Psikoloji Nedir ?

Psikolojinin İlgi Alanı Nedir?

Hiç kendinizin ya da çevrenizdeki herhangi bir insanın davranışlarını sorguladınız mı?
Örneğin :
Neden şu anda tüm dikkatiniz bilgisayar ekranında ve çevrenizdeki diğer nesnelerin farkında değilsiniz?
Çevrenizdeki ses, renk, ışık, koku, tat, sıcaklık, ağırlık gibi uyarıcılar sizde hangi tepkileri oluşturuyor?
Herkes sizin gibi çevredeki uyarıcılara aynı tepkiyi mi veriyor?
Korku, öfke, sevinç, üzüntü gibi duyguları niye yaşıyorsunuz?
Bilgisayar kullanmayı ya da yemek yemeyi nasıl öğrendiniz?
Nasıl düşünüyorsunuz?
Duygu ve düşünceleriniz arasında çatışma yaşıyor musunuz?
Gösterdiğiniz bazı tepkileri derinlemesine incelediğinizde kendinize ve çevrenize karşı masum yalanlar söylediğiniz oluyor mu?
Bu ve buna benzer soruları soran, kendini ve çevresindeki insanları tanımak isteyen insan, bu sorulara bilimin evrensel nitelikleri çevresinde yanıtlar arayınca psikoloji bilimi doğmuştur.
Psikoloji sözcüğü eski Yunanca kökenli ruh anlamına gelen psyche (psühe) ve bilgi, düzen anlamına gelen logos sözcüklerinden oluşur ve ruhbilim anlamına gelir.
Psikoloji, her ne kadar ruh bilim anlamına gelirse de ruhların var olup olmadığı problemi psikolojinin ilgi alanına girmez.
Psikolojinin konusu davranıştır.
Psikoloji, insan ve hayvan davranışları ile bu davranışların altında yatan etmenleri inceleyen bilimdir.

Bu tanımda üzerinde durulması gereken iki önemli nokta vardır:

Birincisi ; davranış nedir?
İkincisi ; psikoloji, neden hayvan davranışlarını inceler?

Davranış Türleri :

Davranış, organizmanın iç ve dış uyaranlara verdiği, gözlemlenebilen ve ölçülebilen her türlü tepkidir.
Davranış üç biçimde anlaşılır.
Doğrudan gözlenebilen davranışlar : Organizmanın başkaları tarafından gözlemlenebilen davranışlarıdır.
Dolaylı gözlenebilen davranışlar (Bilişsel zihinsel davranışlar) : Bireyin iç yaşantısında geçen dışarı yansımayan davranışlarıdır.
Duyu organlarında, beyinde, sinir sisteminde gerçekleşen fizyolojik davranışlar : Düşünme, beslenme, görme, işitme gibi etkinlikler sırasında organizma da oluşan biyokimyasal değişmeler, bazı araçlar kullanılarak ölçülebilirler.
Psikoloji Neden Hayvan Davranışları İle İlgilenir ?
Psikoloji neden insan davranışlarının yanı sıra hayvan davranışlarını da inceler?
Psikoloji, hayvan davranışları ile basit insan davranışları arasında benzerlikler olduğu kanısındadır.
Psikolojinin Amaçları :
Tanımlama : Genel olarak organizmanın, özel olarak insanın davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyip genel yasalara ulaşmak.
Anlama : İnsanın davranışlarını etkileyen etmenlerin neler olduğunu araştırmak.
Öngörü-Öndeyi : İnsanın çevreye uyum sağlama sürecinde neler yapabileceğini önceden kestirmek ve kendini denetleyip daha mutlu bir yaşam sürmesi için olanaklar sunmak.
Denetleme-Değiştirme : Psikolojinin bulgularının eğitim, sağlık, sanayi, hukuk gibi alanlara uygulanarak bu alanlarda insanlığa yararlı uygulamaların gelişmesine olanak sağlamak.
Psikolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi :
Psikoloji, gerek kurulurken gerek gelişirken pek çok bilim dalından etkilenmiş, yararlanmış ve pek çok bilim dalını da etkilemiştir.
Fizyoloji : Organizmadaki organların işleyişleri ve işlevlerini inceleyen fizyoloji psikolojinin yararlandığı başlıca bilimlerdendir. Beynin, sinir sisteminin, duyu organlarının, iç salgı bezlerinin etkinlikleri fizyolojinin konusudur.
Antropoloji : Antropoloji insan soyunun geçmişini inceler. Atalarımızın geçmişte yaşadığı olaylar bugünkü davranışlarımızın biçimlenmesinde etkili olmuştur.
Sosyoloji : Psikoloji, toplumu inceleyen sosyolojiden, bireyin içinde yaşadığı grubun birey davranışları üzerindeki etkisin incelerken yararlanır.
Siyaset Bilimi : Psikoloji, yönetim biçimlerinin davranışlar üzerindeki etkilerini incelerken siyaset biliminden yararlanır.
İstatistik : Tüm bilimler, vardıkları sonuçları sayılarla, grafiklerle ifade ederler. Bu sayede bilimlerin sonuçları açıklık, kesinlik ve somutluk kazanır, yani bilimler pozitifleşir. Psikoloji de test sonuçlarını değerlendirirken, genellemelere ulaşırken sayısal verileri ve grafikleri kullanarak istatistikten yararlanır.
Coğrafya : Doğa koşularının, yüzey şekillerinin, iklimin davranışlar üzerindeki etkilerini incelerken psikoloji coğrafyadan yararlanır.
Hukuk : Yasaların ve yasal düzenlemelerin davranışlara etkilerini incelerken psikoloji hukuktan yararlanır.
Psikiyatri : Psikoloji genelde normal insanların davranışlarını incelerken, psikiyatri anormal insan davranışlarını konu edinir. Psikoloji normal insanlarda görülen anormal davranışları incelerken psikiyatriden yararlanır.
Psikolojinin Doğuşu :
Psikoloji bilimi, sanayi devriminin ürünü olarak doğmuştur.
Psikolojinin, 19. Yüzyıl sonlarında Alman fizyolojisti Wilhelm Wundt tarafından kurulduğu kabul edilir.
Wilhelm Wundt, 1879 yılında Leipzig'de ilk psikoloji laboratuvarını kurmuştur.
Böylece, psikoloji konuları ilk kez laboratuvar koşullarında incelenmeye başlanmıştır.

Ekoller ve Yaklaşımlar :

Psikoloji gerek bilim olarak doğarken, gerekse gelişirken farklı görüşlerin tartışmalarından yararlanılmıştır.

Psikolojiye farklı işlevler yükleyen, farklı konulara psikolojinin dikkatini çeken, kullanılması gereken farklı yöntem ve teknikler öneren ekol ve yaklaşımlar, psikolojinin gelişmesine hız kazandırmışlar.

Başlıca ekol ve yaklaşımlar :

Yapısalcılık (Strüktüralizm) : Yapısalcı psikologlar, bir kimyacının suyu hidrojen ve oksijen atomlarına ayırması gibi, duyumları, imgeleri, duygulanımları en temel elemanlarına ayırarak incelemeye çalıştılar.

Yapısalcılık, bireyin iç yaşantısını oluşturan duyumları, imgeleri ve duygulanımları incelemek için iç gözlem (içe bakış) yöntemini kullanır.
Temsilcileri W. Wundt ve E. Titchener dir.

UYARI : Yapısalcı ekol, zihnin ne olduğunu araştırırken, işlevselci ekol, zihnin ne için olduğunu araştırır.

Yapısalcı ekol, zihni statik (durağan) haliyle ele alıp unsurlarına ayırırken , işlevselci ekol, zihni yaşayan, canlı, dinamik işlevleriyle inceler.

İşlevselcilik (Fonksiyonalizm) : İşlevselcilik, yapısalcılığa tepki olarak ortaya çıkmıştır. İşlevselciliğin temsilcilerinden William James'e göre davranışın yapı taşlarını araştırmak zaman kaybıdır, çünkü, beyin ve dolayısıyla zihin sürekli değişim halindedir. O halde, psikoloji davranışın işlevi ya da amacı üzerine yoğunlaşmalıdır. İşlevselciliğe göre, psikoloji yaşamı kolaylaştıran bir araç olmalıdır. Bu yüzden işlevselciler, davranışların insanın çevreye uyum sağlamasına nasıl yardım ettiğini öğrenmek istediler.

Yapısalcıların tersine, işlevselciler iç gözlem, gözlem gibi tüm yöntemleri kullanırlar.

Temsilcileri : W james ve John Dewey dir.

Davranışçılık (Biheviyorizm) : Zihnin ne olduğu ya da ne için olduğu tartışmalarına tepki olarak doğmuştur.

Davranışçılığa göre psikoloji, zihin yerine organizmanın doğrudan gözlemlenebilen ve ölçülebilen davranışlarını incelemelidir. Çünkü, davranışçı ekol psikolojiyi, uyarıcı davranış (U - D) ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna göre, insanın içinde yaşadığı koşullar davranışlarını belirler.

Davranışçı psikologlar zihni inceleyen iç gözlemi reddederler.

Temsilcileri I. Pavlov, J. Watson ve B.F. Skinner dir.

Psikodinamik Yaklaşım (Psikanaliz) : Ekoller ve yaklaşımlar arasında davranış bozukluklarını doğrudan ele alan yaklaşımdır.

Bu ekole göre, davranış bozuklukları bilinçaltına bastırılan istenmeyen duygulardan kaynaklanır.

Bilinçaltı, yaşadığımız istenmeyen duyguların bilinçte gizlendiği yerdir. İstenmeyen duygular, id, ego (ben), süper ego (üst ben) çerçevesinde bilinçaltına itilir.

İd, insanın ilkel benliğidir. Psikodinamik yaklaşımın kurucusu Freud'a göre insanın doğuştan getirdiği ve idini oluşturan iki etkili eğilim cinsellik ve saldırganlıktır.

Ego, insanın psikolojik yanıdır. İnsan kendinin ne olduğunu ne olmak istediğini, çevresini nasıl tanıdığını gösteren bilinç durumudur.

Süper ego ise, insanın toplumsal yanıdır. Toplumun kuralları ve değer yargılarından etkilenir.

Temsilcileri S. Freud, A. Adler ve C. Jung dur.

Gestalt (Bütünlük) Psikolojisi : Yapısalcılığın, zihni öğelerine ayıran anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Gestalt psikolojisine göre, bütünü anlamdan parçaları doğru anlamak olanaksızdır. Çünkü "Bütün, kendini oluşturan parçaların toplamından farklı ve büyüktür. Hiçbir parça, bütünün içerdiği özelliklere sahip değildir."

Gestalt ekolü, algı ve bellek üzerine çalışmaları ile psikolojiye katkıda bulunmuştur. Bu ekol, psikolojide tümdengelim yöntemini kullanır.

Temsilcileri M. Wertheimer, K. Koffka, W. Köhler'dir.

Hümanist Yaklaşım : Hümanist yaklaşım, eski ve yeni yaklaşımları birleştirip bunların çağdaş yorumunu yapmaya çalışmıştır.

Hümanizme göre, her insan kendine göre bir değerdir ve her insan, birey olarak kendi davranışlarından sorumludur.
Bu çerçevede bilimin daha özelde Psikolojinin görevi bireyi denetim altına almak değil, onu özgürleştirmektir.
Hümanist yaklaşım insanın cansız bir nesne olmadığını, dıştan bakılarak anlaşılamayacağını ileri sürüp insanın iç gözlemle incelenmesi gerektiğini söyleyerek davranışçı ekole karşı çıkar.
Temsilcisi A. H. Maslow'dur.

Bilişsel Yaklaşım (Kognitivizm) : Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.

Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.
İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.
Temsilcisi J. Piaget dır.

Biyo-psikolojik Yaklaşım : İnsanı bütünselliği olan biyolojik bir varlık olarak gören bu yaklaşım, akıl hastalıklarının nedenleri üzerinde de durmuştur.

Biyo-psikolojik yaklaşıma göre insan davranışlarının biçimlenmesinde beyinde meydan gelen biyokimyasal olayların ve genetik özelliklerin etkisi vardır.
Bu ekol, beyin üzerinde özellikle de gelişmiş hayvanların beyni üzerinde ayrıntılı laboratuvar deneyleri yapmış davranışlarla beynin işleyişi arasında bağlantılar kurmuştur.
Temsilcisi A. Meyer dir.

Psikolojinin Alt Dalları :

Psikolojinin uzmanlık alanları ile psikolojinin sonuçlarının diğer bilimlere uygulanması psikolojinin alt dallarını oluşturmuştur.
Şimdi sırası ile bunları inceleyelim :

Sosyal Psikoloji : Bireyin grup içinde değişen davranışları ve grupların ortak davranışlara yönelmelerini araştıran alana sosyal psikoloji denir.
Gelişim Psikolojisi : Gelişim psikolojisi, yaşa bağlı davranış değişikliklerini inceler.
Çocukken büyük bir dikkatle ve keyifle izlenen çizgi filmler büyüyünce ilgi çekici olmaktan çıkabilir.
Gelişim psikolojisi çocuk psikolojisi ve yetişkin psikolojisi olmak üzere ikiye ayrılır.
Klinik Psikolojisi : Davranış bozukluklarının tanı (teşhis) ve tedavileri ile ilgilenir.
Zeka, kişilik, akıl sağlığı sorunları olan, bu yüzden çevreye uyum zorluğu çeken insanların tanı ve tedavisi için teknikler geliştirir.
Rehberlik ve Danışmanlık Psikolojisi : Normal yaşamda karşılaşılan sorun ve sıkıntıları, çevreye uyum güçlüklerini ele alan psikoloji dalı rehberlik ve danışmanlık psikolojisidir.
Klinik psikoloji akıl hastalığı düzeyindeki davranış bozukluklarını inceler.
Rehberlik ve danışma psikolojisi klinik psikolojisinden farklı olarak normal sınırlar içinde kalan sorunları ele alır.
Deneysel Psikoloji : Deneysel psikoloji bir davranışı etkileyen çevre koşullarını ve uyarıcıları tanımlayıp ölçerek hangi davranışı, nasıl ve ne derecede etkilediğini bulmayı amaçlar.
Bunu yaparken hayvanlar üzerinde laboratuvar deneyleri yapar, bunları insan davranışları ile karşılaştırır.
Endüstri (Sanayi) Psikolojisi : Günümüzde üretimde verimi artırmak için yalnızca teknolojiyi geliştirmek yeterli mi?
Üretimde verimi artırmak amacıyla, insan emeğinin daha üretken hale getirilmesi endüstri psikolojisinin konusuna girer.
Bugün endüstri psikologları şu sorularla ilgilenmektedir.
Çalışanları verimli kılmak için, nasıl bir ücret politikası uygulanabilir?
Çalışanların çalışma ortamı nasıl olursa üretim artışı yükselir?
İşe eleman alırken, hangi teknikler kullanılırsa daha akılcı davranılmış olur?
Hizmet içi eğitim sonuçları nasıl değerlendirilmeli?
Çalışma ortamında insan ilişkileri hangi yöntemlerle geliştirilebilir?

Eğitim Psikolojisi : Psikolojinin bulgularının eğitim ve öğretime uygulanarak kolaylıklar ve ilerlemeler sağlanması eğitim psikolojisinin konusuna girer.
Öğrenme nasıl daha hızlı gerçekleştirilir?
Öğrenmeyi teşvik etmek için hangi araçlar kullanılmalıdır?
Hangi konu, kimlere, nasıl öğretilir?
Öğretmenler nasıl yetiştirilmelidir?
gibi sorulara yanıt arar.
Eğitim psikolojisi sayesinde eğitim süreci en etkin düzeyde gerçekleştirilir.

Psikometrik Psikoloji : Psikolojinin sonuçlarını testler, anketler aracılığı ile sayısallaştırmak, psikolojide kullanılmak üzere ölçüm araçlarının geliştirilmesini sağlamak, böylece psikolojinin sonuçlarını daha somut, açık, kısa bir biçimde ifade etmek, psikometrinin konusuna girer.

Araştırma Yöntemleri :

Bir bilim alanında sonuca ulaşmak için izlenen amaçlı, düzenli ve kısa yollara yöntem denir.

Psikoloji de gerek kendine özgü yöntem ve teknikler kullanılarak, gerekse diğer bilimlerin yöntem ve tekniklerinden yararlanarak, konusunu bilimsel bir şekilde inceler.

Psikolojinin kullandığı başlıca yöntem ve teknikler üç başlıkta incelenebilir.

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler

Deneysel Yöntem

İstatistiksel yöntem

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler : İncelenen olayla ilgili özellikleri saptamayı amaçlayan yöntemler betimleyici ve tanımlayıcı yöntemlerdir.

Bu yöntemler gözlem, anket ve klinik yöntemin görüşme, vak'a incelemesi, test gibi tekniklerini içerir.

Gözlem : Olayları kendiliğinden oluşan oluşum biçimleri içinde amaçlı ve sistemli olarak izlemek ve kaydetmektir.

İç Gözlem (İçe Bakış) : Bir uyarıcının etkisiyle bireyin yaşadığı duyguları kendi ağzından anlatmasıdır.

Doğal Gözlem : İncelenen olayların kendi doğal ortamında, müdahalede bulunulmaksızın gözlemlenmesidir.
Doğal gözlemin zaman zaman yanıltıcı olmasının üç temel nedeni vardır.
Duyu verileri araştırmacıyı yanıltabilir.
Araştırmacı subjektivizme (öznelliğe) düşebilir.
Araştırmacılar, aynı gözleme farklı yorumlar getirebilir.

Sistematik Gözlem : Araştırmacının belirli teknikleri kullanarak, gözlem ortamını denetim altına alarak gözlem yapmasıdır.
Sistematik gözlemde araştırmacı, görüşme ve gözlem çizelgeleri hazırlayabilir, soru kağıtları ve test gibi araçlardan yararlanabilir.

Anket : Önceden hazırlanmış soruların yazılı olarak üzerinde inceleme yapılan insanlara doğrudan yöneltilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Klinik Yöntem : Davranış bozukluklarının tanısı (teşhisi) için uygulanan yöntemdir. Bu yöntem genel olarak şu teknikleri kullanmayı gerektirir.
Görüşme (Mülakat) : İncelenen insanın, duygu, düşünce, davranış ve tutumlarını saptamak amacı ile yüz yüze yapılan sözlü söyleşidir.
Güvenilir bir görüşme için görüşmecinin alanında uzman olması, ortamın ve görüşme süresinin, görüşülen insanı olumlu ya da olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde düzenlenmesi gereklidir.

Vak'a incelemesi : Vak'a incelemeleri bir insanla ilgili ya da bazı olguların belirli anlarıyla ilgili yoğun incelemelerdir.
Örneğin, Televizyonda gösterilen şiddet filmlerinin saldırgan davranışları özendirmesiyle ilgili bir vak'a incelemesinde, hava korsanlığını konu alan bir filmin etkileri incelenmiştir.

Test : Birden fazla insanın davranışlarını karşılaştırmak amacı ile uygulanan sistematik ölçme tekniğidir.
Sözlü ya da yazılı olabilen testler zeka, yetenek, kişilik, bilgi, ilgi gibi özellikleri ölçmek için kullanılır.

Deneysel Yöntem : İncelenen olayla ilgili neden sonuç ilişkilerini saptamak üzere araştırmacının uygun laboratuvar koşullarında hazırladığı ve incelediği kişi ya da nesneyi yönlendirebildiği yöntem, deneysel yöntemdir.
Deneysel yöntem sırasında incelenen insana denek, hayvana kobay adı verilir.

Deneysel Yöntemin Aşamaları

Ön Hazırlık : Gözlemlerle ve yapılan ön araştırmalarla konuyu tanımak ve betimlemektir.

Varsayım (Hipotez) : Gözlem ve ön araştırma sonuçlarına dayanarak oluşan yargıyı geçici bir iddia olarak ileri sürmektir.

Deney :Varsayımı kanıtlamak üzere sonucu etkileyen değişkenlerle sonuç arasındaki ilişkiyi saptamak üzere pratik uygulamalar yapmaktır.

Deney Değişkenleri : Deney sırasında üç temel değişken ortaya çıkar.

Bağımsız Değişken : İncelediğimiz olayda sonucu etkileyen etken yani neden bağımsız değişkendir.

Bağımlı Değişken : Bağımsız değişkene bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise bağımlı değişkendir.

Ara Değişken : Bağımsız değişken dışında sonucu etkileyen faktörlere ara değişken denir.

İstatistiksel Yöntem : Tüm yöntemler kullanılırken çoğu zaman karşımıza sayısal sonuçlar çıkar. Ancak sayısal sonuçlar yalnız başına bir anlam taşımaz. Elde edilen sayısal sonuçları değerlendirmek için kullanılan teknikler istatistiksel yöntemi oluşturur.

İstatistikler sayesinde psikolojinin sonuçları daha somut, açık, kısa açıklanır. Bir anlamda sonuçların bilimselliği pekişir.
İncelediği olaylarda ölçme araçları kullanılabilmesi psikolojiye ölçme konusunda avantajlar sağlamaktadır.

Korelasyon (Bağıntı) : İki değişken arasındaki ilişki miktarına korelasyon denir. Üç temel korelasyon biçimi vardır.

Pozitif (Olumlu) Korelasyon : İki değişken arasında birlikte artan ya da birlikte azalan doğru orantılı bir ilişki varsa korelasyon pozitiftir.
Negatif (Olumsuz) Korelasyon : İki değişken arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir ilişki varsa korelasyon negatiftir.
Nötr Korelasyon : İki değişken arasında hiçbir ilişki olmamasıdır.
Korelasyon Katsayısı : +1, -1, 0 korelasyon katsayıları tam ve mükemmel bağıntının ifadesidir.
Korelasyon katsayılarından 0'a yakın olanlar ise güçlü bir ilişkiyi ifade eder.
Ancak, 1'e yakınlık, rakamın (+) veya (-) değerinden bağımsızdır. (+) ve (-) söz konusu edilmeden en yüksek rakam en güçlü ilişkiyi, en küçük rakam en zayıf ilişkiyi ifade eder.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 12725
favori
like
share
onurerden Tarih: 18.04.2011 17:12
akrostiş çalışma istiyorum kişisel gelişim ile ilgili admin yayınlarmısın...
daphne2009 Tarih: 07.11.2008 14:53
psikoloji karışık kavramdır
esen_pashan Tarih: 29.09.2008 21:23
teşekkürler
hicbirsey2001 Tarih: 06.01.2008 20:51
PSİKOLOJİ
İÇİNDEKİLER:

Psikolojinin Konusu…………………………….
Psikolojinin Amaçları…………………………...
Psikolojide Ekoller ve Yaklaşımlar……………..
Çağdaş Psikolojide Uzmanlık Alanları…………
Psikolojide Araştırma Yöntemleri………………
Psikolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi……………



GİRİŞ

Tarih içinde Psikolojinin gelişimi oldukça ilginçtir.İlkçağlarda , ilkel insanların yaşadığı dönemlerde "ruh" insanın içinde bulunan ,görülmeyen bir varlık olarak değerlendirilmiştir. Bu inancın altındaki en önemli etken rüyalardır. Kişiler rüyalarında kendilerini başka bir yer ve zamanlarda görebilir ya da ölmüş olan kişilerle karşılaşabilirler ; sonra uyanıp kendilerini eski durumlarında bulurlar. Böyle olunca insan uykuda bedeninden görünmeyen bir varlığın çıkıp dolaştığına ve geri döndüğüne inanmıştır.Böylece "ruh"un nasıl bir varlık olduğu sorusu aklı kurcalamaya başlamıştır. Yunan düşünürlerinden bazıları "ruh"u , bedenin her tarafını kaplayan ince bir sıvı , hava ya da buhar yapısında bir varlık olarak kabul etmiştir.Bu düşünceye ilk karşı çıkan Platon'dur (M.Ö. 427 - 342 ) Platon'a göre "ruh" , duyu yoluyla farkedilemeyen, anlaşılamayan bir "cevher" bir "öz"dür.Platon "ruh"un varlığının görme,işitme gibi duyularla değil , akıl yani düşünme yoluyla kavranabileceğini ileri sürmüş ve beden ortadan kalktıktan sonra "ruh"un varlığını sürdürdüğünü savunmuştur.Aristoteles (M.Ö. 384 - 322) kendinden önceki "ruh" yorumlarını bir yana bırakarak, "ruh" ve "ruh ile ilgili olaylar"ı yaşamayı sağlayan işlevlerin bir bütünü olarak ele almış ; bu konudaki görüşlerini "Ruh Üzerine"adlı kitabında tartışmıştır.Aristoteles , beden kaybolduktan sonra ruhsal işlevlerin sürüp sürmediği konusunda yorum yapmamış ,"ruh" un bedenle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamıştır.Ona göre ruhun kendi başına bağımsız bir varlığından söz edilemez. Ruh , bedenin bir işlevidir.Ortaçağ filozofları , Platon ve Aristoteles'in görüşlerini bağdaştırmaya çalışarak ruhun ne olduğu tartışmasını dinsel alanda sürdürmüşlerdir.XVII. yüzyılda , Çağdaş Felsefenin kurucusu Descartes (M.Ö.1596 - 1650) hayvan ve insan bedenini karmaşık bir makineye benzetmiş ve işleyişini mekanik ilkelerle açıklamaya çalışmıştır. Descartes’e göre ruh ,düşünce sonucu ulaşılan bir kavramdır. Ona göre , cisimler dünyası , ruh aracılığı ile doğrudan doğruya kavranabilir.XIX.yüzyılın ortalarında , yaptığı dikkatli gözlem ve çalışmalarıyla Charles Darwin'in (1809 - 1920) psikolojinin gelişmesinde önemli katkıları olmuştur.Kişinin değişen çevreye uyum sağlamasının önemi ,ilk kez Darwin sayesinde anlaşılmıştır.İlk Psikoloji Laboratuarı ,1879 ' da Almanya'da Leibzig Üniversitesi'nde Wilhelm Wunt (189 - 1920) tarafından kurulmuştur.Wunt psikolojinin konusu olan zihinsel yaşantıyı deneysel yöntemlerle incelemeye çalışmıştır.Böylece zihinsel yaşantı ,yani dikkat , bellek ,algı gibi insan zihnindeki yetiler laboratuarda ölçülmeye başlanmıştır.Felsefe alanı içinde yer alan zihinsel yaşantının laboratuara girmesi , psikolojinin felsefeden kopup ayrı bir inceleme alanı,başka bir deyişle ,kendi başına biur bilim haline gelmesini sağlamıştır.



1. PSİKOLOJİNİN KONUSU

Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan, felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji, biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.

PSİKOLOJİNİN TANIMI

Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en genel anlamında organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.

Tanımda geçen kavramları kısaca açılayalım:

Organizma: Geniş anlamıyla her türlü canlıdır. Psikolojinin organizma teriminden anladığı hayvan ve insandır. Psikolojinin asıl amacı insanı incelemektir. Bazı nedenlerle (deney aracı olarak, insan davranışlarıyla karşılaştırmak amacıyla) hayvanlar da psikolojinin konusu olmuştur.
Davranış: Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Yürümek, koşmak, ağlamak gülmek, yemek, içmek, bisiklete binmek, saz çalmak, konuşmak gibi eylemler birer davranıştır. Bu davranışlar doğrudan doğruya gözlenebilir. Rüya görmek, öğrenmek, hayal kurmak, düşünmek, duygulanmak gibi bazı davranışlar da dolaylı olarak gözlenebilir; rüyanın anlatılması, düşüncenin konuşmayla açıklanması gibi.
İşte “bu davranıştır” dediğimiz; insanların yapıp etmeleri, davranışın gözlenebilir yanıdır. Davranışın ortaya çıkması için insanın zihninden birşeylerin (düşünme, problem çözme, duygulanma anlama algılama vb.) geçmesi gerekir. İşte bu işlemlere zihinsel oluşumlar adı verilir.
Bilim: Belirli bir alanda bilimsel yöntemlerle yapılan çalışmalar sonucu elde edilen organize bilgiler kümesi düzenli bilgiler elde etmek sürecidir. Tanımda belirtildiği gibi bilim sadece olmuş bitmiş bilgiler yığını değil, aynı zamanda devam eden çalışmaları da içerir.
Belirli alanda elde edilen her bilgi bilim değildir. Bilgilerin bilim olabilmeleri için bazı koşullara uygun olması gerekir.
* Her bilimin kendine has konusu vardır.
* Her bilim bilimsel yöntemlerle araştırmasını gerçekleştirir.
* Bilim objektiftir. Elde edilen bilgiler başka araştırmacılar tarafından test edildiğinde de aynı sonuçlara varılır.
* Bilim genellemelere varmayı amaçlar. Bu genellemeler bilimsel yasa veye bilimsel teori olarak ifade edilirler.
Fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji gibi olguları deneysel yöntemlerle açıklayan bilimlere pozitif bilim denir.
2. PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI

* Her bilim dalının bir amacı vardır. Örneğin fiziğin amacı farklı olayları en genel yollarla matematik ifadelerle açıklayan doğa yasalarını yada temel ilkelerini ortaya çıkarmaktır. Psikolojinin de amacı organizmanın özellikle insanın davranışlarını inceleyerek genel yasalara varmaktır.
* Her bilim dalının belirli çalışma alanı vardır. Psikolojinin çalışma alanı insan davranışlarıdır. İnsan davranışlarının ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin olduğunu araştırmak, araştırma sonuçlarından hipotez, yasa, teorilere varmak psikolojinin görevidir.
* İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana çevresine uyum sağlamasında yardımcı olabilir.
* Günümüzde psikolojinin bulgularından, çok değişik alanlarda yaralanılır. Eğitim, tıp, endüstri, ekonomi gibi olaylarda psikolojik bilgiler, insanların daha başarılı olmasını sağlamaktadır. Büyüme, gelişme, yetenekler, ilgi, zeka, heyacan, bellek, düşünme, öğrenme konularında elde edilen psikolojik bilgilerin eğitim alanında kullanılması ile bu alanda başarı yükselmiş, daha sağlıklı, daha modern bir eğitim anlayışı gelişmiştir.
PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI:
1-İnsan davranışlarını inceleyerek davranışlar arasındaki neden-sonuç ilişkisini bulmaya çalışmak.
2-Psikolojinin temel kavramları ve süreçleri hakkında bilgi vererek,bireyin kendi duygu,düşünce ve davranışlarının altında yatan nedenleri daha iyi anlamasına yardım etmek.
3-Bireyin kendi sorunlarına bilimsel açıdan yaklaşabilmesini sağlamak.
4-Kaygı sıkıntı gibi Psikolojik nedenlerden kaynaklanan rahatsızlıkları önleyerek bireysel ve toplumsal ruh sağlığını korumak

3. PSİKOLOJİDE EKOLLER VE YAKLAŞIMLAR

1879’da Alman psikolog WILHEIM WUNDT tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuvarı ile psikoloji, deneysel bilim dalı olma ünvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa`nın değişik yerlerinde ve Amerika` da da bir çok psikoloji laboratuvarı açılmıştır.
Psikoloji felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra -kısmen de olsa- bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmıştır. Sistem ve ekol halinde gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlerdir. İncelemek istedikleri konuyu temel ögeler açısından ele alırlar. Determinist anlayıştadırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri Strukturalizm (yapısalcılık zihin yapısı ile ilgili), Fonksiyonalizm (İşlevselcilik -zihin göreviyle ilgili psikoloji), Behaviorizm (davranış psikolojisi), Psikanalitik Psikoloji,Gestalt psikolojisidir.
20. yy. psikolojisi zihinsel süreçleri açıklamak için iç gözlem yöntemini kullanan yapısalcılıkla başladı, daha sonra psikanalitik psikoloji gelişti. Yapısalcılığa karşı olan davranışçılık ve Gestalt psikolojisi gibi akımlar ortaya çıktı. Daha önceki okulların tek yanlı determinist (belirleyici) görüşlerine tepki olarak da hümanistik (insancıl) psikoloji doğdu. 2. Dünya Savaşı sırasında ise ekoller önemini kaybederek, görüşler yavaş yavaş birbirine yaklaştı. Teorisyenler ve araştırmacıların aynı miktarda katkıda bulunduğu çoğulcu anlayış, ekollerin tek yanlı anlayışı yerine geçti. Psikolojinin günümüzdeki durumunu daha iyi anlamamız için ekol ve yaklaşımcıları kısaca gözden geçirelim:



STRUKTURALİZİM (YAPISALCILIK ):

1879 da Wilhelm Wundt’un psikoloji laboratuvarını kurması ile deneysel psikolojinin temelleri atılmıştır. Wundt ilk çalışmalarında duyum ve imgeleri araştırdı. O ve izleyenler karmaşık zihinsel yaşantıların yapısını incelemeye çalışmıştır. Bu nedenle bu ekole yapısalcılık denir. Örnek aldıkları bilim dalı kimyadır. Kimyada, nasıl birleşik maddelerin yalın elementlerden oluştuğu çözümleme ile anlaşılıyorsa karmaşık bilinç olaylarının yapısal açıdan çözümlenmesi ile de psişik olayların daha iyi anlaşılıp açıklanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre psikolojinin amacı, bilincin karmaşık yapısını çözümlemek zihnin en yalın öğelerini araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulup yasalar halinde formüle etmektir. Artık duyumlar, algılar, anılar laboratuvarda incelenmeye başlanmıştır.
Yapısalcıların araştırmalarında kullandıkarı yöntem iç gözlem ve deneydir. Temsilcileri Wundt ve Titcher’dir.

FONKSİYONALİZİM (iŞLEVSELCİLİK):

William James, James B. Angell ve John Dewey gibi Amerikan filozoflarının ve eğitimcilerinin oluşturduğu ekoldür. Fonksiyonalistler, yapısalcıların görüşlerine karşı çıktılar; onlara göre bilincin ne olduğundan çok, ne için olduğunu bilmek önemlidir. Yani bilincin amacı ve işlevini bilmek asıl amaç olmalıdır. Bunlara göre insan davranışlarını anlamak için sadece bilinç olaylarını çözümlemek yoluyla incelemek yeterli değildir. Bilinç incelenmelidir ama bunun yanında insanın çevresine uyumunda yardımcı olacak, öğrenme gibi duyum davranışları da incelenmelidir. İşlevselcilik davranışı, çevreye uyum süreci olarak tanımlamıştır. Bu ekolün amacı algılama, düşünme, duygulanma gibi içsel eylemlerin, hayatta karşılaşılan çeşitli problemlerin çözümlenmesine nasıl yardım ettiğini açıklamaktır. İşlevselciler eyleme ve yararcılığa dönüktür.
Fonksiyoncular, yöntem olarak içgözlem ve gözlemi kullanmışlardır. Davranışları özel olarak da öğrenmeyi açıklamaya çalışmışlardır.

BEHAVİORİSİM (DAVRANIŞÇILIK):

Birinci Dünya Savaşı sıralarında behaviorist denilen bir grup Amerikan psikoloğu, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. Bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmışlardır. Bilinç hallerinin değil, ama davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gereklidir. Psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. Gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır.
Davranışçıların önde gelen temsilcileri Watson, Pavlov ve Dashil’dir. Bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. Davranışçılara uyaran (stimulus) -tepki (response) psikologları da denir. Davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. Davranışçılar gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.

PSİKODİNAMİK YAKLAŞIM (PSİKOANALİTİK PSİKOLOJİ):

19. yy sonunda S. Freud öncülüğü ile bir grup hekim akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların coğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde bunu kanıtlamaya çalışmışlardır Freud’a göre içsel yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri, anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder, davranışlarını şu yada bu şekilde etkilerler. Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya çıkar.
Freud’a göre anormal davranışlar, aslında insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar değildir. Normal davranışlarla aralarında yanlızca bir derece fark vardır.
Freud ayrıca kişilik konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların etkileşimini incelemiştir.
Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Psikanalitik psikologlar (Freud, Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmışlardır.

GESTALTÇI YAKLAŞIM (BÜTÜNLÜK PSİKOLOJİSİ):

Max Wertheimer, Kurt Kofka, Kurt Lewin gibi Alman psikologlarından oluşan psikoloji ekolüdür. Algı ve bellek konusunda inceleme yapmışlardır. İç gözlem, gözlem ve deney yöntemlerinden yararlanmışlardır. Görüşleri özellikle eğitim alanında kullanılmıştır.
Gestalt psikolojisinin temsilcileri davranışların bir bütün olduğunu, bunun parçalara ayrılamayacağını savunmuşlardır.
Gestalt psikolojisine göre parçaların bir bütünlük içinde anlam kazanması önemlidir. Örneğin bir tablo, tuval, boya ve renklerin toplamından çok daha farklı bir şeydir. Tek tek anlamı olmayan parçalar bütünlük halinde anlam kazanır.




HÜMANİST (iNSANCI ) YAKLAŞIM:

Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Kurucuları Gestaltçılardan etkilenmiştir. Varoluşçu felsefe akımının görüşlerini benimsemişlerdir. Bu yaklaşımın öncü ve temsilcileri Rogers, Maslow, Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner’dir. Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş yada gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir.
İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir. İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için içgözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz. Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır.
Psikolojinin amaçlarından biri insan davranışlarını kontrol etmektir. Oysa Hümanistik yaklaşımda olanlar, psikolojik kontrolün insanlığın zararına kullanılabileceği inancındadırlar. Örneğin, iyi insan yetiştirmek doğru amaç gibi gelebilir. Ancak bu konuda çok çeşitli görüşler ortaya atılabilir.

BİLİŞSEL (COGNİTİVE) YAKLAŞIM:

Bilim ve biliş (cognition) olguları hep insanın ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu olmuştur.
Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri psikolojinin konusunu oluşturur.
Çağdaş biliş anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan biri Bilgi işlemi yaklaşımdır. Bunda düşünceyi ve usavurma (akıl yürütme) süreçlerini açıklamak amaçtır. Bu yaklaşım insan zihnini çeşitli programlara göre bilgi edinmek, bilgiyi işlemek, depolamak ve kullanmak üzere tasarlanmış gelişkin bir bilgisayar sistemi olarak ele alır.
Diğer yaklaşım Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanan yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget’nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir.
Belli kavramların özümlenebilmesi için zihinsel gelişmede belli aşamaların tamamlanmış olmasının gereği anlaşılmıştır. Öğretmenin görevi çocuğa yanlızca bilgi aktarmak değil, ona dünyayı keşvetmesinde rehberlik etmektir.
ABD’li psikolog ve eğitimci Jerame S. Bruner, küçük çocuklarda algı, öğrenme, bellek gibi biliş biçimleri konularındaki çalışmaları ile eğitim anlayışında etkili olmuştur. Çalışmaları, ders proğramlarının yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Bruner’e göre; bütün çocuklarda doğal bir merak ve değişik konulara ilgi vardır. Hangi gelişim amacında olursa olsun her çocuğa uygun biçimde verilmesi koşuluyla her konuyu öğretmek mümkündür.

BİYOLOJİK YAKLAŞIM:

Buna psikobiyolojik yaklaşımda denilebilir. ABD’li psikiyatr Adolf Meyer`in öncülüğünü yaptığı Psikiyatri Okulu`nun yaklaşımıdır. Meyer, insanı bütünselliği olan biyolojik bir birim olarak kabul eder. İnsan davranışını anlayabilmek için psikoloji ve sosyolojiden yararlanmak gerekir. Meyer’e göre zihinsel bozukluklar organik ve kalıtsal etkenlerin karmaşıklaştırdığı gerçekçi olmayan beklentiler ve yanlış alışkanlıkların sonucunda ortaya çıkar.

4. ÇAĞDAŞ PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI

Çağdaş psikolojide uzmanlık alanlarını “Deneysel Alanlar” ve “Uygulamalı Alanlar” olarak sınıflandırabiliriz. Deneysel alanlar daha çok akademik araştırmalar içerir. Uygulamalı alanlar da akademik çalışmalarla elde edilen bilgiler pratik hayata uygulanır. Bu uygulamalardan çeşitli psikoloji alanları doğmuştur.

a) Deneysel Alanlar:

Deneysel alanlarda psikolojinin amacı daha çok teoriktir. Bilmek için araştırmak, bilimsel amaç esastır. Buna Akademik Psikoloji de denilmektedir. Bunlar:
Genel Psikoloji: Psikoloji ile ilgili prensipler ve davranışın temellerini araştıran, psikolojinin temel kavramlarına anlam kazandıran psikoloji dalıdır.
Genetik Psikoloji: Davranışların ortaya çıkmasından itibaren gelişmesini, gelişme dönemlerini araştıran psikolojidir.
Deneysel Psikoloji: Laboratuvar deneylerinin yapıldığı, hipotezlerin gerçekleşmesi ile ilgili deneysel araştırmaların sürdürüldüğü ve davranışların açıklandığı psikoloji dalıdır.
Sosyal Psikoloji:Bireyin toplumla ilişkilerini ve toplumun bireyi etkilemesi ile ilgili olaylar üzerinde araştırmalarını sürdüren psikolojidir.
Çocukluk, Gençlik, Yetişkinlik Psikolojisi: Çocukluk psikolojisi, bebeklikten ergenlik dönemine kadar olan davranışlarda, gençlik psikolojisi 12-20 yaşları arasındaki davranışlarda, yetişkinlik psikolojisi 20 yaştan itibaren meydana gelen davranış değişmelerini ve gelişmelerini araştıran psikoloji alanıdır.
Fizyolojik Psikoloji: İnsanın anatomik yapısı, sinir sistemi, salgı bezleri v.b fizyolojik olayların davranışlarla ilişkisini araştıran psikoloji dalıdır.
Karşılaştırmalı Psikoloji: Farklı cinslerde görülen davranışların karşılaştırılmasını ve farklılıklarını inceleyen psikoloji dalıdır.
Ayrıca insan davranışlarını inceleyen “insan psikolojisi”, hayvan davranışlarını inceleyen “hayvan psikolojisi” başlıca uzmanlık alanları olarak sıralanabilir.
b) Uygulamalı Alanlar:

Uygulamalı psikoloji ise deneysel alanlarda elde edilen bulguların günlük yaşamda karşılaşılan sorunların tanısını, belirlenmesini kolaylaştırmak amacıyla kullandığı alanlardır. Başlıcaları Eğitim psikolojisi, Kimlik psikolojisi, Endüstriyel psikolojisi v.b dir.
Eğitim Psikolojisi: Psikolojinin algılama, öğrenme, düşünme, motivasyon, heyacan, zeka ve kişilik çevre-insan etkileşimini araştıran, alanlarındaki bulguların eğitime uygulanması ile gelişmiş bir alandır. Eğitim ve öğretim alanındaki birçok problemin çözümünde bu teorik (kurumsal) bilgilerden yararlandırılmıştır. Gerek öğrenci, gerek öğretmen, gerek öğretim teknikleri ile ilgili yenilikler ve gelişmeler, bu çalışmaların sonucudur. Ayrıca okul hayatının fizik koşullarını düzenlemesi, daha uygun ortamlarda eğitim ve öğretim yapılmasının gereği bu araştırmaların ışığında belirlenmiştir.
Klinik Psikolojisi: İnsanların zeka, kişilik, ruh hastalıkları gibi çeşitli konulardaki problemlerinin teşhis edilmeleri ile ilgili olarak geliştirilen çeşitli teknikler üzerinde çalışılan uygulamalı psikoloji dalıdır. Kliniklerde çeşitli ruh hastalıkları teşhis edilir. Psikologlar, özellikle klinik psikolojide psikiyatristlerin yardımcısı olarak çalışırlar. İhtiyaç duyulduğunda testlerin uygulanması, değerlendirilmesi psikoloğun görevidir.
Endüstri Psikolojisi: Psikolojinin verilerinden yararlanarak endüstriyel işe göre elaman seçme, üretilen araç ve gereçleri insan yapısına uygun olarak düzenleme, çalışanların psikolojik problemlerini çözme amacıyla araştırma yapan bir daldır. Günümüzde işyerlerinin insan sağlığına uygun düzenlenmesi işin en az enerji harcanarak en uygun biçimde yapılması, kişinin fiziyolojik yapısına ve yeteneklerine uygun bir işte çalışması gibi konular endüstri psikolojisini ilgilendirir.
Üretilen malların pazarlanmasında satıcı- alıcı etkileşimi malların tanıtılması amacıyla yapılan reklamlar psikolojik verilere dayanmaktadır. Kişinin hiç ihtiyacı olmadığı halde satın aldığı eşyalar göz önüne getirildiğinde reklamın üzerimizdeki etkisi açıkca görülür.
Hukuk Psikolojisi: Hukukta psikolojinin teorik bilgilerinden yararlanan psikoloji dalıdır. Sanık ve tanığın psikolojik durumları, sorgulanması, yargılanması ve yasalar karşısında insanların tutum ve tavırlarını araştıran alanlardan biridir. Sanık ve tanığın tanımlanması, suçlu insana karşı gösterilen tavır değişmeleri, cezaevi şartlarında yapılan düzenlemeler, bu çalışmaların bir sonucudur.

5. PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır. Bunların başlıcaları betimleyici ve tanımlayıcı yöntemler, korelasyonel yöntemler, deneysel yöntemlerdir.
a) Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler: Betimleme ve tanımlama amacıyla tarama yöntemi, doğal gözlem, görüşme ve vaka incelemesi yöntemlerinden yararlanılır.

1. Tarama Yöntemi: Belirli sorunlarla ilgili olarak geniş kitlelerin görüşlerinin alınmasıdır.
Test: İnsanların zekalarını, ilgilerini, yeteneklerini, tutumlarını, kişiliğini v.b. ölçmek amacıyla kullanılır.
Anket: Bilgi verecek kişinin doğrudan kendisinin okuyarak cevaplandıracağı sorulardan oluşmuş soru kayıtları kullanarak yazılı cevaplar aracılığı ile gözlemde bulunma işidir.

2. Doğal Gözlem : Olayların doğal durumda izlenmesidir.
3. Görüşme :Görüşme, karşılıklı konuşmadır.Bu konuşma bir kişiyle olabileceği gibi bir gurup insanla da olabilir.

4. Vaka: Bazı durumlarda insan davranışını tanımlamak pek kolay olmaz. Olayın derinliğine inmek gerekir. İnsanın geçmiş yaşantıları ve çevresi davranışlarına önemli etkiler yapar. İnsan davranışını tanımak için bu geçmiş yaşantıların, önemli olayların ve ilişki kurduğu insanların ona nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek gerekir. Bunun için psikolog incelediği kimsenin ailesi, arkadaşları ve diğer ilgililerle konuşur. Elde ettiği bilgileri nesnel olarak kaydeder. Davranışların nedenlerini ortaya çıkarırkan bu bilgilerden yararlanır.

b) Korelasyonel Yöntemler :
Korelasyonel: Birlikte değişme gösteren olaylar arasında çeşitli anlamlılık düzeylerinde belirlenen ve nedensellik bağları kurmanın başlangıç noktası olan ilişki.

c) Deneysel Yöntemler:
Doğal gözlem, varsayım (Hipotez) ve deneyleme aşamasından geçer.

1. Doğal Gözlem: Olayların akışına gözlemcinin karışmadığı gözlem biçimidir.

2. Varsayım: Olaylar ve olgular arasında neden- sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yolu ile test edilecek olan öngörü.
3. Gözlem: Olayın başndan sonuna kadar izlenerek görülenlerin kaydedilmesidir.
Deneysel yöntemde, bu aşamada kastedilen, doğal olmayan gözlemdir.
Güdümlü Gözlem: Olayların yeri, zamanı ve koşullarının gözlemci tarafından hazırlandığı gözlem biçimidir. Nelerin, nasıl gözlenebileceği, nasıl kaydedileceği önceden kararlaştırılır. Aktif gözlem ya da deneyleme de denilebilir.
Deney: Bir değişkenin etkilerini gözlemek üzere koşulları hazırlanmış gözlem yada deneyleme sürecinin ürünüdür. Diğer bilimlerde olduğu gibi deney yöntemi, psikolojide de araştırmaların temelidir.

6. PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

Psikolojinin felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim olması, onun diğer bilimlerle ilişkisinin olmadığı anlamına gelmez. Her bilim dalının diğerleri ile ilişkisi vardır. Ancak birbirlerine yakın olan bilim dallarının ilişkisi diğerlerinden daha yoğundur. Örneğin insanı konu olarak ele alan antropoloji, etnoloji, sosyoloji, psikoloji daha yakın ilişki içindedir.
Psikoloji- Antropoloji: Antropoloji, insanı inceleyen bilim dalıdır. İnsanın gelişim sürecini, ırkları inceler. Elde ettiği sonuçlar günümüz psikolojisine ışık tutar.
Psikoloji- Etnoloji: Etnoloji, insan toplumlarının günümüzde yada tarih öncesi dönemlerde yaşayan ilkel toplulukların kültürlerini inceler. İnsanın, kişiliği, algıları, kanıları üzerinde içinde yaşadığı kültürün etkisi oldukca çoktur. Bu nedenle Etnoloji çalışmaları psikolojiye yardımcı olur.
Psikoloji- Sosyoloji: Sosyoloji toplum bilimidir. Toplumun yapısını, toplumsal sistemleri inceler. Toplum tek tek kişilerden oluştuğuna göre sosyoloji ile psikoloji oldukça yakından ilişkili bilim dalıdır. Her iki bilim dalının ortak ürünü olarak sosyal psikoloji dalı doğmuştur. Ancak bununla birlikte sosyoloji ve psikolojiyi tek bir bilim dalı olarak görmek yanlıştır. Çünkü iki bilim dalının oldukca farklı yanları ve çalışma alanları vardır. Örneğin, sosyoloji yanlızca insan toplumlarını incelemesine karşın psikoloji bazı nedenlerle hayvanları da inceler.

ORGANİZMA VE ÇEVRE

Organizma:
Her canlı bir organizmadır.Psikoloji, sinir sistemi gelişmiş olan canlılar (İnsan ve hayvanlar) ın çevrelerindeki uyarıcıları nasıl duyumsayıp algıladıkları ve bu uyarıcılara nasıl cevap verdiklerini anlamaya çalışır.Bu amaçla psikolojinin konusu içine giren asıl organizma insan organizmasıdır.
Çevre:
İnsanın çevresi ikiye ayrılır;
1-Doğum öncesi çevre
-Anne karnındaki (biyolojik)çevredir.Annenin sağlığı, beslenme durumu, çocuğun gelişimini sağlıklı olup olmamasını etkiler.Annenin kötü beslenmesi,ruhsal sıkıntıları,geçirdiği bulaşıcı hastalıklar,aldığı ilaçlar,sigara,alkol gibi bağımlılıklar,bebeğin sağlığını olumsuz etkiler.
2-Doğum sonrası çevre-
a-Fiziksel Çevre:Işık,ses, atmosfer sıcaklık gibi doğa koşulları bireyin fiziksel çevresini oluşturur.
b-Toplumsal Çevre:Bireyin içinde yaşadığı ve davranışlarına etki eden, insanlar arası ilişkiler toplamı onun toplumsal çevresini oluşturur.
İÇ ÇEVRE:Güdüler,tutumlar,duygular,organizmanın çeşitli durumları geçmiş deneyimlerin etkileri iç çevreyi oluşturur.
DIŞ ÇEVREış uyaran durumundaki nesneler, olaylar,kültürel ürünler,kişiler dış çevreyi oluşturur.
FİZİKİ ÇEVRENİN ORGANİZMAYI ETKİLEMESİ:
Organizma çevre etkileşiminin olabilmesi fiziksel uyarıcılara ve organizmanın alıcılığına bağlıdır.
Uyarıcı:
Organizmanın duyu organlarını harekete geçiren iç ve dış etkenlere
(ışık,ses,koku,basınç v.b) uyarıcı denir. Tepki:
Uyarıcıların organizmayı etkilediği anda organizmanın uyarıcılara verdiği cevap (karşılık)tır. Uyarım:
Uyarıcıların organizmayı etkilemesidir. Organizmaya etki eden uyarıcılar;
a-İç uyarıcılar
b-Dış uyarıcılar olmak üzere ikiye ayrılır.
Organizmanın Uyarıcılara gösterdiği Tepkiler:
1-Fiziksel Tepkiler:Kızgın ütüye elini değdiren birinin elini çekmesi
2-Fizyolojik Tepkiler:Terleme,kızarma,sararma v.b.
3-Psikolojik Tepkiler:Hayal kurma,üzülme,sevinme v.b.
Uyarıcı tepki ilişkisi:
1-Aynı uyarıcıların hep aynı tepkilere yol açması.Örneğin eli ateşe değen her insan
elini ateşten çeker.
U O T (Refleks davranımı)
2-Aynı uyarıcıların farklı tepkilere neden olması.Örneğin,Bir bardak soğuk su bazen içme duygusuna, bazen ürperme duygusuna yol açabilir.
3-Farklı uyarıcıların aynı tepkiye neden olması.Örneğin üzüntüden,sevinçten,korkudan ağlayabiliriz.
(Karmaşık Davranım)
DUYUM VE DUYUM EŞİĞİ:
Bir organizmanın iç ve dış uyarıcılara karşı duyarlılık göstermesine duyum denir.Yani dış dünyadan başlayıp beyinde sona eren bir süreçtir.
Duyumun gerçekleşmesi için gerekli şartlar:
1. Işık ,ses,sıcaklık,soğukluk,koku gibi uyarıcı(etken)lar olmalıdır.
2. Organizma sağlıklı duyu organlarına (alıcılara),sağlıklı duyu sinirlerine ve beyne sahip olmalıdır.
3. Uyarıcılar organizmaya ulaşmalıdır.
4. Uyarıcıların şiddeti duyum eşiği sınırları içinde olmalıdır.
Duyum Eşiği:
Organizmanın bir uyarıcıyı almaya başladığı en alt ve artık alamadığı en üst sınır arasındaki bölümdür.
Alt eşik Duyum Eşiği Üst eşik ........... ............
Alt eşik;Organizmanın uyarıcı almaya başladığı nokta
Üst eşik:Organizmanın uyarıcıyı artık alamadığı noktadır.
Örnek:İnsan kulağı 20 ile 20.000 frekans arası sesleri duyar.
Farklılaşma Eşiği:
Alınan uyarıcının şiddetinde değişme olduğunun fark edilebilmesi için gerekli olan en az miktardır.
Yetersiz Uyarılma:
İç ve dış uyarıcıların organizmada herhangi bir tepki oluşturmaması durumudur.İki nedenle ortaya çıkar:
1-Uyarıcının şiddeti duyum eşiği sınırları dışında ve ya alt eşiğe yakın düzeyde olması;Bu durumda uyarım olmaz.Örneğin 20 frekansın altındaki sesleri duyamayız ve ya televizyonda ilgi çekici bir film izlerken kapının çalındığını işitemeyebiliriz.
2-Alışkın olduğumuz ışık,ses v.b. uyarıcılardan uzun süre yoksun kalınması;uzun süre hücre hapsinde kalanların günlük yaşamda alışkın oldukları uyarıcılardan yoksun kalmaları nedeniyle yetersiz uyarım ortaya çıkar.
Yetersiz uyarılma organizmanın normal yaşama gücünü kaybetmesine,algı bozukluklarına,davranış bozukluklarına,uyumsuzluğa yol açar.
Aşırı Uyarılma:
Bir dış ya da iç uyarıcının organizmayı normal şiddet ve sürenin üstünde etkilemesidir.İki nedenle ortaya çıkar:
1-Uyarıcının şiddetinin yüksek olması,şiddetli ses,basınç,ışık v.b.
2-Alışılmıştan çok uyarım almak, Büyük kentlerdeki trafik,hava kirliliği,gürültü v.b.
Aşırı uyarılma altında zorlanan organizma bu durumdan kurtulmak ister. Eğer kurtulmayı başaramamışsa organizma yorgun düşer,uyum bozulur,huzursuzluk ve gerilime yol açar.Bazen de duyarsızlaşarak hiçbir tepki göstermez.
Uyum(intibak):
İnsanın çevresiyle olumlu ilişkiler kurması,organizma ile çevre arasında herhangi bir uyarım değişikliğinin olmadığı denge durumudur.
Dengelenme (homeostatis):
Aşırı ve ya yetersiz uyarılma sonucunda uyum ve denge durumu bozulan organizmanın tekrar normal yaşantısına dönmesine dengelenme( homeostatis )denir.Örneğin insanın vücut ısısı,kalp atışı,tansiyonu değiştiğinde,organizma uyumu sağlamak için çaba harcar.Üşüyünce titreriz,sıcakta terleriz,yorulduğumuzda dinleniriz............ Çünkü yaşamak için çevreyle uyum içinde olmalıyız.Bu nedenle çevreye uyum sağladığımız gibi,çevreyi de (evler yaparak bunların ısısını ayarlayarak) kendimize uydururuz.
Alışma ve Duyarsızlaşma:
Alışma,
uzun süre karanlık,koku,gürültü gibi aynı uyarıcı ile karşı karşıya kalan organizmada uyarıcının ilk etkisini,şiddetini yitirmesi durumudur.Örneğin karanlığa alışma,gürültüye alışma gibi.
Duyarsızlaşma,
bireyin aşırı üzüntü,acı,sevinç gibi iç uyarıcılarla tekrar tekrar karşılaşması sonucunda önceleri gösterdiği duygusal davranışın zayıflama durumudur.Örneğin sürekli azarlanan bir çocuğun artık bu azardan etkilenmemesi.
UYARILMA İHTİYACI VE GÜDÜLENME

Organizma,uyku gibi durumların dışında sürekli etkinlik içindedir.Onu bu etkinliklere değişik ihtiyaç ve istekler iter.
İhtiyaç:Rahatlık ve uyum sağlayan,normal davranışları kolaylaştıran bazı şeylerden yoksun olma durumudur.Eksikli ğin duyulmasıdır.
Dürtü:Fizyolojik ve ruhsal dengenin değişmesi sonucu ortaya çıkan ve organizmayı türlü tepkilerde bulunmaya götüren iç gerilime (güce) denir. Güdü:Organizmanın ihtiyacı gidermek için belli bir yönde etkinlik göstermesi eğilimine denir.
GÜDÜLENME
Organizmanın ihtiyaç ya da dürtülerin etkisiyle harekete hazır hale gelerek amaca yönelik davranışta bulunmasına; amaca ulaştıktan sonra rahatlamasına güdülenme (motivasyon) denir.
Güdülenmenin 3 aşaması vardır: 1-(organizmayı amaca yönelten) bir güdünün varlığı
2-(Amaca ulaşmak için yapılan) bir davranış
3-Amaca ulaşma
GÜDÜ TÜRLERİ:
İnsandaki güdülerin en yaygın sınıflandırması şu şekildedir:
1-Fizyolojik güdüler:
Organizmanın varlığını ve soyunu sürdürme ihtiyacından doğarlar;doğuştandırlar.Organizma yaşadığı sürece varlığını sürdüren güdülerdir.ÖRNEK:açlık,susuzluk,analık,cinsellik... v.b. Mutlaka doyurulması gerekir ertelenemez.
2-Toplumsal (sosyal) Güdüler:
Beğenilme hoş görülme gibi başkalarınca uyarılan güdülerdir.Toplumdan topluma;bireyden bireye değişiklik gösterirler ÖRNEK:İnsanın saygın bir mesleğe girmek istemesi;beğenilmek,saygı görmek,sevilmek istemesi;bir derneğe üye olmak istemesi gibi...
FİZYOLOJİK GÜDÜLERLE –TOPLUMSAL(SOSYAL) GÜDÜLERİN FARKI:
1-Toplumsal güdüler insana özgüdür, Fizyolojik güdüler hayvanlarda da görülür.
2-Toplumsal güdüler öğrenme ile ilişkilidir,Fizyolojik güdüler öğrenme ile ilişkili değildir
3-Fizyolojik güdüler doğuştandır;Toplumsal güdüler sonradan öğrenilir.
GÜDÜLENMİŞ DAVRANIŞIN GÜDÜLENMEMİŞ DAVRANIŞTAN FARKI:
1-Güdülenmiş davranış amaca yöneliktir,seçicidir
2-Güdülenmiş davranış enerji verir etkin ve direşkendir
3- Güdülenmiş davranışta organizma mutlaka harekete geçer.
4-Güdülenmiş davranış yorucudur
İÇGÜDÜ:
Öğrenilmeden yapılan niçin yapıldığı organizmanın kendisi tarafından da bilinmeyen ve bir türün bütün bireylerinde aynı şekilde görülen kalıtsal davranışlardır.Genellikle hayvanlarda olduğu sanılır.
İçgüdü davranışları reflekslerden,alışkanlıklardan ve zeka ürünü davranışlardan farklıdır.Refleks,doğuştan olan basit bir etkiye karşı tepkidir.Alışkanlıklar ise,çoğunlukla öğrenme sonucunda kazanılmış hareketlerdir.
DUYUM VE ALGI

Organizmayı etkileyen herhangi bir güce uyarıcı,uyarıcıların duyu organlarını etkilemesine uyarım denir.
Uyarıcıların duyu organlarını etkilemesi ve bu uyarıcıların belli sinir yollarından geçerek beyne ulaşması ile de duyum oluşur.Duyum fizyolojik bir olaydır. İnsanda görme,işitme,tatma,koklama,dokunma,organ duyumları vardır.
ALGILAMA: duyumların çeşitli biçimlerde örgütlenip anlam kazanması,yorumlanmasıdır. ÖRNEK: Işık dalgasının organizmayı etkilemesi uyarım,gözü etkileyerek renkli görmeyi sağlaması duyum,bu renklerin (örneğin kırmızı olduğunun veya tablodan alınmış bir renk olduğunun) fark edilmesi ise algıdır.
GÖRME DUYUMU VE ALGISI
Görme duyu organı gözdür,uyarıcısı ışıktır.Işık dalgalarının organizmaya etki etmesi uyarımdır.Gözü etkileyerek renkli görmemizi sağlaması duyumdur.Onun ne ışığı olduğunu,nereden geldiğini fark etmemiz algıdır.
İŞİTME DUYUMU VE ALGISI
İşitme duyu organı kulaktır,uyarıcısı sestir.Sesin kulak aracılığıyla sinir sistemleri yardımıyla iç kulağa ve beyne iletilmesi duyumdur.Ne sesi olduğunu fark etmemiz algıdır.
TATMA DUYUMU VE ALGISI
Tatma duyumu organı dildir Uyarıcısı tükürükte eriyebilen ve sıvı halde olan her tür maddedir.Ağıla alınan maddeler sıvılaşarak dil üzerindeki çukurlara girerek buradaki tat etkilerine duyarlı hücreleri uyarır.Bu uyarımlar beyne iletildiğinde tat duyumu meydana gelir.Yediğimiz şeyin lezzet duyumu sonunda nasıl olduğunu(lezzetli lezzetsiz,acı,ekşi..v.b.) fark etmemiz algıdır. Deneyler dört türlü tat olduğunu göstermiştir.Bunlar: acı, tatlı, tuzlu,ekşidir.Diğer tatlar ise bu tatların birbiriyle karışması sonucu oluşmuştur. Tat duyumu ile koku duyumu arasında sıkı bir ilişki vardır.
KOKLAMA DUYUMU VE ALGISI
Koklama duyusu organı burundur.Koklama uyarıcısı hava içindeki gaz haline gelmiş kimyasal maddelerdir.
DOKUNMA DUYUMU VE ALGISI
Dokunma duyumu organı deridir.Uyarıcısı deriye değen ya da basınç yapan her şeydir.Vücudun her yanı dokunmaya aynı hassaslığı göstermez.Dokunma duyumunun oluşması için uyarıcının alınmasından sonra, mesajın sinirlerle beyne taşınması gerekir
Deri Duyumları
1-Dokunma 2-Sıcaklık-soğukluk 3-Acı-sızı 4-Ağrı a) Acı (keskin ağrı) b)Künt ağrı ( sızı ve yanıcı ağrı)
ORGAN DUYUMLARI
1-Hal Duyumu 2-Kas ve hareket duyumu 3-Denge duyumu
Zaman Algısı:
Zaman algımız etrafımızdaki periyodik hareketlere bağlıdır.Gece-gündüz değişmesiyle,mevsimlerin akıp gitmesiyle zamanın akıp gittiğini anlarız.İki türlü zaman algısı vardır:
1-Subjektif zaman algısı:Yaşadığımız zamanı iyi hoş görmemize bağlıdır.Yaşadığımız süre zevkli zaman kısa,zevksiz ise uzun olarak algılanır.
2-Objektif zaman algısı Herkes için aynı olan aynı algılanan zaman algısıdır.Örneğin gece,gündüz,90 dakika .v.b.
ALGIDA ORGANİZASYONU (ÖRGÜTLENMEYİ) ETKİLEYEN ETMENLER:
Algıda organizasyonuyumların anlamlı kılınarak,biçime ya da kalıba sokulmasına algıda organizasyon denir.
Algıda Organizasyonumuzu etkileyen eğilimlerimiz:
1-Figür(şekil)-Fon(zemin) ilişkisi:Bu eğilim nesnelerin fondan çıkıyorlarmış gibi görünmelerine neden olur.Figür bir nesne izlenimi verir,bir biçimi vardır ve fondan daha belirgin görünür.Örn:Aynı gri bölüm koyu fon üzerinde daha beyaz,açık fon üzerinde daha siyah görünür.
2-Yakınlık:Birbirine yakın nesneleri gruplandırarak birlikte algılama eğilimimiz vardır. Örn: okulun bahçesindeki öğrencileri bir arada toplu halde görünce ,grup olarak algılarız.
3-Benzerlik:Birbirine benzer olan nesne ve olaylar da birlikte bütün olarak veya grup olarak algılanır.
4-Gruplama:Algıda organizasyon yaparken bazı ipuçlarından yararlanarak gruplama yaparız
5-Devamlılık:Uyarının devamlılığı da algıların gruplaşmasına ve bütünleşmesine yol açar.Örn:Her gün aynı şapkayı giyen bir kişiyi uzakta da olsa tanırız.
6-Tamamlama:Algılarımızda uyarıcının eksik kısımlarını tamamlayarak algılama eğilimimiz vardır.Örn: (...........)noktaları çizgi olarak algılarız.
ALGININ ÖZELLİKLERİ
1-Algı alanı:Belirli bir süre içinde ayırtedici tepkiler yapabildiğimiz çevre,özellik ve varlıkların tümüne o bireyin algı alanı denir.Belli bür sürede çevremize baktığımızda gördüğüklerimiz ve duyduklarımızı kapsar.Çevremize ilk baktığımızda göremediğimiz bazı şeyleri daha sonra görmemiz algı alanımızın genişlediğini gösterir.
2-Algı dayanağı:Bir eylem inanç ya da düşüncenin altında yatan ve bunları denetleyip sınırlandıran değerler ve anlamlar sistemidir.Farklı toplumsal normlara(kural,kanun) sahip iki kişi aynı durumla karşılaştığında farklı algılayarak farklı tepki gösterir.Örn:Bir Amerikalı için çok komik olan bir olay bize pek komik gelmeyebilir.
3-Algıda bütünlük:Bir varlığın,bir cismin ayrıntılar toplamı olarak değil tümüyle algılanmasından oluşan bütünlüktür.Örn: Ormana baktığımızda tek tek ağaçları değil ormanı algılarız.
4-Derinlik algısı:Nesnelerin aslında iki boyutunu görmemize rağmen sanki üçüncü boyutunu da görüyormuş gibi algılamamızdır.
5-Algıda değişmezlik:Nesneleri içinde bulundukları eğişik koşullarda yine aynı algılama eğilimidir.
Büyüklük değişmezliği;(bir arabayı uzakta da olsa hep aynı büyüklükte algılarız)
Renk değişmezliği;(Tahtanın ışıkta kalan yüzü daha açık olmasına rağmen onu hep yeşil olarak algılarız.)
Biçim değişmezliği;(masa üzerindeki tabakları hangi uzaklıkta olursa olsun hep aynı yuvarlaklıkta algılarız)
6-Algıda seçicilik{Dikkat}:Organizmaya aynı anda birçok uyarıcı etki eder.Ancak organizma bunlardan bazılarını algılar bazılarını algılamaz.Algılamada uyaranlar alanından kimilerinin seçilip kimilerinin ise görmezlikten duymazlıktan gelinmesine algıda seçicilik denir.
Genellikle seçicilik ile dikkat birbirine karıştırılır.İki durum birbiriyle ilişkilidir ancak aynı değildir.Dikkat bir olayın tümü ya da bir bölümü üzerinde zihin gücünün toplanması durumudur.Dış etmenlerin doğrudan etkisiyle gerçekleşen irade dışı dikkate edilgen dikkat denir. (Örn: Ağlayan bir çocuğun sesi duyulunca oraya çevrilen dikkat.)İradeyle gerçekleştirilen ve bir çaba ürünü olan dikkate ise etkin dikkat denir.(Ders çalışan öğrencinin dikkati).Algıyı ilgilendiren bazı dikkat çeşitleri şunlardır:
1-Dikkat toplaşımı (konsantrasyon)ikkatin belirli bir çaba sonucu tek bir nokta üzerinde toplanmasıdır.
2-Dikkatte kaymaikkatin bir konudan başka bir konuya geçmesi(atlaması)dir.
3-Dikkatsizlikikkatin kesik ve oynak oluşudur.Zihin belli bir konu üzerinde sürekli olarak toplanamaz.
4-Dalgınlıkikkatin sadece belli bir konuya fazlasıyla verilmesi,ilginin dışındaki konulara dikkat edilmemesidir.
DİKKATİ ETKİLEYEN ETMENLER:
1-İç etmenlerikkatin belirli bir yöne çevrilmesi,insanın gereksinim(ihtiyaç),ilgi,merak ve duygularına bağlıdır. Örneğin aç olan birinin dikkatini pastanedeki yiyecekler,tok olan birinin dikkatini içecekler çeker.
2-Dış etmenler:
a)Uyarıcının kuvvet ve hacmi;güçlü bir ışık,ses,koku dikkatimizi çeker.
b)Aşırı zıtlıklar(buğday tarlasında bir gelincik dikkatimizi çeker)
c)Hareket eden uyarıcılar(Tiyatroda oturanların arasından birisinin ayağa kalkması)
d)Yenilik ve tanışıklık;(sınıfa yeni gelmiş bir öğrenci)
e)-Alışılmışın dışındaki uyarıcılar (Çok uzun ve ya çok kısa biri)
f)Tekrarlar (yinelemeler);tekrarlar (yinelemeler);tekrarlar(yinelemeler); dikkatimizi çeker
7-Algı yanılmaları:
Dış dünyadan edinilen algıların doğru olmayışıdır.
a)İllüzyon(yanılsama);Varolan nesne ya da uyarıcıların hatalı algılanmasıdır.Yanılsama basit bir algı hatası değil,hatalı algılama biçiminde ortaya çıkan bir olgudur.İki şekilde oluşur;
1-Fiziksel illüzyon:Nesnenin şeklinin değiştiği şeklinde yapılan bir hatalı algılamadır.Örn:Suya batırılan bir sopanın kırık algılanması.
2-Psikolojik illüzyon:Nesnenin şeklini değiştirmeden anlamında değişiklik yapılarak algılamadır.Örn:Karanlıkta sopayı yılan gibi algılamak.
b)Hallüsinasyon(Sanrı-varsanı)İlişkili ve yeterli bir uyarıcı bulunmadığı halde gerçekte var olmayan şeyleri görmek,işitmek gibi dayanaksız algılamadır.Ateşli hastalıklar,alkol,uyuşturucu v.b. uyaranlar hallüsinasyonlara neden olur.Hallüsinasyonlar normal bir durum değildir.Örn:Yolda yürürken takip edildiğini sanmak.
İllüzyon ile hallüsinasyon arasındaki başlıca farklar:
*İllüzyon için mutlaka bir dış uyarıcıya ihtiyaç vardır.Hallüsinasyon için bir dış uyarıcı zorunlu değildir.
**İllüzyon normal olan her insanda görülebilir;Hallüsinasyon genellikle akıl hastalarında görülür.
***Normal insanlarda aynı durum aynı illüzyonu meydana getirir;Hallüsinasyonu olanlar farklı farklı durumları görüp işitir.
ALGIYI ETKİLEYEN ETMENLER:
1-İÇ ETMENLER:
a)Duygularımız;(sevdiğimiz birinin iyi yönlerini abartarak algılarız)
b)İhtiyaçlarımız;(Aç olduğumuzda yiyecekleri daha lezzetli algılarız)
c)Zihni tutumlarımız;(Düşüncemize uygun şeyleri kolayca algılarız)
d)Neyi algılamaya hazırsak onu algılarız;(Önyargılarımız algılarımızı etkiler)
e)Korku,kaygı,öfke gibi durumlar algılarımızı etkiler
f)Hipnoz ve telkin; (Rakamlar bir malın iyi,ucuz olduğunu telkin eder öyle algılarız.)
2-DIŞ ETMENLER:
fiziksel ve toplumsal kaynaklı dış etmenler de algılarımızı etkiler.Algıları hem algılayanın hem algılananın içinde bulunduğu ortam da etkiler

ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ

*Taner DEMİR
*(Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, Rehber Öğretmen)
 Öğrenme: Yaşantı sonucu kazanılan nispeten kalıcı izleri olanlar davranış değişikliğidir
 Öğrenme olması için davranış değişikliğinin kalıcı olması gerekir. İlaç alındığında, sarhoşken vb yapılan davranışlar öğrenme değildir.
 Öğrenmede davranışa dönüşebilme potansiyeli olmalı
 Öğrenip öğrenmediğini davranış ortaya çıkarma ile anlıyoruz.
 Psikolojide öğrenme çok önemlidir.
 Çevre + Kalıtım + Zaman faktörleri
 Öğrenme olabilmesi için yaşantı yolu ile olacak, kalıcı olacak, davranış değişikliği olacak.
 İyi davranışların yanında kötü davranışlarıda öğreniyoruz.
ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1- Öğrenenden Kaynaklanan Faktörler
a- Zekası
b- İlgi ve yetenekleri
c- Bireyin öğrenme halindeki durumu
d- İhtiyaçlar
e- Öğrenenin öğrenme sırasındaki kaygı düzeyi
f- Yaş
g- Öğrenin algılayış biçimi
h- Öğrenenin eski bildikleri

2- Öğretilen Materyalden Kaynaklanan Faktörler
a- Öğrenilen materyalin kişi için çekici olup olmadığı
b- Uzun veya kısa olması
c- Materyalin netliği, açıklığı, basitliği
d- Gereksinime uygun olması
e- Ders materyalinin anlatılış biçimi

3- Öğretenden Kaynaklanan Faktörler
a- Öğretenin ayrıntıya kaçmadan yalın net ve öz anlatılması
b- Öğrenenin düzeyine uygun olması
c- Öğreten yansız olmalı
d- Öğretenin konusuna hakim olması

4- Öğrenme Ortamından Kaynaklanan Faktörler
a- Sesli ortam
b- Havanın sıcak veya soğuk olması
c- Kalabalık
d- Işık
e- Öğretmenin hazırladığı psikolojik ortam
 Davranış: Çeşitli uyarıcılara tepki gösteririz. Bu tepkilerin eyleme dönüşmesi davranıştır.
 Davranışların hepsini gözleyemeyiz. Acıyı göremeyiz ama acı karşısında bireyin yaptığı davranışı gözleyebiliriz.
 Hayal kurmada bir davranıştır.
 Uyarıcı: Organizmayı harekete geçirebilecek olan her tür olay iç ve dış kaynaklı olabilir.Uyarıcıların anlamı kişiden kişiye değişebilir.
 Niçin davranışçı kuram deniyor? Çünkü sırf gözlenebilen davranışlarla ilgilendiği için


ÖĞRENMEYİ AÇIKLAYAN KURAMLAR

1-KLASİK KOŞULLANMA
 Klasik koşullanma ile öğrenme çok azdır. (insan davranışlarında)
 Koşulsuz Uyarıcı: Bireyde refleks tepki uyandırmak için hiçbir öğrenme yaşantısına gereksinimi olmayan uyarıcıdır. (refleks tepkiye yolaçan uyarıcıdır)
 Bu tip refleks tepkilerin sayısı azdır.
 Nötr Uyarıcı: Koşulsuz tepkiye yol açmayan uyarıcı
 Nötr uyarıcı koşulsuz tepkinin habercisi
 Bu tür öğrenmeler daha çok hayvanlarda görülür.
 Klasik koşullanma yoluyla öğrenmede, öğrenilmiş bir tepki, koşulsuz uyarıcı, koşulsuz tepki olacak.
 Nötr uyarıcı--------Koşulsuz uyarıcı-------Koşulsuz tepki
(bir zaman sonra çıkarılacak)
TEKRAR
 Sönme olayının gerçekleşmemesi için arada koşılsuz uyarıcı yine verilir.
 Nötr uyarıcı bir zaman sonra koşullu uyarıcı oluyor. Koşulsuz tepkide koşullu tepki oluyor.
 Bazı korkuların, kaygıların, fobilerin temelinde bu öğrenme olabilir.
 Korku koşullanmasına tek bir yaşantı yetiyor.
 Genelleme: Benzer uyarıcılara aynı tepki verme
 Klasik koşullanmada genelleme ve ayırt etme var.
 Ayırt edici uyarıcı: Nötr uyarıcıdan başka uyarıcıya tepki vermeme
 Kızgınlık, sevinç, üzüntü, korku---- 4 temel davranış
 Öğrenme yaşantısı ile koşullanma farklı

2-EDİMSEL ÖĞRENME

 Edim : En küçük davranış birimi
 Davranışlarımızın çok büyük bir kısmı edimsel öğrenme ile oluyor.
 Edimsel öğrenmede bir amaç hedef var
 Davranış-----Sonuç
 Sonuç yine davranışımızı etkiler. Sonuç davranışın tekrar yapılıp yapılmamasını etkiler.
 Edimsel koşullanma: Eğer yapılan bir davranış sonuçları tarafından kontrol ediliyorsa yani davranışın yeniden yapılıp yapılmamasını etkiliyorsa bu tip öğrenmelere edimsel koşullanma yolu ile öğrenme denir.
 Davranış sıklığını arttıram teknikler
a- Olumlu pekiştirme
b- Olumsuz pekiştirme
 Davranış sıklığını azaltan teknikler
c- Birinci tip ceza
d- İkinci tip ceza
 Davranış sıklığı
 ARTAR AZALIR


Ortama uyarıcı Olumlu Pekiştirme I. Tip Ceza
girer

Ortamdan uyarıcı Olumsuz Pekiştirme II. Tip Ceza
çıkar
 Olumlu pekiştirme: Eğer yapılan davranışın sonucu kişi için hoş ise o davranışın tekrarlanma olasılığı artar.
 Olumlu pekiştireç: Davranışı pekiştiren uyarıcıdır.
 Olumsuz pekiştireç: Olumsuz uyarıcıdan kurtaran pekiştireç Örneğin başımız ağrıdığında ilaç alırsak baş ağrımız geçerse başımız ağrıdığında tekrar ilaç alma ihtimalimiz artar.
 Olumsuz pekiştirme: Eğer yapılan davranıştan sonra ortamdan bizim için sevimsiz, hoş olmayan bir uyarıcı çıkıyorsa o davranışı tekrarlama olasılığımız artar.
 Olumsuz pekiştirmede 2 alt özellik
a- Kaçma: Olumsuz uyarıcıyla yüzyüze karşılaşıldığında olan normal kaçmadır.
b- Kaçınma: Olumsuz uyarıcıyla karşılaşacağınız farkedilirse ondan kaçırma, önlem alma
 CEZA
 Ceza istenmeyen davranışların baskı altında tutulmasına ve tamamen ortadan kaldırılmasına çalışır.
 Cezalar olumsuz davranışları tamamen ortadan kaldırmaz. Sadece bir süre gösterilmemesine neden olur.
 2 tür ceza vardır.
1- I. Tip Ceza: Davranıştan sonra, istenmeyen yada hoş olmayan bir durumla karşılaşırız.Yani ortama olumsuz bir uyarıcı girer. Trafik kazası, dayak
2- II: Tip Ceza: Davranıştan sonra iyi, zevk veren bir durumun yada ödülün ortamdan çekilmesiyle uygulanır. Sevgi esirgemesi, hapse girmesi ile kişinin özgürlüğünün elinden alınması
 NOT: Ceza bizim yorumumuza göre I. Tip veya II. Tip ceza olma niteliği kazanır.
 Ceza Verilmesi Gerekiyorsa:
1- Ceza geciktirilmemelidir. Ceza istenmeyen davranışın hemen ardından verilmelidir. Örneğin hafta içinde yapılan hatalar toplanarak hafta sonunda ceza işlemine geçilmemelidir.
2- Cezada kişinin tüm kişiliği değil, ceza konusu olan davranış odak noktası olmalıdır.
3- Ceza vermeye karar verince, ceza konusu üzerinde tartışılmamalıdır. Cezadan önce bir ikaz yerinde olur.
4- Ceza işlenen suçla doğru orantılı olmalıdır. Cezanın suça uygun olması gerekir.
5- Cezayı çok sık vermemek gerekir.
 Cezanın Olumsuz Özellikleri
1- Ceza kişilerde kaygı, nefret, kin ve saldırganlık gibi davranışların oluşmasına neden olabilir.
2- Ceza sık uygulanırsa kişi arsız olur.
3- Cezayı veren yaptığı işin iyi sonuçlar verdiği sanısına kapılırsa kendisini devamlı bir ceza verme girdabına kaptırılabilir.
4- Ceza gören kişi problemlerin cezayla çözüleceğini sanıp ceza verici model olarak albilir.
5- Kişi cezasını çektikten sonra suçumun bedelini ödedim, başka düzeltilecek bir şey yok diye düşünebilir.

KLASİK ŞARTLANMAYLA EDİMSEL ÖĞRENME ARASINDAKİ FARKLAR

1- Uyarıcının Türü
 Klasik koşullanmada uyarıcı bir ışk bir ses gibi belirli bir olaydır.
 Edimsel öğrenmede ise uyarıcı uzun süreli ve birçok öğesi olan bir durumdur.
2- Öğrenilen Davranımın Türü
 Klasik koşullanmada davranım tıpkı uyarıcı gibi bellidir.
 Edimsel öğrenmede ise davranım uyarıcı türüne göre rastlantısaldır.
3- Davranımın Pekiştirmeyle Olan İlişkisi
 Klasik koşullanmada pekiştirme davranımdan bağımsızdır.
 Edimsel öğrenmede ise pekiştirme davranıma bağlıdır. Denek doğru davranışı yaparsa pekiştirilir.

PEKİŞTİRME TARİFELERİ

1- Davranış Sayısına Bağlı Olanlar
a- Sabit Oranlı: Burada davranışın pekiştirilmesi için yapılan davranışın sayısı önemlidir.
b- Değişken Oranlı: Burada pekiştirilmenin olması için ne kadar sayıda davranım yapılacağı belli değillidir. Kumar, milli piyango. Bunlar sönmeye karşı en dirençli olan pekiştirmelerdir.
2- Geçen Zamana Bağlı Olan
a- Sabit Zamanlı: Burada pekiştirilmenin olması için belli bir zamanın geçmesi gerekir. Her ay başında maaş alınması
b- Değişken Zamanlı: Burada ne zaman pekiştirileceği belli değil.


KADEMELİ OLARAK ÖĞRENME

 Hedef olarak kazandırmak istediğimiz davranışlara ulaşmak için önce bu davranışlara benzeyen ve yaklaşan davranışların pekiştirilmesi ve bu işleme hedef davranışa ulaşana dek devam edilmesine denir.

SÖNME
 Pekiştirilmeyen bir davranış zamanla yapılmasının azlmasına veya yapılmamasına sönme denir.
 Ama sönmeye uğramış davranış tekrar ortaya çıkmaz diye kesin bir hüküm yoktur.
 Değiken oranlı ve değişen zamanlı pekiştirmeler davranışın sönmesine karşı en dirençli olanlardır.


GESTALT TİPİ ÖĞRENME

 Psikolojik gerçek. Herkesin psikolojik gerçeği farklı
 Gestalt anlamlı bütün
 Gestalt tipi öğrenmede bazı şeyler öğreniliyor, eğer anlamlı tam, bütün, basit hale getirmediğimizde bir boşluk olur.
 Bu boşluk rahatsızlık yaratır.
 Bu tamamlanınca Gestalt öğrenme olur.
 Beynimizin tamamlama özelliği var. Herşeyi basit, tam ve anlamlı hale getirmekteyiz. Prognans İlkesi
 Gestalt algı ile ilgili
 Değişmezlik (Büyüklük, parlaklık, şekil), şekil zemin eğilimlerimiz var.
 Gestalt tipi öğrenme gerçekleştiğinde kavrama ile olur. Kalıcı olur. (çünkü biz tamamlıyoruz)
 Böyle bir öğrenme tam ve ani olur. Aha buldum!
 Kolaylıkla genellenebiliyor.
 Hoca anlattıklarını eksik bırakırsa, öğrenci bir eksiklik hisseder. Tamamlamak için düşünür, araştırır.
 Yaşam alanı
 Psikolojik gerçeklik: Tek ve biriciktir. İnsandan insana değişir.
 Fiziksel gerçeklik: Biz olayı yaşarken bir ortamda yaşıyoruz. Bu olayın geçtiği yer, hava bir coğrafi gerçekliktir. Öte yandan böyle bir gerçeklik içinde bulunanların psikolojik gerçekleri farklı farklıdır.

ÖĞRENMENİN FİZYOLOJİK TEMELLERİ

 Öğrenme beynimizde fizyolojik farklılıklar yaratıyor.
 Donald Hebb: Öğrenme kesinlikle fizyolojik değişiklere yol açar. Beyin basit değil, karmaşık bir organdır, sistemdir. İlk yaşantılar çok önemli diyor.
 Hücre birlikleri ve anlama alanları yada bağlantı kurma alanları bu 2 kavramla öğrenmeyi açıklıyor.
 Bazı kavramlar hücre grupları oluşturur
 Hücre gruplarının sayısı artabilir. Bağlantı alanı var.
 Hebb’e göre öğrenme bizim bağlantı gücümüzü arttırır. Bilişsel öğrenme ile ilgili öğrenmenin fizyolojik ve bilişsel boyutlarını vurgulayan ilk kişi

BELLEK VE SÜREÇLERİ
HATIRLAMA-UNUTMA
BELLEK VE BELLEK SÜREÇLERİ
Bellek (hafıza):Geçmiş bir olayı ya da bir bilgiyi zihinde tutma ve hatırlama yetisidir.
BELLEĞİN TÜRLERİ
1-KISA SÜRELİ BELLEK:
Bu bellek türü,gerekli olan bilgiyi kısa bir süre için akılda tutmayı ve hatırlamayı sağlar. Bilgileri birkaç dakika için depolar, kullandıktan sonra da artık işe yaramayacağı için saklamaz.
Örneğin;arayacağımız bir tel. numarasını rehberden bulur arar ve tekrar unuturuz.
Bilgilerimizin kısa süreli bellekte daha fazla kalmasını sağlamak için “tekrarlama” ve “gruplama”dan yararlanırız.
Örneğin 325146878 gibi bir sayıyı 325 146 878 şeklinde gruplamak hatırlamamızı kolaylaştırır.
2-UZUN SÜRELİ BELLEK:
Bilgiyi beceriyi saatler,günler,aylar ve yıllarca zihinde tutar ve hatırlamayı sağlar. Uzun süreli belleğe bilgiler kısa süreli bellekten geçer. Bu bellekte bilgiler kullanıldıktan sonra atılmaz,saklanır.
Örneğin,birinci sınıftaki öğretmenimizin adı uzun süre belleğimizde kalmıştır.
KISA SÜRELİ BELLEK İLE UZUN SÜRELİ BELLEK ARASINDAKİ FARKLAR:
1-Kısa süreli belleğin kapasitesi dardır, uzun süreli belleğin ise geniştir.
2-Kısa süreli bellekte bir bilgi kaybolmuşsa,gerçekten kaybolmuştur, uzun süreli bellekte durum böyle değildir.
Uzun süreli bellekte bilgi örgütleme ilkeleri:
Birey bilgiyi edinirken,bunu kendine göre örgütleyebilir. Bu örgütleme biçimi önceden bilinen bir düzene ya da akla uygunsa,bu durum hatırlamayı kolaylaştırır.
Bilgi edinirken içinde bulunulan ortam, hatırlama anındaki ortama ne kadar çok benzerse,bellek görevini o kadar kolay yapar.
Örn.Piknikte tanıştığımız bir kimseyi parkta yürüyüş yaparken daha kolay,evlendirme dairesinde ya da konser salonunda daha zor tanırız.
Bütün bunlar bilgilerin anlam ilişkileri yönünden örgütlenmiş ve belli bir ilişkiler çevresi içine yerleştirilmiş olduğunu gösterir.
BELLEĞİN TEMEL İŞLEMLERİ:
Belleğin kodlama,saklama ve çağırma olmak üzere üç aşamalı bir işlemi vardır.
HATIRLAMA VE TANIMA:
Öğrenilmiş olan bilgi ve becerilerin saklanıp yeniden canlanmasına hatırlama denir.
Tanıma;Bir nesnenin önceden görülmüş,öğrenilmiş ya da edinilmiş olduğunun farkına varmak demektir.Örn.Çoktan seçmeli test türündeki sınavlarda doğru cevabı bulmak tanımadır. Klasik sınavlarda sorulara cevap vermek ise hatırlamadır.
UNUTMA:Önceden öğrenilmiş olan herhangi bir şeyi hatırlama veya tanıma gücünün geçici ya da sürekli olarak yitirilmesine unutma denir.
UNUTMA NEDENLERİ:
1-Beyinde hücre kaybının olması protein sentezinin olmaması
2-Geriye ket vurma;yeni öğrenilenlerin daha önce öğrenilmiş olanları unutturmasıdır.
3-İleriye ket vurma;Önce öğrenilenlerin yeni öğrenilecek olanları unutturmasıdır.
4-Öğrenilenlerin kullanılmaması
5-Baskı altında tutma(bilinçaltına itme)
UNUTUMAYI GÜÇLEŞTİREN NEDENLER:
1-Öğrenmenin yeterli olması
2-Öğrenilenlerin anlamlı olması
3- Öğrenmeden sonra dinlenilmesi (uyumak gibi)
4-Tekrarlar yapılması
BELLEK BOZUKLUKLARI:
Bellek yitimi(amnezi):Sarsıntı yüksek ateş,beyin zede
hicbirsey2001 Tarih: 06.01.2008 20:47
PSİKOLOJİNİN KONUSU
İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.

PSİKOLOJİNİN TANIMI

Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en genel anlamında organizmanın (insan ve hayvan) davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.
Tanımda geçen kavramları kısaca açılayalım:

Organizma: Geniş anlamıyla her türlü canlıdır. Psikolojinin organizma teriminden anladığı hayvan ve insandır. Psikolojinin asıl amacı insanı incelemektir. Bazı nedenlerle (deney aracı olarak, insan davranışlarıyla karşılaştırmak amacıyla) hayvanlar da psikolojinin konusu olmuştur.

* İnsanlar üzerinde yapılmayan deneyler hayvanlar üzerinde daha kolay yapılır.
* Hayvanların ömrü insan ömründen daha kısadır.
* Hayvanlardan elde edilen bilgiler, insan davranışlarına genellenebilir.
* Araştırma sırasında hayvan araştırmadan etkilenmez.
* Hayvan araştırmacının gözlemlerini etkilemez.

Davranış: Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir.
*Doğrudan gözlenen (dış davranış); Yürümek, koşmak, ağlamak, gülmek, yemek, içmek, bisiklete binmek, saz çalmak, konuşmak vb.
*Dolaylı olarak gözlenebilen (iç davranış); Rüya görmek, öğrenmek, hayal kurmak, düşünmek, duygulanmak vb.

Bilim: Belirli bir alanda bilimsel yöntemlerle yapılan çalışmalar sonucu elde edilen organize bilgiler kümesi düzenli bilgiler elde etmek sürecidir.
Belirli alanda elde edilen her bilgi bilim değildir. Bilgilerin bilim olabilmeleri için bazı koşullara uygun olması gerekir.

* Her bilimin kendine has konusu vardır.
* Her bilim bilimsel yöntemlerle araştırmasını gerçekleştirir.
* Bilim objektiftir. Elde edilen bilgiler başka araştırmacılar tarafından test edildiğinde de aynı sonuçlara varılır.
* Bilim genellemelere varmayı amaçlar. Bu genellemeler bilimsel yasa veya bilimsel teori olarak ifade edilirler.
Fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji gibi olguları deneysel yöntemlerle açıklayan bilimlere pozitif bilim denir.

PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI:
1-İnsan davranışlarını inceleyerek davranışlar arasındaki neden-sonuç ilişkisini bulmaya çalışmak.
2-Psikolojinin temel kavramları ve süreçleri hakkında bilgi vererek, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarının altında yatan nedenleri daha iyi anlamasına yardım etmek.
3-Bireyin kendi sorunlarına bilimsel açıdan yaklaşabilmesini sağlamak.
4-Kaygı, sıkıntı gibi Psikolojik nedenlerden kaynaklanan rahatsızlıkları önleyerek bireysel ve toplumsal ruh sağlığını korumak

ÇAĞDAŞ PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI

Deneysel Psikoloji: Laboratuvar deneylerinin yapıldığı, hipotezlerin gerçekleşmesi ile ilgili deneysel araştırmaların sürdürüldüğü ve davranışların açıklandığı psikoloji dalıdır. Deneysel alanlarda psikolojinin amacı daha çok teoriktir. Bilmek için araştırmak, bilimsel amaç esastır.
Sosyal Psikoloji:Bireyin toplumla ilişkilerini ve toplumun bireyi etkilemesi ile ilgili olaylar üzerinde araştırmalarını sürdüren psikolojidir.
Gelişim Psikolojisi: Döllenmeden ölüme kadar yaşa bağlı olarak görülen davranış değişikliklerini inceleyen psikoloji dalıdır.
*Fizyolojik Psikoloji: İnsanın anatomik yapısı, sinir sistemi, salgı bezleri v.b fizyolojik olayların davranışlarla ilişkisini araştıran psikoloji dalıdır.
*Karşılaştırmalı Psikoloji: Farklı cinslerde görülen davranışların karşılaştırılmasını ve farklılıklarını inceleyen psikoloji dalıdır.
Psikometrik Psikoloji : Yeni testler geliştiren ve var olan testlerin işlevini değerlendiren psikoloji bölümüdür.
Eğitim Psikolojisi: Psikolojinin algılama, öğrenme, düşünme, motivasyon, heyacan, zeka ve kişilik çevre-insan etkileşimini araştıran, alanlarındaki bulguların eğitime uygulanması ile gelişmiş bir alandır. Eğitim ve öğretim alanındaki birçok problemin çözümünde bu teorik (kurumsal) bilgilerden yararlandırılmıştır. Gerek öğrenci, gerek öğretmen, gerek öğretim teknikleri ile ilgili yenilikler ve gelişmeler, bu çalışmaların sonucudur. Ayrıca okul hayatının fizik koşullarını düzenlemesi, daha uygun ortamlarda eğitim ve öğretim yapılmasının gereği bu araştırmaların ışığında belirlenmiştir.
Klinik Psikolojisi: İnsanların zeka, kişilik, ruh hastalıkları gibi çeşitli konulardaki problemlerinin teşhis edilmeleri ile ilgili olarak geliştirilen çeşitli teknikler üzerinde çalışılan uygulamalı psikoloji dalıdır. Kliniklerde çeşitli ruh hastalıkları teşhis edilir. Psikologlar, özellikle klinik psikolojide psikiyatristlerin yardımcısı olarak çalışırlar. İhtiyaç duyulduğunda testlerin uygulanması, değerlendirilmesi psikoloğun görevidir.
Danışmanlık Psikolojisi : Bireye yaşamını kolaylaştıracak bilgiler veren, ilgilerini ve yeteneklerini açığa çıkaracak kararları almasına yardımcı olmayı amaçlayan psikolojidir.
Endüstri Psikolojisi: Psikolojinin verilerinden yararlanarak endüstriyel işe göre elaman seçme, üretilen araç ve gereçleri insan yapısına uygun olarak düzenleme, çalışanların psikolojik problemlerini çözme amacıyla araştırma yapan bir daldır. Günümüzde işyerlerinin insan sağlığına uygun düzenlenmesi işin en az enerji harcanarak en uygun biçimde yapılması, kişinin fiziyolojik yapısına ve yeteneklerine uygun bir işte çalışması gibi konular endüstri psikolojisini ilgilendirir.
Üretilen malların pazarlanmasında satıcı- alıcı etkileşimi malların tanıtılması amacıyla yapılan reklamlar psikolojik verilere dayanmaktadır. Kişinin hiç ihtiyacı olmadığı halde satın aldığı eşyalar göz önüne getirildiğinde reklamın üzerimizdeki etkisi açıkça görülür.
Hukuk Psikolojisi: Hukukta psikolojinin teorik bilgilerinden yararlanan psikoloji dalıdır. Sanık ve tanığın psikolojik durumları, sorgulanması, yargılanması ve yasalar karşısında insanların tutum ve tavırlarını araştıran alanlardan biridir. Sanık ve tanığın tanımlanması, suçlu insana karşı gösterilen tavır değişmeleri, cezaevi şartlarında yapılan düzenlemeler, bu çalışmaların bir sonucudur.








































PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ
Psikolojinin felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim olması, onun diğer bilimlerle ilişkisinin olmadığı anlamına gelmez. Her bilim dalının diğerleri ile ilişkisi vardır. Ancak birbirlerine yakın olan bilim dallarının ilişkisi diğerlerinden daha yoğundur. Örneğin insanı konu olarak ele alan antropoloji, etnoloji, sosyoloji, psikoloji daha yakın ilişki içindedir.
Psikoloji- Antropoloji: Antropoloji, insanı inceleyen bilim dalıdır. İnsanın gelişim sürecini, ırkları inceler. Elde ettiği sonuçlar günümüz psikolojisine ışık tutar.
Psikoloji- Etnoloji: Etnoloji, insan toplumlarının günümüzde ya da tarih öncesi dönemlerde yaşayan ilkel toplulukların kültürlerini inceler. İnsanın, kişiliği, algıları, kanıları üzerinde içinde yaşadığı kültürün etkisi oldukça çoktur. Bu nedenle Etnoloji çalışmaları psikolojiye yardımcı olur.
Psikoloji- Sosyoloji: Sosyoloji toplum bilimidir. Toplumun yapısını, toplumsal sistemleri inceler. Toplum tek tek kişilerden oluştuğuna göre sosyoloji ile psikoloji oldukça yakından ilişkili bilim dalıdır. Her iki bilim dalının ortak ürünü olarak sosyal psikoloji dalı doğmuştur. Ancak bununla birlikte sosyoloji ve psikolojiyi tek bir bilim dalı olarak görmek yanlıştır. Çünkü iki bilim dalının oldukça farklı yanları ve çalışma alanları vardır. Örneğin, sosyoloji yalnızca insan toplumlarını incelemesine karşın psikoloji bazı nedenlerle hayvanları da inceler.

PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ


Psikolojide Araştırma Yöntemleri






Betimleyici ve tanımlayıcı İstatistiksel Deneysel
a) Tarama Yöntemi
Test
Anket
b) Gözlem
c) Görüşme
d) Vak’a İncelemesi

Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır.

1) Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler: Betimleyici ve tanımlayıcı yöntemler, davranışları tanıma, tanımlama ve ortak özelliklerine göre sınıflandırmayı amaçlayan yöntemlerdir.
a) Tarama Yöntemi: Belirli sorunlarla ilgili olarak geniş kitlelerin görüşlerinin alınması için yapılan araştırmalardır.
*Test: İnsanların zekalarını, ilgilerini, yeteneklerini, kişiliğini v.b. ölçmek amacıyla kullanılır.
*Anket: Bilgi verecek kişinin doğrudan kendisinin okuyarak cevaplandıracağı sorulardan oluşmuş soru kayıtları kullanarak yazılı cevaplar aracılığı ile gözlemde bulunma işidir.

b) Gözlem: Olayın başından sonuna kadar izlenerek görülenlerin kaydedilmesidir.
*Doğal Gözlem : Olayların doğal durumda izlenmesidir.
Deneysel yöntemde, bu aşamada kastedilen, doğal olmayan gözlemdir.
*Güdümlü (Sistematik) Gözlem: Olayların yeri, zamanı ve koşullarının gözlemci tarafından hazırlandığı gözlem biçimidir. Nelerin, nasıl gözlenebileceği, nasıl kaydedileceği önceden kararlaştırılır. Aktif gözlem ya da deneyleme de denilebilir.

c) Görüşme (Mülakat) :Görüşme, karşılıklı konuşmadır.Bu konuşma bir kişiyle olabileceği gibi bir grup insanla da olabilir.

d) Vak’a İncelemesi: Bazı durumlarda insan davranışını tanımlamak pek kolay olmaz. Olayın derinliğine inmek gerekir. İnsanın geçmiş yaşantıları ve çevresi davranışlarına önemli etkiler yapar. İnsan davranışını tanımak için bu geçmiş yaşantıların, önemli olayların ve ilişki kurduğu insanların ona nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek gerekir. Bunun için psikolog incelediği kimsenin ailesi, arkadaşları ve diğer ilgililerle konuşur. Elde ettiği bilgileri nesnel olarak kaydeder. Davranışların nedenlerini ortaya çıkarırken bu bilgilerden yararlanır.

2) Deneysel Yöntemler

Deney grubu, koşulları değiştirilen gruptur.
Kontrol grubu ise İçinde bulunduğu koşulları sabit tutulan gruptur.
Deney sırasında değişkenler kontrol edilir.

Bağımsız değişken; deneyde etkisi incelenen değişkendir. Etkilenen değil, etkileyendir.
Bağımlı değişken; bağımsız değişkene bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur. Etkileyen değil, etkilenendir.











• Eleştirinin başarı üzerinde nasıl bir etkisi vardır?

3) İstatistiksel

Korelasyon (bağıntı) : Değişkenler arasındaki ilişkiyi gösterir. İki değer arasındaki ilişkiyi ifade etmek için kullanılan katsayıya korelasyon katsayısı adı verilir. Örneğin; zeka testinde elde edilen puanlarla okul başarısı arasında bir ilişki olup olmadığı korelasyon yöntemiyle bulunabilir. Değişkenler arasında üç tür korelasyona rastlanır.
*Pozitif Korelasyon : Değişkenlerden biri arttığında diğeri de artıyorsa bu durum pozitif bağıntıyı gösterir. Örneğin tekrar yapma sayısıyla öğrenme arasında pozitif bir korelasyon vardır. Korelasyon katsayısı 0’dan +1’e doğrudur.
*Negatif Korelasyon : İki değişkenden birinin değeri arttıkça diğerinin ki azalıyorsa bu durum negatif korelasyonu gösterir. Örneğin tembellik ile başarılı olmak arasında negatif bir korelasyon vardır. Korelasyon katsayısı 0’dan _1’e doğrudur.
*Nötr (Sıfır) Korelasyon : İki değişken arasında hiçbir bağıntı yoksa korelasyon katsayısı 0’dır. Örneğin şişman olmakla başkaları üzerinde egemen olmak arasında hiçbir bağıntı yoktur.

• Okulda matematik dersinde not ortalaması yüksek olan öğrenciler, üniversite sınavının matematik testinde de yüksek puan alıyorsa; ders notları ile test sonuçları arasında ………….. bir korelasyon olduğunu söyleyebiliriz.

• Trafik kontrolleri arttıkça kaza sayısında düşme oluyorsa iki değişken arasında …………. bir korelasyon vardır.

• Öğrencilerin kiloları ile üniversite başarıları arasında ……….. bir korelasyon vardır.

Eser İnceleme : İnsanların ürettiği eserleri inceleyerek onların kişilikleri hakkında bilgi edinmek için kullanılır.















İZLEME TESTİ-1





PSİKOLOJİDE EKOLLER VE YAKLAŞIMLAR

Ekoller genellikle tek yanlı görüşlerdir. İncelemek istedikleri konuyu temel öğeler açısından ele alırlar. Determinist anlayıştadırlar.

Psikolojinin belli başlı ekolleri
Strüktüralizm (yapısalcılık- zihin yapısı ile ilgili),
Fonksiyonalizm (İşlevselcilik -zihin göreviyle ilgili psikoloji),
Bihevyorizm (davranış psikolojisi),
Psikanaliz , (kişilik oluşumu ve ruh sağlığı)
Gestalt psikolojisi(bütüncü- Algılar üzerinde durur.)
Hümanist (İnsancı-her birey değerlidir. İnsanın doğası iyidir )
Bilişsel (Cognitive-Bilişsel öğeler üzerinde dururlar)
Biyolojik Yaklaşım (Davranışın temelinde karmaşık sinirsel süreçler vardır ve bunu düzenleyende beyindir)




STRÜKTÜRALİZİM (YAPISALCILIK )

Temsilcileri Wunt ve Titchner’dir.
Karmaşık zihinsel yaşantıların yapısı incelenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle bu ekole yapısalcılık denir.
Karmaşık bilinç olaylarının yapısal açıdan çözümlenmesi ile psişik olayların daha iyi anlaşılıp açıklanabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Onlara göre psikolojinin asıl konusu, insanın bilincini oluşturan öğeleri tanımak olmalıdır. Bunu anlamanın tek yolu içe bakış yöntemini kullanmaktır.
Yapısalcıların araştırmalarında kullandıkları yöntem iç gözlem ve deneydir.
İçebakış (İç gözlem) : İnsandaki içsel yaşantıların onun kendi anlatımına dayanılarak incelenmesidir. İçe bakış, bir insanın bir olay, durum ya da etki karşısında neler duyup düşündüğünü anlatmasıdır. Bireyin kendi kendini gözlemlemesidir.







FONKSİYONALİZİM (iŞLEVSELCİLİK)

Temsilcileri William James, ve John Dewey
Fonksiyonalistler, yapısalcıların görüşlerine karşı çıktılar; onlara göre bilincin ne olduğundan çok, ne için olduğunu bilmek önemlidir. Yani bilincin amacı ve işlevini bilmek asıl amaç olmalıdır.
Psikoloji alanında elde edilen bilgiler, insanların çevrelerine uymalarında yararlı olmalıdır.
İşlevselciler eyleme ve yararcılığa (pragmatizm) dönüktür.
Fonksiyoncular, yöntem olarak içebakışın yanında gözlem ve deney yöntemlerini de kullanmışlardır.


BİHEVYORİZİM (DAVRANIŞÇILIK)

Davranışçıların önde gelen temsilcileri Watson, Pavlov
Yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. İçe bakış yöntemini subjektif bulurlar. İç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır.
Bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. Çünkü bilinç görülemez ve incelenemez.
Davranışçılar, bireyin ne düşündüğü ile değil, ne yaptığı ile ilgilenir.
Davranışçılara uyaran-tepki psikologları da denir.
Davranışçılar gözlem ve deney yöntemini kullanırlar.
Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.

PSİKANALİZ YAKLAŞIM (PSİKOANALİTİK–DERİNLİK-PSİKODİNAMİK)

Temsilcisi Sigmund Freud
Akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmıştır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu.
Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha sonraları da serbest çağrışım yöntemi geliştirilmiştir.
Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir.
Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların çoğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir.
İnsanın doğuştan gelen iki temel eğilimi vardır; cinsellik ve saldırganlık. Bu iki temel eğilim bireyin toplumla çatışma yaşamasına neden olduğundan birey bu iki eğilimi hep bilinçaltında tutar.





Freud'un Kişilik Yapı Bölümleri
Bilinç : İnsanın haberdar olduğu tüm duygu, düşünce, tutum ve davranışlarıdır. Bilincin içeriği konuşma ya da davranışlarla dışarıya yansır.
Bilinç öncesi : Şu anda birey için apaçık olmayan ama istediği anda bilince çıkarabileceği bilgilerin alanıdır. Yani dikkatin zorlanmasıyla bilinç düzeyinde algılanabilen zihinsel olayları ve zihinsel süreçleri içerir.
Bilinçaltı (Bilinçdışı) : İnsanın doğuştan getirdiği eğilimleri, dürtüleri, kişinin haberdar olmadığı duyguları, heyecanları, kompleksleri ve bunlarla bağlantılı olan düşünce, tutum ve davranışlarıdır. Freud, kişiliğe yön verenin bilinçaltı olduğunu ileri sürer. Toplumsal baskıyla bilinçaltına itilen duygular, düşünceler, tutkular normal yaşamda ifade edilme olanağı bulamazlar. Adeta ayıplarla, yasaklarla bastırılan bu duygular bilinçaltına yığılmaya ve orada yaşamaya devam etmektedir.

Freud Kişilik yapısını üçe ayırır:

1.İd : ilkel boyuttur. Biyolojik yanımızdır. Haz ilkesine göre hareket eder ve hemen doyuma ulaşmak ister.

2.Ego : Psikolojik yanımızdır. gerçeklik ilkesine göre hareket eder. İdden gelen isteklerin, toplumun değerleri ile çatışıp çatışmadığını değerlendirir ve uygun hale getirir. İd ve süper egonun istekleri zıttır ve ego bunu dengeler.

3.Süper ego : Ahlaki yanımızdır. Töresel değerlere göre hareket eder. Süper ego ile vicdan bütünsellik gösterir. İdden gelen dürtüleri bastırır.
örnek :
Çocuk kuşu öldürmek ister (id)
Zavallı kuşu öldüremezsin, bu vahşilik (süper ego)
Kuşu öldürmemelisin, onu sevip oynayabilirsin (ego)



















GESTALTÇI YAKLAŞIM (BÜTÜNLÜK PSİKOLOJİSİ):

Wertheimer, Koffka, Kurt Lewin
Algı ve bellek konusunda inceleme yapmışlardır. İç gözlem, gözlem ve deney yöntemlerinden yararlanmışlardır.
Gestalt psikolojisinin temsilcileri davranışların bir bütün olduğunu, bunun parçalara ayrılamayacağını savunmuşlardır.
Gestalt psikolojisine göre parçaların bir bütünlük içinde anlam kazanması önemlidir. Tek tek anlamı olmayan parçalar bütünlük halinde anlam kazanır.
İnsanlar gördüklerini bir bütün olarak algılarlar. Bütünü oluşturan parçaların aralarındaki ilişkiler algılamada önem taşır. Eşya ya da olaylar tek başlarına değil; organize edilmiş bir bütünlük içinde anlam kazanmaktadır.
"Bütün parçaların toplamından fazladır ve farklıdır."
Gestaltçılar, organizmanın, dışardan gelen duyumlara kendisinden bir şey kattığını yaşantıyı yeniden örgütlediğini belirtmektedir. Önce algılar sonra tepki veririz. Elmalarla ilgili bilgimiz varsa kırmızı olanı seçeriz.



HÜMANİST (iNSANCI ) YAKLAŞIM:

Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Temsilcileri Rogers ve Maslow
Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir.
İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Özgürce yaşamak ve özgürce seçimde bulunmak insanın en doğal hakkıdır.
Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş yada gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir.
İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için içgözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz.
Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır.













BİLİŞSEL (COGNİTİVE) YAKLAŞIM

Bilim ve biliş olguları hep insanın ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu olmuştur.
Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri psikolojinin konusunu oluşturur.
Çağdaş biliş anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan biri Bilgi işlemi yaklaşımdır.
Diğer yaklaşım ise Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanan yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget’nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir.

J. Piaget'in Bilişsel Gelişim Kuramı
Piaget, çocuğu dünyayı anlamak için deneyler yapan bir bilim adamı gibi görmek gerektiğine inanıyordu. Ona göre doğumdan itibaren dünyayı anlama ve keşfetme süreci başlıyor ve yaşam boyu devam ediyordu. Çocuk dünyanın pasif bir alıcısı değildir. Bilgi kazanmada aktif role sahiptir. Ayrıca farklı yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirilerinden farklıdır. Piaget'e zekanın bir takım test maddeleriyle belirlenmesine karşıdır. Ona göre zekice davranmak, organizmanın yaşamı için en uygun koşulları sağlamaktır. Yani zeka, organizmanın çevreye etkin bir şekilde uyum sağlamasına yardım eder. Zekice etkinlik, var olan her durumda, organizmanın en iyi koşullarda yaşamasını sağlamaya yöneliktir. Her canlı yaşayabilmek için kendine en uygun koşulları bulmaya çalışır. Bunu gerçekleştiren temel etken de onun zekasıdır.
Her insan dünyaya aşağıdaki yeteneklerle gelir.

* Şema : Çocuğun dünyayı anlamak için yaptığı deneylerin sonuçları, çocuğun fiziksel ve sosyal dünyaların nasıl işlediğine yönelik kuramlar oluşturmasına yöneltir. Piaget bunlara şema diyordu. Bilişsel gelişim tamamen şemalara bağlıdır. her yeni bilgi mevcut şemalar ışığında, yani şemalara bağlı olarak yorumlanır ve işlemlere tabi tutulur.

* Özümseme (Asimilasyon) : yeni bir nesneyle karşılaşan çocuk, onu bir önceki şemaya dayanarak anlamaya çalışır. Piaget buna özümseme adını veriyordu. Çocuk yeni durumu daha önceki şema içerisinde özümlemeye çalışır.

* Uyumsama (Akomodasyon) : Eğer eski şema yeni olayı anlamak için yeterli olmazsa, bu durumda çocuk -iyi bir bilim adamı olarak- şemayı değiştirir ve dünyaya ilişkin farklı kuramını geliştirir. Piaget şemayı bu şekilde değiştirme sürecine uyum sağlama (uyumsama) diyordu. yani önceden var olan şemaları değiştirip yeni şemalar oluşturmaktır. Adaptasyon = Özümseme + Uyumsama
Bebek çıngırağı tutuyor, sallıyor ve masaya vuruyor (Şema)
Aynı işlemi oyuncak küpe uyguluyor (Özümleme)
Eyvah! Yumurta bu şemaya uymadı. Bu kırılan bir nesne (Uyumsama)

Köye bir gezi sırasında, kırda yayılan koyunları ilk kez gören çocuk "baba, köpeklere bak" der. Burada açıkça görülüyor ki, koyunlar çocuğun bildiği köpek ölçütlerine en uygundur. Koyun uyarıcısıyla karşılaştığında, onu kendisinde var olan uygun şema içerisine yerleştirmiştir. Ancak, koyunlarla etkileşimde bulunup yeni yaşantılar kazandıktan sonra, koyunun köpek olmadığını anlayıp onun için yeni bir şema, kategori oluşturacaktır.

BİYOLOJİK YAKLAŞIM

Temsilcisi Adolf Meyer
Davranışın temelinde karmaşık sinirsel süreçler vardır ve bunu düzenleyende beyindir.
Meyer, insanı bütünselliği olan biyolojik bir birim olarak kabul eder. İnsan davranışını anlayabilmek için psikoloji ve sosyolojiden yararlanmak gerekir.
Meyer’e göre zihinsel bozukluklar organik ve kalıtsal etkenlerin karmaşıklaştırdığı gerçekçi olmayan beklentiler ve yanlış alışkanlıkların sonucunda ortaya çıkar.
































ORGANİZMA VE ÇEVRE
Organizma
Her canlı bir organizmadır. Psikoloji, sinir sistemi gelişmiş olan canlılar (İnsan ve hayvanlar) ın çevrelerindeki uyarıcıları nasıl duyumsayıp algıladıkları ve bu uyarıcılara nasıl cevap verdiklerini anlamaya çalışır. Bu amaçla psikolojinin konusu içine giren asıl organizma insan organizmasıdır.

Çevre
İnsanın çevresi ikiye ayrılır;
1-Doğum öncesi çevre
-Anne karnındaki (biyolojik) çevredir. Annenin sağlığı, beslenme durumu, çocuğun gelişimini sağlıklı olup olmamasını etkiler. Annenin kötü beslenmesi, ruhsal sıkıntıları, geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, aldığı ilaçlar, sigara, alkol gibi bağımlılıklar, bebeğin sağlığını olumsuz etkiler.

2-Doğum sonrası çevre
a-Fiziksel Çevre: Işık,ses, atmosfer sıcaklık gibi doğa koşulları bireyin fiziksel çevresini oluşturur.
b-Toplumsal Çevre: Bireyin içinde yaşadığı ve davranışlarına etki eden, insanlar arası ilişkiler toplamı onun toplumsal çevresini oluşturur.

FİZİKİ ÇEVRENİN ORGANİZMAYI ETKİLEMESİ:
Organizma çevre etkileşiminin olabilmesi fiziksel uyarıcılara ve organizmanın alıcılığına bağlıdır.
Uyarıcı: Organizmanın duyu organlarını harekete geçiren iç ve dış etkenlere (ışık,ses,koku,basınç v.b) uyarıcı denir.

Tepki: Organizmanın uyarıcılara verdiği cevap (karşılık)tır.
Uyarıcı tepki ilişkisi:
1-Aynı uyarıcıların hep aynı tepkilere yol açması. Örneğin eli ateşe değen her insan elini ateşten çeker.
2-Aynı uyarıcıların farklı tepkilere neden olması. Örneğin, bir tatlı bazen yeme duygusuna, bazen tiksinme duygusuna yol açabilir.
3-Farklı uyarıcıların aynı tepkiye neden olması. Örneğin üzüntüden, sevinçten, korkudan ağlayabiliriz. (Karmaşık Davranım)

Uyarım: Uyarıcıların organizmayı etkilemesidir. Yani uyarıcının beyne ulaşmasıdır.

Duyum
Bir organizmanın iç ve dış uyarıcılara karşı duyarlılık göstermesine duyum denir. Yani dış dünyadan başlayıp beyinde sona eren bir süreçtir.

Duyum Eşiği
Organizmanın bir uyarıcıyı almaya başladığı en alt ve artık alamadığı en üst sınır arasındaki bölümdür.
Alt eşik: Organizmanın uyarıcı almaya başladığı nokta
Üst eşik:Organizmanın uyarıcıyı artık alamadığı noktadır.
Örnek:İnsan kulağı 20 ile 20.000 frekans arası sesleri duyar.
Farklılaşma Eşiği: Alınan uyarıcının şiddetinde değişme olduğunun fark edilebilmesi için gerekli olan en az miktardır. Örn; İçinde bulunduğumuz odanın ısısının değiştiğinin anlaşılması.

Duyum Çeşitleri
Görme, işitme, tatma, koklama, dokunma

Alışma ve Duyarsızlaşma: Alışma, uzun süre karanlık, koku, gürültü gibi aynı uyarıcı ile karşı karşıya kalan organizmada uyarıcının ilk etkisini,şiddetini yitirmesi durumudur. Örneğin karanlığa alışma, gürültüye alışma gibi.
Duyarsızlaşma, bireyin aşırı üzüntü, acı, sevinç gibi iç uyarıcılarla tekrar tekrar karşılaşması sonucunda önceleri gösterdiği duygusal davranışın zayıflama durumudur. Örneğin sürekli azarlanan bir çocuğun artık bu azardan etkilenmemesi.

ALGILAMA
Duyumların çeşitli biçimlerde örgütlenip anlam kazanması, yorumlanmasıdır.



Uyarıcı Uyarım Duyum Algı
Ses Beyne ulaştı Bir ses Müzik sesi
Işık Beyne ulaştı Bir renk Kırmızı renk
Sıvı Beyne ulaştı Bir sıvı Bal
Koku Beyne ulaştı Koku Balık kokusu


Zaman Algısı: Zaman algımız etrafımızdaki periyodik hareketlere bağlıdır. Gece-gündüz değişmesiyle, mevsimlerin akıp gitmesiyle zamanın akıp gittiğini anlarız. İki türlü zaman algısı vardır:
-Subjektif zaman algısı: Yaşadığımız zamanı iyi hoş görmemize bağlıdır. Yaşadığımız süre zevkliyse zaman kısa, zevksiz ise uzun olarak algılanır. Dersini önemseyen bir öğretmen için ders saati kısa, bir an önce dersten çıkıp gitmek isteyen öğrenciye de uzun gelecektir.
-Objektif zaman algısı: Herkes için aynı olan aynı algılanan zaman algısıdır. Örneğin gece,gündüz, 90 dakika .v.b.





Algı Yanılmaları
Dış dünyadan edinilen algıların doğru olmayışıdır.
a)İllüzyon (yanılsama); Varolan nesne ya da uyarıcıların hatalı algılanmasıdır.Yanılsama basit bir algı hatası değil,hatalı algılama biçiminde ortaya çıkan bir olgudur.


1-Fiziksel illüzyon: Nesnenin şeklinin değiştiği şeklinde, yapılan bir hatalı algılamadır.
*Suya batırılan bir sopanın kırık algılanması
*Hareket eden bir bulutun arkasındaki ayın veya güneşin hareket ediyor gibi algılanması
*Film seyrederken araba tekerlerinin ters yöne hareket ediyormuş gibi algılanması
*Elektrik direklerinin bizden uzaklaştıkça küçülüyor olması

2-Psikolojik illüzyon: Nesnenin şeklini değiştirmeden anlamında değişiklik yapılarak algılamadır.
*Karanlıkta sopayı yılan gibi algılamak
*Karanlıkta kayalardan oluşan bir yığını koyun sürüsü olarak görme


b) Hallüsinasyon (Sanrı - varsanı) : İlişkili ve yeterli bir uyarıcı bulunmadığı halde gerçekte var olmayan şeyleri görmek, işitmek gibi dayanaksız algılamadır. Ateşli hastalıklar, alkol, uyuşturucu v.b. uyaranlar hallüsinasyonlara neden olur. Hallüsinasyonlar normal bir durum değildir.
*Yolda yürürken takip edildiğini sanmak
*Çocuğu ölen annenin çocuğu ile konuştuğunu söylemesi
*Çölde serap görmek


İllüzyon ile hallüsinasyon arasındaki başlıca farklar:
*İllüzyon için mutlaka bir dış uyarıcıya ihtiyaç vardır.Hallüsinasyon için bir dış uyarıcı zorunlu değildir.
**İllüzyon normal olan her insanda görülebilir;Hallüsinasyon genellikle akıl hastalarında görülür.
***Normal insanlarda aynı durum aynı illüzyonu meydana getirir;Hallüsinasyonu olanlar farklı farklı durumları görüp işitir.

ALGIYI ETKİLEYEN ETMENLER

a)Duygularımız;(sevdiğimiz birinin iyi yönlerini abartarak algılarız, ana-babalar çocuklarının hatalarını göremezler)
b)İhtiyaçlarımız;(Aç olduğumuzda yiyecekleri daha lezzetli algılarız. )
c)Zihni tutumlarımız;(Düşüncemize uygun şeyleri kolayca algılarız)
d)Neyi algılamaya hazırsak onu algılarız;(Önyargılarımız algılarımızı etkiler)
e)Korku,kaygı,öfke gibi durumlar algılarımızı etkiler
f)Hipnoz ve telkin
g)Geçmiş yaşantılarımız (bir tüfek kocasını avda kaybetmiş kadınla, tüfeğe merakı olan bir çocuk tarafından farklı algılanır)


Algı Yasaları

Şekil-Zemin İlişkisi : Çevreden dikkatimizi çeken obje, şekil olarak bilinirken, onu çevreleyen ortam zemin olarak adlandırılır. Örneğin bir sayfada okumakta olduğunuz yazılar şekil, yazının arkasındaki beyaz olan ise zemindir. Eğer dikkatimiz yer değiştirirse şekil ve zemin yer değiştirebilir. Aynı anda ikisi de şekil olarak algılanmaz. Trafikte gelen bir çocuk sesi şekildir, trafik gürültüsü fondur. Odanın kokusu zemindir, burnumuza mutfaktan gelen yemek kokusu şekildir.

Yakınlık : Birbirine yakın olan uyaranları bir bütün olarak algılama eğilimindeyiz. Örneğin, bir masaya iki kez ard arda vurduktan sonra, bir süre bekleyip masaya tekrar iki kez vurduğunuzda ve arkadaşınıza masaya kaç kez vurduğunuzu sorduğunuzda, büyük bir olasılıkla iki çift vuruş yaptığınızı söyleyecektir.


12 nokta mı yoksa ikişerli 6 grup nokta olarak mı algılarız?

Süreklilik : Sürekliliği olan bir şekildeki uyaranlar bir bütün olarak algılanırlar.







Kareleri tek tek mi yoksa birbirini kesen kareler olarak görüyoruz?




Tamamlama : Bir nesnenin tümü görülmese de, o nesnenin tümü görülüyormuş gibi algılama tam olur. yarım elmayı görsek bile onu tüm olarak algılarız.

KEDİ PSİKOLOJİ








Benzerlik : Benzer biçimde veya renkte olan nesneler birlikte gruplandırılarak algılanmaktadır. Örneğin; bir basketbol takımındaki oyuncular, diğer takımın oyuncularından giydikleri formaların renklerinin ayrı olması nedeniyle kolayca ayrılırlar.

O O O O O O O O + O + O + O + O
+ + + + + + + O + O + O + O + O
O O O O O O O O + O + O + O + O
+ + + + + + + O + O + O + O + O
O O O O O O O O + O + O + O + O
+ + + + + + + O + O + O + O + O
O O O O O O O O + O + O + O + O
+ + + + + + + O + O + O + O + O
yatay dikey

Pragnanz Yasası: Organizma, her yaşantı kümesini anlamlı bir bütün şeklinde algılama eğilimindedir Organizma için anlamlı bir bütün, onun algı sistemine göre “en iyi biçim” veya forma dönüştürülen bütünlüktür. Öğrenme yaşantılarının şekil-zemin, benzerlik, yakınlık, devamlılık, basitlik ve bütünlük ilkeleriyle tutarlı olmasına özen gösterilmelidir.

Algısal Değişmezler : Bir objeyi koşullar değişmesine rağmen aynı obje olarak görmemize algısal değişmezlik denir. Kişiyi önümüzde durmasına ya da daha uzakta olmasına bağlı olmaksızın aynı kişi olarak algılarız.
Bir masadaki bardakları değişik uzaklıklarda aynı büyüklükte görmemiz veya elektrik direklerinin bizden uzaklaştıkça küçük görülmesine rağmen onları aynı büyüklükte algılamamız, büyüklük değişmezliğine,
Tabakları hangi mesafeden olursa olsun yuvarlak görmemiz biçim değişmezliğine,
Gölgedeki karın beyaz, güneş ışığındaki kömürün siyah görüldüğü gibi değişik ışık şiddetleri altındaki renkler ve parlaklıkları aynı algılamamız renk ve parlaklık değişmezliğine örnek verilebilir.

Algıda Seçicilik : Dikkatimizi bir nesneye veya olaya çevirerek yalnız onunla ilgili olan uyarıcıları algılamamıza algının seçiciliği denir. Futbol meraklısı haberlerde futbolla ilgili haberlere derhal ilgi gösterecek diğerlerine ilgi göstermeyecektir. Yola gidecek birisi yol ve hava durumuna dikkat kesilecektir.










ORGANİZMANIN İNTİBAK (UYUM) FAALİYETLERİ

Uyum (intibak): İnsanın çevresiyle olumlu ilişkiler kurması,organizma ile çevre arasında herhangi bir uyarım değişikliğinin olmadığı denge durumudur.

Yetersiz Uyarılma: İç ve dış uyarıcıların organizmada herhangi bir tepki oluşturmaması durumudur. İki nedenle ortaya çıkar:
1-Uyarıcının şiddeti duyum eşiği sınırları dışında veya alt eşiğe yakın düzeyde olması; bu durumda uyarım olmaz. Örneğin 20 frekansın altındaki sesleri duyamayız veya televizyonda ilgi çekici bir film izlerken kapının çalındığını işitemeyebiliriz.
2-Alışkın olduğumuz ışık,ses v.b. uyarıcılardan uzun süre yoksun kalınması;uzun süre hücre hapsinde kalanların günlük yaşamda alışkın oldukları uyarıcılardan yoksun kalmaları nedeniyle yetersiz uyarım ortaya çıkar.
Yetersiz uyarılma organizmanın normal yaşama gücünü kaybetmesine, algı bozukluklarına, davranış bozukluklarına, uyumsuzluğa yol açar.

Aşırı Uyarılma: Bir dış ya da iç uyarıcının organizmayı normal şiddet ve sürenin üstünde etkilemesidir.İki nedenle ortaya çıkar:
1-Uyarıcının şiddetinin yüksek olması,şiddetli ses,basınç,ışık v.b.
2-Alışılmıştan çok uyarım almak, Büyük kentlerdeki trafik, hava kirliliği, gürültü v.b.
Aşırı uyarılma altında zorlanan organizma bu durumdan kurtulmak ister. Eğer kurtulmayı başaramamışsa organizma yorgun düşer, uyum bozulur, huzursuzluk ve gerilime yol açar. Bazen de duyarsızlaşarak hiçbir tepki göstermez.

Dengelenme (homeostatis): Aşırı ve ya yetersiz uyarılma sonucunda uyum ve denge durumu bozulan organizmanın tekrar normal yaşantısına dönmesine dengelenme( homeostatis )denir. Örneğin insanın vücut ısısı, kalp atışı, tansiyonu değiştiğinde organizma uyumu sağlamak için çaba harcar. Üşüyünce titreriz, sıcakta terleriz, yorulduğumuzda dinleniriz. Çünkü yaşamak için çevreyle uyum içinde olmalıyız. Bu nedenle çevreye uyum sağladığımız gibi, çevreyi de (evler yaparak bunların ısısını ayarlayarak) kendimize uydururuz.
Öğrenmeyi etkileyen diğer bir faktör, öğrencinin güdülenmiş olmasıdır. Öğrenmeye açık olmayan, öğrenmek istemeyen öğrenciye ne kadar uğraşırsanız uğraşın öğretebileceğiniz şeyler sınırlıdır. Güdü, organizmayı harekete sevk eden durum olarak tanımlanabilir. Güdülendiği için organizma hareket eder, davranışta bulunur.

Organizmanın eksikliğini duyduğu şeylere ihtiyaç; bu eksikliği gidermek için organizmada beliren güce dürtü; organizmanın ihtiyacı gidermek için belli bir yçnde etkinlik göstermesi eğilimini de güdü denir.

İhtiyaç...Dürtü...Güdü...Davranışlar

Aç insan bütün gayreti ile yiyecek bulmaya çalışır. Üşüyen kimse ise, soğuktan korunmak için türlü önlemlere başvurur.

Güdü Türleri;

a) Fizyolojik güdüler : doğuştan getirilir ve organizmanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan güdüler bu gruba girer. Açlık, susuzluk, uyku, annelik, cinsellik, korunma vb.

b) Toplumsal güdüler : yaşamsal önem taşımayan, ama organizmayı davranışa yönlendiren durumlardır. Sosyal ilişki kurma, sosyal kabul, mevki, prestij, sevilme, güvenlik, başarılı olma vb.

Güdü, davranışı oluşturan önemli koşuldur. Örneğin, aç olmayan organizmaya yiyecek gösterilse de salya salgılayamaz. yeterince güdülenmeyen bir kişi, diğer koşulların uygun olduğu durumlarda bile gerekli olan, beklenen öğrenmeyi gerçekleştiremeyebilir. Öğrenci başarılı olmaya ve sınıf geçmeye güdülendiğinden daha kolay öğrenir. Okuldaki rekabet önemli bir güdülenme öğesidir.

İhtiyaçlar hiyerarşisi

Abraham Maslow insanın ihtiyaçlarıyla ilgili bir kuram geliştirmiş ve şu kuralları öngörmüştür:

a) İnsanın ihtiyaçları her yerde aynıdır, evrenseldir. Bu ihtiyaçlar hiyerarşik bir sıra gösterirler. Bir ihtiyacın ortaya çıkabilmesi için kendisinden önceki ihtiyacın en azından bir miktar doyurulmuş olması gerekir.

b) Bir ihtiyaç için kendinden sonraki ihtiyaç feda edilebilir, ama önceki ihtiyaç feda edilemez.
Maslow’a göre insan ihtiyaçları şunlardır;
1. Fizyolojik ihtiyaçlar : Bu ihtiyaçlar bedensel ihtiyaçlardır ve bedenin canlılığını sürdürmesi için gereklidir.
2. Güvenlik ihtiyacı : Kişinin kendini emniyette hissetmesi, ayağını sağlam yere bastığını hissetmesidir.
3. Sevgi, yakınlık ihtiyacı : Kişinin hemcinsleriyle ve karşı cinsten biriyle yakın olma, sevgi ilişkisi içinde olma ihtiyacıdır.
4. Saygınlık ihtiyacı : Kişinin içinde bulunduğu toplulukta varlığının onaylanması, ona saygı duyulması ihtiyacıdır.
5. Kendini gerçekleştirme : Kişinin doğuştan getirdiği potansiyelleri gerçekleştirmeye duyduğu ihtiyaçtır. Kişi bu potansiyellerini ortaya koyamazsa, kendini engellenmiş ve huzursuz hisseder.

Refleks
Bir uyarana karşılık olarak verilen ani ve istemsiz (irade dışı) bir tepkiye refleks denir. Doğuştan getirilen çok basit tepkilerdir. Bir nevi otomatik tepkilerdir. Çevreden gelen etkiye karşı hemen verilen tepkidir.
*Burun gıdıklanmasında aksırma
*Nefes borusuna bir şey kaçması ve gıcıklanması halinde öksürme
*Diz kapağına vurulduğunda ayağın ileri doğu hareket etmesi
*Fazla veya az ışık karşısında göz bebeklerin büyüyüp küçülmesi
*Hıçkırma, ürperme, esneme

İçgüdü
Öğrenilmeden yapılan, niçin yapıldığı organizmanın kendisi tarafından da bilinmeyen ve bir türün bütün bireylerinde aynı şekilde görülen kalıtsal davranışlardır. Genellikle hayvanlarda olduğu sanılır.
İçgüdü davranışları reflekslerden, alışkanlıklardan ve zeka ürünü davranışlardan farklıdır.
* Kuşların göç etmeleri, yuva yapmaları
* Arıların petek yapması, bal yapması
* Örümceğin ağ yapması
* Ördek yavrusunun yüzmesi
* Ördek ve kaz yavrularının dünyaya gözlerini açar açmaz etrafındaki canlı nesneleri takip etmesi
































ÖĞRENME

Tekrar ya da yaşantı yoluyla organizmanın davranışlarında meydana gelen oldukça devamlı değişikliktir. Bir davranışın öğrenme olabilmesi için;
-Tekrar ya da yaşantı yoluyla meydana gelmesi; büyüme, olgunlaşma ya da sakatlanma sonucu meydana gelen değişiklikler öğrenme değildir. Bu tanımda öğrenme, doğuştan gelen ve türe özgü davranışlardan ayrılmaktadır. Becerilerin kazanılmasında ve öğrenilenlerin kalıcılığının sağlanmasında tekrar önemlidir. İnsan konuşma, müzik aleti çalma, yabancı bir dili konuşma vb. becerileri tekrar yapmadan öğrenemez. Tekrar, öğrenmede gelişmeyi sağladığı sürece yararlıdır.
-Davranışta bir değişiklik olması; bu değişiklik iyiye doğru olabileceği gibi kötüye doğru da olabilir.
-Değişikliğin oldukça devamlı olması gerekir; hayli uzun bir süre devam etmelidir. Bu ifade; güdü, yorgunluk, fizyolojik uyum gibi kaynaklara bağlı değişiklikleri tanımın dışında bırakmaktadır.
-Öğrenme aynı zamanda çevreye uyma sürecidir. Sosyalleşmek, konuşmak

Öğrenmeyi Etkileyen Etmenler

*Olgunlaşma
Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucunda görülen biyolojik değişikliklere denir.
Yaş
Genellikle en iyi öğrenme yaşı genç yetişkinlik yaşıdır. yaşlandıkça öğrenme hızı ve gücü azalır.
Zeka
Zeka yükseldikçe, öğrenme olumlu yönde etkilenmektedir. Örneğin, somut işlemler dönemdindeki çocuklar soyut sözcüklerin anlamlarını öğrenmekte zorlanmaktadır. Çocukların okumayı öğrenmek için ortalama 6-6,5 zeka yaşında olmaları gerekir.

*Hazırbulunuşluk : Öğrenme etkinliğinin gerçekleşmesi için bedenin ve zihinsel gelişimin gerekli yeterliliğe ve ön bilgilere sahip olma durumudur.

*Türe özgü hazır olma : Öğrenilecek davranış için organizmanın gerekli biyolojik donanıma sahip olması gerekir. İnsanlar uçmayı, maymunlar konuşmayı öğrenemezler.

*Güdülenme
Öğrenmeyi etkileyen diğer bir faktör, öğrencinin güdülenmiş olmasıdır. Öğrenmeye açık olmayan, öğrenmek istemeyen öğrenciye ne kadar uğraşırsanız uğraşın öğretebileceğiniz şeyler sınırlıdır. Güdü, organizmayı harekete sevk eden durum olarak tanımlanabilir. Güdülendiği için organizma hareket eder, davranışta bulunur.

İhtiyaç...Dürtü...Güdü...Davranışlar


*Genel Uyarılmışlık Hali ve Kaygı

Her hangi bir öğrenmenin yapılabilmesi için bireyin uyarılmışlık haline gelmesi gereklidir. Sözel öğrenme durumunda genel uyarılmışlık halinin olması ön koşuldur. Çünkü karmaşık zihinsel işlemler söz konusudur. Kişi tamamen uyanık değilse ve bütün enerjisini yaptığı iş üzerinde yoğunlaştırmışsa, iyi bir öğrenme yapması beklenemez.

Bu durumun tersi olarak, çok aşırı uyarılmışlık düzeyi de öğrenmeyi engeller. Böyle bir durumda olan kişi o kadar çok uyarılmıştır ki enerjisini yaptığı öğrenme üzerinde yoğunlaştırmak ta zorlanır. Çünkü bu durumda heyecan ya da kaygı söz konusudur.

Yüksek kaygı düzeyi, öğrencilerin belirli bir konuyu öğrenirken yoğunlaşmalarına engel olur. Sınav sırasında öğrenci, aşırı kaygı nedeniyle öğrendiklerini hatırlayamaz, adeta "eli ayağı tutmaz" olur. Bu nedenle de başarılı olamaz.

*Fizyolojik Durum

Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için kişinin fizyolojik durumunun sağlıklı olması gerekir. Görme bozuklukları ya da bedensel rahatsızlıklar öğrenmeyi zorlaştırabilir.

Önceki Öğrenilenlerin Aktarılması (Transfer)

Yetişkin kişiler hemen hemen hiçbir öğrenmeye sıfırdan başlamazlar. Yeni öğrenme olurken eski öğrenmelerden etkilenir ve her yeni öğrenme eski öğrenmelerin üzerine kurulur. Okulda matematik dersinde öğrendiklerimizi bakkalda alışveriş yaparken kullanırız. Burada okulda öğrendiklerimizin günlük yaşamda kullanılması söz konusudur.

Okula gitmeden önceki yaşantılarında da transfer olayı söz konusudur. Örneğin; Okul öncesi çağında bir çiftlikte yaşayan, kırda bayırda dolaşıp ağaçlara çıkan, hendek atlayıp, top oynayan bir çocuk ile daha önce hiç dışarı bırakılmayıp evde defter ve kalemle oynayan, resim yaptırılan bir çocuk ilköğretime başladıklarında, birinci çocuk beden eğitimi derslerindeki gerekleri daha iyi yapacakken ikinci çocuk ise yazı ve resim derslerindeki ödevleri daha kolay yapar.

Okullardaki eğitimde; her konu, daha önce öğrenilmiş konularla bağlantılıdır. Eğitimde bu bağlantıyı her zaman göz önünde tutmak daha önce öğrenilenlerin üzerine bilgiler eklemek, diğer konulara ters düşmeyen konu ve kavramları öğretmek gereklidir. Bir derste kullanılan kavramlara ters düştüğünde, öğrencinin öğrenmesi zorlaşır. Bu yüzden, öğretilenler arasında bütünleşme yapılmalı ve varsa, kavram ve bilgi farklılıkları giderilmelidir.



Olumlu (Pozitif) Transfer : Önceki öğrenmelerin yeni öğrenmeye katkısı varsa buna olumlu transfer denir. Matematik öğrenen birisinin muhasebeyi kolay öğrenmesi

Olumsuz (Negatif) Transfer : Önceki öğrenme yeni öğrenmeyi olumsuz yönde etkiliyorsa buna olumsuz transfer denir. İki parmakla daktilo yazmayı öğrenen birisi, on parmak ile yazamaya çalıştığında zorlanır ve daha yavaş yazar.



ÖĞRENMEYİ AÇIKLAYAN KURAMLAR

A) DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMI

Davranışçı öğrenme kuramı iki temel öğe üzerinde durur; Uyarıcı ve tepki.
Uyarıcı: Organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır.

Tepki : Bir uyarıcının organizmada meydana getirdiği fizyolojik ve psikolojik değişmedir.

Davranışçılar, bireyin ne düşündüğü ile değil, ne yaptığı ile ilgilenir. Thorndike, Watson, Pavlov, Skinner önde gelen davranışçılardır.

KLASİK KOŞULLANMA Pavlov

Koşulsuz Uyaran : Et otomatik olarak salya salgılamasına yol açtığından, Pavlov yiyeceği koşulsuz uyaran olarak adlandırmıştır.

Koşulsuz Tepki : Bu koşulsuz uyaran doğal olarak salya salgılamasını sağladığı için, salya tepkisini de koşulsuz tepki olarak tanımlamıştır.

Nötr Uyarıcı : Organizmada herhangi belli bir davranışa neden olmayan ses, koku, ışık ve bu gibi uyarıcılardır.


İşlem
Sayısı 1. Uyarıcı 2. Uyarıcı Tepki
1 Zil (Nötr) --------- Yok
2 Zil (Nötr) Et (Koşulsuz) Salya (Koşulsuz Tepki)
3 Zil (Nötr) Et (Koşulsuz) Salya (Koşulsuz Tepki)
4 Zil (Nötr) Et (Koşulsuz) Salya (Koşulsuz Tepki)
N Zil (Koşullu) ---------- Salya (Koşullu Tepki)
N Zil (Koşullu) ---------- Salya (Koşullu Tepki)

Başlangıçta zil sesine karşı salya tepkisi yok iken yapılan çalışmaların sonunda köpek zil sesi ile eti birleştirdiği için zil koşullu uyarıcı, salya ise koşullu tepki konumuna gelmiştir. Koşullanma yoluyla öğrenme bağ kurma temeline dayanır. Denek koşullanmadan önce uyarıcıya tepki vermezken koşullanma süreci sonunda et ve zil sesi arasında bağ kurar. Zil sesi köpek için etin geleceğini bildirmektedir. Bu nedenle ete gösterilen tepki zil sesine de gösterilmektedir.

Başlangıçta nötr olan bir uyarıcının, geçirilen yaşantılar sonucu şartlı uyarım haline gelmesine klasik anlamda koşullanma yoluyla öğrenme denir. Örneğin, soğuk suya el sokulursa kan damarlarında büzülme olur. Yapılan bir deneyde sol kol buzlu suya sokulurken zil çalınmış ve deneme birkaç defa tekrarlanmıştır. Tekrarlardan hemen sonra zil sesine tepki olarak damarlarda büzülme gözlenmiştir.
Duyusal tepkiler de koşullanabilir. Önce sevilen bazı yiyeceklerden tiksinme de, koşullanma ilkelerine göre öğrenme sonucu meydana gelmektedir. Örneğin, balıkyağını portakal suyu ile içmeye zorlanan bir çocuk, nihayet daha önce sevdiği portakal suyundan tiksinmeye başlayabilir.

Genelleme
Benzer bir problem durumu karşısında başvurulan herhangi bir davranış, istenilen başarılı sonucu verirse, çeşitli benzer hallerde tekrarlanır. Pavlov bir köpeğin zil sesi duyduğu zaman, salya salgılamaya koşullandığında; benzer zil seslerine, çıngırak ya da metronom sesine de salya salgıladığını fark etmiştir. Koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da koşullu tepki gösterme durumuna uyarıcı genellemesi denir.

Öğretmenler bağırdığında öğrencilerin kaygılandığı görülür. Öğretmenler öğrencilere çok sık bağırır ve azarlarsa öğrencilerin kaygı davranışları ödev yapmaya ve diğer derslere genellenebilir.

Ayırt etme
Birbirleriyle yakınlıkları olsa bile uyarımlar arasındaki farkı anlayabilmedir. yani genelleme benzerliklere, ayırt etme ise farklılıklara yönelik tepki örüntülerdir. Her türlü zil sesine salya salgılayan köpeğe, çıngırak sesinin ardından yiyecek verilmemesi ve bu durumun tekrarlanmasıyla salya salgılanması bir süre sonra durmuştur. Böylece hayvana ayırt etme davranışı öğretilmiştir.

Belli bir durumda kendisini başarıya götüren bir davranışın, başka benzer bir durumda, başarıya götürmediğini görürse, bu iki durum arasında bir ayırım yapar.

Pekiştirme

Öğrenilen tepkinin organizmaya yerleşmesi ve aynı şekilde devam etmesi için yapılan işlemlerdir. Klasik koşullanmada pekiştireç, koşulsuz uyarıcıdır yani ettir.

Sönme
Koşullu uyaran olan zil sesi verildikten sonra, koşulsuz uyaran olan yiyecek maddesi verilmez. Bir süre sonra hayvanın zil sesine salya salgılamadığı görülür. Bu işleme koşullamanın sönmesi denir.

Sönme koşullu uyarıcı (zil) ile koşullu tepki arasındaki bağı zayıflatır. Koşullu uyarıcının tekrar verilmesi, koşullu tepkinin tekrar oluşmasına yol açmaktadır.

Gölgeleme
İki koşullu uyarıcının birlikte verilmesi durumunda, koşullamanın daha çok dikkat çeken koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmesi ve diğerinin etkisiz kalmasına denir.

Geri Gelme (Kendiliğinden geri gelme)
Koşullu tepkinin sönmesi demek davranışın o organizmanın belleğinden tamamen silinmesi demek değildir. Sönen koşullu tepkinin yeniden ortaya çıkmasına kendiliğinden geri gelme denir.

Öğrenilmiş Çaresizlik
Organizma ne kadar çaba harcarsa harcasın durumun değişmeyeceğini öğrenerek pasif kalmakta ve bu pasifliğini tüm benzer durumlara genellemektedir.
Organizma pekiştireci elde etme isteği duymaz. Pasiftir, korku ve depresyon duygusu vardır. cezadan kurtulmak için çaba harcamaz. Her durumda sonucu kabul etmekte isteklilik görülür.

Sistematik Duyarsızlaştırma
Nahoş uyarıcının şiddeti yavaş yavaş arttırılır. Korkuların tedavisinde kullanılır. Okul korkusu, asansör korkusu, köpek korkusu..

Bitişiklik İlkesi
İki ya da daha fazla uyarıcının bir süre birlikte verilmesi sonucu aralarında çağrışım oluşmasıdır. Bir uyarıcı ortaya çıktığında diğeri de hatırlanır.
Koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki zamansal yakınlık, bitişiklik koşullamayı sağlamaktadır. Klasik koşullanmada uyarıcılar arasındaki zaman çok önemlidir. Koşullu uyarıcının, koşulsuz uyarıcıdan önce verilmesi gerekmektedir. Zil sesi yiyeceğin geleceğinin habercisidir. Köpeğin yiyeceği hatırlamasını sağlar. Köpek salya salgılar çünkü yiyeceğin geleceğini bilir. Buna haber vericilik denir.

WATSON
Korku Koşullaması
Gündelik hayatta önemli bir rol oynar. Çoğumuz korku koşullaması türünde deneyimler geçirmişizdir; bu deneyim ve korkular çevreye yaptığımız uyum temelini oluşturmuştur. İnsanlarda korku koşullamasının psikolojide çok ünlü bir örneği, Albert adlı 11 aylık bir çocuğun vakasıdır.

Deneyin başlangıcında Albert'in hayvanlardan korkusu yoktur. Kendisine beyaz bir tavşan sunulduğunda sevinç gösterilerinde bulunmuş ve hayvandan uzaklaşmak için herhangi bir çaba göstermemiştir. Ancak daha sonra kendisine beyaz bir rat (nötr uyarıcı) gösterilirken çok şiddetli (koşulsuz uyarıcı) bir gürültü duyması sağlanmıştır. Şiddetli gürültüler genellikle çocuklar için, hatta hepimiz için, korku uyandırıcı uyarıcıladır . Ses Albert'in geriye doğru çekilmesine (koşulsuz tepki) neden olmuştur. Bazen ratın (nötr uyarıcı) gösterilip hemen arkasından şiddetli bir gürültünün (koşulsuz uyarıcı) verilmesi işlemi, birçok kez tekrar edilmiştir. Daha sonra, önceleri korku uyandırmamış olan beyaz tavşan Albert'e yeniden gösterilince, bu kez tavşanın sadece görünümünden bile korkan Albert ondan uzaklaşmaya çabalamıştır. Hatta bu korku diğer tüylü beyaz nesneler, örneğin bir insanın yüzündeki beyaz sakala karşı da gösterilmeye başlamıştır. Rattan tavşana ve diğer tüylü beyaz nesnelere bu geçiş, uyarıcı genellemesini göstermektedir.

Korkuyu koşullamak için gerekli olan şey nötr bir uyarıcıyı doğal ya da koşulsuz bir korku uyarıcısıyla eşleştirmektir. Korku koşullanmasının önemli bir özelliği çok çabuk, adeta bir anda oluşmasıdır. Salya koşullanmasının gerçekleşmesi için bir çok tekrar gerekir, oysa korku koşullanması bir kaç tekrarda oluşur. Örneğin ratlar genellikle beş tekrarda koşullanırlar. hatta bazı durumlarda tek tekrar bile yeterlidir.

İnsanlarda da korku koşullanması yalnızca bir tekrar gerektirebilir. Boğulma tehlikesi geçiren bir insanın suya karşı çok şiddetli bir korku geliştirmesi sık sık görülen bir olaydır.

BAĞ (UYARAN-TEPKİ) KURAMI.....THORNDİKE
Thorndike "bulmaca kutusu" olarak adlandırılan özel yapılmış bir kutu içinde serbestçe dolaşan kedileri incelemiştir. Kedinin problemi, kutudan nasıl çıkılacağını bulmaktır. yemek verilmeyen hayvan etrafta dolaşır; tırmalama, ısırma ve pençe atma gibi davranışlarda bulunur. Sonunda kutunun kapı mandalına rastlantısal olarak doğru bir şekilde dokunduğunda, kapı açılır ve hayvan yiyeceğini alamsı için serbest kalır. Daha sonraki denemelerde kedinin kapının mandalına her defasında daha erken dokunmaya başladığı saptanmıştır. En son denemede kedi kutuya yerleştirildiği anda hemen kapıyı açıp dışarı çıkmıştır.

Thorndike, organizmanın haz veren, doyum sağlayan davranışları tekrarlama, sıkıntı veren davranışları yapmama eğiliminde olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Yukarıdaki deney sonucunda Thorndike hayvanların (insanlarda dahil olmak üzere, özellikle çocuklar) problemleri mantık yoluyla değil, pek çok tepkiyi deneyerek tesadüfen (sınama-yanılma) çözdüğü sonucuna vardır. Öğrenmenin sınama-yanılma yoluyla gerçekleşir. Dört öğrenme ilkesinden söz eder;

1.Hazırlık İlkesi : Thorndike, ilk kez öğrenmenin sinir sistemiyle ilgili olduğu açıklanmıştır. Onun hazırlık teriminden anladığı da sinir sisteminin öğrenemeye hazır olmasıydı. Organizmanın bütün yönleriyle öğrenmeye hazır olması gerekir.

2.Deneme-Yanılma İlkesi : Çeşitli tepkilerde bulunuruz ve içinden en uygun olanı öğreniriz. Etki-tepki sonucunda uygun davranış bulunur. Burada bağ kurma söz konusudur.

3.Etki ya da Pekiştirme İlkesi : Etki ilkesi bir bağın kuvvetlendirilmesini ya da zayıflatılmasını anlatır. Birey, başarıya ulaştırıcı bir davranışta bulunduğu zaman, bundan hoşlanır. Bu, onun için bir ödüldür. Bu ödülün etkisi altında birey, başarısız davranışı yineler. Bu da öğrenmeyi sağlar. Bu süreçten sonra öğrenmede ödüle yer verme eğilimi görüldü. daha sonraki süreçte etki ilkesine pekiştirme ilkesi adını vermişlerdir. davranış sonucunda duyulan tatmin, davranışın devamlılığını arttırır. Watson, tatmin duymayı reddeder. Öğrenmeyi uyarıcı-tepki bağının zayıflığına bağlar.

4.Alıştırma İlkesi : Thorndike'nin uyaran-tepki bağlantısı kuramına göre, "öğrenme" olduktan sonra, bunun kuvvetlenebilmesi için alıştırma yapmak gerekir. Öğrenme, ancak, bundan sonra sağlamlılık ve süreklilik kazanır. Eğitimde çocuklara bol alıştırma yoluna gidilme bu ilkeyi yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Çocuğun hazırlık anlayışına ve çocuk gelişiminin özelliklerine aykırı bir davranıştı. Oysa, alıştırmanın, bireyin ilgi ile yaptığı zevkli bir iş olması ve bunun da aralıklı olarak yapılması gerekir. Alıştırma (egzersiz) uygun bir şekilde yapılmalıdır.

GUTHRİE
Yeni çağrışımlar yaparak alışkanlıkları yok etme yöntemleri;
Eşik Yöntemi
Uyarıcı az dozda verilerek istenmeyen tepkinin çağrışımın, ortaya çıkması engellenir. Uyarıcının dozu, istenmeyen tepkiyi doğuracak eşiği aşmadan, zamanla yavaş yavaş arttırılır.
Örneğin; bütün olarak yeşil zeytini yiyemeyen ve tüküren çocuğa, zeytin çok ufak parçalara bölünerek azar azar verilir. Tadı sevimsiz gelse de tükürme tepkisini uyandırmaz. Hatta zamanla zeytini zevkle yiyebilir.
Yine çocuğunu baleye göndermek isteyen bir anne, babanın tepkisinden dolayı şöyle bir yol izleyebilir; önce bale hakkındaki haberlerden bahseder. Bu kursa gidenlerin yaptığı işlerden söz eder. Daha sonra baleye karşı olan kişileri eleştirir. Zaman içinde yayılan bu eylemler olumsuz tepki eşiğini aşmadığından, anne istediğini yavaş yavaş babaya kabul ettirebilir. Okul korkusu da bu yolla azaltılabilir.

Bıktırma Yöntemi
Bıktırma yönteminde, tüm uyarıcılar orijinal tepkiden, bir başka deyişle, istenmeyen tepkiyi yapmaktan yoruluncaya, bıkıncaya kadar verilir. Daha sonra organizma bu tepkiyi göstermekten bıkacağı için aynı uyarıcıya karşı yeni bir tepki göstermeyi öğrenir.
Örneğin; atı eyere alıştırmak için, atın üstüne eyer yerleştirilir, üstüne de atı terbiye eden kişi biner ve at eyeri atmaktan vazgeçinceye kadar koşturulur. Yorulunca eyeri atmaktan vazgeçip normal olarak yürümeye başlar.

Bir köpeği piliçleri kovalamaktan vazgeçirmek için boynuna ölmüş bir piliç bağlanır. Köpek piliçten kurtuluncaya kadar boynunda onunla dolaştırılır. Sonunda köpek, ölü piliçten kurtulmak için çok çaba harcadığından, başka sefer piliç gördüğünde kovalama tepkisinin yerini onlardan uzak durma tepkisi alır. Aslında bu durum, köpeğe verilmiş bir cezadır. Böylece aynı uyarıcı ortamında eski tepki, yerini farklı bir tepkiye bırakmıştır.

Sürekli olarak kibrit yakmak isteyen çocukla ilgili olarak; anne bir gün çocuğun önüne kibritleri yığarak bıkıncaya kadar yakmaya zorlar. Daha sonra kibrit, çocuk için yakma tepkisi doğuran bir uyarıcı değil, ondan kaçınması gereken bir uyarıcı haline gelir.

Zıt Tepki Yöntemi
Bu yöntemde istenmeyen davranışı meydana getiren uyarıcı ile birlikte, ona zıt olan onunla rekabet edebilecek istenen davranışı meydana getiren uyarıcı sunulur.
Örneğin; kediden korkan bir çocuğa annesi kedi hediye eder. Kedi korku yaratan uyarıcıdır. Anne ise sevilen, güven duyulan bir uyarıcıdır. İkisi birlikte sunulduğunda, eğer anne daha baskın bir uyarıcı ise, anneye karşı duyulan güven, kediye karşı da oluşacak, kediyi tek başına gördüğünde de ondan korkmayacaktır.

EDİMSEL KOŞULLANMA (OPERANT)..... SKİNNER

Tepkiler, belirli çevresel uyarıcılara karşı yapılır; fakat, edimler gözlenebilen çevresel uyarıcılardan bağımsız, adeta kendiliğinden yapılan hareketlerdir. Psikolojide "edim" belirli bir iş durumuyla karşılaştığı zaman, bireyin yapabildikleridir. Koşullanma işleminde, deney hayvanı "Skinner kutusu" ye da "edimsel kutu" diye adlandırılan küçük bir kutuya yerleştirilir. Bu kutu daha çok fareler ve güvercinler için kullanılan basit özellikleri olan bir kutudur. Kutu da hayvanın kullanması için bir dokunma mandalı, su ve yiyecek sağlayan bir manivela bulunmaktadır. Fare dışardan herhangi bir ses duymamaktadır. Aç bırakılan fare kutunun içine konduktan sonra serbest olarak hareket ederken manivelaya basar ve yiyecek önüne düşer. Bu pekiştirmeyi kazandıktan sonra, hayvan kutunun içindeki dolaşmasını sürdürür. Etrafı koklar ve araştırır. Bu sırada manivelaya yine basar. Yine pekiştireci olan yiyecek maddesi gelir. Bu şekilde zaman geçtikçe hayvan manivelaya daha sık basmaya başlar. En sonunda öyle bir noktaya gelinir ki, fare düzenli olarak manivelaya basar ve yiyeceğini alır. Bu fare, bu tepkiyi kazandığında, Skinner kutusuna yerleştirilir, yerleştirilmez manivelaya basar. Yiyecek verme işlemi sürdürüldükçe deney hayvanı aynı tepkiyi verir.

Birincil Pekiştireçler : İnsanların fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan şeylerdir. Örneğin; yiyecek, su, kendini güvende hissetmek, yakınlık duygusu gibi.

İkincil pekiştireçler : Birincil pekiştireçlerle birlikte ortaya çıkan pekiştireçlerdir. Bu nedenle koşullu pekiştireçlerde denilebilir. Örneğin; paranın küçük bir çocuk için değeri yoktur, ta ki çocuk bir şeylerin parayla alınabileceğini öğrenene kadar. Not ortalamalarının öğrenciler için çok az bir değeri vardır ta ki ailenin o notlara göre çocuğuna sıcak bir ilgi göstermesine kadar.

Pekiştireçler ikiye ayrılır;
Olumlu Pekiştireç (ödül) Gülümseme, para, değer verme
Olumsuz Pekiştireç (ceza) sinirli bakışlar, kızgın ses tonu
Ceza
Bir davranışın yapılma sıklığını azaltmak için davranış sonrasında verilir. Sözcükleri yanlış okuyan bir öğrencinin hatasını sürekli düzeltme, her hata için not kırma cezadır. Cezanın sık kullanılması öğrencilerin okuldan ve öğretmenlerden nefret etmesine ve önemli duygusal problemlere yol açabilir.

Ceza yanlış davranış yapıldıktan sonra verilir. Cezalar davranışın oluşumunu azaltır.

I.Tür Ceza : Organizmanın içinde bulunduğu duruma hoş olmayan bir uyarıcının eklenmesidir. Gündelik dildeki ceza büyük ölçüde böyledir. Çocuğun fiziksel olarak cezalandırılması veya ağzına biber sürülmesi böyledir.

II.Tür Ceza : Organizmanın içinde bulunduğu durumdan hoş bir uyarıcının kaldırılmasıdır. Çocuğa verilen bir ödülün geri alınması böyledir. TV. seyrettirmemek.


Olumlu Pekiştirme
İçinde bulunulan duruma hoş bir uyarıcının eklenmesidir. Deney hayvanına su ve yiyecek verme, çocuğa çikolata vermek. Olumlu pekiştirecin verilmesi, beklenen tepkinin tekrarlanma olasılığını yükseltir.

Olumsuz Pekiştirme
İçinde bulunulan durumdaki hoş olmayan bir uyarıcının kaldırılmasıdır. Ortamdan çıkartıldıklarında belirli bir davranışın yapılma olasılığını arttıran uyarıcılardır. Örneğin, kekeme bir çocuk konuşurken sınıftaki diğer çocuklar gülerler ve çocuk bu durumdan rahatsız olur, sınıfta konuşmak istemez. Öğretmenin diğer çocukların gülmesini engellemesi yani olumsuz pekiştireci ortamdan çıkarması, çocuğun konuşma davranışını arttıracaktır.
Olumsuz pekiştirmede, olumsuz pekitireçler ortamdan çıkarılırken, cezad