TÜRKİYE EKONOMİSİNİN TARIMSAL YAPISI VE POLİTİKALARI



İnsan yaşamının gıda ile doğrudan ilişkili olması sonucunda ülke ekonomilerinde tarım sektörü önem kazanmıştır.
Bununla beraber coğrafi ve kültürel farklılıklar sonucunda ülkeler kendi gıdalarını kendileri üretme eylemine yönelmişlerdir. Nitekim her ülke tarım sektörüne önem vermek durumundadır.
Doğal olarak Türkiye de her ülke gibi kendi tarım ekonomisini kurmuş, geliştirmiş ve tarımla ekonomiyi bağdaştırarak, tarım sayesinde ekonomisine katkıda bulunmuştur.
ATATÜRK VE TARIM
“Türkiye’nin Sahibi Hakikisi ve Efendisi, Hakiki Müstahsil Olan Köylüdür.”

“Efendiler!
Diyebilirim ki bugünkü felâket ve sefaletin bais-i yegânesi bu hakikatin gafili bulunmuş olmamızdır. Filhakika; yedi asırdan beri cihanın muhtelif aktarına sevk ederek, kanlarını akıt¬tığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkir ve tezlil ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakârlık ve İhsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, cebbarlıkla uşak menzile¬sine indirmek istediğimiz bu sahib-i aslinin huzurunda bugün kema¬li hicap ve ihtiramla vaz'ı hakikimizi alalım (şiddetli alkışlar). “
17 Şubat 1923 Günü İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi
" ... . Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fûtuhat yapanlara mağlûp olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, muhafazi mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle Fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi anayurdunda çalışmamış olmasından naşi bir gün onlara mağlûp olmuştur. Bu bir hakikattır ki, tarihin her devrinde ve cihanın her yerinde aynen vaiki olmuştur. Meselâ Fransızlar Kanada'da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bu medeni sabanla kılıç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandır. Ve Kanada'ya sahip oldu. Efendiler kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmiye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. "
16 Mart 1923 Günü Adana Çiftçileri İle Konuşma
"Diyebilirim ki hayatımda yaşadığım en ulvi, en sâde, en mes'ut ve samimi gece bu gecedir. Çünkü bu gece çok derin hûrmetlerle, muhabbetlerle merbut olduğumuz milletimizin ekseriye azimesini teşkil eden çiftçilerimizle bir sofrada bulunuyorum, sofrada onların emekleriyle husul bulmuş ekmeği onlarla beraber yiyoruz. "

“Arkadaşlar Dünya'da fütuhatın iki vasıtası vardır. Biri kılınç diğeri saban. Başka yerde de söyledim ve burada bir daha tekrarı faydalı buluyorum. Zaferinin vasıtası yalnız kılınçdan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir, sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişaniyeti o kadar azim ve elim olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve esir halde kalabilir. Onun için hakiki fütuhat yalnız kılınçla değil sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında takarrür ettirmenin, millete İstikrar vermenin vasıtası sabandır, saban kılınç gibi değildir. O kullanıldıkça kuvvetlenir, kılınç kullanan kol çok geçmedi yorulduğu halde sabanını kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur. Kılınç ve saban her iki fatihten birincisi ikincisine daima mağlûp oldu. Tarihin bütün vak'aları ve hadiseleri Payatın bütün müşahedeleri bunu teyit ediyor. Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün onlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun hikmeti aslisi şundadır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıçını kullanırken, diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin ekseriyeti azimesi çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık."
18 Mart 1923 Günü Tarsus'ta Çiftçilerle Konuşma
“... Aziz çiftçiler! Şimdiye kadar sizi anlayan, sizin büyük ruhunuzu takdir eden bu arkadaşınızın sizin için, sizin refahınız ve istikbaliniz için neler düşündüğünü, bundan sonra da İnşallah maddi semereleriyle öğrenmiş olacaksınız. . .”
“... Vatan en çok sizin emeğinize istinat ettiği halde en az bahtiyar ve mes'ut olan yine sizdiniz. . .”
“... Sizi ya harb olunca, ya hazinelerini doldurmak lâzım gelince hatırlarlardı...”
“... Hepinizin malûmudur ki, milletin ekseriyeti sizlersiniz ve yine malûmunuzdur ki, memleketimiz şu iki şeyin memleketidir biri çiftçi, diğeri asker. Biz çok İyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz. lyi çiftçi yetiştirdik: çünkü topraklarımız çoktur iyi asker yetiştirdik: çünkü o topraklara kasteden düşmanlar fazladır. O topraklan sürenler, o toprakları koruyan hep sizlersiniz. Bundan sonra da daha iyi çiftçi ve daha İyi asker olacağız. Lâkjn bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şan ve şöhreti, keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı muhafaza etmek içindir. ..”
“... Çiftçilerimizin gayretiyle memleketimizin mahsuldar tarlaları birer mamure menbaı olacaktır. “
1 Kasım 1924'de II. Dönem 2. Toplantı Yılını Açarken
(Aşarın Kaldırılmasıyla İlgili Olarak)
"Maliyemiz sayım vergisi gibi yüzyıllık vergilerin düzel¬tilmesi yolunda attığı ilk adımla halka hemen ferahlık duyurabildi. Cumhuriyet yönetiminin, yurdumuzun başında Ortaçağ'ın en İnsafsız belası olarak çöreklenip duran aşarı kaldırmakta Yüksek Meclis'ce övülebilecek bir düzeye bir yıl içinde ulaşabilmiş olması gerçek¬ten sevinilmeye değer. "
1 Kasım 1937'de V. Dönem, 3.Toplanma Yılını Açarken Yaptıkları Konuşmada
"Milli ekonominin temeli ziraattır. Bunun İçindir ki, ziraatta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaş¬tıracaktır.
Fakat, bu hayati işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tespit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların, kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lâzımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar başlıca şunlar olabilir:
Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Budan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin İşletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lâzımdır.
Memleketi; iklim, su ve toprak verimi bakımından, ziraat bölgelerine ayırmak icap eder. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern, pratik ziraat merkezleri kurulmak gerekir.”
Günümüzde Tarım ve Köyişleri Bakanlığına Bağlı ve İlgili Hizmet Birimleri ve Tarihçesi
Bu başlık altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı ve ilgili birimler kronolojik sıraya göre verilmiştir.
Atatürk Orman Çiftliği
Kurtuluş savaşı sonrası gelişmenin sağlanması için birçok alana yönelik girişimler için çalışmalar başlatılmıştır. Ekonominin temelinin tarım olduğu görüşü ile Atatürk tarımda kalkınmaya öncelikle önem vermiştir. Köylüye sistemli ve programlı üretimi benimsetmek, modern tarım tekniklerinin uygulanmasında önderlik için teşvik edici çalışmaların başlatılması vede tarıma elverişsiz, bozkır olan Başkent Ankara’nın doğa güzelliğine kavuşturulması amacıyla 1925 yılında Ankara civarında modern bir çiftlik kurulması kararına varılmıştır. Uzmanların, deneyimli tarımcıların ve danışmanların uzun araştırmaları sonucunda amaca uygun arazi bulunamamıştır. İleriki yıllarda Atatürk tarafından başlangıçta 20.000 dekar olan ve daha sonra çevredeki birçok bataklık ve çorak arazilerde alınarak modern bir çiftlik oluşturulmaya başlanmıştır. Çalışmalar sonucunda fikir aşamasındaki amaçlara ulaşılmış ve Gazi Orman Çiftliği faaliyete geçmiştir.
Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ülkede yaşanan ekonomik zorlukların tarıma yönelik destek ile aşılacağı düşünülmüştür. Bu fikir ile 1937 yılında Zirai Kombinalar ve Devlet Ziraat İşletmeleri kurulmuştur. II. Dünya savaşının çıkması ile ordunun ihtiyacı olan gıda maddelerinin üretilmesi için boş ve verimsiz arazilerde ıslah yapılarak üretime yönelinmiştir.
Amacı, tarım ve tarıma dayalı sanayiin ihtiyaç duyduğu temel mal ve hizmetleri üretmek, bunları ticari esaslara göre yürütmek ve kar etmek olan TİGEM 38 işletmesi faaliyetlerine devam etmektedir
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)
I. Dünya savaşı bir çok konuda ülkeleri tahribata uğratmış ve savaş sonrasında sanayi tesisleri büyük ölçüde yok olmuştur. Bir çok ülkeyi etkileyen bu olumsuz durum karşısında ülkelerin tarıma yönelmesi zorunlu hale gelmiştir ve tarımsal üretimin hızla artmasıyla üretici ülkelerde özellik buğday stokları büyük ölçüde çoğalmıştır. Buğday stoklarındaki bu artış dış piyasa da rekabete, fiyatların düşmesine ve bunlardan kaynaklanan büyük krizlere neden olmuş, özellikle 1928 yılından sonra Türkiye dahil birçok ülkede buğday fiyatları hızla düşmeye başlamıştır.
Üretimin bu şekilde desteklenmesi ile buğday üretiminin gelişmesi ve zaman zaman meydana gelen t ab i afetler ile tohumluk ve yardım ihtiyaçlarının belirlenmesi ve giderilmesi görevi de bankaya verilmiştir. Buğday üretiminin artması yanında görevleri artan ve de II. Dünya Savaşı’nın sonuçlarının gittikçe ağırlaşmasıyla Ziraat Bankasına bağlı Buğday Masası Şefliği tarafından yürütülen bu görevler, yalnızca bu amaçla çalışacak bir kurumun gerektirmiş ve 24.06.1938 tarih ve 3491 sayılı kanunla İDT niteliğinde olmak üzere Ticaret Bakanlığına bağlı olarak “Toprak Mahsulleri Ofisi” kurulmuştur.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Bir çok kez bağlı bulunduğu Bakanlık değişen KHGM 2002 yılında Başbakanlığa bağlı bir birim iken 2002 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı kuruluş olarak faaliyetlerine devam etmektedir
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü
Bitki ıslahı ve yetiştirme, hayvan ıslahı ve yetiştiriciliği, hayvan sağlığı, su ürünleri, gıda ve yem konularında çalışmalar yapmaktadır.
Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü
Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü
Teşkilatlandırma ve Destekleme Genel Müdürlüğü
Kooperatifler Kanunu kapsamına giren kooperatifleri teşvik etmek, köylerde el sanatlarının geliştirilmesi ve yayınlaşarak pazarlanmasını sağlamak, milli kooperatifçiliği geliştirmek, ulusal ve uluslararası işbirliğini sağlamak, gerekli yayın ve eğitimi sağlamak için Kooperatifler Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Kooperatifler Genel Müdürlüğü’nün görevleri yeni bir ana hizmet birimi olarak kurulan Teşkilatlandırma ve Destekleme Genel Müdürlüğüne aktarılmıştır. Tarım ve Orman sektörleri ve kırsal kalkınma projeleri ile ilgili olarak üreticilerin teşkilatlanması, eğitilmesi ve tarım girdilerinin ve bazı temel ihtiyaçların karşılanması amacı ile kurulmuştur.
Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü
Başlangıçta Tarım Bakanlığınca yürütülen çay tarımı ile ilgili faaliyetler, 1950 yılında ekonomik anlamda üretime geçildikten sonra bölünmüştür. Yetiştiriciliği Tarım Bakanlığınca, yaş çay yaprağı satın alınması, kuru çay üretimi ve pazarlanması ise Gümrükler ve Tekel Genel Müdürlüğünce yürütülmeye başlanmıştır.
T.C. Ziraat Bankası
Aşağıdaki görevleri yerine getirmek üzere Ziraat Bankası kurulmuştur.
Satılması mümkün olan gayrimenkul rehni ve kefalet karşılığında çiftçiyi kredilendirmek, faiz karşılığında senet kabul etmek,
Tarımla, ilişkin sarraflık ve aracılık faaliyetleri yapmak.
Kamu Bankalarının yeniden yapılandırılmaları kapsamında, Ziraat Bankası 2001 yılından başlayarak büyük bir değişim içine girmiş ve bankanın organizasyon yapısı da değişmiştir.
Şubat 2001 Krizinin ardından Kamu Bankaları, ortak bir yönetim kurulu tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Ekonomi k kriz ve bankanın yeniden organize edilmesi sürecinde yıllarca tarıma kredi sağlayan önemli bir kuruluş olarak verdiği finansman hizmetlerinde sınırlamalar getirilmiş ve tarımsal kredi faizleri cari faiz haddinden yüksek seyretmiştir.
Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK)
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)
DSİ, barajların, hidroelektrik santrallerin, içme-kullanma suyu temini ve sulama şebekelerinin planlanması, projelendirilmesi, inşa edilmesi ve işletilmesinden sorumludur.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), ülkemizde tüm su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu, katma bütçeli ve tüzel kişiliğe haiz bir kuruluştur.
DSİ üç aşamalı bir organizasyon yapısına sahiptir. Üst yönetim birimi Ankara'daki Genel Müdürlük makamıdır. Organizasyonun ikinci basamağında toplam sayısı 13 adet olan Daire Başkanlıkları yer almaktadır. Üçüncü aşama yönetim birimi ise Bölge Müdürlüğü veya taşra birimleridir.
GAP İdaresi Başkanlığı
Fırat ve Dicle Nehirleri sularının, sulama ve enerji üretimi amacıyla değerlendirilmesi ve bu arada düzensiz akışı olan bu iki nehrin sularının dizginlemesi amacıyla 1936 yılında Elektrik İşleri Etüd İdaresi kurulmuştur.
Yeni ihtiyaçların ortaya çıkması üzerine 1954 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) kurulmuştur. Böylece Türkiye'de havza çalışmaları yapılması fikri oluşmuş ve Türkiye 26 havzaya ayrılarak, DSİ tarafından etüd ve planlama çalışmaları başlatılmıştır.
1977 yılında bu iki havza projesinin "Güneydoğu Anadolu Projesi" şeklinde adlandırılması benimsenmiştir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin entegre bölgesel planlama çerçevesinde ele alınması, yürütülmekte olan faaliyetlerin koordinasyonunun sağlanması ve yönlendirilmesi görevi 1986 yılında Devlet Planlama Teşkilatına ( DPT) verilmiştir.
Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı, 6 Kasım 1986 tarih ve 20334 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 388 sayılı KHK ile kurulmuştur.
Tarım Satış Kooperatifleri
İlk kez 1914 yılında Aydın’da kurulan Aydın İncir Müstahsilleri Ortaklığı ile kooperatifçilik yaşamına girmiştir. Ardından Kula Pamukçular kooperatifi ve Balçova Sebze Kooperatifi kurulmuş ancak savaş yıllarında (1919) kapatılmıştır. 1924 yılından sonra tekrar faaliyete geçmeye başlamışlardır.1933 yılında Aydın, Ödemiş, Alaşehir ve Salihlide kurulan toplam 8 kooperatif birleşerek “Aydın Zirai Satış Kooperatifleri İttihadı” adıyla birlik kurmuşlardır (Zincirci, 1994).
Tarım Satış Kooperatifleri asıl kimliklerini 1935 yılında yürürlüğe giren 2834 sayılı kanun ile kazanmışlardır. Bu kanuni düzenleme, 1984 yılında 238 sayılı KHK ile sona erdirilmiştir. Söz konusu KHK, 1985 yılında 3186 sayılı kanuna dönüştürülmüş daha sonra da 1993 yılında 3947 sayılı kanun ile bazı maddeleri değiştirilmiş ve çalışma konuları belirlenmiştir. Ülkemizde bölgesel ve ürün bazında bir çok kooperatif faaliyetlerine deva m etmektedir.
Ziraat Odaları ve Mesleki Örgütler
Çiftçilerin meslek kuruluşu olan ziraat odaları, mesleki hizmetleri görmek, tarım sektörünün her alanda genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesine ve devletin tarımsal plan ve programlarının gerçekleştirilmesine yardımcı olmak, çiftçilerin müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak ve üreticiler arasında işbirliğini sağlamak amacı ile 1957 yılında çıkarılan 6964 sayılı kanun kurulan tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur.
TARIMSAL EKONOMİ
Tarımsal ekonomiyi bir ülkenin topraklarında yetiştirilen her türlü toprak mahsulünün gerek o ülkenin kendi ihtiyacını, gerek dış ülkelerin ihtiyacını karşılayıp kendi ekonomisine katkıda bulunması olarak tanımlayabiliriz.
Türkiye’nin Tarımsal Ekonomisi
Cumhuriyetin ilk yıllarında cılız bir sanayi sermayesi, yetersiz ticaret sermayesi ve toprak ağalarıyla oldukça ilkel yöntemlerle feodal bir tarımsal üretim söz konusuydu ve özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlar ancak kendi karınlarını doyurabilecek kadar tahıl üretiyorlardı. Topraklar genellikle toprak ağalarının toprakları oluyordu ve köylüler bu ağalarca sömürülüyordu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya dengelerinin yeniden oluşumu sonucu Türkiye’den, önce Avrupa’yı beslemesi daha genelde ise mamul mal ihracatı için bir pazar olması bekleniyordu. Böylelikle Türkiye tarımında kapalı üretim yapısı kırıldı ve 1950’li yıllarda ülkeye 40 bin üzerinde traktör girdi, buna koşut olarak 1949-56 arasında ekim alanları yüzde 60 oranında genişledi.
Bu hızlı makineleşme süreci sonunda, günümüzde toplam traktör parkı 950 bine ulaştı. İşlenen alanların 27 milyon 500 bin hektar olduğu düşünülürse, 1000 hektar başına düşen traktör adedi 35'tir. Bu rakam makineleşmenin lokomotifi olan biçerdöverde 0.6 adettir. Avrupa Birliği'nde ise ortalamalar traktörde 102, biçerdöverde ise 14'tür.
1950'li yıllarda traktör sayısındaki büyük artışa paralel olarak ekim alanları hızla genişlemiş, son 70 yılda ekim alanları 6.6 milyon hektardan 27.5 milyon hektara yükselmiş, yani 4 kat artmıştır. Buna karşılık mera alanları azalmıştır. 1928'de 46.3 milyon hektar olan mera alanları günümüzde 20 milyon hektarın altına düşmüştür. Yani 70 yılda 2.3 kat azalmıştır.
Ekim alanlarının genişlemesi, tarımsal kredi ve çağdaş girdi kullanımının artması sonucu tarımsal üretimde büyük bir artış görülmüştür. 1950-1990 yıllarını kapsayan dönemde buğday üretimi 7, arpa 4.5, mısır 5, bakliyat 7, tütün 3, şekerpancarı 16, pamuk 2, ayçiçeği ve patates 16 kat yükselmiştir. Ekim alanlarının yüzde 50'sini oluşturan buğday tarımında 1920'li yıllarda 2.2 milyon ton olan üretim 80 yılda 9 kat artarak 19 milyon tonu geçmiş; birim alandan alınan verim ise yaklaşık 3 kat artarak 75 kg/da'dan 200 kg'da'ya çıkmıştır. Ancak dünyada ortalama buğday verimi 250 kg/da'nın üzerindedir.
Türkiye GSMH’nın son 30 yıllık değişiminde, bu gerçeklik etken olmuştur. Bununla birlikte, 1980’li yıllardan itibaren tarımın gelişme hızının gerilemesi ve bazı yıllarda negatif büyüme rakamlarının kaydedilmesi, yukarıdaki verilerin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Aynı dönemde sanayiinin de istenen gelişmeyi gösterememesi, Türkiye’nin üretimden kopuşuna işaret etmektedir. 1970 sonrası 30 yılı aşkın sürede; tarımın GSMH’ya katkısı % 40’lar düzeyinden % 13’ler düzeyine inerken, sanayiinin GSMH’ya katkısı % 17 düzeyinden % 24 düzeyine yükselebilmiştir.
2003 yılı verilerine göre, Türkiye, 1.8 milyon ton mısır, 1.5 milyon ton ekmeklik buğday, 500 bin ton pamuk, 450 bin ton çeltik dışalımı yapmıştır. Dışalım bedeli olarak tahıllara 400 milyon ABD Doları, yağ bitkilerine 850 milyon ABD Doları, pamuğa ise 500 milyon ABD Doları ödenmiştir.
Tarım Stratejisi (2006-2010)
Amaç
Kaynakların etkin kullanımı ilkesi çerçevesinde ekonomik, sosyal, çevresel ve uluslar arası gelişmeler boyutunu bütün olarak ele alan örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörünün oluşturulması temel amaçtır.
Bu temel amaç doğrultusunda tarım stratejisi belgesi, 2006-2010 yılları arasında, Avrupa Birliğine uyumu da gözeterek, tarım sektörü ile ilgili kesimlerin karar almalarını kolaylaştırmak, sektörün kalkınma hedef ve stratejileri doğrultusunda geliştirilmesini sağlamak ve 2004 sonuna kadar çıkarılacak Tarım Çerçeve Kanunu ile bu kanuna dayalı olarak hazırlanacak ikincil mevzuatın temelini oluşturmak için hazırlanmıştır.
Stratejik Amaçlar
Sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde kaliteye dayalı üretim artışı ile gıda güvenliği ve gıda güvencesinin sağlanması,
Üreticilerin gelir düzeyinin yükseltilmesi ve istikrarının sağlanması, üretim maliyetlerini azaltıcı ve teknolojik gelişimi hızlandırıcı tedbirlerin uygulamaya konulması yoluyla üreticilerin rekabet düzeylerinin yükseltilmesi,
Tarımsal pazarlama altyapısının iyileştirilmesi ve üreticilerin pazara erişim düzeylerinin artırılması, tarım-sanayi entegrasyonunun geliştirilmesi, işleme sanayinin rekabet edebilirliğini artırıcı nitelikte uygun ve kaliteli ham maddenin temin edilmesi ile tüketici tercihlerinin karşılanması amacına yönelik tedbirlerin alınması,
Üreticilerin katılımını ve sorumluluğunu esas alan ve doğrudan üreticilere finansman sağlayan yaklaşıma dayalı kırsal kalkınma projelerinin oluşturulması ve söz konusu projelerin kırsal yaşam şartlarını iyileştirilecek biçimde uygulanması,
Kamudan bağımsız bir yapıda üreticilere, üretimden pazarlamaya kadar olan safhalarda hizmet vermek üzere; kar amacı gütmeyen Tarımsal Üretici Birliklerinin kurulması ve geliştirilmesi ile tarımsal nitelikli diğer üretici örgütlerinin geliştirilmesi, söz konusu örgütlerde denetimin özerkleştirilmesi, temel stratejik amaçlardır.
Temel İlkeler
Avrupa Birliği Ortak Tarım ve Balıkçılık Politikalarına Uyum ve Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması esas alınacaktır.
Piyasa koşullarında tarımsal üretime yönelik olarak piyasa mekanizmalarını bozmayacak destekleme araçları uygulanacaktır.
Tarım ve kırsal kalkınmada bütüncül yaklaşım ve katılımcılık benimsenecektir.
Tarım sektörü ile ilgili temel tarafların kurumsallaşmasını ve etkin çalışmasını sağlayacak tedbirler alınacaktır.
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen tarımsal program, proje ve faaliyetlerin tarımsal tüzel kişiliklerin gelişimini özendirici bir çerçevede uygulanması sağlanacaktır.
Kamu ve özel sektörün kırsal alandaki uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi sağlanacaktır.
Tarımsal destek yöntemlerinin uygulanmasında ekonomik ve sosyal etkinliğin yanısıra, bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesi, sektörel sürdürülebilirlik ve gıda güvencesinin sağlanması esas alınacaktır.
Destekler belirlenirken ödeme miktarı, şekli ve zamanı önceden ilan edilen usul ve esaslara dayalı olarak düzenlenecektir.
Tarım ürünlerinin pazarlanmasında, adil rekabet şartlarına dayalı, üretici ve tüketicilerin yararına işleyen, etkin ve verimli bir yapının oluşturulması esas alınacaktır.
Tarımsal Destekleme Araçları
Tarımsal destekleme araçları;
Doğrudan Gelir Desteği (DGD) Ödemeleri,
Fark Ödemeleri,
Hayvancılık Destekleri,
Çevre Amaçlı Tarımsal Alanların Korunması (ÇATAK) Programı Destekleri,
Telafi Edici Ödemeler,
Ürün Sigortası Ödemeleri,
Kırsal Kalkınma Destekleri
ve diğer desteklerdir.
Doğrudan Gelir Desteği (DGD)
DGD Ödemeleri tarımsal üretim amacıyla işlenen araziler üzerinden her yıl tespit edilen birim ödeme miktarı (dekar başına TL) üzerinden yapılacaktır. Ödeme miktarları, üreticilerin tarım politikaları amaçlarına uyumunu kolaylaştırmak üzere farklı düzeylerde belirlenebilecektir.
Çiftçi kayıt sisteminin geliştirilmesine paralel olarak, ödemeler belli ürünleri yetiştiren üreticilere yapılacaktır. Ancak, alana dayalı ödeme kriteri değiştirilmeyecektir. Sera üreticileri, meyve ve sebze yetiştiricileri ve Çevre Amaçlı Tarımsal Alanların Korunması (ÇATAK) Program alanları DGD uygulamalarının dışında tutulacaktır.
Ancak bu alan ve üreticiler kırsal kalkınma destek ve ÇATAK programına dahil edilecektir. Bu uygulama, ürünlerin tarımsal politika amaçlarına daha iyi hizmet etmesini ve farklı destek araçları arasında bağlantının kurulmasına yardımcı olacaktır. DGD sistemi için ayrılan % 78’lik bütçe payı aşamalı olarak azaltılarak % 45’e indirilecek ve ihtiyaç duyulduğunda Bakanlar Kurulu tarafından artırılıp, azaltılabilecektir. DGD ödemeleri, 2006 yılına kadar mevcut ödeme seviyesinde sabitlenecektir.
Fark Ödeme Uygulaması
Fark Ödeme uygulamasının temel amacı arz açığı olan ürün yetiştiricilerini desteklemektir. Mevcut durumda pamuk, ayçiçeği, soya fasulyesi ve diğer yağlı bitkileri kapsayan uygulama, mısır ve bazı yemeklik baklagilleri kapsayacak şekilde genişletilecektir. Uygulama ile hedef fiyat ve pazar fiyatı arasındaki fark üreticilere prim olarak ödenecektir.
Uygulamanın kapsamı ve uygulama alanının genişlemesi ile birlikte, fark ödeme uygulamasının tarım destekleme bütçesi içindeki payı % 9’dan % 13’e yükselecektir.
Hayvancılık Destekleri
Hayvancılık faaliyetlerinde ırk ıslahı, kaba yem üretiminin artırılması, verimliliğin artırılması, işletmelerin ihtisaslaşması, işletmelerde hijyen şartlarının sağlanması, hayvan sağlığı ve refahı, hayvan kimlik sisteminin teşviki, hayvansal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması ile bunlarla ilgili kontrol, takip ve standartların iyileştirilmesi amacıyla mevcut destekleme araçlarına ek olarak et primleri, pazarlama destekleri, hayvancılık işletmelerinin modernizasyonu destekleri ile çevresel önlemlere yönelik tedbirler uygulamaya konulacaktır. Su ürünleri üretiminin artırılması amacıyla, içsu ve deniz balıkçılığının geliştirilmesi, avcılığın kontrolü ve desteklenmesi, işletmelerin kurulması ve modernizasyonu, su ürünleri işleme tesislerinin iyileştirilmesine yönelik desteklemeler yapılacaktır.
Yeni destekler yoluyla hayvancılık alt sektöründe ihtisaslaşmış hayvancılık işletmelerinin sayısının artırılması da sağlanacaktır. Uygulamanın kapsamının genişlemesi sonucunda hayvancılık desteklerinin tarım destekleme bütçesi içindeki payının % 12 seviyesine yükselmesi hedeflenmektedir.
Kırsal Kalkınma Destekleri
Kırsal kalkınma program, proje ve faaliyetlerinde; katılımcılık, tabandan yukarı yaklaşım, yerel kapasitenin geliştirilmesi ve kurumsallaşması ilkesi çerçevesinde, tarım dışı sektörlerde istihdamın geliştirilmesi, üretici gelirlerinin artırılması ve farklılaştırılması, kadın ve genç nüfusun eğitim ve girişimcilik düzeyinin yükseltilmesi ile uygun kırsal teknolojilerin (appropriate technology) geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması esas alınacaktır.
Kırsal Kalkınma Yardımları;
Çiftçi ve çiftçi grupları tarafından yapılan köy bazlı yatırımlar
Özel sektör, Sivil Toplum Kuruluşları ve çiftçi kuruluşları tarafından yapılan kırsal yayım hizmetleri,
Arazi toplulaştırma faaliyetleri,
Mikro-finans faaliyetleri,
Kadın ve dezavantajlı gruplara yönelik programlar
başlıklarını kapsayacaktır:
Telafi Edici Ödemeler (Alternatif Ürün Programı)
Mevcut durumda fındık ve tütün üretiminden vazgeçip alternatif ürün yetiştiren üreticilere yapılmakta olan telafi edici ödemeler, yine aynı çerçevede üreticilerin arz fazlası olan diğer ürünlerin üretiminden vazgeçerek alternatif ürünlere yönelmeleri durumunda, gelir kayıplarının telafi edilerek teşvik edilmesi ve bu sayede aşırı arz problemlerinin önlenmesi amacıyla uygulanacaktır.
Uygulama kapsamında hem ürün kapsamının hem de uygulama alanının genişletilmesi hedeflenmektedir. Bu sayede tarımsal destekleme bütçesinden % 3 oranında pay alan telafi edici ödemelerin % 5 seviyesine yükselmesi sağlanacaktır.
Ürün Sigortası Ödemeleri
Tarım üreticilerinin üretim, fiyat ve gelir risklerine karşı korunmasında tarımsal sigorta ve risk yönetim araçlarının geliştirilmesi esas alınacaktır. Ürün sigorta destek programı, gerekli teşviklerin sağlanması için başlangıç aşamasında sigorta priminin belirli bir oranının desteklenmesini içermektedir. Tarımsal sigorta sisteminde devlet tarafından karşılanacak prim destek oranı azami yüzde 50 ile sınırlandırılacaktır.
Çevre Amaçlı Tarımsal Alanların Korunması (ÇATAK) Program Desteği
Erozyon ve olumsuz çevresel etkilere maruz kalan tarım arazilerinde, işlemeli tarım yapan üreticilerin, arazilerini doğal bitki örtüleri, çok yıllık yem bitkileri, organik tarım ve ağaçlandırma gibi yöntemleri kullanmalarını teşvik etmek üzere, talep etmeleri durumunda tarım tüzel kişileri/üretici grupları ile devlet arasında en az beş yıl süreyle ve birim alan başına belirlenen yıllık ödemelere dayalı sözleşme karşılığında yem ve örtü bitkileri ile ağaçlandırma faaliyetleri yapılacaktır.
TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE TARIM SEKTÖRÜNÜN YERİ VE ÖNEMİ
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olası üyeliğine ilişkin tartışmalar, uzun süredir kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Buna karşılık sözü edilen tartışmalarda, tarım sektöründen hemen hiç söz edilmemesi dikkat çekicidir Oysa, farklı nitelik ve niceliklerde olmakla birlikte, kırsal yaşam ve tarım hem Avrupa Birliği'nin hem de Türkiye'nin sosyo-ekonomik ve siyasal bütününün önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Bu alanda yaşanan bilgi eksikliği, ülkemiz siyasal zemininde maniplasyonlara açık bir yapı oluşturmuştur. Bu yapı içerisinde çok farklı kesimler, kendi çıkarları doğrultusunda çeşitli faaliyetler gerçekleştirmektedirler Türkiye köylüsünün ve tarımcısının hak ve çıkarlarını korumakla görevli olan ve bu amaçla larcm alanında faaliyet gösteren demokratik kitle örgütleri, üretici birlikten, demekler ve vakıflar olarak bizler, ortak tutumumuzu yansıtmak üzere, aşağıdaki açıklamayı yapmayı gerekli görüyoruz.
Avrupa Birliği, 1960'lı yılların başından beri tarımına ve kırsal yaşamına büyük Önem vermiş, her türlü mekanizmayı kullanarak sektörü desteklemiştir Günümüzde halen, Avrupa Birliği bütçesinin yarıya yakını tarım için harcanmakta, 80.000 sayfalık AB mevzuatının yine yansı tarım İle ilgili bulunmaktadır.
Buna karşılık, AB' nın 40 yıllık Ortak Tarım Politikası uygulamalar sonucunda elde ettiği başarılar, AB'nin hedef ve politikalarında çeşitli değişiklikler meydana getirmiştir. Ekolojisinin Birlik içerisinde üretilmesine izin verdiği hemen tüm ürünlerde kendine yeterliliği yakalayıp stok fazlası için dış pazar arayışında bulunan AB, sosyolojisi içinde tarım ile uğraşanların oranını % 5 düzeyine indirgemiştir Aynı şeklide, tarımsal altyapı sorunlarını çözen AB, düşük maliyet - yüksek verimlilik temelinde, tarım - sanayi entegrasyonunu da kurmuştur. Bu bağlamda, AB tarım politikaları artık yukarıda sözü edilen yapının gereksinimlerine uygun olarak kurgulanmakladır.
Oysa Türkiye tarımı, henüz temel altyapı sorunlarını çözememiş durumdadır, işletmeleri parçalı, başta su ve gübre olmak üzere girdi kullanımı sorunlu, tarımına mekanizasyonu ve teknolojiyi yeterli derecede sokamamış olan Türkiye'de, halkın % 39'u tarım alanında istihdam edilmektedir. Kırsal alanında yoksulluğun hakim olduğu ülkemiz, üretim cephesinde yaşanan sorunlar nedeniyle, başta hayvancılık olmak üzere tarımın birçok alt sektöründe kendine yeterlik durumunu yitirmektedir.
AB ve Türkiye'nin tarımsal yapılarının ve kırsal sosyolojisinin bu kadar farklı oluşu, aynı politikaların taraflardan birisi için olumlu, diğeri için ise olumsuz sonuçlar üretmesi durumunu ortaya çıkarmaktadır. Nitekim olası AB üyeliğine ilişkin yapılan projeksiyonlar, Türkiye'nin hayvansal ve bitkisel üretim deseninin önemli bir bölümünün, üyelik sonrası ortak pazarda rekabet edemeyerek çökeceğine işaret etmektedir.
Tarımsal ve kırsal sosyolojisi geri kalmış özellikler gösteren İrlanda'nın 1973, Yunanistan'ın 1981 ve Portekiz'in 1986 yıllarında gerçekleşen üyelikleri sonrası, önemli gelişmeler gösterdikleri doğrudur. Ancak AB'nin müzakere tarihi almış 12 aday ülke ile yürüttüğü genişleme görüşmeleri süreci, AB'nin bu alandaki politikalarını değiştirdiği ve aday ülkelere kaynak aktarmaya hevesli olmadığını ortaya koymaktadır. O halde şu soru, yaşamsal bir önem kazanmaktadır AB genişleme süreci halen ekonomik ağırlığını korumakta mıdır, yoksa artık merkez - çekirdek yapı etrafında siyasi bir genişlemeye mi odaklanmaktadır ?
Bilindiği üzere, tam üyelik için, genişleme sürecinde aday ülkelerden 10'una 2004, Bulgaristan ve Romanya'ya ise 2007 tarihi verilmektedir. Henüz müzakere tarihi bile alamamış ve bunun için 2005 yılından söz edilen ülkemizin olası üyeliği için, bu çerçevede, önünde en az 10 yıla yakın bir sürenin bulunduğunu tahmin etmek zor değildir.
Aşağıda imzaları olan bizler, Türkiye'nin yükünü çeken ancak giderek yoksulluğu derinleşen Türkiye köylüsünün, AB üyeliği ile bir ağır darbe daha almasına karşı duruyoruz. Bu nedenle Hükümetten, olası üyelik tarihinden önce, Türkiye tarımını AB ite rekabet edebilir bir yapıya ulaştırmak için hangi plan ve programa sahip olduğunu soruyoruz.
Acil Eylem Planı ve Hükümet Programı'nda öngörülen politikaların, bırakın sektörü geliştirmeyi, mevcut yapıyı da geriye götüreceği endişesini taşıyoruz. Dünyanın "en liberal" ülkesi olan ABD bile çıkarttığı Çiftlik Yasası ile gelecek 10 yıl içinde tanımına ilave 70 milyar dolar kaynak aktarma kararı alırken; Avrupa birliği müdahaleci tarım politikalarını, kaydettiği tüm gelişmelere rağmen korurken, Türkiye tarımını liberalize edeceğini, tüm tanımsal KİT' leri özelleştireceğini söyleyen Hükümet Programı'nın tarımla ilgili bölümleri, gelecek için duyduğumuz kaygıların temelini oluşturmaktadır.
Bu nedenle, AB mevzuat uyum çalışmaları ile Dünya Bankası - IMF politikaları arasında sıkışmış Türkiye'nin, ulusal çıkarlarını koruyucu düzenlemelere bir an evvel geçmesini bekliyoruz. "Uyum yasaları" adı altında kamuoyuna sunulan Şeker ve Tütün yasalarının, AB mevzuatı ite uyumlu olmadığını Brüksel bite söylemektedir. O halde Türkiye köylüsünün yaşamını çokuluslu şirketlerin insafına terk eden bu yasaların bir an evvel değiştirilmesi gerekmektedir. Hayvansal ve bitkisel üretim yapılarının verimlilik ve rekabet düzeyini radikal bir şekilde yükseltecek politikalar, ancak kamu çalışmacılığı temelinde yürütülebilir. Bu yapının gecikmeksizin kurulması gerekir.
Bunlar yapılmadan gerçekleştirilecek bir AB üyeliği, Türkiye tarımı ve köylüsü için yıkım getirecektir. Tarım örgütleri olarak bizler, bu sürecin ülkemiz çıkarları doğrultusunda geliştirilmesi için her türlü ortak çalışmayı yapma ve tüm maniplasyon girişimlerine karşın uzmanlık alanlarımızda kamuoyunu aydınlatma kararlılığında olduğumuzu duyururuz.
 TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
 Türkiye Ziraat Odaları Birliği
 Köy- Koop. Merkez Birliği
 Tek Gıda- iş Sendikası
 KESK TARIM ORKAM SEN.
 Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği
 Veteriner Sağlık Teknisyenleri Demeği
 BESD BİR
 TARMAKBİR
 TARGEV
 Türkiye Tarımcılar Vakfı
 Tarım Ekonomisi Demeği
 Tütün Eksperleri Derneği
 Ege Çiftçiler Birliği
Atatürk Orman Çiftliği
Atatürk Türk köylüsünün, Türk çiftçisinin kalkındırılmasını en ileri bir amaç olarak görmüştür. Atatürk, Türk ekonomisinin temelinin ziraat olduğu kanısında idi. Hem Türk köylüsü yoksulluktan, fukaralıktan kurtarıp ona rahat bir yaşam sağlamak ve hem de tarım sayesinde Türk ekonomisini canlandırmak girişimlerine büyük önem vermiştir.
Atatürk ziraatte gerek eğitim ve gerekse uygulama alanında çağdaş yöntemlerin ve gelişmelerin memlekette uygulanması gereğine inanmış ve örnek olmak üzere ilk önce 1925’de Ankara’da bir çiftlik kurmaya karar vermiştir ki, bu çiftliğin adı sonradan ‘Atatürk Orman Çiftliği’ olmuştur. Atatürk bu çiftlik arazisini satın alıp burada bir çiftlik kurmak kararını yerli ve yabancı uzmanlara, bir bozkır, kıraç, çıplak ve hatta kısmen de bataklık olan bu arazide bir çiftlik kurulamayacağını söylemişlerdir. Hatta bir yabancı uzman: Burası öyle bir yerdir k, elverişsiz toprak ve iklim koşulları altında, burada ya sabır tükenir, ya da para, demiştir. Bu konuşmalar da sanırım bütün çiftlik arazisini göz altında bulunduran Marmara köşkünün bulunduğu tepecikte oluyordu.
Atatürk bu yerli ve yabancı uzmanların görüşlerine itibar etmeyecek:
Evet, şurası Ankara’nın yanı başına hem batak hem çorak, hem de fena bir yer. Ama biz burayı ıslah etmezsek kim gelip ıslah edecek, deyip işe başlamasını emir buyurmuşlardır.
Atatürk yaratıcı ve büyük aksiyon adamıdır. Olamazın olur yapılabileceğini bu girişiminde de göstermiştir. Nitekim sonradan Atatürk Orman Çiftliği, Ankara’nın yanı başında yeşil bir cennet olmuş ve bu sayede burası Ankara halkının nefes alacağı ve boş zamanlarında hoşça vakit geçirecekleri bir gezi ve eğlence yeri olmuştur.
‘Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi ikincisine daima mağlup olmuştur.’
‘Milli ekonominin temeli ziraattir.’
‘Memeleketimizde devletin temeli tarımdır. Tüketici olmak iyi değildir. Üretici olalım.’
‘Bu sene ziraii kooperatif teşkilatina başkanlik olmasi bilhassa memnuniyetimizi mucip oluyor. Bu kooperatifleri memeleketin her tarafina temsil etmeyi ziyade iltizan ediyoruz.’
‘Türkiyenin hakiki sahibi ve efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.’

Tarımı Kötü Yönde Etkileyen Faktörler
24 Ocak Kararaları
12 Eylül
Katma Değer Vergisinin Diğer Sektörlere Oranla Tarım Sektöründe Çok Düşük Olması

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1744
favori
like
share