Yıllar önce bir kitapta okuyup, yazmıştım; bu bahar başıma geldi. Oğluma bir kırmızı bisiklet aldık.
Binmeyi öğrenene kadar dengesini sağlasın diye arkaya iki küçük tekerlek taktırmaya gittik.
Çok görüp geçirdiği belli, bıçkın bir usta, lastiklere hava basarken "Yedek tekerleri boş verin" dedi, "...iki tekerle binmeyi denesin. Yardımcı olursanız 1 saatte öğrenir. Yoksa yedekleri atması aylar alır. Düşse de aldırmayın, düşe kalka öğrenir sürmeyi..."
Öğüdü tuttuk ve açık alanda ilk denemelere giriştik.
Önce pedal basmayı, fren sıkmayı anlattım, sonra selede dengede oturmayı...
Oturdu.
Ayakları pedala zor uzanıyor, düşmekten korkuyordu.
"Hiç korkma, ben daima yanında olacağım ve seni tutacağım" dedim.
Güvendi.
Sol elimle gidona, sağ elimle seleye yapıştım; burnumu çocuksu kokular saçarak dalgalanan saçlarına gömüp kırmızı bisikletin yanı sıra koşmaya başladım; önce ağırdan alan, giderek hızlanan bir tempoda...
O, yüzünü yalayan rüzgarın ve emin ellerde olmanın keyfiyle kahkahalar atarken ben bisikleti dengede tutmak için büyük enerji harcıyor, tekerden hızlı koşma çabasında nefes nefese soluyordum.
Kolay değil; istikballe yarışıyordum.
***
Bir süre sonra yoruldum.
"Şimdi kendin binmeyi deneyeceksin" dedim.
Çekindi biraz.
"Süremem" diye diretti.
"Sürersin" dedim, "Ben hemen arkandayım".
Önce ürkerek bastı pedallara... Kırmızı bisikletin dengesi bozuldu. Fark ettirmeden seleden tutup düzelttim.
Acemi sürücüyü iltifatlar ve ıslıklarla yüreklendirdim.
Şimdi bazen arkasından tuttuğumu bilmeden bisikleti kendisinin sürdüğünü sanıyor, bazen ise tuttuğumu sanıp gerçekten kendisi sürüyordu.
Zamanla bisikleti kimin yönettiğini ayırt edemez oldu.
Oysa ben farkındaydım:
Kırmızı bisiklet uçmaya hazırlanıyordu.
***
Bir saatin sonunda artık iki elim havada bisikletin yanında koşturuyordum.
Ellerimi görüyor, her an tutabileceğimi biliyor, bunun verdiği güveni, kendi başına sürebiliyor olmanın özgüvenine katık edip direksiyona sımsıkı yapışmış halde pedala basıyordu.
Giderek hızlandı.
Bir süre sonra yetişemez olup peşini bıraktım.
Kırmızı bisiklet sendeledi ilkin, bir o yana, bir bu yana yattı, sonra toparlanıp çığlıklarla kanatlandı.
Ardından bakakaldım.
***
Bir hayat provasıydı sanki...
Sendelerse her an arkasında olacağımı, yardıma koşacağımı biliyor; ama vakti gelince süren bir bahar dalı gibi kırmızı kısrağını kendi başına sürmesi gerekiyordu.
Erken bıraksam düşebilir, fazla tutsam ömür boyu dengesini sağlayamayabilirdi.
Seledeki elim, onu biraz besleyip tam zamanında kesilen bir göbek bağıymışçasına görevini yapıp çekilmişti.
Şimdi bir pedal ileri basıldıkça öbürü gerileyecek, yeni sürgün geldikçe, yorulan körelecek, hayatın tekerleri nesilleri öğütecek; devran böyle dönecekti.
Yarın seledeki çocuğun eli tutacaktı çocuğunun selesinden...
Onun selesini tutan el ise, senede bir gün öpülmeyi bekleyecekti...
...tıpkı bugün öpmeye gittiği gibi, zamanında kendi selesine yapışan eli...

Can DÜNDAR

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 391
favori
like
share
simon Tarih: 26.09.2004 23:50
okumaya değer