Allahümme nur-ı Hüda, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Bi Hakkı nur-ı cemali Muhammed Mustafa, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Muhammed Mustafa!
Salat Sana
Selam Sana Ya Resulallah..
Ben kim miyim?
Hani Seni Seviyorum ya
Hani gıpta ediyorum ya ashabına
Hani Hz.Fatıma'yı anam, Hz.Hasan Hüseyin'i kardeşim olarak görüyorum ya!
Hani ne zaman hüzünlensem, Sen geliyorsun ya aklıma
Görmeden hayranım Ya cemaline
Kalbin kadar güzel yüzünün hayalini kuruyorum ya...
Hani ne zaman çok gülsem
Sen'in hafif kızgın bana baktığını görüyorum ya!
Hani bana diyorsun ya" Yerinde olsam, az güler çok ağlardım " diye
Sonra nerede bir yetim görsem Sen'i buluyorum ya yanımda
Hani bana diyorsun ya "Beni istiyorsan onun başını okşa
Hani hep bir özlem var ya içimde
Hep vuslat varya hayalimde
Hani gözyaşları içinde, yeşil kubbenin resmine bakıyorum ya
Hani hayal ediyorum ya hep Efendim
Safa-Merve arasında, önümde Sen varmışsın gibi koştuğumu..
Hani uzun boylu, siyah saçlı, beyazlar içinde birine Sen diye sesleniyorum ya!
Sonra adam arkasını dönünce
Senin olmadığını görüyorum da eğiyorum ya başımı,
Sevincim yerini hüzne bırakıyor ya
Hani Sana gidecek her yolcuyla selam yolluyorum ya
Sonra da selamımı almışsın gibi seviniyorum ya
Hani kalbimin bir yanı "Ümit" derken,
Bir yanı korkuyla atıyor ya
Hani Seni Seviyorum Ya Efendim
Hani günahlarımı unutup, Seninde beni sevdiğini düşünüyorum ya!
Duyuyorum ya "ÜMMETİ" diye seslenişini
Ne zaman bir yüzük alsam elime
Senin yüzüğün geliyor ya aklıma
Hani üzerinde Muhemmedun Resulallah yazılı olduğunu düşünüp,
Ebu Bekir ve ashabına selam yolluyorum ya
Sonra hep hayal ettim ya Efendim, arkanda namaz kıldığımı
Hani anam, babam, canım Sana feda olsun dedim ya
Hani ben varım ya...
Seni Seviyorum ya...
Çok Seviyorum ya...
Selat, Selam üzerine olsun Ya Resulallah...
Ben kim miyim?
1400 yıl öncesinde Selam ettin ya..
Kardeş belledin ya..
Seni Seviyorum ya..
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Sizlerden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.
Buhari
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Allah, kula namazda sağa sola iltifat etmedikçe rahmetiyle yaklaşmaya devam eder. İltifat etti mi ondan yüz çevirir.
Ebu Davud, 909
Bir perşembe gününün öğleden sonrasıydı. Bakanlıklardaki kitapçıdan ablamla birlikte sekiz on kitap aldıktan sonra otobüs durağına gittik. Bekleyenlerden uzun bir kuyruk oluşmuş, insanlar sıcaktan baygın baygın etrafı seyrediyordu. Mânâsız ve boş bakışlar vardı gözlerde. Otobüs, durağa yanaştığında, sıra bize gelip ablam önde ben arkada otobüse binerken, özür dilerim ama, şu çocuğu otobüse çıkarır mısınız? diye bir soru soruldu arka sol çaprazımdan Yaklaşık kırk, kırk beş yaşlarında, saçları beyazlamış, yüzü sararmış bir teyze. Elindeki dört tane kocaman torbayı zar zor taşıyordu. Bir de üç dört yaşlarında biri kız diğeri erkek iki tane çocuk. Küçük kızın yanağında boncuk boncuk ter damlaları oluşmuştu. Saçı başı da iyice dağılmıştı garibimin. O ufak erkek çocuğunun da çehresi güneşten pespembe oluvermiş, Yavrucak epeyce pişmiş sıcaktan galiba.
Ben hemen ikisinin birden elinden tutup otobüse alıverdim. Ablam da kadıncağızın poşetlerinin ikisini aldı. Beşli koltuklara otururken, çocukları da aramıza aldık. Ablamın sağına da teyze oturdu. Beş dakika sonra ufaklıklar, yorgunluktan olsa gerek uykuya daldılar. Ablam açıp kitap okumaya başladı. Bir ara baktım ki, teyze ablamı izliyor, bir taraftan da derinden derine ah çekiyordu sessiz bir şekilde. O anda ablam birden sağına döndü ve teyzenin gözlerine bakıp hayırdır teyzeciğim ne derdiniz var? diyerek gülümseyiverdi.
- Size bir soru sorabilir miyim? Ama darılmayın lütfen merakımdan soruyorum.
Ablam buyurun efendim dedi.
- Başınızdaki örtünün deseni aynı, eski Osmanlının masa örtülerine benziyor. Neden bu kadar sade ve eski görünüşlü bir örtü takıyorsunuz?
- Öncelikle şu çok iyi anlaşılmalı teyzeciğim; ben bu örtüyü insanların değil, Hakkın rızasını kazanmak için takıyorum. İkinci olarak da, şu zamanda israf fazlasıyla arttığı için, zarûri olmayan ihtiyaçlar aşırı derecede çoğaldı. Bu sebepten dolayı, meydana gelen müsriflik ve tüketicilik dehşetli bir noktaya geldi. İşte böyle bir hengâmede yaşantımı israf haramdır Hadîsinin süzgecinden geçirip, muktesit olmaya çalışıyorum ki, böylece, berekete ulaşayım. Ve iktisat eden kanaat eder, kanaat eden bereket bulur sözünün sırrına mazhar olabileyim. Bütün bu noktaları göz önünde bulundurduğumda sade giyinmenin lüzûmunu ve dokuz on çeşit elbise almanın da mânâsızlığını anlıyorum. Ayrıca elbisem sade olmak zorunda, çünkü böyle bir ortamda israftan gelen bir fakirlikten dolayı güzel elbise giyemeyen nice insanlar var. Onları kıskandırmanın, üzmenin hiç bir gereği yok.
- Fakat Allah güzeldir, güzel olanı sever öyle değil mi hanım kızım?
- Yalnız, bu hükümde çok ince noktalar bulunmakta teyzeciğim.birincisi şudur ki ; o elbisenin hangi ortamda giyilmesi gerektiğine dikkat etmek lâzım. Tutup da cennetin bir köşesi olan kendi evimizde çok şık bir elbiseyle oturmak nasıl abes olursa, önemli bir toplantıya eski kirli bir elbise ile gitmek de öyle abes olur. Kısaca mukteza-i hâle mutâbık hareket etmek gerek, yani ortamına uygun giyinmek en doğrusudur diye düşünüyorum.
İkincisi de niyet meselesidir. Gerçekten o elbiseyi Allah için giyip, o tesettüre sırf lillah için mi giriyorsun. Yani iç dünyanda, Cenâb-ı Hakkın Settar ismine mazhar olup kendini tesettür ile setretmek niyeti mi yatıyor? Çok iyi tahlil etmek gerekir bunu.
- Hanım kızım sözünü balla kesiyorum ama, geçenlerde kardeşime gittim. Kapıda kızıyla karşılaştık. Baktım ki altında dar bir etek, üzerinde ince ve dar bir pardesü. Başında da çok parlak bir baş örtüsü vardı. Dedim ki ; evlâdım bunları giyeceğine başını aç da çık bâri, çünkü böyle gezersen tesettürün kudsiyetini kirletirsin. O da bana neden açayım ki halacığım insanlar beni böyle daha çok beğeniyor.demesin mi, şaşırdım kaldım.
- Maalesef haklısınız teyzeciğim. Farz bir emir olan tesettür, bazı cahil insanlar tarafından kendilerini teşhir etmek, insanlara sergilemek için kullanılır oldu. Hem tesettür eskiden dikkat çekmezdi. Çünkü lillah içindi, amaç da rıza-i ilahiydi, rıza-i insanî değildi. Allah da -hâşâ- bu örtüyle sokakta kendinizi sergileyin dememişti zaten. Hem, bakıyorum da artık ilgi çekici baş örtüler takan tahrik edici dar elbiseler giyen insanlar gezinir oldu çevremizde. Onlara hitâben Resûl-ü Ekrem (asm) Efendimiz bin dört yüz sene önceden çok şiddetli bir ikazda bulunup ahiret gününde Allah onlara rahmet nazarıyla bakmaz demişti.
Teyzeciğim; biraz önce cahil demiştim çünkü, cahiliyyet devrinde de kadınlar kendilerini erkeklere beğendirmek için ayak bileklerine ses çıkaran halhal takıp ayaklarını yere vura vura yürürlermiş. İşte o sıralarda Resûl-ü Ekrem (asm) Efendimiz hanımlarının şahsında bizlere evlerinizde (vakar ile) oturun. Evvelki cahiliyyet kadınlarının kırıla döküle, süslerini göstere göstere yürüyüşü gibi yürümeyin ayetini okuyordu. Halhal takıp kendini sergilemişsin veya dar giyip vücut hatlarını belli ederek kişiliğini değil, dişiliğini ortaya koymuşsun fark eder mi? Ayrıca, şöyle bir nefis muhasebesi yaptığımda nefsimin en kuytu köşelerinde her an kendimi insanlara sergileyip beğendirme arzusunun yattığını görüyorum. Anlaşılıyor ki, şu zamanda da içimizde bir cahiliyyet var ne yazık ki.
İki cihan serveri, Fahr-i Kainat (asm) asr-ı saadet iken nazarını ahir olan şu zamana yönelterek , cehennemlik olan giyinmiş çıplak, (kalçasını) oynatan, salınarak yürüyen, başları, salınan deve hörgücü gibi kadınlardan bahsediyordu. Bazı yerlerini örtüp bazı yerlerini açan, ince ve dar elbise giyen, ayrıca da örtülü olmalarına rağmen davranışlarıyla ve giyim tarzlarıyla karşı cinsin (cinsî) duygularını tahrik eden kadınlara akıbetlerini hatırlatarak ; bunlar cennete giremezler, onun kokusunu da alamazlar, hâlbuki onun kokusu mesafeler ötesinden alınır diyordu Resûl-ü Ekrem (asm) Efendimiz.
Hâsıl-ı Kelâm; kesin bir şekilde unutmamalıyız ki, bir tesettürlü olarak ben de nefs-i emmâre taşıyorum. Herkes gibi ben de hata yapıp, büyük günahlara girebilirim. Herkes gibi ben de yanlış yapabilir, ucba, riyaya düşebilirim. Sonuçta bir kulum teyzeciğim. Ben de ağlarım, ben de gülerim herkes gibi. Benim de sevinçlerim ve hüzünlerim vardır. Şu ince noktayı da gözden kaçırmamak lâzım; benim güzelliğim şahsımdan değil, İlâhî emre boyun eğip, riâyet edişimdendir. Çünkü, güzeller dahil her şey helâk olup gidicidir, tabii, Ona bakan yüzü müstesnâ.
Tam, konuşma hararetli bir şekilde devam ederken, ineceğimiz durağa geldiğimizi görünce hemen söze karıştım. O an, affedersiniz deyip bir şey soracaktım ki, yaşlı teyze:
- Belki ben, nefsimi yenip tesettüre girmemiş olabilirim. Fakat bu ahir ömrümde şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki;
Nice elbiseler gördüm, insanları güzelleştirir. Nice insanlar gördüm, elbiseleri çirkinleştirir.
Evren Teke
Allah (c.c) razı olsun elinize sağlık.bir küçük yürekte böyle bir şuur varken bizler bu şuurun neresindeyiz düşünmek lazım.Allah (c.c) yar ve yardımcımız olsun.selam ve dua ile
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Allahu Teala hazretleri şöyle seslenir: "Beni bir gün zikreden veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıkarın!".
Tirmizi, 2597
hayatta o kadar çok şey geliyorki ölümü hatırlatmaya dair.saçımızda ki tek bir beyaz telden anlaşılmıyor mu ölümün var olduğu.elinize sağlık.Allah (c.c) yar ve yardımcımız olsun.selam ve dua ile
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'tan taleb edilen dünyevi şeylerden Allah'ın en çok sevdiği afiyettir...
Tirmizi, 3542