Ahmet Çakar, özellikle televizyona başladığından beri, ona buna söylenmedik laf bırakmadı, geçin eleştiriyi, haber bile olmadı.. Ne zaman iğneyi, kendine, kendi camiasına batırdı. Kızılca kıyamet!..
Çünkü biz gazetecilerin herkesi, ama herkesi eleştirme hakkı vardır. Bu hak kutsaldır. Ama bize laf edilmez.. Edilemez..
"En başta ben, spor basını terbiyesizdir" dedi, Ahmet Çakar!..
Haksız mı?..
İleri mi gitti?..
Neyiz biz peki?..
Terbiyeli maymunlar mı?..
Basın terbiyeli olur mu?.. Olabilir mi?.. Olması mümkün mü?.. Olursa basın olur mu?.
"Terbiyesiz" lafından fena halde alınanların, önce karşıtına bakmalarında yarar var..
"Terbiyeli.."
Açın sözlükleri.. "Toplum kurallarına göre hareket edecek biçimde eğitilmiş kimse.. İtaatkâr, saygılı, uyumlu, sessiz, çekingen.."
Bunların hangisi "Gazetecilik" mesleği ile uyumludur, söyler misiniz?.
Terbiyesiz, bunların karşıtı.. Toplum kurallarına uymayan.. Edepsiz..
Evet, öyleyiz.. Öyle de olmalıyız..
Yoksa "Uşak basın" oluruz.. Yoksa "Mütareke basını" oluruz. Yoksa "Sarı basın" oluruz..
Terbiyesizlik, sonunda başkaldırıdır. Bir yerde özgürlüktür..
Tabii, terbiyesizlik iyi bir şey değildir. Çünkü öyle eğitilmiş kafalarımızda terbiyesizlik ayıptır, sakildir, günahtır.. Bu yüzden biri bize "Terbiyesiz" dedi mi, fena halde alınırız. Kıyamet koparırız.
Büyüklerin yanında, mesela büyükler sofrasında konuşulmaz. Böyle eğitilen, böyle büyüyen çocuklar çok terbiyeli olurlar, ama başka da bir halt olamazlar. Çünkü hayat boyu "Büyük"lerinin yanında konuşmazlar. Üstlerinin, amirlerinin, yaşça büyüklerin, işçe, ailece büyüklerin önünde hep boyun eğer, hep susarlar. Onları da kimse adam yerine koymaz. Çünkü ne eylemleri vardır, ne söylemleri. Söyleneni yaparak kıt kanaat yaşarlar. Onlardan hep "Ne iyi adam" diye söz edilir, ama terfi ettirmek, önemli bir iş, iyi bir para teklif etmek kimsenin aklına gelmez.. Yapamazlar zaten. Terbiyeleri onlara düşünmeyi değil, düşünenin söylediğini yapmayı öğretmiştir.
Bakın.. Terbiyesiz olmakla, ahlaksız olmak arasında büyük bir fark vardır.
Çakar "Spor medyası ahlaksızdır" deseydi, gök kubbeyi başına geçirenlerin başında olurdum.
"İçimizde ahlaksızlar da var" demiş, geçen gece.. "Para alıp yazı yazanlar, patronun veya kulüp başkanlarının tetikçiliğini yapanlar.. İşe girmek ya da işte kalmak için kulüp başkanlarını devreye sokanlar.."
Ahmet Çakar'ın bu çıkışı ile neyi kast ettiği açık..
Bu mesleğin hukukunda da en önemli şey, "Kasıt!."
Mahkemede yargıç ne dediğinize değil, ne kastettiğinize bakıyor!..
Bakmazsa, kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden dönüyor zaten.
Ahmet Çakar'ın ne kast ettiğini de hepimiz biliyoruz, çok iyi.. Buna rağmen suyu bulandırmak, fırtınalar yaratmak, müthiş bir alınganlık içinde tozu dumana katmak işimize geliyor.
Çünkü kendimize güvenmiyoruz. Yer yerinden oynasa dimdik duracağımıza inanmıyoruz. Kamuoyunun da bize inanmadığını biliyoruz. Bu yüzden içimizden birinin eleştirisinin durumu daha da kötüleştireceğini hesaplayıp, gürültü ederek temize çıkmaya çalışıyoruz.
Herkesi alabildiğine eleştirirken, kendimize yönelik en küçük imalara bile tahammül edemeyişimiz bundan..
Ahmet Çakar'ın "Gestapo" lafı kullanmasına da itirazım yok.. Bu lafın sözlük anlamını eşeleyip, Kalli'ye "Nazi.. Faşist" dediğini iddia edenlere katılmıyoruz.
İfade bir davranış, bir yönetim tarzını anlatıyor.. Kalli'nin çok disiplinli, oyuncusunu özel yaşamının her dakikasında bile izleyen biri olduğunu ifade ediyor. Kurallarına uymayanın da, adına, şanına ve gözyaşına bakmadığını.. Bütün bunları tek kelime ile söylemek, bir ifade, bir üsluptur.
Öküz altında buzağı aramayalım. Bu ülkenin hukuku zaten medyayı susturacak yeterince "Hakaret" tarifine sahip. Bir de biz eklemeler yapmayalım..
Yukardaki ifademi tekrar ediyorum..
Asıl olan kasıttır. Lafın kendisi değil.. Kastın ne olduğunu bile bile sözlük anlamı üzerinden hüküm verenler, adil değildir.


Fair Play bir yaşam tarzıdır!..
NE güzel anlattı Haşmet, Fair Play'in bir jest değil, bir düşünce, bir felsefe olduğunu 90 Dakika'da.. Araya girip özetledim ben de.. "Yaşam tarzı!.."
Bu hafta Fair Play Haftası ya.. Uyduk.. Kara formalar giyip, hakemleri ve federasyon kurumlarını protesto ederek.. 4 kırmızı, 51 sarı kart görerek..
Bir de takım kaptanları, ellerinde mikrofon maç başlarken hakemin önünde fair play yeminleri etti üstelik.. Komedi!..
Haşmet "Bizde fair play olmaz" dedi.. "Çünkü bizim çocuklarımız fair play ne demek bilmiyor. İngilizce bir laf.. Nerden bilsin.. Bu yüzden kafasında bir imaj olmadan yetişiyor."
Doğru.. Fair Play'ın Türkçesi yok.. Bu yüzden çocuğun kafası, anlamaya başladığı yaştan itibaren Fair Play'le yıkanmıyor..
Peki niye yok Türkçesi..
Yok da ondan..
Haşmet "Adil oyun" dedi.. Yetmiyor.. "Adil oyun" da fazla bir şey ifade etmiyor çocuk için çünkü.. İngilizce anlamında, "Adil" yanında, "Kurallara uygun" var.. "Güzel" var, "Temiz" var, "Fair"in.. Fair Play'de centilmenlik, asalet de var, "Oyun"un özünde, adaletle birlikte..
Fair Play, anlamını iyi bilen İngiliz çocuğunun özünde var.. Uyguluyor..
Hem de bir kupa, yenilenin eleneceği, yenenin devam edeceği bir maçın devre arasında Leicesterli bir futbolcu kalp krizi geçiriyor. Arkadaşları panikte.. Bu havada maça nasıl devam ederler. Hakem tatil etmeyi düşünüyor. Ama rakip Nottingham Forest 1-0 galip. Tatil ederse baştan, 0-0 başlayacak.. Forestliler düşünmüyorlar bile.. Maç tatil ediliyor.
Tekrar maçı 1-0 başlıyor gene.. Çünkü Leicesterliler, başlama vuruşu ile müdahale etmeyerek Forest'in hem de kalecisinin topu sürerek gelmesine ve golü atmasına izin veriyorlar.
Forest 1-0 galip.. Rakip panikte.. "Devam" dese, turu geçti.. Demiyor..
Maç 0-0 başlamış. Leicester 1-0 yeniklikten kurtulmuş. Aynen devam etse, büyük avantaj.. Onlar da demiyor.. Çünkü Fair Play bir yaşam tarzı adamlarda.. Manasını bilerek yetişmişler..
Anlamadığını bilmediği, pek de çözemediği Fair Play lafı ile büyüyen benim çocuğum da uyguluyor.. Şöyle..
Bursa-Fener maçı 1-1, sona yaklaşıyor. Top Bursa'da. Bursalı oyuncu Fener yarı sahasının 10 metre içinde.. Bomboş.. Yerde yatanı görüyor, topu taca atıyor..
Top kural olarak Fener'e geçiyor ama, ayıp. Fair Play var ya. Fenerli futbolcu tacı hemen önündeki başka Fenerlinin önüne atıyor. Bursalılar müdahale etmiyor. Fair Play uygulayacak Fener nasılsa.. Bomboş durumdaki Fenerli futbolcu da taca atıyor. Ama 50 metre öteden, Bursa avut çizgisine yakın yerden.. Arkadan bir başka Fenerli tüm arkadaşlarını pres için çağırıyor ileriye.. Taç atan Bursa'ya baskı sonuç veriyor. Tacı doğrudan Fenerliler kapıyor ve hemen ordan Bursa 18'inden hücum başlatıyorlar..
Bu da oluyor, alla turca Fair Play!..
Çünkü Fair Play bizim yaşam tarzımız değil.. Fair Play anlık bir jest bizde..
Fair Play'in Türkçesi bu yani!..

Bakansız spor!..
İNANIN internete girip bakmazsam, Spor Bakanı'nın adını, soyadını yazamayacağım. Çünkü aklımda kalmamış. Çünkü adam, Başbakan adını açıkladığından beri ortalarda yok.. Ben de yazmam.. Ad yazma meraklısı değilim ya..
Oysa yahu yeni bakansın.. Çık bir konuş.. Spor basınını etrafına toplamaktan korkuyorsan, yazılı bir açıklama yap ki, her gün ortalama altı sayfasını spora ayıran medya görsün bakalım yeni bakanı kimdir?. Spor görüşleri nedir?. Sorunları biliyor mu?.. Çözümler öneriyor mu?.
Tıss..
Adam Türk sporunun bakansız yönetileceğini kanıtlama peşindeyse kutlarım.. Demek siyasetin spordan el çekmesinden yana.. O zaman çık onu da söyle bizahmet..
Yahu futbol skandalla dolu.. Güreş, halter hezimetle.. İki dünya şampiyonasında bir tek madalya almış güreş.. O da ata sporumuz adam çıkaramadığı için Rusya'dan devşirmeyle.. Halterde o da yok. Basketbol yüz karası.. Bir kız voleybolü vardı, az biraz güldük, onun da ipliği pazara çabuk çıktı.
Sporumuzun genel hali perişan.. Üstelik bunları yöneten federasyonların futbol dışındaki hepsi, AKP desteğiyle, AKP planları içinde göreve geldiler. Yani bu görüntünün baş sebebi, "Sivil Toplum Örgütleri'ni ele geçirmeye spordan başlayalım" diyen iktidar partisi. Bu partinin yepyeni spor bakanı ortada yok. Kim olduğunu 50 yıldır, spor siyaset yazan ben bile bilmiyorum. Sokaktaki vatandaşı düşünün artık!

Vestel açıklamalı!..
VESTEL, Manisa'dan çekildi mi, kaçtı mı?. Vestel aslında bir yıldır kaçmak için bahane mi arıyordu?.
Vestel şirketinden açıklama istedim ve bekledim. Hâlâ sesleri çıkmıyor..
Neden böyle bir soru uyandı kafamda.. Çünkü Manisa tribünlerindeki boşluklar dikkatimi çekti önce.. Manisalının kendi adını taşıyan takımı desteklemekteki isteksizliği, gönülsüzlüğü, ekranlarda belli oluyordu.. Sonra yaz boyu tatillerde Manisalılar çıktı karşıma.. Hemen hepsi ayni şeyi söylediler.. "Manisa halkı Vestel'den nefret ediyor.."
Sebebini de söylediler.. Hepsi de ayni şeyi söylediler.. "Manisa'da her kapının arkasında konuşulan bu" diye..
Kente ve şirkete yakın arkadaşlarım var.. "Bir soruşturun" dedim onlara.. Geçen hafta yanıtlar gelmeye başladı..
"Söylenenler doğru.." Gene yazmıyor ve gene bekliyorum, Vestel'in açıklamasını..
Manisa halkı ile, Manisa'daki Vestel Fabrikası arasında düşmanlık, nefret yaratan bir sorun var mı?. Varsa sebebi ne?.
Çözüm Manisaspor'dan desteği çekip kaçmak mı?.



YORUM SIZLERIN:79:

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 6667
favori
like
share