Yorgun argın işten ayrılıyorsunuz ve bütün gün sonunda gücünüzün azaldığını fark ediyorsunuz, evinize doğru yol alıyorsunuz. Merdivenleri adım adım çıkarken, güzel bir alaturka müzik sesiyle kendinize geldiğinizi anlıyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki evde yalnız değilsiniz. Belki bu anları çok eskiden yaşadınız. Eskiye tekrar dönüş yaparak yalnızlığınızı gideren radyonun geçmişini ve bu modern hale nasıl geldiğini hiç merak ettiniz mi? Biz Görünüm gazetesi olarak merak ettik ve cevabını almak için, Kolej’de Mahmut Esat Bozkurt Caddesi’nde bulunan Tuncay Genaraloğlu’nun tamirhanesine misafir olduk. Nasıl bir röportaj olacağını düşünürken, Tuncay Bey bizi büyük bir sıcaklıkla karşıladı. Tamirhaneye doğru adımımızı attığımızda bizi her dönemden farklı farklı radyolar karşıladı. Bu radyolar bizi düne, çocukluğumuza götürdü. Özenle, bir mobilya gibi işlenmiş ahşap radyoların arasında şöyleştik Tuncay Bey ile.

“Radyo insanın hayalini çalıştırıyor”

Tuncay Bey’e sorduğumuz ilk soru şu oluyor: “Neden radyo?” Tuncay Bey büyük bir memnuniyetle anlatıyor: “Elektrikle uğraşmak benim mesleğim, radyoları tamir ederim. Zaten çocukluğumdan beri de radyolara, aslında eski olan her şeye merakım vardı. Son üç buçuk dört yıldır da radyo koleksiyonculuğu yapıyorum. Hem tamircilik hem de koleksiyonculuk bir arada oldu.” “Neden radyo” sorusunu yanıtlarken radyonun, televizyondan farkını da ortaya koyuyor. “Radyo insanın hayalini çalıştırıp düşünmenizi, kafa yormanızı sağlıyor. Bunu televizyonda bulamazsınız. Orada her şey hazır olarak önünüze geliyor, size sadece izlemek kalıyor” diyen Tuncay Genaraloğlu, radyonun sadece bir kutu olmadığını, radyonun köklü tarihiyle pekiştiriyor, hemen ardından eski temsillerden, arkası yarından, mikrofondan, tiyatrodan bahsediyor bize: “Bu programlarda önce kalın bir erkek sesi çıkardı bu ses önce sizi etkilerdi, arkasından kadın çığlıkları, kapı gıcırtılar hepsi o kadar iyiydi ki sen kendini o gün ne oynanıyorsa onun içinde hissederdin.”
“Radyonun kişiliği var”

Tuncay Bey bize hem radyolarını gösteriyor, hem de anlatmaya devam ediyor. “Radyoların kişilikleri vardır. Dikkat ederseniz hepsinin mobilyası, işlemeleri, duruşları farklıdır, bir sıcaklıkları bir dilleri vardır. Hepsi nerede kim tarafından, hangi zamanda yapıldığını söyler sizlere. Günümüzdeki elektronik aletler de bunları bulamazsınız. Hepsi fabrikasyon, insan eli değmeden üretiliyorlar” diyor üzülerek. Bize koleksiyonundan babasının radyosunu gösteriyor ve kendisi için çok önemli olduğunu belirtirken, pazar akşamları bu radyodan hep birlikte dinledikleri, zamanın tek eğlencesi radyo tiyatrolarını anlatıyor. Dünyayı yeni bir sınıflamaya sokan her savaşın radyoları da farklı bir sınıflamaya soktuğunu anlıyoruz. Tuncay Bey radyoların farklarını anlatırken bu düşüncemizi doğruluyor ve radyoları yapıldığı döneme göre ikiye ayırıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki radyolar ve sonraki radyolar diye ayrılıyormuş radyolar. İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki radyoların mobilyalarının daha kalın, ahşabı daha iyi olduğunu ama bu radyoların sert hatta biraz da askeri duruşa sahip olduklarını anlatan Tuncay Bey, savaş sonrası ise radyoların daha estetik, daha yumuşak görünüşlü, daha modern bir şekle büründüğünden bahsediyor.

“Plastik, estetiği bozdu”

Sadece savaşlar değil savaşların yapıldığı coğrafyaların da radyoları sınıflamanın aracı olduğunun altını çizen Tuncay Bey, konuyu Amerikan ve Avrupa radyolarına getiriyor ve Amerikan radyolarının da savaş öncesi radyolara benzer özellikler taşıdığını anlatıyor. Sözü Avrupa radyolarına getiren Tuncay Genaraloğlu bu radyoların süslü, estetik, kadınsı bir duruşa sahip olduğunu ekliyor ve örnek olarak Fransız radyolarını gösteriyor. “Bir radyo koleksiyonunda daha işlemeli, kibar, dantelle süslenmiş gibi radyolar gördüğümüzde bu radyo kesin Fransız radyosudur” diyerek, şimdiki radyolarla ilgili düşüncelerini açıklamaya başlıyor. Yüzünün halinden günümüz radyolarıyla arasının iyi olmadığını anlıyoruz, “Neden?” demeye kalmadan kendisi anlatmaya başlıyor:
“Ben pek sevmem. 1950’den sonra radyoların içini plastik girdi. Belki dış kasaları eskiye oranla daha estetik oldu ama o eski ahşap güzelliği de kalmadı radyolarda.” Bizde ona, “Nasıl olmalı sizin radyonuz?” dediğimizde “Ahşabı, kalitesi, estetiği olmalı” cevabını veriyor. Dükkândaki radyolara göz gezdirdiğimizde, “eski radyoları toplamak zor olmuyor mu?” demeden edemiyoruz. Tuncay Bey, bu sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “1960’lardan sonra, Türkiye’de radyo yapımına başlandı. Haliyle zor oldu tabii ki. Bu radyolar, genellikle montaj şeklinde üretilmiş. Bu yüzden bu kalitede şeyleri bulmak zor oluyor.”

Radyoya meraklı bir avuç insan

Tuncay Bey, bu işe merakını ve bu işle ilgili bilgilerini anlatırken, “Sizden başka eski radyoya meraklı insanlar var mı?” diye soruyoruz. Türkiye de üç-beş kişinin olduğunu söylüyor. Dünyada ise bu oranın çok daha fazla olduğunu, eski radyo meraklıların ve radyo modellerinin de milyonlara ulaştığını anlatıyor.

“Bu koleksiyonculuğun sonu yok” diyen Tuncay Generaloğlu ile sohbetimiz devam ediyor ve yeniden Türkiye’deki radyo meraklılarına geliyoruz. “Birbirinizden haberiniz var mı? İrtibat kurabiliyor musunuz?” diye soruyoruz. Tuncay Bey, hem eski radyo meraklılarıyla hem de yeni başlamış kişilerle, radyoyla ilgili merak ettikleri şeyleri paylaşmak için bir internet sitesi kurmak istediklerini, ancak maddi eksiklikten dolayı bu siteyi kuramadıklarını üzülerek dile getiriyor. Kurmayı planladıkları bu sitenin isminin, “Ankara Antik Radyocular Derneği” olmasını arzu ettiklerini söyleyen Tuncay Bey, kurabilirlerse sitede, meraklılarına bedava hizmet vermek istediklerini ve bu hizmeti radyo adına yapmak istediklerini gözlerindeki radyo tutkusuyla bize anlatıyor. Tuncay Bey’in koleksiyonunu tekrar geri dönüyoruz. Seçkin bir koleksiyona sahip olduğunu gururla dile getiren Tuncay Bey, bu koleksiyonun giderek çoğalmasının nedenini şöyle açıklıyor:
“Başka koleksiyoncular tamirden anlamıyor. Bu bana avantaj sağlıyor. Koleksiyonum bu nedenle güzelleşiyor ve bundan dolayı nadide eserleri almaya başladık. Koleksiyonun farklı olmasını böyle sağlıyoruz. Yeni yetişen gençler de gramofona, eski radyoya çok meraklılar. Bu merakın nedeni bence gençlerin kültür seviyesinin yüksek olması.”
Yüzde 98’i çalışıyor

Tuncay Bey’e bir radyonun tamirini ve tamirden sonra kendine ne hissettirdiğini sorduğumuzda bize, “Tamir için bir hafta uğraşırsın, yorulursun tüm zamanını ona vermişsindir. Tamir bittikten sonra onu fişi takıp çalıştırdığında tüm yorgunluğun gider ve bir mumyaya hayat verince ne hissedersen onu hissedersin işte” diyor. “Yaptığın radyo 60 yıllıksa senin tamirinden sonra bir 60 yıl daha yaşar” derken gözlerindeki mutluluğu görüyoruz. Radyolara yeniden hayat verdiği dükkânında ne kadar radyonun çalıştığını soruyoruz. Tuncay Bey büyük bir gururla bize radyolarının yüzde 98’inin çalıştığını söylüyor. Tuncay Bey’e radyolarınızın sizden sonra ne olmasını istiyorsunuz dediğimizde ise, “Valla ben şu yakın zamanda ölmeyi düşünmüyorum” diyor gülerek. Son olarak, “Ben yaşadığım sürece radyolarımla mutluyum” diyor “Sen bu kadar radyoyu ne yapacaksın ?” diye soranlara.

Söyleşimiz burada biterken, şimdi artık yeni hayat vereceği bir radyo bekliyor Tuncay Genaraloğlu’nu

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1098
favori
like
share
milkboy Tarih: 18.09.2007 19:49
paylaşımınız için teşekkürler *YuReGi_GuZeLiM*