Neden karanlık çökünce ince bir sızı sarar yüreğimi ya da neden gece bu kadar efkârlı…
Düşününce hep eskiye dalarım, batırırım bıçak ucu, yaralarımı kanatırım.
Bir de içli bir şarkı çalar nedense geceleri oturup ağladığım…

Takılırım gecenin son kalkan trenine
Bu yolculukta hep dostlardan bir anı olur yüreğimde…

Hep geçmişe bir özlem vardır içimde. Bahsettikçe sıkıştırır yüreğimi. Ne zaman bir isim dolansa dilime, hangi zamandan kalmışsa o zamanın adamı olurum birden… Yıl belki “86 belki “99 hiç fark etmez. Belki henüz ilkokuldayım belki üniversite yılları ben her durumda da çamur oynarken… Ellerim bulanmış alacasıyla toza toprağa suyu bocalayıp ıslatmışımda kendime oyuncak yapıyorum. Oyunumda hatta aşçı olacağım diye tabak tencere döşüyorum bahçe duvarına. Ayağımda şortum oynadığım dokuz kiremitlerden çizilmiş büsbütün yara dizkapaklarım. Yeniden kanamasın diye de oturup bükmüyorum.

Yıllara yayılmış yara izlerim hala vücudumun üzerinde kan tutmuş, hala dün gibi yeniliğini korumakta...


Çocuğum daha, ne kadar zaman geçmiş üzerinden ama dün gibi aklımda. Elif vardı babası polisti. Kavga bile edemezdim korkumdan. Hep yaptıklarımı bozmaya gelirdi. Okulda da aynı sınıftayız. Siyah kısa saçları zeytin gibi kara gözleri vardı. Hep çok konuşur beni de sinir ederdi. Bir gün yine apartmanın önünde yaptım çamurdan tas tabak, kendi kendime yapraklardan yemek yapıp servise başladığım an da… Daha çocuğum oyun oynuyorum işte. Elif çıkageldi. Önce oturdu karşıma. “Ne yapıyorsun burada “ dedi.” Hiç… Kendi kendime oynuyorum. Birden “bana da ver, ben de istiyorum” diyerek karşıma oturdu…
“Al bakalım, afiyet olsun” dedim ve uzattım daha hala ıslak tabağın içinde yapraktan yeni pişmiş yemekle… Birden bire ne olduğunu anlayamadım “beğenmedim bunu” dedi ve masa niyetine kullandığım taşın üzerinde ne var ne yoksa savurdu etrafa…

Savrulan ne hayallerimden ne arkadaşlıklarımdan hayır kaldı bana...Geriye döndüğümde hep bir çift gözyaşım dökülüyor avuçlarıma, sıcak ve bir o kadar hüzünlü yıllarıma döndüren...

Hiç bir şey söyleyemedim… Dudaklarımı büzüp bir güzel ağladığımı eve kaçtığımı hatırlıyorum. Ertesi gün okulda kalorifer kazanının önünde merdivenler vardı hep orada oynardık. Elif’te geldi. Çıktı merdivenin en tepesine. Hem beni sevmez hem yanımdan ayrılmazdı… Onunla oynamaya çalışırdım oyunbozanlık yapardı, aşçılık yapıp ona yemek vermiştim hem de özene bezene uğraşılarımdan esirgemeden, savurup kırmıştı yüreğimi, yanımdan da ayırmazdım… Anlamadı insan sevgimi. Ben de dayanamıyordum. Dolup taşmışım ki iyice, zil çalmıştı tam hareket edecekti çelme takmıştım bile bile. Yuvarlandı düştü üç beş basamaktan dizi kanıyordu, ağlıyordu. Benim ona çelme taktığımı bile anlamamıştı. Kaçıp sınıfa sırama saklanmıştım adeta. Babasını çağırmıştı okul müdürü… O kadar korkuyordum ki. Beni de alıp götürecekler diye… Beklediğim olmadı. Kimse beni alıp götürmedi. Elif gitti… Bir hafta gelmedi okula. Sonra babasının tayini çıkmış Bursa’ya taşınmışlar haberi geldi. Üzülmüştüm. Onca sabrım boşa çıkmıştı. Kötü biriyim ben. Nedense sabredemeyen bir halim var… Keşke diyorum keşke yapmasaydım. Olan olmuştu bu sefer yine, ne söylesem boş.


Gitti güzelim karagözlüm, gitti hani daha seni seviyorum diyemeden arkadaşım, kardeşim, dostum.. Nasıl yalnız kalmıştım. Gitti şimdi güller daha solgun, bu deniz gürlemez eskisi gibi... Yüzümde tarifsiz burukluk. Ne zaman okulun önünden geçsem hatırımdadır.

Yıllar sonra üniversitedeyim. Eskişehir’e bir sergi nedeniyle gittim. Güzel sanatlardayız ve atölyelerde çalışmalar var hocalar sergiden sonra bir bir atölyeleri gezdiriyorlar. Birden gözüme bir çift kara göz ilişti siyah uzun saçları ve elleri çamur bir kız karşımdı..


Bana dönüp “Demet” dediğinde ağlamaya başlamıştım. Yıllar sonra küçükken çamur oynamama sinirlenip benim oyunumu bozan kız karşımdaydı. Nasıl koşup sarıldığımızı bilemiyorum. Sırtımda elbiseme bulaşan çamur izleri hala duruyor saçlarıma kadar bulaştırmıştı…

Sıcaktı bu sarılmalar bu gözyaşları fazlasıyla sıcaktı…

Yaptığım ve yedirdiğim yemeklerden bana kocaman iri siyah gözleriyle bakan bir Elif kalmıştı… Hiç unutulmadan yıllarca saklayıp atamadığım.
Şimdi çocukken yaptıklarımıza gülüp, bir güzel anıyoruz sevinçten ağlayan gözlerimizle gezerek o yılları…


Hâlâ küçük çocuklar gibi çamur oynuyoruz...


Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 444
favori
like
share