Selam arkadaşlar, geçen gün dolabı düzenlerken elime iki yıl önce aldığım ama "kıyamadığım" için sadece bir kez giydiğim o çok sevdiğim gömlek geçti. Bir baktım, dolapta bekleye bekleye rengi solmuş, yakası sararmış. Bir de üstüne kilo aldığım için içine sığamadım iyi mi? Oturdum yatağın kenarına, kendime bayağı bir kızdım. Biz neden elimizdeki en güzel şeyleri kendimizden esirgiyoruz?
Hayatı Hep Erteliyoruz Farkında Olmadan
Bu olay sadece kıyafetle de sınırlı değil ki. Annelerimizin o meşhur, sadece misafir gelince açılan vitrin arkası porselen takımlarını hatırlayın. Evde kenarı çıtlamış tabaklarla yemek yerken, o gıcır gıcır takımlar dolapta yıllarca tozlanır. Biz de kendi hayatımızda aynısını yapıyoruz. En güzel parfümü sıkmak için bir düğün bekliyoruz, o çok pahalı kahve kupasını kullanmaya kıyamıyoruz, o güzel deftere yazı yazmaya "özel bir an" arıyoruz. Ama o özel gün bir türlü gelmiyor.
Geçenlerde bir yerde okumuştum, biri "Hayatın kendisi zaten özel bir gün" yazmış. Gerçekten çok doğru. O gömlek dolapta çürüyeceğine, sıradan bir Salı günü markete giderken giysem ne olurdu sanki? Kendimi o gün daha mutlu hissederdim, en azından verdiğim paraya değerdi. Eşyalar bizim için var, biz onlar için değiliz ki.
Kendi Evimizde Misafir Gibi Yaşamak
Bugün kendime bir söz verdim; o sakladığım ne varsa hepsini teker teker ortaya çıkaracağım. O "kıymetli" kahve fincanında sabah kahvemi içtim bile, tadı bile bir başka geldi yemin ederim. Eğer sizin de dolapların dibinde bekleyen, "bir gün giyerim", "bir gün kullanırım" dediğiniz şeyler varsa hemen bugün çıkarın ve kullanın. Hayat cidden çok kısa ve o ertelediğimiz "yarınlar" hiçbir zaman garanti değil.
Aranızda benim gibi bu hastalığa yakalanan var mı? Yoksa her şeyini hemen eskitene kadar tepe tepe kullanan o rahat insanlardan mısınız? Gelin biraz dertleşelim, dolaplarınızda en uzun süredir bekleyen o "kıymetli" şey ne?