CANLILARDA SİNDİRİM Canlılar, hayatlarının devamı için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji, besinlerin kullanılması ile sağlanır. Ayrıca; büyüme, gelişme, yaşlanan dokuların yenilenmesi ve yaraların onarılması için de bazı maddeler gereklidir. Bütün bunlar besinlerle karşılanır. Besinlerden enerji elde edilebilmesi için önce kana geçmeleri, sonra da hücrelere taşınmaları gerekir. Besinlerin hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmalarına sindirim denir. Sindirimi gerçekleştiren organların oluşturduklara sisteme de sindirim sistemi denir. Besinler sindirilerek hücrelere alınabileceği gibi, bazı büyük moleküllü besinler önce hücreye alınıp, sonra hücrenin içinde de sindirilebilirler. Bu nedenle sindirim, yapıldığı ortama göre ikiye ayrılır. Bunlar: -Hücre içi sindirim -Hücre dışı sindirimdir. Hücre içi sindirimde besinler, hücre içine alınır ve sitoplazmada enzimlerle sindirilir. Hücre dışı sindirimde ise besin, hücre içine alınmaz. Öncelikle hücre, besini sindirebilecek enzimleri hücre dışına atar. Besin hücre dışında sindirildikten sonrada ortaya çıkan ürünleri hücre içine alır. Aynı zamanda sindirim, uygulanma şekline göre de ikiye ayrılır: -Fiziksel(mekanik) sindirim -Kimyasal sindirim Fiziksel sindirimde besinler, diş gibi yapılarla ve kaslar yardımıyla besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Fakat besin maddeleri bu şekilde monomerlerine ayrılamazlar. Bunu yapacak olan enzimlerin temas edebileceği yüzey artmış olur. Kimyasal sindirimde ise besinler, enzimler ve su yardımıyla monomerlerine ayrılmasıdır. Bu tip olaylar hidroliz reaksiyonlarıdır. Sindirim şekilleri ve sistemleri her canlıda aynı değildir. Canlı sınıflarına göre farklılık gösterir. Bu yüzden sindirim sistemleri canlı sınıflarında incelenir. Tek hücreliler, yapılarından dolayı son derece basit sistemlere sahiptirler. Bir tek hücreden oluştukları için sadece hücre sindirimi yaparlar. Çoğunlukla hücre içi sindirim yaparlar. Amip, öglena, terliksi hayvan gibi bir hücreliler, büyük besinleri endositozla veya fagositozla hücre içine, oluşturdukları besin kofullarına alırlar. Bu kofulların içine sindirim organeli olan lizozom, sindirim enzimlerini aktarır. Besinler burada sindirilerek yapı taşlarına ayrılırlar. Oluşan bu yapılar sitoplazmaya geçer. Kofulda kalan artık maddeler aynı kofulla, ekzositozla hücre dışına atılır. Bitkilerde ve mantarlarda özelleşmiş sindirim organları yoktur. Küf ve şapkalı mantar çeşitleri, çürümekte olan bitki ve hayvanların artıkları üzerine yerleşirler. Sindirim enzimlerini artıkların üzerine salgılayarak organik maddeleri sindirirler. Oluşan yapıtaşlarını difüzyon ve aktif taşımayla hücre içine alıp kullanırlar. Böylece faydasız madde ve artıklar hücre içine alınmadan dış ortamda kalır. Bu olay hücre dışı sindirimdir. Bitkiler fotosentezle kendi besinlerini kendileri ürettikleri için sindirim yapmazlar. Topraktan aldıklarını ve fotosentez ürünlerini hücrelerde depolarlar. Fakat böcek kapan, ibrik otu gibi bazı bitkiler hücre dışı sindirimde yaparlar. Omurgasızlardaki sindirim sistemleri daha gelişmiştir. Bu canlılarda genelde hücre dışı sindirim görülürken, bazılarında hem hücre içi hem de hücre dışı sindirim görülmektedir. Süngerler hariç diğer omurgasızlarda sindirim olayı, silindirik kanal şeklindeki özel organların boşluklarında gerçekleşir. Süngerlerde özel bir sindirim sistemi yoktur. Yaşadıkları deniz veya göl suyundan mikroskobik canlıları vücutlarındaki porlardan içeri alırlar. Süngerlerin bazı hücreleri vücut içindeki bu besinleri fagositozla hücre içine alıp sindirir ve artıklar çeşitli kanallardan dışarı atılır. Sölenterlerden hidrada, ağız ve anüs olarak görev yapan tek bir açıklık vardır. Buradan alınan besinlerin bir kısmı vücut boşluğunda sindirilir. Kısmen sindirilen besinler sindirim boşluğunu çevreleyen hücreler tarafından alınır ve hücre içinde yapıtaşlarına ayrılarak sindirim tamamlanır. Yassı solucanlardan planaryada, hidrada olduğu gibi ağız ve anüs görevi yapan tek açıklık vardır. Ağızla alınan besin vücudun her tarafına yayılan sindirim kanalında kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen besinler hücre içine alınarak burada sindirim tamamlanır. Yassı solucanların bazıları parazit olarak yaşarlar. Toprak solucanı ve diğer hayvanlarda ağızla başlayan ve anüsle sonlanan bir sindirim kanalı vardır. Alınan besinler, sindirim kanalının farklı özelikteki bölümlerimden geçerken sindirilir. Yararlı maddeler bağırsak hücreleri tarafından alınıp kana verilir. Sonrada vücut hücrelerine dağıtılır. Sindirilmeyen artıklar da anüsten dışarı atılır. Omurgasızlardan toprak solucanında bulunan taşlık içindeki küçük taşlar, mekanik sindirimle besinleri öğütmeye yarar. Salyangoz gibi hayvanlarda sindirim kanalının başlangıcında, besinlerin parçalanmasını sağlayan radula adında dişli bir dil bulunur. Eklem bacaklılarda sindirim sistemi toprak solucanlarındakine benzer. Omurgalı canlılar kullandıkları besin çeşitlerine göre üç grupta incelenirler. Otçullar, etçiller, otçul ve etçiller. Omurgalı canlıların almış oldukları besinlere uygun olarak sindirim sistemleri farklılık gösterir. Bundan dolayı otçulların sindirim kanalı uzun, etçillerinki ise kısadır. Bu canlılarda alınan besin çeşidine bağlı olarak ağız, diş, dil ve bağırsakların yapılarında da bazı farklılıklar bulunmaktadır. Kuşlarda sindirim sistemi ağızla başlar, kloakla sonlanır. Ağız gaga şeklinde olup, alınan besinler önce kursağa gelir. Burada bir süre depolanarak yumuşatılır. Sonra bezli mideye gider. Burada mide öz suyuyla daha da yumuşayan besinler taşlığa geçer. Güçlü kaslardan oluşan taşlığın, kuvvetli kasılmalarıyla içindeki besinler, alınan küçük taşlar ve kumlarla iyice öğütülür. Taşlıktan sonra bağırsağa gelen besinler, enzimler yardımıyla sindirilir. Sindirimi tamamlanmış besinler emilerek kana verilir. Kuşların sindirim kanalının bağırsak bölümüne karaciğer ve pankreas gibi bezler bağlıdır. Sindirim enzimlerini bu bezler salgılar. Sindirilemeyen artıklar da kalın bağırsaktan kloaka geçerek dış ortama atılır. Memelilerde ağız ve dişler çok gelişmiştir. Etçillerin hepsinde ve bazı otçul memelilerde mide tek bölmelidir. Fakat sığır ve manda gibi geviş getiren bazı otçul memelilerin mideleri dört bölmelidir. Bunlar işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirdendir. Ağızla alınan besinler işkembede bir süre depolanır. Selülozlu besinler burada mutualist yaşayan bir hücreli kamçılılar tarafından salgılanan enzimlerle bir miktarı sindirilir. İşkembedeki besinler börkeneğe geçerler ve buradan tekrar ağıza getirilerek yeniden çiğnenir. Geviş getirme denilen bu olaydan sonra, besinler ikinci kez yutulur. Daha sonra kırkbayır ve şirdene getirilen besinler kimyasal sindirime uğrarlar. Şirdenden ince bağırsağa geçen besinler tamamen yapıtaşlarına ayrılırlar ve ince bağırsaktan emilerek kana taşınırlar. İnsanlarda özelleşmiş bir sistem vardır. Sindirim sistemi silindirik bir kanal şeklindedir. Bu sistemde salgı üreten sindirime yardımcı bezler olan karaciğer ve pankreas da bu kanalla bağlantılıdır. İnsanın sindirim sisteminde besinler fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki çeşit sindirime uğrar. Ağızla başlayıp anüsle son bulan insandaki sindirim sistemine özel salgı üreten bezler vardır. Bunlar; ağıda tükürük bezleri, midede mide bezleri, ince bağırsakla bağlantılı karaciğer ve pankreas ile ince bağırsakta bulunan bezlerdir. Ayrıca mide ve ince bağırsakta bazı bezlerin salgı yapmalarını sağlamak için hormon üreten özel hücrelerde vardır. İnsanda sindirim sistemi ağızda başlar. Ağız; dudaklar, yanaklar, damak ve yutakla çevrilmiştir. Ağzın içi mukoza adı verilen zarla kaplıdır. Ağızda sindirimi sağlayan önemli organlar; dişler, dil ve tükürük bezleridir. Dişler, besinleri tutma, koparma, çiğneme ve öğütme görevlerini yapar. Tüm dişlerin yapısı aynı olup birbirine benzer. Diş, diş etinin üzerinde bulunan taç kısmı ve onun üzerini kaplayan çok sert bir yapı olan mineden oluşur. Minenin altında kemik yapısında fil dişi (dentin) bulunur. En iç kısımda sinirlerin ve kan kılcallarının bulunduğu diş özü (pulpa) yer alır. Dilin yapısında çizgili kaslar bulunur. Besini ağız içinde karıştırma ve yutmaya yardımcı olur. Tükürük bezleri; ağız boşluğuna kanallarla bağlanan, kulak altı, çene altı ve dil altı bezleri olarak üç çift ekzokrin salgı bezidir. Tükürük içinde bol miktarda su bulunur. Sudan başka mukus, amilaz enzimi, sodyum ve kalsiyum iyonları vardır. Tükürüğün mikrop öldürücü özelliği vardır. Tükürük pH ’sı 6,8 ‘dir. pH ’nin yükselmesiyle kalsiyum iyonları ve fosfat gibi maddeler çökerek diş taşlarını ve tükürük kanallarını kapatan taşlar oluşturur. Tükürük besinlerin ıslatılmasını, kayganlaşmasını sağlarken, amilaz enzimiyle nişastanın kimyasal sindirimini başlatır. Yutak; ağızla yemek borusunu birbirine bağlayan bir yapıdır. Ağızdaki çiğnenmiş besinlerin yemek borusuna itilmesini sağlar. Yutkunma anında gırtlak yukarı çıkar ve gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır. Böylece lokmaların soluk borusuna geçmesi önlenerek yemek borusuna gönderilir. Yemek borusu, soluk borusunun arkasında, yutaktan mideye kadar uzanan bir borudur. Yapısında bağ doku, düz kaslar ve örtü epiteli bulunur. Boyu, 20-25 cm ve çapı 2cm’dir. Bazı epitel hücrelerinin salgıladığı mukus, yutulan besinlerin mideye inişini kolaylaştırır. Kaslar yukarıdan aşağıya doğru kasılıp gevşeyerek (peristaltik hareket) lokmaları mideye iter. Mide, karın boşluğunun sol üst tarafında, yemek borusu ile onikiparmak bağırsağı (duodenum) arasında bulunur. Mide enine, boyuna ve eğik olarak üst üste dizilmiş üç katlı düz kastan yapılmıştır. Bu kaslar midenin değişik yönlerden kasılmasını sağlar. Böylece mideye girmiş besinlerin mekanik sindirimi gerçekleşir. Midenin yemek borusu ile bağlı olduğu yere mide ağzı (kardia), onikiparmak bağırsağına bağlı olduğu yere mide kapısı (pilor) denir. Mide içten dışa doğru, bağ dokusu, (periton) düz kaslar ve mukoza hücreleri ile kaplıdır. Mukoza arasında mide özsuları salgılayan tüp şeklinde bezlerle, kana hormon salgılayan hücreler vardır. Mide özsuyunda hidroklorik asit (HCL) ile pepsinojen enzimi bulunur. Mide bezleri süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılar. Mukozanın salgısı olan mukus sıvısı mideyi HCL etkisinden korur. Mide kaslarının kasılıp gevşemesiyle midedeki besinlerin mide özsuyuyla karışarak bulamaç (kimus) haline gelmesiyle mekanik sindirim olurken, salgılanan enzimlerin proteinlerin kimyasal sindirimleri başlatılmış olur. İnce bağırsak mide kapısından başlayıp, kalın bağırsağa kadar uzanan organdır. Çapı 2-3 cm ve boyu 7-8 m uzunluğundadır. İnce bağırsağın mideden başlayarak ilk 20-24 cm uzunluğundaki kısmına onikiparmak bağırsağı (duodenum) denir. Karaciğer ve pankreas duodenuma bir kanalla bağlı olduğundan salgılarını bura boşaltırlar. İnce bağırsağın duodenumun devamı olan kısmına boş bağırsak (jejenum), en son kısmına ise kıvrım bağırsak (ileum) denir. İnce bağırsağın ilk kısmı olan duodenum, buraya dökülen salgılarla kimyasal sindirimi yönüyle önemlidir. İnce bağırsak dıştan içe doğru periton (karın zarı), düz kas ve mukoza zarlarından oluşur. İnce bağırsağın iç kısmında, yüzeyi genişletmek için çok sayıda parmaksı çıkıntılara benzer villuslar (tümür) bulunur. Bu villusların üzerinde daha küçük ve çok sayıda mikrovilluslar bulunmaktadır. Villusların içinde kan ve lenf (ak kan) kılcalları vardır. İnce bağırsağın iç epitelinde, sindirim enzimleri üreten ve mukus salgılayan goblet hücreleri vardır. Kalın bağırsak, ince bağırsağın son kıvrımından başlayarak anüse kadar uzanır. Boyu 1,5 m ve çapı 6 cm’dir. Kalın bağırsak yapı olarak ince bağırsağa benzer. Ancak kalın bağırsakta villuslar yoktur. Kalınbağırsağın iç epitelinde çok sayıda goblet hücresi bulunur. Goblet hücrelerinin salgıladığı mukus sindirim artıklarının Hareketini kolaylaştırır. Kalın bağırsağa kolon da denir. Sağ alt karın boşluğunda bulunan kör bağırsaktan sonra, çıkan kolon, yatay kolon, inen kolon ve rektum denilen kısımdan sonra anüsle dışarı açılır. Kalın bağırsak, barındırdığı bakterilerle K vitamininin üretimini ve suyun emilimini sağlar. Tüm bu sindirim olaylarında kimyasal sindirimi enzimler gerçekleştirir. Bu enzimlerde çeşitli organlardan salgılanır. Sindirime yardımcı olan bu bezler; tükürük bezleri, karaciğer safra kesesi, pankreas, mide ve bağırsak bezleridir. Karaciğer yaklaşık 1,5-2 kg ağırlığında, diyafram kasının altında, karın boşluğuna yerleştirilmiş en büyük iç organımızdır. Karaciğerin çukur olan alt yüzünün sol tarafında mide bulunur. Üst kısmı ise diyaframla temas halinde ve kubbe biçimindedir. Karaciğerin üzeri bağ dokudan yapılmış bir kapsülle örtülüdür. Karaciğer dört parçadan oluşur. Bu parçalara lop denir. Her lop çok sayıda lopçuklara ayrılır. Lopçuklar safra (öd ) salgısı üretirler. Safra, karaciğer sağ lobunun altındaki safra kesesinde depolanır. Safranın bir miktarı da koledok kanalıyla water kabarcığından onikiparmak bağırsağına boşaltılır. Safranın içinde, kolesterol, yağ asitleri, safra tuzları ve safra pigmentleri vardır. Safrada enzim bulunmaz. Safra salgısının eksilmesi yada salgılanmasının durması safra tuzlarının salgısının ve kolesterolün çökelmesi ile safra taşları oluşumuna neden olur. Bu taşlar safra kanalını tıkar. Safra salgısı duodenuma boşalamadığından tekrar emilerek kana karışır. Sonuçta mikrobik olmayan sarılık meydana gelir. Sarılığa yakalanan insanlarda gözüm beyazı ve deride belirgin şekilde sarı renk oluşmaya başlar. Safra, yağların fiziksel sindirimini sağlayarak, onların küçük yağ parçalarına dönüşmelerini sağlar. Yağların ince bağırsaktan emilmesine yardım eder. Bağırsakta zararlı bakterilerin çoğalmasını ve kokuşmayı önler. Karaciğere, aorttan ayrılan karaciğer atar damarıyla kalpten; kapı toplar damarıyla da dalak ve ince bağırsaktan kan gelir. Karaciğer toplar damarıyla da karaciğerden kalbe kan gider. İnsan vücudunda en fazla kendini yenileyebilen organlardan biri karaciğerdir. Karaciğer vücutta çok çeşitli görevleri gerçekleştiren adeta vücudun sigortası durumunda olan bir organımızdır. Alındığında insan 1-2gün yaşayabilmektedir. Karaciğer fazla glikozu glikojene dönüştürerek depolar. Açlık durumunda glikojeni glikoza parçalayarak kana verir. Böylece kan şekerini ayarlar. Fazla proteinleri, karbonhidrat ve yağlara dönüştürür. A, D, K vitaminlerinin, minerallerin, amino asitlerin ve yağların fazlasını depolar. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen heparini üretir. Aynı zamanda da kanın pıhtılaşmasını sağlayan protrombin ve fibrinojeni üretir. Amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürür. Hidrojenperoksiti ve alkolü parçalar. Yaşlı alyuvarları parçalayarak hemoglobini tutar. Kansızlık durumunda ve embriyo döneminde alyuvar üretir. İlaçların ve besinlerdeki zararlı maddelerin zehirli etkilerini giderir. Eşey hormonlarının fazlasını parçalar. Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olur. Öncül A vitamininden A vitaminini sentezler. Pankreas, midenin alt arka tarafına yerleşmiştir. Yaklaşık 70-80 gr ağırlığında pembe, yaprak şeklinde karma bir bezdir.Pankreasın salgıladığı pankreas öz suyunda amilaz, tripsinojen ve lipaz enzimleri vardır. Bu özsu pankreas kanalıyla water kabarcığından duodenuma dökülür. Salgılanan enzimler karbonhidratların, proteinlerin ve yağların sindirimini gerçekleştirir. Pankreas langerhans adacıklarıyla insülin ve glukagon hormonları üreterek kana verir. Bu hormonlar kan şekerini düzenler. Fiziksel sindirimde besinler daha küçük parçalara ayrılır. Kimyasal sindirimde ise besinler, vücudun gereksinim duyduğu temel yapıtaşlarına ayrılırlar. Proteinleri, karbonhidratları ve yağları yapıtaşlarına ayırmada farklı enzimler görev yapar. Bir maddenin sindiriminde birden çok enzim ortak çalışabileceğinden anlatım bütünlüğünün sağlanması için enzim faaliyetleri besin maddelerinin sindirimi başlığı altında incelenir. Karbonhidratların çoğu bitkiler tarafından üretilir. Vücuda beslenmeyle alınan karbonhidratlardan polisakkarit ve disakkrit çeşitleri yapıtaşları olan monosakkaritlere dönüştürülür. Karbohidratların kimyasal sindirimi ağızda ve ince bağırsakta gerçekleşir. İki değişik organda ve üç kademede sindirime uğrayarak sindirimleri tamamlanır. Ağızda, amilaz nişastaya etki ederek maltoz ve dekstrine ayırır. Mide ortamından çıkan besinlerin, onikiparmak bağırsağına gelmeleriyle, sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin hormonu pankreası uyararak pankreas özsuyunun salgılanmasını sağlar. Bu özsu içindeki amilaz, duodenuma gelen pişmiş ve pişmemiş nişastalı besinleri yapıtaşlarına ayırır. Onikiparmak bağırsağından sonra sindirilmeyen veya kısmen sindirilmiş olan karbonhidratlar, incebağırsak hücreleri tarafından salgılanan maltaz, sakkaraz ve laktaz enzimleriyle sindirilerek monomerlerine ayrılırlar. Sindirim sonucu oluşan glikoz ve diğer monosakkaritlar, ince bağırsağın villuslarından emilerek karaciğere getirilir. Karbonhidratlar bazik ortamda çalışabilen enzimlerle parçalandığından midede sindirilemezler. Proteinler; bitkisel besinlerden baklagillerde, hayvansal besinlerden et, süt ve yumurtada bol miktarda bulunan organik maddelerdir. Vücuda alınan proteinlerin, canlıda kullanılabilmeleri için, yapı taşları olan amino asitlere parçalanarak hücrelere alınmaları gerekir. Proteinlerin mekanik sindirimi ağızda, kimyasal sindirimi ise midede başlar ve ince bağırsakta tamamlanır. Ağızda çiğnenmiş lokma yutkunmayla yemek borusuna geçer. Buradaki peristaltik hareketlerle besinler mideye iletilince, midenin bazı hücreleri gastrin hormonu salgılar. Kandaki gastrin hormonu mide özsularını salgılayan bezleri uyarır. Uyarılan bu bezlerden hidroklorik asit (HCL), mukus salgısı, pepsinojen enzimi ile süt çocuklarında lap (renin) enzimi salgılanır. Önce hidroklorik asit pepsinojenle etkileşerek aktif bir proteinaz olan pepsine dönüştürülür. Pepsin de proteinleri etkileyerek onları peptonlara parçalar. Süt çocuklarında lap enzimi, sütün proteinini kazeine dönüştürerek çökeltir. Kazeine de pepsin etki ederek onları polipeptitlerle amino asitlere parçalar. Midedeki besinler buradaki özsu ile karışarak bulamaç (kimus) haline getirilir. Bu haldeki besinler yaklaşık iki saat sonra, onikiparmak bağırsağına geçerler. Kimüsün onikiparmak bağırsağına gelmesiyle buradan hemen sekretin hormonu salgılanır. Kandaki sekretin, pankreası uyararak enzim taşıyan özsuyunu salgılatır. Bu enzimlerle peptonların sindirimi, ince bağırsağın onikiparmak bağırsağında ve daha sonra gelen bölümünde, iki aşamada sindirilerek tamamlanır. Onikiparmak bağırsağında; pankreasın in aktif haldeki enzimi olan tripsinojen, bağırsaktaki bazı hücrelerden salgılanan enterokinazla aktif tripsine dönüştürülür. Tripsin, mideden gelen peptonları etkileyerek onları peptitlere ve amino asitlere dönüştürür. İnce bağırsak tarafından erepsin enzimi salgılanır. Erepsin, onikiparmak bağırsağından gelen peptitleri, amino asitlere dönüştürür ve proteinlerin sindirimi tamamlanmış olur. Oluşan tüm asitler, ince bağırsaktaki villuslar tarafından emilerek kanla karaciğere getirilir. Yağlar; sıvı olan ay çiçek yağı, zeytin yağı gibi bitkisel yağlarla,katı olan tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal yağlardan oluşan organik besinlerdir. Yağların fiziksel sindirimi ağızda ve ince bağırsakta safra tuzlarıyla meydana gelir. Yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta başlar ve burada biter. Böylece yağlar yapıtaşları olan yağ asitleri ve gliserine (gliserol) parçalanmış olur. Besinler, kimüs halinde onikiparmak bağırsağına ulaşınca, buradaki bazı hücrelerden kolesistokinon hormonu salgılanır. Kandaki kolesistokinon safra kesesini uyararak, safra salgısının salınması başlatır. Kimüs içindeki yağlar safra salgısıyla etkileşerek küçük yağ damlacıkları haline getirilirler. Bu yağların fiziksel sindirimidir. Yağ damlacıkları pankreas enzimi olan lipazların yardımıyla sindirilir. Yağ asitleri ve gliserol lenf sistemiyle emilerek kan dolaşımına katılır. Tüm bu sindirim olaylarıyla yapıtaşlarına parçalanan besinler, vücudun kullanması için emilip kana veya direkt bir organa ulaştırılırlar. Bu olay en fazla ince bağırsakta gerçekleşir. Bunun sebebi burada bulunan ve emilim yüzeyini arttıran çok sayıdaki mikrovillustur. Bir mikrovillusun içinde lenf kılcalı ve çok miktarda kılcal kan damarı bulunur. Mikrovillus yüzeyindeki hücrelerin emdiği gliserol ve yağ asitleri lenf kılcallarına geçer. Bunlar sonra lenf damarlarıyla kan dolaşımına verilir. Diğer tüm besinler villus yüzey hücrelerince alınarak kan kılcallarına geçerler. Burada kapı toplar damarıyla karaciğere gelir. Karaciğerde kan içindeki madde miktarında gerekli düzenlemeler yapılır. Örneğin; zehirli maddeler süzülür, glikozun fazlası glikojene çevrilerek depolanır. Bu işlemlerden sonra kan, karaciğer toplar damarıyla kalbe gelerek kan dolaşımına katılır. İnce bağırsağın peristaltik hareketleriyle kalın bağırsağa geçen sıvıda, su, emilemeyen moleküller ve besinlerin sindirilmeyen artıkları vardır. Kalın bağırsakta yaşayan bazı bakteriler K vitaminini sentezlerler. Sindirilmemiş artıklar, ölmüş epitel hücreleri, salgı artıkları ve bakteriler dışkıyı oluştururlar. Dışkı, peristaltik hareket ve mukusun oluşturduğu kayganlıkla ilerleyerek rektumda birikir. Birikmiş olan dışkı anüsten dış ortama atılır. Bu olaya dışkılama denir. Bu sindirim olaylarının sonucunda vücudun gereksinim duyduğu besin maddeleri, dolaşım sistemiyle tüm vücuda ulaştırılır ve bu sayede organizma düzenli olarak çalışır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 10603
favori
like
share
gerze57 Tarih: 09.11.2008 21:14
Cok güzel açıklama teşekkürler