İngiltere Tarihi

İngiltere tarihi, 5. yüzyılda Britanya Adasına Anglosaksonların ayak basmasıyla başlar. Anglosaksonlar kendi adını verdikleri adaya yerleşip, 6 ve 7. yüzyıllarda birbirine rakip küçük krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Roma ve İrlanda’nın etkisiyle Hıristiyanlığı kabul eden Anglosaksonlar, Avrupa’yı da etkileyen bir medeniyet meydana getirdiler. 795’te başlayan İskandinav istilası 11. yüzyılın başına kadar birkaç defa tekrarlandı. Daha sonra Danimarkalı Büyük Knud, adayı tamamen fethetti. Anglosakson Hanedanından Edward (1042-1066) birliği tekrar kurdu. Bunun ölümü üzerine tahta geçen Harold’u tanımayan NormandiyaDükü William, taht üzerinde hak iddia etti. Normandiya kralları ve özellikle ilk Anjou’lu hükümdarlar Fransa’da geniş ve zengin toprakları olduğundan, Fransa’daki Capet Sülalesine bağımlıydılar. Küçük İngiltere Krallığı bir süre Avrupa’da Somme Vadisinden Pirene Dağlarına kadar uzanan büyük bir mülkün bir uzantısı gibi yaşadı. Avrupa ile ilişkiler İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığını sonu gelmez savaşlara sürükledi. Bunların başlıcası 1337-1453 seneleri arasında süren Yüzyıl Savaşlarıdır.

Üçüncü Henry, Galler ülkesinde uç beyliklerinin gelişmesini destekledi ve 1170 yılında İrlanda’da “Pale” sömürgeleri kuruldu. Birinci Edward, Galler ülkesini fethetti. Etkisini İskoçya’ya kabul ettirmeyi denedi. Daha sonra 14 ve 15. yüzyıllarda İngiltere Krallığı birtakım sosyal, dini, siyasi karışıklıklara sahne oldu.

Monarşi otoritesini parlamento aracılığıyla millete kabul ettiren Yedinci Henry ve Sekizinci Henry (1458-1541) düzen ve birliği sağlamlaştırdılar.

Birinci Elizabeth’in uzun ve başarılı saltanatında İskoçya’da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere Tudorlarıyla, İskoçya Stuartları arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı. Daha sonra İskoçya Kralı Birinci James İngiltere kralı oldu. 1707 yılında iki krallığı birleştiren bir antlaşma imzalandı. Bu tarihten sonra Büyük Britanya tarihi başlar.

On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Britanya büyük bir sanayi devleti olarak ortaya çıktı. Bunun yanında çeşitli yerlerde kurdukları sömürge devletleri ülke ekonomisinin gelişmesinde çok faydalı oluyordu. On dokuzuncu yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan,Afrika’da bazı devletler, Karayib Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu vardı. Bu sömürgelerin bir kısmı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ayaklanmalarla yavaş yavaş bağımsızlığını ilan ettiler.

Yirminci yüzyılın başlarında çıkan Birinci Dünya Harbine giren İngiltere, harbin sonunda imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştı. 1929-1930 dünya ekonomik buhranı büyük ölçüde İngiltere’yi de etkisi altına aldı. 1922 yılında bir ayaklanmayla İrlanda, Birleşik Krallıktan ayrıldı ve 1949’da İrlanda Cumhûriyeti kuruldu. İrlanda Adasının kuzeydoğusunda kalan kısmı Birleşik Krallığa kaldı.

İkinci Dünya Savaşına katılan İngiltere galip bir devlet olarak savaştan çıktıysa da, süper devlet olma niteliğini kaybetmeye başladı.

İngiltere’de İkinci Dünya Harbinden sonra günümüze kadar pekçok hükümet değişikliği oldu. Muhafazakar ile işçi partileri arasında iktidar el değiştirmektedir. Britanya, Birleşmiş Milletlerin, NATO’nun ve AET’nin aktif bir üyesidir.

İngiltere tarihi+tarihçesi

--------------------------------------------------------------------------------

İNGİLTERE



DÜNÜN VE BUGÜNÜN TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ



İlk çağlardan bugüne İngiltere'nin geçirdiği dönüm noktaları, İngiltere'yi bugüne taşıyan köşe taşları, idari, tarihi ve ticari özellikleriyle bir medeniyetin özeti



Romalılar Britanya topraklarının büyük bir kısmını fethederek 1. ve 5. asır arasında kendi yerleşim birimlerini kurmuştur; ancak; nüfuzları sadece batı ve kuzey bölgeleri ile sınırlı kalmıştır. Romalılar 410-442 yılları arasında bölgeyi terk ettikten sonra, bu topraklar Jute, Saxon ve Angle kavimlerinin istilasına uğramıştır. Bu kavimler Hadrian Duvarı'ndan güneyde kalan bölgelerde yedi farklı devlet oluşturmuştur. Britanya adalarında Romalılar gelmeden önce yaşayan Kelt kavimlerinin kültürünü ancak İskoçya ve Wales halkı koruyabilmiştir. 9. asrın başlangıcında kurulan Wessex Krallığı, özellikle Büyük Alfred saltanatı zamanında bölgenin en güçlü devleti olup, Viking istilalarına karşı direniş hareketinin lideri olmuştur. Edward the Confessor'ın saltanatının başlangıcında (1042-1066), İngiltere Avrupa'nın en gelişmiş devleti idi; bu durum, I. William ve haleflerinin (özellikle I.Henry ve II. Henry) devlete Normanlı askeri derebeylik sistemini uygulaması sonucu pekiştirilmiştir. 12. asra kadar İngiliz Kraliyet ailesi, evlilik yoluyla Fransa topraklarının büyük bir kısmına varis olmuştur. Bunun sonucu çıkan toprak tartışmaları ancak Yüz Yıl savaşlarının bitimi ile 1453 yılında sona ermiştir. İrlanda'nın fethi de 12. asırda tamamlanmıştır, bununla birlikte İrlanda ile İngiltere arasında hiç bir zaman siyasi görüş birliği olmamıştır. İngiltere'de 11. ve 15. asırlar arasında süren sınırlı monarşi dönemi, tarihe kralın iktidarını genişletmesi ve yönetim kadrosunu etkin hale getirmesi olarak geçmiştir. Takip edilen bu siyaset, asilzade tabakasına karşı olduğu için özellikle Kral Stephen, John, III. Henry, II. Edward ve II. Richard zamanında, sık sık kararların uygulanmasını engelleyen bir çok hukuki tutarsızlık vuku bulmuştur; işin doğrusu bu kralların son ikisi, baronların planlarına daha uygun gördükleri insanların tahta geçmesi için tahttan indirilmiştir. Altmış yıl merkezi yönetimin çok güçsüz kalması ve kralın prestijinin düşmesine (V.Henry'nin 1415'te Agincourt'ta kazandığı parlak zafere, ve sonradan Fransa topraklarının büyük bir kısmının işgaline rağmen) sebep olan II.Richard'ın tahttan azledilmesi ve yerine amcazadesi Lancaster dukası IV.Henry'nin geçmesi daha sonra Güller Savaşı olarak bilinen iki hanedanın kan davası ile sonuçlanmıştır. VI.Henry Bosworth muharebesinde York'lu III.Richard'ı yendiğinde, 1461-1485 arası taht toplam altı kere el değiştirmiştir. İngiltere'nin en etkili hükümdarı kabul edilen VII.Henry, hanedanına tekrar güç ve prestij kazandırmada başarılı olmuştur. Bundan evvel bu kadar zengin ve güçlü olmamış bir devletin başına 1509 yılında oğlu VIII.Henry geçmiştir. İskoçya'nın siyasi planda gelişmesi, İngiliz kralının ülkeyi birleştirme yolunda başarısız çabaları doğrultusunda olmuştur. Ne var ki, 1437-1625 yılları arasında tahta geçen İskoçya hükümdarları, İngiliz krallarının üstülüğünü tanımasına rağmen, nüfuzunu koruyabilen Stuart ailesi mensuplarının çabaları sayesinde tüm İngiliz saldırganlığına karşı özgürlüklerini korumuştur. 1603 yılında VI. James'in I.Elizabeth'ten sonra İngiliz tahtına oturması direnişin mükafatı olmuştur. Wales, bazı zamanlar İskoçya ile birleşerek, bazen de bağımsız bir prenslik olarak, siyasi entrikalar çeviren İngiltere'nin insafına bırakılmış idi. İngiltere'de Tudor devri (1485-1603) önemli gelişmeler dönemi olmuştur: merkezi yönetim yeniden tesis edilmiş, VIII.Henry zamanında Roma'dan bağımsızlık kazanılmış, deniz-aşırı fetihler başlamış, Wales İngiltere ile birleşmiş ve, Elizabethan ve Jacobean tiyatro oyunu geleneği gül devrini geçirmiştir. Parlamento nüfuzunun büyük ölçüde artması, gelişmelerden en önemlisi olarak kabul edilir. Fransızlara karşı savaşmak için III.Edward'ın para talep etmesi gibi, asilzadeleri sömüren yüksek vergilerin onaylatılması için kullanılan Parlamento, 1530'larda yeni rol üstlenmiştir. VIII.Henry, Roma ile ilişkilerin kesilmesine sebep olan Act of Supremacy'yi (Hükümetin Kiliseden üstün olduğunu ilan eden Kanun) ve diğer bazı kararları Parlamento’ya onaylatmıştır. Bunun sonucunda bu kuruma prestijin yanında daha sonra hep istismar edilen devlet işlerine karışma yetkisi verilmiştir. İskoçya kıralı VI.James, kuzeni I.Elizabeth'ten sonra tahta geçmesine karşın, iki devletin birleşme kararı 1707 yılına kadar resmi olarak kağıda geçirilmemiştir. Tarih, kralın yetkilerini kısıtlamada gücü giderek artan Parlamento’nun orta-çağ aristokrasisinden daha etkili olduğunu göstermiştir. İngiltere'de 1649 yılında I.Charles'ın idam edilmesine ve İngiliz Devrimi (1649-1660) sırasında birçok cumhuriyetin kurulup dağılmasına yol açan İç Savaş, bu gücün ne kadar etkili olduğunu yansıtmıştır. Ortalıkta dolaşan siyasi fikirlerin akıl almaz çeşitliliğine rağmen (ki bunlar, Oliver Cromwell'i kral yaparak yeni monarşiyi kurma fikrinden, güya İsa'nın İkinci Gelişi'ne hazırlanmak için Protestan Cumhuriyeti'nin kurulması düşüncesine kadar değişiyordu), 1660'ta Devrim ileriye dönük başka bir fikir üretemeyince, II.Charles yurtdışından eski yerine çağırılmıştır. Ama, II.Charles hiç umulmayan bir şekilde 20 yıl içerisinde Parlamento’dan bağımsızlığını kazanmayı başardı. Fakat, popüler olmayan (ve Katolik) kardeşi II.James'in azledilmesinden ve sınır dışı edilmesinden sonra, kralın yetkisi yine kısıtlanmıştır. Bu sefer Parlamento hiç hata yapmadı; kendi şartlarını kabul ettirerek 1689'da henüz prens olan Orange'lı III.William'ı tahta oturttu. Bu zamandan itibaren kralın yetkileri çok kısıtlı kalmıştır; varisi Kraliçe Anne, Parlamento’nun istediği bir kanuna rıza göstermemeye cesaret eden son hükümdardı. Büyük Britanya İmparatorluğu (ismi 1707'den sonra böyle olmuştur), 18.asırda daha ziyade Fransa'ya karşı kazandığı Yedi Yıl Savaşları gibi savaşlar sayesinde dünyanın başlıca sömürge ve sanayi gücü olmuştur. 1776'da Amerika'daki koloniler elden gitmiş, ancak Napolyon savaşlarının neticesinde kazanılan zafer İngilizlerin denizde üstülüğünü sağlamıştır.

O zamanlar, Büyük Britanya İmparatorluğu üretimin hemen her sahasında Sanayi Devrimi'nin tekniklerini ilk uygulayan ülke olarak hem harpte hem sanayide dünyanın başlıca gücü olmuştur. Bir yandan sömürgelerin artması ham madde akışı ve pazar sağlarken, diğer taraftan nüfusun artışı ucuz işgücü kaynağı sağlamıştır. Feodalizmin ortaya çıkışından bu yana, toplum yapısında en önemli değişiklik, şehirde yaşayan insan sayısının artması ve daha zengin olmalarıdır. 1801 yılında İngiltere İrlanda ile, Birleşmiş Krallık ismi altında resmi olarak birleşmiştir. Kraliçe Victoria'nın uzun saltanatı (1837-1901) dendiğinde, akla ilk olarak İngiliz Siyasetinin nüfuzu, fetihleri, Protestanlaşma ve deniz-aşırı yerleşimlerin yanı sıra ülke ekonomisinin gelişmesi ve nüfusun artması gelir. İmparatorluk zirvedeyken, İngiliz hakimiyeti dünyanın çeşitli yerlerine yayılıyordu. Sadece ticari açıdan ele alınan sömürgelerin sınırları belirlenirken devlet ve etnik sınırları göz önünde bulundurulmamıştır. Gücünü büyük ölçüde yitirmesine sebep olan Birinci Dünya Savaşı, Avrupa devletlerinin kurduğu eski sömürge imparatorlukların sonunu getirmiş, ekonomide günümüzde bile hissedilen gerilemenin habercisi olan bunalımlar için zemin hazırlamıştır. Hiç bir zaman İngiltere ile İrlanda arasındaki ilişkiler iyi olmamıştır, ve bu münasebetler 1916 yılında açık savaşa dönüşmüştür. Bunun sonucunda ülkenin kuzey-doğusunda ağırlıklı olarak Protestan olan altı eyalet 1921 yılında bağımsızlık kazanmıştır. Nazi Almanya'sının II.Dünya Savaşında yenilmesinden sonra İngiltere sömürgelerinden vazgeçti; ve -eski sömürgeleri üzerinde nüfuzunu korumakla beraber- İngiltere'nin siyaseti daha çok Avrupa arenası üzerinde odaklanmıştır. Hong Kong, Cebel-i Tarık Üssü ve Falkland Adaları gibi imparatorluktan kalma topraklar, bazı ülkelerle sürtüşmelere yol açtı. Nitekim, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya süper güç olarak çıkan Amerika, Britanya İmparatorluğu'nun fazla problem çıkarmadan dağılmasını istiyordu. Asrın başında güç kazanan ve, kökleri teşkilatlanmış işçi hareketine dayanan Emek Partisi, İngiltere'nin iç siyasetinde Muhafazakar Parti'nin başlıca muhalifi olan Liberal Parti'yi önce eleştirmiş daha sonra Liberallerin oy potansiyelini kendisine çekmiştir. Emek'çiler ilk hükümetlerini 1924 yılında Ramsay MacDonald başkanlığında kurdular. Savaş sırasında kurulan Emek-Muhafazakar ittifakından sonra -ki bu ittifakın başkanı 1940-1945 yıllarda Winston Churchill idi- Birleşik Krallıkta birbirine muhalif söz konusu iki partinin siyasi rekabeti bu güne kadar hala devam etmektedir. Emek Partisi'nin 1945-51 hükümetinin sağlık, eğitim, konut ve sosyal hizmetler alanlarında yaptığı radikal reformlar çok etkin olmuştur. 1970'lerde ekonomide durgunluk, yüksek enflasyon ve dış ticaret yetersizliği, savaş sonrası alınan kararların geçersiz veya eskimiş olduğunu gösterdiğinde parti içi fikir birliği bozulmuştur. Bunların dışında, üretimin devlet bütçesi için önemli olan geleneksel alanlarında büyük düşüşler kaydedildiği bir devirde, Margaret Thatcher 1979 yılında radikal Muhafazakar hükümetin başında başbakan olmuştur. 1980'ler; özelleştirme, "halk vergisi" gibi radikal değişikliklerin yaşandığı yıllardır. Thatcher hükümeti 1983 ve 1987 Parlamento seçimlerinde üstünlük sağlayarak iktidarını devam ettirdi. 1982 yılında yapılan Güney Atlas Okyanusu Savaşı'nda Arjantinlilere karşı kazanılan zaferin, Thatcher’in popülaritesini zirveye çıkardığı kabul edilmektedir. 1990 yılının Kasım'ında Thatcher'in siyasi kariyerinin sona ermesi, halkın oyları sonucu olmayıp, uyguladığı siyasetin artık çağdışı oluşu ve problemlere tek yönden bakması sebebiyle parti mensuplarının ona olan güvenini kaybetmesinden ötürüdür. Durumdan memnun olmayanlar, Başbakanın, Muhafazakar Parti iç tüzüğüne göre bile yanlış hareket ettiğini göstermeyi başarmıştır. Böylece, Thatcher'in uzun süren başkanlığından rahatsızlık duyanlar mevcutken, bu suçlamadan sonra "problem" tam olarak somutlaştı. Bu yüzden Thatcher -seçimlerde kazanmasına rağmen- görevinden istifa etti. Yerine eski Maliye Bakanı John Major geçti. Major'a miras kalan ve hemen halledilmesi gereken meseleler arasında Kuveyt'i işgali üzerine Amerika önderliğinde başlatılan BM harekatına katılma anlaşması vardı. 1991 yılı başlarında yapılan bu harekata yaklaşık 30,000 İngiliz hizmet personeli katılmıştır. İngiltere'nin dış politikası, sonradan Avrupa Birliği'ne (AB) dönüşen Avrupa Topluluğu'nunki ile neredeyse özdeştir. İngiltere Hükümeti, sosyal alandaki anlaşmalara muhafazakar politikasına ters düştüğü için katılmayı reddetti. En problemli mesele, nihai sonucu Avrupa'da tek para biriminin devreye sokulması olan para birliği meselesiydi. Avrupa Para-birimi Sistemi (EMS) -bu sisteme göre, farklı Avrupa ülkelerinin döviz kurlarının küçük dalgalanmalarla sabit tutulması öngörülüyordu- bu problemi geçiştirmek için oluşturulmuştur. Hükümet, bu sistemi birkaç ay uyguladıktan sonra, para piyasalarının dayanılmaz baskıları altında anlaşmayı bozmaya mecbur kalarak onurundan tavizler vermiştir. Ne var ki, 1992 Nisanı'nda yapılan seçimlerde birçokları için sürpriz olacak şekilde yine Muhafazakarlar kazanmıştır. 15 yıldır muhalefette bulunmaktan umutsuzluğa düşen Emek Partisi, yeni başkanları Tony Blair liderliğinde partinin temel ilkelerini ve imajını tekrar gözden geçirdi. Kendilerine "Yeni Emek" ismini vererek pazar ekonomisinin vazgeçilmez rolünü kabullenmek ve Muhafazakarların anahtar reformlarının tersine bir politika izlemeyi reddetmekle geleneksel desteğinin bir kısmını kaybetse de, önceden hiç beceremediği, siyasette orta yolu yakalamıştır. Diğer taraftan, 1997 yılında Muhafazakar Parti, bir birini izleyen skandallardan sonra iç karışıklıklarla etkisiz hale gelmiştir. 1997 yılında Emek'in zaferi beklenmedik bir sürpriz olmasa bile, kazandıkları koltuk sayısının neredeyse 100 olacağını kimse tahmin edememişti. Üç yıl içersinde Blair Hükümeti birçok mevzuda başarılı olmasına rağmen, bazı problemlere çözüm üretememiştir. Sanayinin geleneksel alanlarından araba üretiminde başarısızlıklar ve halkın rızasına muhalif olarak devreye sokulmaya çalışılan Euro karşısında sterlinin gücü konusunda ihracatçıların kaygıları göz ardı edilirse, genel olarak ülke ekonomisi iyi denebilir. Hükümetin, sağlık ve eğitim programını hayata geçirmede ve güvenilir bir uluslararası imaj oluşturmada çok başarılı olduğu söylenemez. Hükümetin bazı kararları devletin haklarını genişletmesi olarak algılandığından özgürlük hakları hareketlerinden tepki almıştır. İskoçya'nın kendi Parlamentosu'nun ve Wales meclisinin açılması, yeni Londra Valisi'nin seçilmesi, John Smith'ten miras kalan ve Blair hükümetinin merkeziyetçi tabiatına ters düşen yetkilerin dağılma sürecinin sonucudur. İskoçya Parlamentosu, özellikle üniversite harçları hususunda Birleşik Krallığın politikasına ters birtakım kanunlar çıkarmıştır. Londra valiliğinde halkçı bir aday Ken Livingstone'un başarılı olmaması için partinin tüm umutsuz çabaları, Livingstone 2000 Mayıs seçimlerini bağımsız olarak kazandığında boşa çıkmıştır. Bununla birlikte, Kuzey İrlanda meselesi tam bir çıkmaza girmiştir.

Ağustos 1994'te varılan ateşkes anlaşması ileriye dönük büyük bir adım olmasına rağmen, sürecin yavaş olması ile ümitsizliğe düşen IRA mensupları kanlı eylemlere girişmiştir. 1996 Mayıs'ında yapılan seçimler, bölgede partilerin dağılımını yansıtmıştır; hükümet taraftarları, başkanları David Trimble ile beraber bölgeden sorumlu olacak Ulster Unionistler (yani Birlik taraftarları) ve Demokrat Unionistler'den meydana geliyordu; ve Sosyal Demokratlar, Emek Partisi (ki, liderleri Seamus Mallon, Trimble'in vekili olacaktı) ve Sinn Fein, milliyetçi kesimi temsil etmekteydi. İç siyasette yetkinin büyük bir kısmı ve bölünmüş iki İrlanda arasındaki bağları pekiştirme vazifesi anlaşmada geçtiği gibi yeni yönetime tevdi edilecekti. Bölgenin en etkin dört partisinin temsilcilerini kapsayan ortak yönetim sistemi uygulamaya geçmeden önce bölgede bir karara varmak oldukça güçtü. Esas problemi IRA teşkil ediyordu ve hükümet taraftarları bu tehdit yok edilmedikçe yönetim işbirliğine katılmayacaklarını ifade ediyorlardı. 2000 yılı Şubat ayı ortalarında IRA, silahlarını devletin uygun bulduğu bir programa göre teslim etmek istemediğini açıladı. Bölgeden sorumlu yeni bakan Peter Mandelson ortak yönetim meclisini kapattı. Mayıs 2000'e kadar, kördüğümün çözülmesinde pek ilerleme olmamıştır. Nihayet, IRA silah stoklarının kontrolü için uluslararası bir heyet oluşturulmasını önerdi. Şu anda bu teklif incelenmektedir.

Birleşik Krallık

Tarihçe(1906-1999)

Büyük Britanya, 20. Yüzyıla dünyanın en büyük ticaret imparatorluğu ve en güçlü ekonomilerinden biri olarak girdi.



•1906 Reformcu Liberal hükümet işbaşında.

•1914 I. Dünya Savaşı başladı.

•1918 Ateşkes. Britanya'nın toplam kaybı 750.000 kişi.

•1921 Güney İrlanda imparatorluktan bağımsızlığını ilan etti.

•1926 Genel grev.

•1929 Dünya Ekonomik Bunalımı. Yaygın işsizlik.

•1931 Birleşik Krallık Altın Standardı uygulamasını terk etti ve Paund devalüasyona uğradı.

•1934 Almanya'da Hitler'in iktidara gelmesine tepki olarak silahlanma harcamaları arttırıldı.

•1936 Kral VIII. Henry, Bayan Simpson ile evlenebilmek için tahttan feragat etti.

•1937 Neville Chamberlain başbakan oldu.

•1938 Chamberlain, Südet meselesini görüşmek üzere Münih Konferansında Hitler'le konuştu ve onunla anlaşarak Almanya ile savaş tehlikesini ortadan kaldırdığını ilan etti.

•1939 Almanya Polonya'ya saldırdı. Birleşik Krallık kısa süre sonra Almanya'ya savaş ilan etti. II. Dünya Savaşı başladı.

•1940 Winston Churchill başbakan oldu. Britanya Hava Savaşı. Londra bombalandı ('The Blitz').

•1941 ABD, Müttefiklerin yanında savaşa katıldı.

•1942 Alman Afrika Ordusuna karşı El Alamein Zaferi kazanıldı.

•1944 6 Haziran'da (D Günü) Müttefikler Normandiya'ya çıkarak Avrupa'nın Alman işgalinden kurtarılmasına başladılar.

•1945 II. Dünya Savaşı sona erdi. Britanya bu savaşta 330.000 insan kaybetti. İşçi Partisi, sosyal refah platformu programıyla iktidara geldi.

•1946 Hükümet, İngiltere Merkez Bankası (Bank of England), demiryolları, kömür madenleri ve diğer bazı taşınmaz varlıkları millileştirdi. Eski kolonilerden çekilme başladı.

•1947 Hindistan bağımsızlığını kazandı.

•1948 Birleşik Krallık BM Güvenlik Konseyi kurucu üyesi. Ulusal Sağlık Servisi (National Health Service) kuruldu.

•1949 NATO kurucu üyeliği.

•1956 Süveyş Kanalı Krizi. İngilizler Kanal bölgesini işgal etti ama ABD tarafından geri çekilmeye zorlandılar.

•1957 ABD'nin ülke topraklarına nükleer füzeler yerleştirmesi kabul edildi.

•1960 EFTA kurucu üyeliği.

•1961 İngiltere'nin AB üyeliği için yaptığı başvuru, Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle tarafından reddedildi.

•1968 Kürtaj ve eşcinsellik yasallaştı.

•1969 İngiliz birlikleri Kuzey İrlanda'nın Ulster bölgesine girdi.

•1970 Edward Heath liderliğinde muhafazakar hükümet. Grevlerde 8.8 milyon iş günü kaybedildi.

•1973 İngiltere AB'ye girdi. Petrol Krizi. Enerji ve maden işçilerinin grevleri sonrasında sanayi sektöründe haftada üç gün çalışmaya geçildi.

•1974 Harold Wilson liderliğinde İşçi Partisi hükümeti, maden işçilerinin taleplerini kabul ederek greve son verdi. Yüksek enflasyon.

•1975 Margaret Thatcher, Muhafazakar Parti liderliğine seçildi. Referandumda AB üyeliği halkça onaylandı. İlk Kuzey Denizi petrol boru hattı çalışmaya başladı.

•1979 Muhafazakarların seçim zaferi.

•1980 ABD'ye ait seyir füzelerine (cruise füzeleri) karşı büyüyen protestolar. İşsizlik ve şehir isyanları başladı.

•1981 Muhafazakar hükümet özelleştirme programını başlattı.

•1982 İşsiz sayısı üç milyona ulaştı. Arjantin, Falkland Adalarını işgal etti. İngiliz görev gücü gönderildi ve adalar geri alındı.

•1983 Vergi indirimi politikaları. Muhafazakarlar seçimleri ikinci kez kazandı.

•1985 İngiliz-İrlanda Anlaşması ile Ulster sorununu çözme girişimi.

•1986 Finans sektöründe devlet kontrolünü azaltıcı düzensizleştirme (deregülasyon).

•1987 Muhafazakarların üçüncü seçim zaferi. Parlamentoda ilk siyah milletvekili.

•1990 Muhafazakar partide John Major liderliği Thatcher'dan devraldı. İngiltere, Körfez Savaşına katıldı.

•1992 Muhafazakarlar seçimleri yine kazandı.

•1994 John Smith'in ani ölümü sonrasında Tony Blair, İşçi Partisi lideri oldu.

•1995 İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ve İngiltere'ye bağlılığı savunan (Loyalist) milisler karşılıklı ateşkes ilan etti.

•1996 IRA ateşkesi sona erdirdi. Parlamentoda istikrarsız bir Muhafazakar çoğunluk.

•1996 Dunblane adlı bir İskoç kasabasının ilkokulunda gerçekleşen katliam sonrasında silah kontrolüne yönelik kanunlar sertleştirildi.

•1996 Hayvanlarda görülen "Deli Dana" hastalığının insanlarda görülen Creutzfeldt-Jacob Sendromunun sebebi olabileceği anlaşılınca, AB bütün İngiliz dana eti ürünlerinin ithalini yasakladı.

•1996 Kuzey İrlanda'da bir anayasal reform forumunun seçimi ve Belfast'ta tüm tarafların katıldığı görüşmelere rağmen IRA, Manchester şehir merkezini bombaladı. Yıllardan beri yaşanan en çatışmalı Protestan Yürüyüşü (Orange March) sezonu.

•1997 Mayıs seçimlerinde İşçi Partisi büyük bir üstünlük sağlayarak on sekiz yıllık Muhafazakar iktidara son verdi.

•1997 Ağustos; Galler Prensesi Lady Diana, Paris'te bir araba kazasında öldü. Ölümünün ardından büyük kalabalıklar yas tutarken, medyanın ünlü kişileri sürekli takip etmesi uzun süre tartışıldı.

•1997 Eylülde İskoçya'da yapılan bir referandumla 1999 yılında seçilecek bir İskoç parlamentosunun oluşturulması kabul edildi.

•1999 İskoç Parlamentosu seçildi. İlk parlamentoda İşçi Partisi ve liberaller ağırlıkta, İskoç Ulusal Hareketi umduğu başarıyı yakalayamadı.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1926
favori
like
share
milkboy Tarih: 18.09.2007 19:52
paylaşımınız için teşekkür ederim cihanasran