Etrafım yine karanlıktı. Zaten hiç karanlıktan kurtulamıyorum ki! Sonra birden bire bir ışık geldi. Bir el bana doğru geldi, beni aldı. Dışarıda fırtına vardı. Beni tutan el, bir satıcıya doğru ilerledi. Tam satıcı beni tutacakken&
Hayııır! Fırtına beni alıp götürmeye başladı. Uçuyordum! Kendimi uçan bir halı gibi hissediyordum. Bu uçan halı, gökdelenlerin olduğu bir caddeye doğru ilerliyordu. Gittikçe yükselmeye başladım, ardından bir gökdelene yöneldim. Gökdelenin ellinci katı civarlarında bir cam kırılmıştı ve ben oraya doğru ilerliyordum. İçeriye girer girmez birkaç kağıdın üstüne düştüm. O da ne! Birkaç kağıt da üstüme kapandı. Etraf yine karanlıktı. O sırada katlandığımı hissettim ve bir yolculuğa çıktım, ya da öyle hissettim.
Uzun bir süre sonra, tekrar düzleştim, fakat belim halâ ağrıyordu. Yine aydınlığa çıkmıştım. Bir adam, bir kağıtlara, bir de bana acayip acayip bakıyordu. Niye öyle baktığını bilmesem, adamın hayatında para görmediğini zannedecektim. Fakat, kağıtlarda adamın borcu olduğu, ödemezse evine haciz geleceği söyleniyordu. Bir de bu kağıtların içinden bir para! Yani adamı doğal karşılamak gerekir. Sonra durumu anlamak için beni masaya bırakıp mektubu gönderenlere telefon etmeye gitti. Etraftan kedi sesleri geliyordu. O da ne! Adamın kedisi beni ağzına alıp bahçeye çıktı. Yola doğru koşturmaya başladı, yoldan geçen bir araba tarafından ezildi. Adam arabasından indi, kediye baktı. Kedi, adama tip tip, sarhoş gibi bakıyordu. Kedilerin dokuz canı var derler ya, doğruymuş. Kedi gidip adamın önünde durdu. Ben halâ kedinin ağzındayım tabii. Adam beni gördü, bayâ bir şaşırdı. Beni kedinin ağzından almak istedi, kedi beni öyle bir ısırmış ki, adam beni kedinin ağzından bir türlü alamadı. Kedi de adama kızınca, adamın elini bir ısırdı, pir ısırdı. Ben de yere düştüm, tabii. Adam bunun üzerine can havliyle büyük bir çığlık atarak kediye tekme attı. Kedi beş yüz metre öteye uçtu. Kedinin sahibi bunu görünce tekme atan adama yumruk attı. Adamın gözü mosmor oldu ve acıya dayanamayan ve sinirlenen kalp hastası şoför, orada hayatını kaybetti.
Yine uçmaya başladım. Bu sefer zencilerden oluşan bir çetenin toplantı yerine düştüm. O sırada konuşuyorlardı. Birisi beni görüp, kaptı. Başka birisi de Onu ilk ben gördüm! diye silahını çekip onu vurdu. Çetenin içinde çatışma çıktı. Kırk ölü, iki yaralı. O sırada yere düştüm. Uyanık biri beni kapıp kaçmaya başladı. O sırada kafasına yukarıdan bir saksı düştü. Adam beyin kanamasından öldü. Bir süre sonra kan kokusunu alan kurtlar gelip ölülerin cesetlerini çiğ çiğ, vıcık vıcık yediler.
Uçuşuma devam etmeye başladım ve bir kamyonetin vagonuna düştüm. Oradan da parkın yanından geçerken havalanarak parkta gezinen fakir bir çocuğun önüne düştüm. Çocuk, bir deri, bir kemikti. Ayakları çıplaktı. Çocuk beni görünce çok sevindi. Beni ailesine gösterdi. Ailecek bir ziyafet çektiler kendilerine benimle.
Artık yemeği aldıkların yerin parası olmuştum. Sonradan öğrendim ki, o fakir aile yedikleri yemekten dolayı topluca zehirlenmişler. E, kime niyet, kime kısmet! Yeni sahibim, beni kazandığı akşam, beni lotoya yatırdı ve evet, büyük ikramiyeyi kazanmıştı!!! Tam yirmi milyon dolar! Adam kazandığını duyar duymaz taksiye atladı ve parasını almak için yola koyuldu. Taksiciye sık sık hızlı gitmesini söylüyordu. Taksici de şehir içinde yüz elli kilometre hız yapınca, siz düşünün artık& İkisi de olay yerinde öldü. Hemen ambülans geldi. Adamları çıkardılar. Üstünü çıkarırken loto kuponunu bulan akıllı hemşire, farkında olmadan sevinç etkisinden ambülanstan aşağıya atladı. Sol bacağının ve sağ kol bileği kırıldı. O sırada hemşirenin yanından geçen bir adam kuponu aldı. Bu benim ilk sahibimdi! Kuponu alarak ikramiyeyi almak üzere loto merkezine gitti. Parayı aldı. En güzeli bu paranın içinde ben de vardım& Hiçbir zarar vermediğim, veremediğim sahibimindim artık! İkramiyeyi alan sahibim, tatile çıkmaya karar verdi. Uçakla Pasifik Okyanusunun üstünden geçecekti. Şansa bak ki Bermuda Şeytan Üçgeninin üstünden geçerken, uçağın motorları çatır çatır yanmaya başladı. Uçak düşüyordu. Sahibim, hemen paraşütünü takarak aşağıya, okyanusa atladı. Ben de onunla birlikteydim tabii ki. Seksen gün sonra sahibimin cesedi İspanya kıyılarında bulundu. Bulan bir balıkçıydı ve beni,arkadaşlarımı da onunla birlikte buldu. Bizi alıp, gemisine bir olta satın aldı. Bu olta, çok güçlüydü. Köpek balıklarını bile yakalayabiliyordu. Bu oltayla birlikte ilk seyahatine çıktı. Ben de onunla birlikteydim. Okyanusun açıklarındaydık. Fırtına vardı, dalgalar geminin boyunu geçiyordu. Gemi batacak gibi oluyordu. O sırada olta bir köpek balığı çekti fakat dalgalara ve köpek balığının darbelerine dayanamayan gemi alabora oldu. Hepimiz suya düştük, köpek balığı hepimizi bir yutuşta yuttu.
Bu kadar macera yaşadıktan sonra aydınlığa çıkıp insanları görebilmem çok zor değil mi?
Siz ne dersiniz? Belki bir gün size de gelebilirim. İyi olmaz mı?

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 594
favori
like
share
simon Tarih: 02.10.2004 21:13
saolun arkadaşlar
Hamaz Tarih: 01.10.2004 23:55
güzel
Köse Tarih: 01.10.2004 16:50
sagol ben almiyayim kalsin