Karşılaşma

Ilık bir sonbahar sabahıydı…. Yaşlı adam eski bir bankın üzerinde ellerini bastonuna dayamış dalgın bir şekilde oturuyordu. Az sonra yanına iri cüsseli, siyah deri montlu bir adam geldi. Adam sanki bu dünyadan değildi. Bir şey vardı bu adamda bir gariplik ama neydi o. Adam hafifçe ihtiyara doğru eğildi ve:

- “İşte geldim. ” dedi.

İhtiyarın içini önce bir ürperti kapladı sonra bu ürperti yerini korkuya bıraktı. Evet ihtiyar korkuyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Adam banka otururken ihtiyar korkusunu nasıl yeneceğini düşünüyordu. Evet ihtiyar sonunda çareyi bulmuştu. Sağ elini yavaşça ceketinin iç cebine doğru götürdü ve o anda bütün korkuların yerini huzur kapladı. Dokunduğu şey ona güç veriyordu.

- “Beni tanıdın mı?” Adamın sesi yılan tıslamasına benziyordu.

- “Seni nasıl tanımam dünyanın her yerinde senin oyunların dönüyor.” İhtiyar meydan okurcasına adamın yüzüne baktı. Adamın yüzünde donuk bir ifade vardı yalnızca gözleri gülüyordu.

- “Bak sen de itiraf ettin dünyada ben hüküm sürüyorum gel inat etme katıl bize dünya bizim olsun. Bak savaşlara, hep ben kazanıyorum. Gel ve güçlülerden ol.”

İhtiyar sadece adamın yüzüne dikkatlice bakıyor ve hiçbir şey söylemiyordu. Adam oturduğu yerden hızlı bir şekilde kalktı ve ihtiyarın karşısına geçti. İhtiyar hala bir şey söylemiyor sadece dikkatle adamı izliyordu.

- “Bak şunu görüyor musun? İşte bu benim eserim” Adam parmağıyla bir yeri gösteriyordu. İhtiyar o yöne baktığında sinema perdesine benzer bir şey gördü. Adam;

- “İzle ve gör” dedi. İhtiyar o anda perdede bir şeylerin hareket ettiğini gördü. Sanki bir filmin başlangıç sahnesiydi. Evet izlediği bir filmdi ama oyuncular gerçekti. Şimdi perdede çok tanıdık bir yüz vardı. Badem bıyıklı, üzerindeki askeri üniformasıyla elinde tuttuğu kağıttan bir şeyler okuyan okudukça hararetlenen biri.

- “Tanıdın değil mi? İşte bizden biri bir güç sembolü bütün o savaşları işgalleri o tek başına mı yaptı sanıyorsun? Hayır ben olmadan o bir hiçti, hiç!..”

- “Sen mi?” İhtiyar alaycı bir ifadeyle gülümsedi.

- “Sen insanoğlu olmadan bir hiçsin hiç, düşündün mü? Biz olmasaydık sen ne yapacaktın İblis?”

- “Ya buna ne diyeceksin?” İblis tekrar perdeyi gösteriyordu. Perdede şimdi bir çocuk vardı. Hafif esmer dokuz on yaşlarında bir çocuk. Elindeki misketi havaya atıp tutuyor ve etrafına telaşla bakıyordu. Sanki bir şeylerden korkuyordu. Yüzü ihtiyara dönüktü. İhtiyar çocuğun yüzündeki hüznü farketti. Birden büyük bir gürültü koptu ve çocuğun arkasında dev bir gölge belirdi. Çocuk artık iyice korkuyor ve ne yapacağını bilmiyordu. Gölge çocuğa iyice yaklaşmıştı artık. Çocuk son çare olarak elindeki misketi hızlı bir hareketle gölgeye doğru fırlattı. Misket hızla hedefe doğru yol alıyordu. Şimdi gölgenin ne olduğu daha belirgindi dev bir tank. Tanka çarpan misket sadece küçük bir ses çıkarabildi. Tank iyice yaklaşmıştı. Çocuk kaçmaya çalışıyor fakat kaçamıyordu. Perdede artık sadece tankın görüntüsü ve çocuğun çığlıkları vardı.

- “Biliyorsun değil mi en güçlüler benim yanımda ve artık ben yenilmezim.”

- “Sana bir şey sorayım; peki ya eski güçlüler nerede, Firavun nerede, Nemrut nerede ya Ebu Cehil, o nerede? Söyle biraz önce gösterdiğin adam nerede, söyle pis İblis neredeler?”

- “Sus be adam!” İblis iyice köpürmüştü.

- “Ya insanlar ben olmasam ne yapacaklardı sen düşündün mü, ben sizin gerçeği görmenizi sağladım size özgürlüğü verdim.”

- “Özgürlük mü Cehennemde mi?” İhtiyarda artık korkudan eser yoktu. Bastonuna dayanarak ayağa kalktı. Şimdi korkma sırası İblisteydi.

- “Sen özgür olduğunu mu sanıyorsun, asıl sen tutsaksın sen nefsin tutsağısın kendini kandırabilirsin ama beni asla çünkü ben nefsine yenilenlerden değil nefsini yenenlerdenim, anladın mı? Beşeri sen değil, nefsi mağlup ediyor beşer nefsi olmasa sen bir hiçsin.”

İblisin suratında pis bir gülümseme belirdi. Sanki ihtiyarın söylediği sözler onu memnun etmişti.

- “Gördün mü bak nefsin olmazsa özgürsün, O (celle celâluhu) size hep engeller koymuş ki Cennete giremeyesiniz. Bak kulluk ne kadar kötü.”

İhtiyar iki adım atarak iblise yaklaştı ve:

- “Sen Cebrail’i (aleyhisselam) tanırsın, onun nefsi yoktu peki Hazreti Peygamberin yanında miraca çıkarken neden yarı yolda geri dönmek zorunda kaldı?” İblisin sanki dünya başına yıkılmıştı. O isim ona korku veriyordu. Soru çetindi, iblis ne yapacağını bilemiyordu. Cevap vermek söyle dursun nefes almakta bile zorluk çekiyordu.

- “Öyleyse ben cevabı vereyim insanın ne kadar yükseleceği kendi elindedir. Allah (celle celâluhu) insana nefsi verdi ama iradeyi de verdi nefs olmazsa insan yükselemez hep aynı seviyede kalır işte bu yüzden insan özgürdür.” İhtiyar bunları söylerken İblis sanki omuzlarına yük binmiş gibi küçülüyordu.

İhtiyar tekrar banka oturdu. Sağ elini cebine götürdü ve küçük bir kitap çıkardı.

İblis kitabı görünce çılgına döndü sanki bir el boğazını sıkıyordu. Çığlıkları o kutlu günü hatırlatıyordu. Evet artık ne İblis vardı ne de çığlıkları sadece lahuti bir ses.


Sinan Özer

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 490
favori
like
share
GÜLSiMA Tarih: 21.09.2007 13:01
[QUOTE=Gönülce;2093408]çok güzel bir yazı
çok etkileyici
Rabbim imandan ayırmasın hiçbirmizi
İblise uydurmasın hiçbirimizi ve ona fırsat vermesin inşallah

amin amin inşallah
Asiyan Tarih: 21.09.2007 12:37
çok teşekkürler Allah nefisimize ve şeytana uydurmasın
Gönülce Tarih: 21.09.2007 09:36
çok güzel bir yazı
çok etkileyici
Rabbim imandan ayırmasın hiçbirmizi
İblise uydurmasın hiçbirimizi ve ona fırsat vermesin inşallah