandı. Onlardan aldığı “olur” ona dünyaları bağışlamıştı. Bu ilk beste Zeki Müren daha lisedeyken henüz 14 yaşındayken radyoda Suzan Güven tarafından okunmuştu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 8308
favori
like
share
ete08 Tarih: 24.06.2008 18:14
milenyum filan hikaye.. severek dinliyoruz.[url]http://www.main-board.com/images/mainstyle/smilies/4.gif[/url]
aakay Tarih: 18.05.2005 20:32
kardeş mükemmel hazırlamışın ellerine sağlık
hicbirsey2001 Tarih: 17.05.2005 22:55
Bir belgesel hazırlanacak kadar bilgiyle dolmuş

Emeklerine saygı duyuyor ve teşekkürlerimi iletiyorum
CHaRLie Tarih: 17.05.2005 00:37
paylaşım için tşkler...


türkiyenin sanat güneşi, yokluğun doldurulamayacaktır :6:
öZkOnAkLi Tarih: 15.05.2005 02:00
ellerine saglik ustam
emegin icin tesekkürler
stealth Tarih: 14.04.2005 13:29
tesekkurrrrrrrr
kanarya1983 Tarih: 17.01.2005 10:14


Sayfa cok güzel olmus. Keske Zeki Mürenin bütün filmlerini ve sarkilarini bu sitede toplayabilsek.
DJ Hakan Tarih: 01.11.2004 09:23
saol mechhul supersin :5:
emirkan Tarih: 18.10.2004 22:50
eline salik