Resulullah efendimiz, İslâmı tebliğde, yaymada, genç-yaşlı, kadın- erkek toplumun her kesimden istifade etmiştir. Fakat, ilk Müslümanlar incelendiğinde içlerinde toplumun her kesiminden kimseler yer almakla beraber, daha çok, gençlerin çoğunlukta olduğu görülmektedir.
Hz. Ali'nin gençliğindeki faaliyetleri herkes tarafından bilinmektedir. Dillere destan olan kahramanlıklarını 20 ila 30 yaşları arasında gerçekleştirmiştir.
Darü'l-Erkam'da iken Müslüman olan Mus'ab bin Umeyr, Birinci Akabe biatından sonra Hz. Peygamber tarafından Medine'ye öğretmen olarak gönderildi. O sırada 25 yaşlarında bir genç olan Mus'ab bin Umeyr'in faaliyetleri sonucunda pek çok medineli Müslüman oldu.
Hepsinden önemlisi Üseyd bin Hudayr ve Sa'd bin Muaz gibi iki nüfuzlu kabile reisinin İslâma girişini sağladı.
İslâm hukukunda kıyasın şer'i delillerden biri ve ictihadın meşru olduğuna dair Hz. Peygamber döneminden bir olay nakledilir. Buna göre Hz. Peygamber Muaz bin Cebel'i Cened'e kadı ve öğretmen olarak gönderirken, kendisine bir dava getirildiği zaman neye göre hüküm vereceğini sordu.
Hz. Muaz "Allah'ın kitabına göre hüküm veririm" dedi. Hz. Peygamber "O'nda bir hüküm olmazsa neye göre verirsin?" diye sordu. Muaz "Resulüllah'ın sünnetine göre hüküm veririm" dedi. Burada da bulamazsan ne yaparsın diye sorunca, kendi ictihadımla hüküm veririm" dedi. Hz. Peygamber onun bu cevabından son derece memnun olur.
Hz. Peygamber Muaz hakkında "Ümmetim içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz'dır" buyurmuştur. Hz. Muaz'ın, Hz. Peygamber tarafından Yemen'e gönderildiği esnada yaşlı başlı bir insan olduğu düşünülebilir. Halbuki Muaz o tarihte 26-27 yaşlarında bulunuyordu.
Hz. Peygamber vahiy katiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. Gençlerin fetva vermesine müsaade etmiştir. Gençlerden öğretmenler tayin etmiştir. Gençleri çoğu yaşlı sahabilerden oluşan ordulara komutan tayin etmiştir. Çoğu savaşlarda sancağı bizzat kendisi gençlere vermiştir. Mesela Tebük seferinde sancağı Zeyd bin Sabit'e, Bedir'de Hz. Ali'ye, vermiştir. 18 yaşlarında olan Üsame bin Zeyd'i Suriye'ye gnöderdiği orduya komutan tayin etmiştir.
Hz. Peygamber, 20 yaşında iken Hilfülfudul cemiyetine katılmıştı. Bu suretle Mekke'nin emniyetinin sağlanmasına henüz genç iken katkıda bulunmuştu.
Hz. Peygamber, kıyamet gününde arşın gölgesi altında mutlu olacaklar arasında, gönlü Allah'a bağlı, severek Allah'a ibadet eden gençleri de saymıştır.
ALINTIDIR

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5962
favori
like
share
eskitoprak Tarih: 02.10.2007 10:55
tesekkurler ama birlestirseydin daha guzel olurdu
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:53
Resulullah efendimiz ticarete önem verirdi. En yakın arkadaşları ticaretle uğraşıyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Resulullah efendimizin vefatından bir yıl önce ticaret amacıyla Busra'ya gitmişti.
Resulullah efendimiz ticaretin yanında ziraati de teşvik etmiştir. Ağaç dikmeye teşvik ettiği hadisler, aynı zamanda ziraatin de teşvikidir.
Resulullah efendimiz her meslek erbabı ile, mesleği üzerinde konuşur, ona mesleğine olan ilgisini ve sevgisini artırıcı hususları, mesleği ile ilgili uyulacak kuralları ve hükümleri söylerdi. Resulullah efendimiz küçük sanatlara da önem vermiştir. Onun zamanında yaygın olan meslkeler arasında manifaturacılık, attarlık, demircilik, tartıcılık, sarraflık, eczacılık, terzilik ve kuyumculuk sayılabilir.
Resulullah efendimiz ticari bir malı pahalanması gayesiyle stoklayıp piyasaya arzını geciktirmeyi (ihtikar) yasaklamıştır. Çünkü bu, fiyatların sun'i bir şekilde yükselmesine ve normal piyasa seviyesinin üstüne çıkmasına yol açmaktadır.
Özellikle temel ihtiyaç maddeleri sözkonusu olduğunda bu tutum toplumun zarar görmesine sebep olmakta ve uzun müddet devamı halinde toplumsal bunalımlara yol açmaktadır.
Resulullah efendimiz "Karaborsacı ne kötü insandır; fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyunca da sevinir" buyurmuştur. Peygamberimiz, "Müslümanların, şehre mal getiren köylüleri karşılayıp piyasa fiyatını gizliyerek, ucuz satın almalarını" yasakladı.
O dönemde şehirli sermaye sahipleri piyasa fiyatlarından habersiz yabancı ticaret kervanlarını yolda karşılayarak, getirdikleri malları toptan ucuza kapatmak suretiyle stoklayıp yüksek fiyatla satarlardı. Üreticinin ve satıcının bazı uyanık sermayedarlar tarafından bu şekilde aldatılmasını önlemek maksadıyla
Resulullah efendimiz bunu yasaklamış ve bu yasağı uygulamak üzere görevliler tayin etmiştir. Şayet Resulullah efendimiz bu önleme başvurmasaydı üretici emeğinin karşılığı alamaz ve üreticinin alınteri boşa gitmiş olurdu. Diğer yönden sermaye sahipleri haksız kazanç elde etmiş olurlardı.
Resulullah efendimiz kar sınırlamasına gitmemiş, fiyatların serbest rekabet piyasasında arz ve talep dengesine göre oluşması istemiştir.
Enes bin Malik hazretleri anlatır: Medinede pahalılık oldu. Fiyatlar yükseldiği için kar haddi koyması istenildiğinde, Peygamber efendimiz, "Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız Odur. Ben Allahü teâlâdan bereket isterim" buyurdu
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:51
Resulullah efendimiz yapılan işin gelişigüzel değil, düzgün ve sağlam yapılmasına önem verirdi. Nitekim bir nasihatında: "Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman, onu mükemmel bir şekilde yapsın." buyurmuştur.
Resulullah efendimiz Müslümanları çalışmaya teşvik etmiştir. Nitekim işi olmayan birisine, aletler temin ederek, odun kesip satmasını söylemiştir: Ensarden bir şahıs gelip Resulullah efendimize yoksulluktan şikayet etti. Sonra dönüp şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Bir ev halkı içinden geldim ki, yanlarına dönünceye kadar bazılarının ölmüş olacağını sanıyorum." Resulullah efendimizimiz "Git, bak bir şey bulabilecek misin?" dedi. Adam gitti ve bir yaygı ile bir bardak getirerek "Ey Allah'ın elçisi! Bu yaygının yarısını yere seriyor, yarısını da bürünüyorlardı. Şu bardakla da içiyorlardı" dedi.Resulullah efendimizimiz "Bu ikisini benden bir dirheme kim satın alır?" diye sordu. Bir adam "Ben alırım" dedi. Resulullah efendimizimiz "Bir dirhemi kim artırır?" diye sordu. Bir başka adam "Onları iki dirheme alırım" dedi. Resulullah efendimizimiz "Bunlar senindir" dedi ve adamı çağırarak ona "Bir dirhemle ailene yiyecek al, bir dirhemle de bir balta satın alarak bana gel" buyurdu.
Adam da öyle yapıp geldi. Resulullah efendimiz "Şu vadiye git, orada ne bir diken, ne bir odun bırak. Bana da on günden önce gelme" dedi. Adam öyle yaptı geçimini sağladı ve sonra Resulullah efendimiz'e gelerek "Bana emrettiğin şey bereketli oldu" dedi. Bunun üzerine Resulullah efendimizimiz şöyle buyurdu: "Bu, senin için kıyamet günü yüzünde dilenmekten dolayı lekeler veya tırmık izleri olarak gelmenden daha iyidir."
Faydasız ve boş şeylerle meşgul olmamak ve boş durmamak Resulullah efendimizin prensiplerinden biriydi. Onun çalışma hayatı ile ilgili olarak verilen bu bilgilerden, çalışkan bir insan örneği karşımıza çıkmaktadır.
Resulullah efendimiz gerektiğinde dinlenmeye de zaman ayırmıştır. Hicretten hemen sonra Medinelilerin daha önce kutladıkları iki bayramın yerine Ramazan ve Kurban bayramları koymuştur. Meşru bayram şenliklerine ve düğünlerde kutlamalara izin vermiştir. Düğünlerde davetlilere ikramda bulunmuş; bunu tavsiye ve teşvik etmiştir. Çeşitli yarışları tertiplemiştir.
Resulullah efendimiz paranın piyasaya arzı konusu üzerinde durmuştur. O bu hususta şöyle buyurur: "Kim bir akar veya ev satıp da parasını onun benzeri bir şeye yatırmazsa, onun bereketini görmemeye müstehak olmuştur." "Korkak tacir mahrumdur, cesur tacir ise rızıklandırılmıştır" buyurarak ticareti teşvik etmiştir. Ticaret ortaklıkları kurmuştur. Ticareti teşvikle ilgili bir sözü çok meşhurdur. "Rızkın onda dokuzu ticarettedir." Bu sözüyle Resulullah efendimiz ticaretin bir millet için ne derece önemli olduğunu dile getirmiştir.
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:51
Peygamber efendimiz, aileye çok önem verirdi. Aileyi, sağlıklı toplumun esası kabul eder, bunun için, evliliği kolaylaştırıp özendirrdi. Peygamber efendimizin hicretin onuncu yılı, son hacının hutbesindeki sözlerinden, son nasihatlarından biri,"Kadınlarınıza eziyyet etmeyiniz! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz!" olmuştur
Gayri meşru evlilikleri yasaklanmıştır. Eskiden kadın ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dahil edilirdi. Bunu kaldırarak nikahla aileye dahil edilmiştir. Anne-baba hakları ve anne-babanın çocukla ilgili hak ve görevleri bildirmiştir.
İslâmın ilk yıllarında örfün devamı olarak bir süre varlığını koruyan evlatlık kurumu Medine döneminde nazil olan ayetle kaldırılmıştır. Devamındaki ayetle de evlatlıkların asıl babalarına nisbet edilmeleri emredilmiştir.
Evlatlık kurumunu yaşatan sebeplerden birisi olan kimsesiz çocukların bakım ve gözetimi için, devlet gelirlerinden yetimlere pay ayrılmış, devletin yanında bu çocukların bakımı ve gözetimi konusunda akrabalara da görevler yüklenmiştir. Resulullah efendimiz ailenin dağılmaması, aile fertlerinin perişan olmaması üzerinde çok dururdu.
Ailede kadın, ekonomik yönden bağımsızdır. Resulullah efendimiz kadınları erkeklerin mülkiyetinde olan bir mal veya köle değil, hak sahibi sahip kimseler olarak kabul etmiştir. Erkek ailenin reisidir; ancak kadın üzerinde, zorba veya despot değildir.
Kadına hakları verilmiş, miras hakkı tanınmıştır. Kocası, hanımını haklarından mahrum bırakamaz; onun karşısında zavallı bir mahkum değildir. Eskiden sayısız kadınla evlenmek serbest idi. Aile esas itibarıyla tek evlilik üzerine kurulmakla birlikte, belirli durumlarda kocanın dörde kadar evlenmesine izin verilmiştir.
Bu son durum, yani çok kadınla evlenme bir emir değil, farz değil, belirli şartlarda başvurulan bir ruhsattır. Nitekim bu tür bir evliliğe izin veren Nisa suresinde çok kadınla gerçekleştirilecek evliliğin hanımlar arasında eşitlik ve adalet sağlanamayacağından korkuluyorsa bir tek kadını nikahlamakla yetinilmesi gerektiği belirtilmiş ve tek hanımla evlilik teşvik edilmiştir.
Peygamberimiz, adaleti sağlamanın zorluğunu "İki zevcesi olup da, ikisine müsavi bakmıyan kimse, kıyamet günü, mahşer meydanına yarı iğrilmiş olarak gelecektir" sözleri ile bildirmiştir.
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:50
Peygamberimiz efendimiz aileye, ailenin vazgeçilmez ferdi olan kadına önem verirdi. Kadına değer verilmediği insan yerine konulmadığı, diri diri kuma gömüldüğü bir devirde onu layık olduğu mevkiye getirdi.
Müslümanın aile fertlerine nasıl davranması gerektiğini emir ve tavsiyeleri ile ifade ettiği gibi, bizzat kendi uygulaması ile de ortaya koymuştur. Erkeğin kadına iyi davranması gerektiğini çok açık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir. Bu anlamda "En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ben aileme karşı en hayırlı olanınızım"; "En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır" buyurmuştur.
Enes bin Malik, "Ailesine Resulüllah kadar şefkatli bir kimse görmedim" demiştir. İman, ahlak ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağıntıyı dile getiren şu sözü çok önemlidir: "Mü'minlerin imanca en mükemmel olanı, ahlakça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır."
Resulullah efendimiz çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir.
Kocasını şikayet için kendisine gelen kadınların sayısı artınca bu tür davranışta bulunanların iyi kimseler olmadığını söylemiştir. Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiştir, kötü davranmamıştır. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de "Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraber oluyorsunuz" diyerek kınamıştır.
Kadınların dövülmemesi, hele yüze hiç vurulmaması, kötü sözlerle tahkir edilmemesi ve evinin terkedilmemesi konularında ikazda bulunmuştur. "Kadınları ancak kötüleriniz döver" demiştir
Resulullah efendimize göre kişinin ailesiyle geçirdiği vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Resulullah efendimiz, insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetleri "Ailenize dönün ve onlara ta'limde bulunun" derdi.
Kendisi de aile fertlerini eğitmiştir. O'nun bu yönünden en fazla faydalanan hanımı Hz. Aişe olmuştur. Resulullah efendimiz aile kurumunun korunmasına çalışmış, boşanmayı hoş karşılamamıştır.
Nikah akdi, tek taraflı olarak erkeğin iradesiyle değil; iki taraflı irade ile oluşan bir akit haline getirilmiştir. Aile müessesesi sevgi, şefkat ve merhamet üzerine kurulmuştur.. İslâmiyette evlenmek, bir kızı mesud etmek, ibadettir ve bütün nafile ibadetlerden daha sevaptır. Efendimiz,"Bir erkek, zevcesini döverse, kıyamette ben onun davacısı olurum" buyurmuştur.
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:49
Resulullah efendimiz, iştişareye, danışmaya önem verirdi. Kur'an-ı kerimde Resulullah efendimize istişare etmesi emir olundu. Resulullah efendimiz de bu emre uyarak sahabilerle istişarede bulunmuştur. Hz. Ebu Hüreyre bu konuda şunları söylemiştir: "Resulullahtan daha fazla istişare eden hiçbir kimse görmedim"
Bedir savaşı başlamadan önce konakladığı yeri uygun bulmayan Hubab bin Münzir Resulullah efendimize gelerek şunları söyledi: "Ya Resulallah! Burası sana Allah'ın konaklamanı emrettiği, ileri gitmemiz veya geri çekilmemiz caiz olmayan bir yer midir? Yoksa sizin şahsi takdiriniz midir, savaş ve hile için tedbir olarak düşünülmüş bir yer midir?"
Resulullah efendimiz kendi takdiri olduğunu söyledi. Bunun üzerine Hubab "Ya Resulallah! Burası karargah için uygun bir mekan değildir. Sen insanları buradan kaldır. Kureyş'in konacağı yerin yakınındaki su başına gidip konalım..." dedi.Resulullah efendimizimiz Hubab'a "Doğru söyledin" dedi ve onun tavsiyelerini uyguladı.
Resulullah efendimiz İslâmı mümkün olduğunca çok insana ulaştırmayı gaye edinmişti. Bunun dışındaki her şey o hedefi gerçekleştirmek için bir vasıta idi. O, her sıkıntıya bu gaye uğruna katlanmıştır.
Resulullah efendimiz faaliyetlerinde adalet ve ahlakı esas almıştır. Savaşta taktik olarak uygulamak zorunda kaldığı durumlar dışında, insanlar arasında fark gözetmeksizin herkese adil ve ahlaki davranmış, ahde vefa göstermiştir.
İçte barış ve huzuru, dışta da emniyeti sağlamak Resulullah efendimizin temel hedeflerinden biriydi. Nitekim Cahiliye döneminde kabileler arasında savaşlar, kanlı soygunlar, kervan baskınları ve kan davaları eksik olmazken, Resulullah efendimiz döneminde bunlar büyük çapta önlenmiştir.
Resulullah efendimiz insana değer verirdi. Düşmanı imha değil, hep kazanmayı gaye edinmiştir. Düşmanın gücünü mahvetmeksizin, daha sonra bu gücü kullanmayı düşünmüştür. Onun on yıl süren Medine döneminde İslâm, yaklaşık iki milyon kilometrekarelik bir alana yayılmıştır.
Bu kadar hızlı gelişme, yayılma ve değişim, Beni Kurayza hariç tutulursa, kaba bir hesapla düşman tarafından ikiyüzonaltı kişinin ölmesi ve Müslümanlar tarafından da yüzotuzsekiz kişinin şehit edilmesi karşılığında gerçekleşmiştir.
Efendimiz, insanlara meziyet, liyakat ve değerlerine göre muamelede bulunmuştur. Ne kadar azılı düşmanı olusa olsun, bir kişi İslâma girdiğinde onun haysiyet ve şerefini muhafaza etmiştir.
Peygamberimiz Müslüman olan kabilelere içlerinden birisini yeniden vali tayin ederken onların ehil olmalarına ve hatta öyle ki, ayrıntı sayılabilecek ahlaki özelliklerine bile dikkat etmiş ve bunları değerlendirmiştir.
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:48
Resulullah efendimizin hayatı diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da insanlar için örnektir. Doğruluk, güvenilir olma, adaleti uygulama ve sözleriyle davranışları arasında çelişki bulunmama gibi hallerde en güzel örnetti.
Kişinin çalışmasını, üretimde bulunmasını ve ailesini geçindirmesini, fakire, yoksula yardım için çalışmayı Allah yolunda cihad ve gündüzleri oruç ve geceleri namazla geçirme ile bir tutmuştur. Peygamberimizin çalışma, helal kazanç ile ilgili pek çok sözleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
"Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez."
"Allahım! Tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın verdiği düşkünlük ve cimrilikten sana sığınırım."
"Doğru sözlü ve her konuda güvenilen bir ticaret adamı ahirette peygamberlerle, sıddikler ve şehitlerle beraber olacaktır."
"Allah kulunu helal kazanç talebinden yorgun düşmüş görmeyi sever."
"İnsanın yiyip içtiklerinin en helal ve bereketli olanı, çalışıp kazanarak elde ettiğidir."
"Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir."
En kötü şartlar altında çalışmayı dahi başkalarına yük olmaktan iyi gören Resulullah efendimizin bu sözleriyle insanları çalışmaya teşvik ettiği, tembelliği kötülediği, çalışkan insanları dünya ve ahiret mutluluğu ile müjdelediği görülmektedir.
Resulullah efendimiz insanları çalışmaya teşvik ettiği gibi, bizzat kendisi de çalışmış ve çalışma hayatının ilkelerini kendi hayatında uygulama alanına koymuştur. Çalışmalarını çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Nitekim bilindiği üzere çocukluğunda çobanlık yapmıştır.
Gençliğinde ve yetişkinliğinde ticaretle meşgul olmuştur. Oniki yaşında iken amcası ile birlikte uzun bir ticaret yolculuğuna çıkmıştır. Yirmibeş yaşında iken Hz. Hatice'nin kervanını ücret karşılığında Suriye'ye götürüp getirmiştir. Ticari faaliyetlerinde meslektaşlarının, ticari ilişkilerde bulunduğu kimselerin ve tüm Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.
Onun bütün bu faaliyetleri geçimni temine yönelik çalışmalardır. O, bütün bunların yanında sosyal faaliyetlerde de bulunmuştur. Gençliğinde Hilfülfudul cemiyetine katılması ve Kabe'nin inşası sırasında hakemlik yapması bunlara güzel birer örnektir.
ALINTIDIR
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:48
Adalet dinin esasındandır. Bunun için, Kur'an-ı kerim'de adalet üzerinde çok durulmuş, Resulullah efendimize insanlar arasında adaleti gerçekleştirmesi emrolunmuştur. Bir hak konusunda hüküm verilirken hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanların zalim oldukları bildirilmiştir.
Dinimiz, kişisel çıkar, akrabalık, zenginlik, fakirlik, kin, düşmanlık, taraflardan birinin soylu veya aşağı tabakadan olması, bedeni ve ruhi bakımdan kusurlu olması gibi durumlar bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini, adil davranmamayı, adalet ilkesinden sapmayı mazur göstermeyeceğini bildirmiştir.
Resulullah efendimiz faaliyetlerinde daima adaleti esas almıştır. İnsanlar arasında fark gözetmemiştir. Başkalarının gelişi güzel istek ve telkinlerinden etkilenmeden ilahi emirlerin gösterdiği doğrultuda hareket etmiştir. Kitaplarda onun adaletle ilgili çok sayıda sözü mevcuttur. İnsanlar arasında adaleti sağlamanın aynı zamanda bir sadaka olduğunu söylemiştir.
Peygamberimiz hak hususunda titiz davranır, kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duyulmayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunulursa seve seve bu isteği yerine getirirdi.
Resulullah efendimiz adaletin zıddı olan zulmü her vesile ile kötülemiştir. Kitaplarda onun bu hususla ilgili çok sayıda ikazı yer almaktadır. Bunların en meşhurlarından birisi şudur: "Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez..."
Bu sözüyle o, Müslümanların kardeş olduğunu dile getirdikten sonra, Müslümanın en başta gelen vasfının kardeşine zulmetmemek, haksızlık yapmamak olduğunu bildirmiştir. Müslümanların birbirine haksızlık yapmamasını istediği gibi, aynı zamanda başkalarına da zulüm yapılmamasını emretmiştir. Kendisi haksızlığa uğrayanı daima korumuş, mazlumun korunmasını ve ona yardım edilmesini istemiştir.
Allahü teâlâ, adaleti emretmiş, adaletin zıttı olan zulmü haram kılmıştır. Bu hususta birçok ayet-i kerimeler vardır. Birkaçı mealen şöyle:
"Allah, insanlar arasında, adaletle hükmetmenizi emreder."
"Allah, adalet yapmanızı, ihsan etmenizi ve (muhtaç olan) akrabaya vermenizi emredip, fuhştan, münkerden (her çeşit kötüleklerden) ve zulüm yapmaktan da nehyeder."
"Ey iman edenler, bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun!"
KardeLen Tarih: 01.10.2007 20:47
Resulullah efendimiz, gençliğinden itibaren güvenilir, itimat edilir bir kimse olarak tanınmıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Mekke'de sadece "el-Emin" diye anılıyordu. Mekkeliler kendisine kıymetli eşyalarını teslim ederlerdi. Peygamber efendimiz bu emanetleri sağlam bir şekilde iade ederdi. Emanetlere en zor anında sahip çıkardı.
Medine'ye hicret edeceği gece müşrikler, öldürmek maksadıyla onun evini kuşatmışlardı. Evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali'ye teslim etmiş ertesi gün sahiplerine vermesini istemiştir. En sıkıntılı zamanda bile emanetleri sahiplerine ulaştırdı.
İslâm dininin kısa zamanda kabul görmesi Resulullah efendimizin güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı insanlar onun etrafında toplanmazdı.
Resulullah efendimiz Eshabına daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabiler de Resulullah efendimizi emin olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle kendisine bağlanmışlardır.
Her Müslüman Resulullah gibi, güven vermesi, her kesiminde ve her alanda bunu sürdürmesi gerekir. Anne babanın çocuğa, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven duyduğu bir cemiyet sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.
Resulullah efendimiz alışverişte güvenin bolluğa, berekete vesile olacağını bildirir. "Emanete riayet rızık, hainlik ise fakirlik getirir" buyurur. Burada emanet, sözde ve işte güven demektir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler.
Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. İşte Resulullah efendimiz'in "hainlik fakrilik getirir" sözündeki incelik burada yatmaktadır. Ama tersi olursa, yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa ve zenginliğe vesile olur.
ALINTIDIR