İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir:
Şükür, her nimetin Allah (c.c.)’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allah (c.c.)ü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır.

Şükür, Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.

Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, Müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır.

Şükür, Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allah (c.c.)ü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur.

Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allah (c.c.)ü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allah (c.c.)ü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.

Şükür, kendini o nimete layık görmemektir.
Şükür, yapılan iyiliği anarak ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür.

Nimeti muhafaza ve artırmak için
Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:
1- Gelen her nimeti Allah (c.c.)’tan bilip şükretmek.
2- Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.
3- Nimetlerden istifade edildiği müddetçe, Allah (c.c.)ü teâlâya isyan etmemek.
Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.

Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) (Bekara 152)
(Allah (c.c.)’tan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]
(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) (İbrahim 7)

Allah (c.c.)ü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir. (Fâtır 30)
İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121)

Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için birçok hayvan yaratmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifade edilir. (Yâsin 71-73)
Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36)

Çoğu bilmez, azı şükreder
Allah (c.c.)ü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)

Allah (c.c.)ü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23)

Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti olmaz.
Azların kıymetli olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçı şöyle:
Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hazret-i Nuha] "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40)

İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24)

İsrailoğullarından, "Allah (c.c.)’tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz. (Bekara 83)

İnkârlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanır. (Bekara 88)

Allah (c.c.) yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246)

Nice az topluluk, çok topluluğa Allah (c.c.)’ın izniyle üstün gelmiştir, Allah (c.c.) sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249)

Allah (c.c.)’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 83)

İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allah (c.c.)ü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever. (Maide 13)

Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe 82)

Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler) demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar.

Namaz, şükür ve kanaat
Namazı doğru kılan, Allah (c.c.)ü teâlânın sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Hadis-i şerifte, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur.

Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki:
(Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) [Hatib]

(Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mace]

(Kıyamette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâlükârda Allah (c.c.)ü teâlâya şükredenlerdir.) [İ.Gazali]

(Bir nimet için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) [T.Gafilin]
(Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hakim]
(Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyheki]

(İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allah (c.c.)ü teâlâya şükretmez. Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allah (c.c.)ü teâlânın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyheki]

(Nimete şükür, o nimetin gitmesine karşı emandır.) [Deylemi]

(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af dileyen, zulme uğrayınca bağışlayan, emniyet ve hidayettedir.) [Taberani]

(İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebu Davud]

(Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta Allah (c.c.)’a şükrederse, Allah (c.c.)ü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevap verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" âyetini okursa, Allah (c.c.)ü teâlâ da, onun her okuyuşunda sevabını artırır.) [Tirmizi]

Mümin kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay yüzlü bir kişi çıka gelir. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum) der. Ne mutlu sabredip şükredenlere...

Hâline şükret, haset etme
Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allah (c.c.)ü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir.

İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allah (c.c.)ü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allah (c.c.)ü teâlânın himayesinde demektir.

Bir hadis-i şerifte, (Bir Müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir Müslüman için istemezse ve bir Müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir Müslüman için isterse, onun imanı tam değildir) buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka Müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı?

Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub) buyurdu.

Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Haset edenin duası kabul olmaz.


İyiliğe teşekkür edilir
Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir?
CEVAP
İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, hamd ve sena, teşekkür ve dua eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, her birini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce bir sahibe, bu nimetleri sebepsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allah (c.c.)ü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur.

Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över. Gece gündüz onun sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeye çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı?

İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allah (c.c.)ü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek gerekir. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir.


İnsanlık vazifesi
Sual: Nimete şükür nasıl olur?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İnsanın, bu nimetleri gönderen Allah (c.c.)ü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allah (c.c.)ü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü, insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allah (c.c.)ü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allah (c.c.)ü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah (c.c.)’ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allah (c.c.)ü teâlâ, bunları beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allah (c.c.)ü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allah (c.c.)ü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.

İşte, insanların Allah (c.c.)ü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allah (c.c.)ü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allah (c.c.)ü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslamiyet denir. Allah (c.c.)ü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allah (c.c.)ü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (c.3 m.17)


Şükrün lüzumu
Sual: Kendi isteğimiz dışında yaratıldığımız için, yine de Allah (c.c.)’a şükür gerekir mi?
CEVAP
Hiç yokken varlık âlemine geldiğimiz için, şükür gerektiği gibi, şunlardan dolayı da, şükür gerekir:
1- Allah (c.c.)ü teâlâ, bizi insan değil de, cansız bir varlık, bir bitki veya bir hayvan olarak da yaratabilirdi. Bir böcek, bir yılan, bir köpek veya bir domuz olarak da yaratabilirdi. İnsan olarak yarattığı için, ne kadar şükretsek azdır.

2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için de, şükretmek gerekir. Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allah (c.c.)ü teâlânın bir ihsanıdır. Bunun için, ne kadar şükretsek azdır.

3- Müslüman ülkede doğduğumuz halde, dinsiz bir çok kimse vardır. Biz de, onlar gibi olabilirdik. Müslüman olduğumuz için, ne kadar şükretsek azdır.

4- Müslüman aileden dünyaya geldik. Onlar, Müslüman olmasa idi, bizi de, kendileri gibi yetiştirebilir, İslamiyet’i bulmamız zorlaşırdı. Bunun için, ne kadar şükretsek azdır.

5- Müslüman ülkede olmamıza rağmen, çok örneği olduğu gibi, bozuk çevrenin propagandalarına aldanarak, imanımızı kaybedebilirdik. İmanlı olduğumuz için, ne kadar şükretsek azdır.

6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de, kavuşamadığı nimete, bizi kavuşturan, Muhammed aleyhisselamın ümmeti yapan Allah (c.c.)ü teâlâya ne kadar şükretsek azdır.

7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allah (c.c.)ü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul etmesi, bize yap, yapma diye emirler vermesi, her gün beş sefer, huzuruna kabul etmesi, ne büyük nimettir. Böyle büyük bir nimete, ne kadar şükretsek azdır.

8- İslam ülkelerinde, çeşitli bid’at ehli gruplar var. Bid’atler, ibadet gibi işleniyor. Biz de, bid’at ehli olabilirdik. Bu sapık yollardan birinde olmadığımız için, ne kadar şükretsek azdır.

9- O kadar bid’at fırkaları varken, Cehennemden kurtulacağı, hadis-i şerifle bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasına uygun iman etmeyi ihsan ettiği için, Allah (c.c.)ü teâlâya, ne kadar şükretsek azdır.

10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyarak dinimizi doğru öğrenmeyi bize nasip ettiği için de, Allah (c.c.)ü teâlâya ne kadar şükretsek azdır.
Vücudun her zerresi, gelse de dile,
Şükrün binde birini, yapamaz bile.

Çünkü Allah (c.c.)ü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah (c.c.)’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18]

Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen şükrü kolay hatırlayamaz. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]

Şükretmemek nankörlüktür. Allah (c.c.)ü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7)

Şükretmek için İslam’a uymak gerekir.


Dil ile şükür
Sual: Dil ile şükrün önemi nedir?
CEVAP
Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse, (Elhamdülillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım) buyurdu. (Taberani)

Âlimler, salihler, bir kimseyi Allah (c.c.)ü teâlâya şükrettirmek için, (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allah (c.c.)’tan şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, Halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin birisi, (Üstün faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz) der.

Allah (c.c.)ü teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki:
(Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur) buyurdu. (İ. Gazali)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü Allah (c.c.)ü teâlâ, "Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!" buyurur. Abid, "Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum" der. Allah (c.c.)ü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, "Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy" diye dua eder. Allah (c.c.)ü teâlâ buyurur ki:
"Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allah (c.c.)ü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, "Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu" der.) [T. Gafilin]

Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler, yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu halde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.


Nimetlerle övünmek
Sual: Allah (c.c.)’ın verdiği nimetleri, başkalarına bildirerek övünmek uygun mudur?
CEVAP
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği nimetleri bildirmek, bunlara şükretmek olur.) [Beyheki]

Övünmek haramdır. Kendindeki iyilikleri, nimetleri, kendinden bilirse, Allah (c.c.)ü teâlânın verdiğini düşünmezse, övünmek olur. Yani (Tezkiye-i nefs) olur. Bu nimetlerini Allah (c.c.)ü teâlâdan geldiğini bilir, kendinin kusurlu olduğunu düşünürse, (Şükür) olur.

Hamd ve şükür
Sual: Çok şükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi?
CEVAP
İkisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha faziletlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Sevilenin her şeyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir. İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek nimeti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların çoğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yahut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez. Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamd eder. Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir.

Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz.) [c.2, m.33]

Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Biz şükreden kimseleri mükafatlandırırız.) [Al-i İmran 145]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Cennetin bedeli La ilahe illAllah (c.c.), nimetin bedeli Elhamdülillah’tır.) [Deylemi]

(Müminin her işi, hayırdır. Nimete şükreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim]


Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır?
CEVAP
Hamd, bütün nimetleri Allah (c.c.)ü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir.

Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allah (c.c.)ü teâlânın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Odur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır.

Sual: Hamd etmek vacip mi, sünnet mi?
CEVAP
Hamd, yani elhamdülillah demek, namazda vacib, her duadan önce ve yiyip içtikten sonra sünnettir. Her hatırladıkça söylemek mubahtır. Pis yerlerde söylemek mekruh, haram yedikten, içtikten sonra söylemek, haramdır ve hatta küfre sebep olur. (Redd-ül Muhtar 1/6)


Hâline şükretmenin yolu
Sual: Hâline şükretmenin yolu nedir?
CEVAP
Ahiret işinde, salih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalışmak gerekirken, dünya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakirlere bakmak gerekir. Kendimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görüşmemek iyi olur. Peygamber efendimiz, (Zenginlerdeki mal ve nimetleri görüp, hâlinizden şikâyet etmemek ve sahip olduğunuz nimetleri küçümsememek için onların yanına seyrek gidin) buyuruyor. (Hakim)

Zengin de, fakir de olsak, dilencilere değil, fakirlere yakın olmak çok iyidir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Fakirlerin kıyamette saltanatı vardır. Onlara “Allah (c.c.) rızası için sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir. Onlar da alıp götürürler.) [İ.Asakir]

(Fakirlerle dostluk kurun. Zira kıyamette devlet onlarındır.) [Ebu Nuaym]

(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise kendinden aşağısına bakıp Allah (c.c.)ü teâlâya hamd eden şükretmiş olur.) [T.Gafilin]

İnsan, içinde bulunduğu duruma isyan etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah (c.c.)ü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer o fakir olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, [doğru, iyi yolda olur], eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imanı hastalık içinde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) [Hatib]

Kanaat
Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, (Kim Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği az rızka razı olursa, Allah (c.c.)ü teâlâ da onun az ameline razı olur) buyuruldu.


Nimete şükredince
Sual: Fakir bir kimsenin de şükretmesi gerekir mi?
CEVAP
Elbette gerekir. Cenab-ı Hak, göz, kulak gibi uzuvların yanında akıl ve iman gibi nimetler vermiş, insanlar için çeşitli gıdalar yaratmıştır. Bunlara şükretmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri, şükrün İslam’a uymak olduğunu, Cenab-ı Hakkın, (Şükrederseniz nimetimi artırırım) buyurduğunu bildirmektedir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kul, Allah (c.c.)ü teâlânın verdiği nimet için Elhamdülillah derse, nimetin şükrünü eda etmiş olur. İki defa söylerse sevabı artar. Üç defa söylerse günahları mağfiret olur.) [Beyheki]

(Allah (c.c.)ü teâlâ, yiyip içtiğinde Elhamdülillah diyeni, bu sözü için Cennete koyar.) [İbni Asakir]

İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin, (Onlar, Allah (c.c.)’ın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. âyet-i kerimesini, (Onlar, nimetlerin Allah (c.c.)’tan olduğunu bilirler. Fakat, "Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı" diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, "Allah (c.c.)ü teâlâya hamd olsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı" derse, nimetin şükrü olur.) [Beyheki]

Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte, (Az veya çok bir nimete kavuşan, "Elhamdülillah" derse, Allah (c.c.)ü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) buyuruldu. Şükredenden Allah (c.c.)ü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allah (c.c.)ü teâlâ razı olur) buyuruldu.

Allah (c.c.)ü teâlânın başta iman nimeti olmak üzere verdiği sayısız nimetlere her zaman şükretmek, hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanların en efdali, çok hamd edenlerdir.) [Taberani]


İyilik edene dua
Sual: İyilik eden arkadaşa, teşekkür etmeyip, gıyabında dua etsek uygun olur mu?
CEVAP
Yüzüne karşı teşekkür etmeli, gıyabında da dua etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İyilik gördüğüne, Cezakellahü hayran kesira [Allah (c.c.), seni çok hayırla mükafatlandırsın] diyen, ona en büyük duayı etmiş olur.) [İ. Asakir]

(Bir Müslüman, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, “Aynen bir mislini de Allah (c.c.)ü teâlâ sana versin” diye dua eder.) [Müslim]

Meleğin duası ise elbette kabul olur.


Şükür secdesi
Sual: Şükür secdesi nedir, nasıl yapılır?
CEVAP
Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allah (c.c.)ü teâlâ için şükür secdesi yapması müstehaptır. Şükür secdesi, tilavet secdesi gibidir. Şükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbihini okur. Sonra Allah (c.c.)ü ekber der ve ayağa kalkar. (Tahtavi)

Şükür duası
Sual: Sıkıntılı bir halimizden kurtulduk. Acaba böyle bir durumda en güzel şükür nasıl olur? Dua, secde vb...nasıl hareket etmeliyiz?
CEVAP
1- Her gün sabah ve akşam aşağıdaki duayı okuyunuz:
("Allah (c.c.)ümme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamdü ve lekeşşükür" duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [Akşam okurken esbaha yerine emsâ denir.]
[Bu dua çok kıymetlidir, ezberleyip gündüz ve akşam okumayı ihmal etmemeli.]

2- Şükür secdesi yapınız.

3- İki rekat şükür namazı kılınız.

4- Mali durumunuz iyi ise hayatınızın şükrü için hayvan kesin ve fakirlere dağıtın.

5- Şükür İslam’a uymak demektir. Dinin her emrine uymaya çalışınız.

Herkes, içinde bulunduğu nimetin kıymetini bilmelidir! Nimetin kıymeti bilinirse, artar, bilinmezse elden gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah (c.c.)ü teâlâ, bir kimseye nimet verir ve insanların ihtiyaçlarını ona düşürür de, o da onların ihtiyaçlarını gidermezse, nimeti yok olmaya mahkumdur.) [İbni Neccar]

Her Müslüman, sahip olduğu imkanları, başarıları, nimetleri kendinden bilmemelidir! "Bunu ben yaptım" dememelidir! Her nimeti Allah (c.c.)ü teâlâdan bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah (c.c.)ü teâlâ, bir kimseye nimet verir, o da nimetin Allah (c.c.)’tan olduğunu bilirse, henüz hamd etmeden, Allah (c.c.)ü teâlâ onu şükretmişlerden yazar. Bir kimse de, işlediği günaha pişman olursa, henüz tevbe etmeden, Allah (c.c.)ü teâlâ onu affeder.) [Hakim]


Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:

Hifa Hatun
Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.

Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allah (c.c.)ü teâlânın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.

Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.


Çok olanın kıymeti bilinmez
Sual: Çok kıymetli bir şey, çok olunca da kıymetli midir?
CEVAP
Evet, çok olsa da kıymetlidir. Ancak çok olduğu için kıymetlinin kıymeti bilinmez. Birkaç örnek verelim:
1- Çok kimse, beş vakit namazı kılmaz, ama bayram namazını ihmal etmez. Halbuki beş vakit namaz farz, bayram namazı ise vaciptir, diğer üç mezhepte ise sünnettir.

2- Çok kimse, bayramlaşır, bayram tebriki yazar. Ama dinimizde Cuma günü bayramlardan daha kıymetlidir. Cuma günü haftada bir geldiği için o kadar hatırlanmaz. Ama bayram, yılda iki kere geldiği için daha çok önem verilir

3- Her zaman ve her yerde çok bulunan havanın kıymeti bilinmez. Bunun için bize bedava veren Allah (c.c.)ü teâlâya şükretmeyi hatırlamayız bile. Halbuki birkaç dakika nefes almazsak ölürüz.

4- Eskiden çok su sıkıntısı çekmiştik. Şimdi, her gün suyumuz aktığı halde, yani çok olduğu halde, suyu getirenlere teşekkür etmeyi bile hatırlamıyoruz. Su nimetini veren Allah (c.c.)ü teâlâya da şükretmekten aciziz. Çünkü hiç su sıkıntısı çekmiyoruz.

5- Gözümüz her zaman gördüğü için gözümüzün görmesine şükretmiyoruz. Kulak, dil ve diğer uzuvlarımızın hepsi böyledir. Bu uzuvların biri elden gidince o zaman kıymeti anlaşılıyor. Hastalanmadıkça sağlığın kıymeti bilinmiyor. Akıl büyük nimet iken, delileri görmedikçe kıymeti anlaşılmıyor. Hatta görsek bile gülüp geçiyoruz. Hepsinden önemlisi de doğru imana sahip olma ve bu doğru yolun büyüklerini tanımakla şereflenmektir.

6- Yaşım yetmiş civarındadır. Küçüklüğümüzde, köyümüzde elektrik yoktu. İdare denilen muma benzeyen ışıklarla idare ederdik. Şimdi elektriğe kavuştuk ama, her zaman elektrik olduğu için bu çok olan nimetin kıymeti bilinmiyor. Sadece elektrik kesilince anlaşılabiliyor. Bunun gibi güneş bizi her gün aydınlatıyor, ama kaçımız, elhamdülillah bugün yine güneş doğdu diyoruz ki? Allah (c.c.)ü teâlânın böyle sayısız nimetleri vardır. Bunlara şükretmek gerekir.

7- Selam vermek yaygın hâl aldığı için, çok kimse selamın önemini bilmemektedir. Selam verip alma sevabı, farz olduğu için diğer bütün nafilelerden üstündür. Bir kimse, dünyadaki bütün fakirleri doyursa, hepsine bir ev verse yine bir selamın sevabına ulaşamaz. Farzın yanında bütün nafileler, denizin yanında damla gibi bile değildir. Su zerresi bile değildir. Bütün nafilelerin, bütün farzların yanındaki değeri böyledir.

Selam verirken, selamın sünnet olduğunu düşünmeli ve o kimseye dua etmeye niyet etmelidir! Alışkanlık halinde, şuursuzca selam verilince, sevap olmaz. Bir yere girerken de, çıkarken de selam verilir. Dinimizde selamın önemi büyüktür. Selam vermek sünnet, almak farz ise de, selamda istisna var. Selam veren de, selam alan gibi farz sevabına kavuşur. Eshab-ı kiram, bir arkadaşa selam vermek ve selamını almak için yollara çıkardı. İşin önemini bilen, bu büyük sevaba kavuşmak isterdi.

Farz kazası olanın nafilelerle iştigal edememesi de bu yöndendir. Ama bazıları, denizi bırakıp bir damla peşinde koşuyor, farzın önemini anlayamıyorlar.

Etiketler:
sma76 sma76
Üyenin Yeni Konuları Kanaat Etmek
Üyenin Populer Konuları Kanaat Etmek
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 773
favori
like
share
masarac Tarih: 06.10.2007 22:00
[COLOR="YellowGreen"]Paylaşım için teşekkürler
CA-CHALLENGE Tarih: 01.10.2007 13:10
elerine sağlık