Akupunktur, pekçok hastalıkta başarıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Fakat bazen tam bir endikasyon konmuş ve noktalar iyi seçilmiş olmasına rağmen, tedavide başarısızlıkla karşılaşılmaktadır. Böyle durumlarda vücutta akupunktur tedavisini önleyen bir engel (bozucu alan) vardır ve tetkik edilmelidir.

Klasik Çin tıbbında insan canlılığı, yaşanan evrenin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Yin ve yang değerlerinde birbirinden farklı güçler vardır.

Bütün sistem ve organlarımızın işlevleri bu iki kuvvetin belirli özel kanallarda hiç durmaksızın dengeli dolaşmasına bağlıdır. Şayet bu denge bozulursa insan hastalığa yakalanabilir. İşte akupunktur bu enerji yollarında herhangi bir şekilde oluşan engeli ortadan kaldırarak zaten organizmada varolan iç dengeyi yeniden düzene sokan bir tedavidir. Akupunktur noktalarından kalkan sinyallerin, gerekli yerlere ulaşması için vücutta hiç bir engel olmaması gerekir.

Oysa mesela amalgamlı dolgularda amalgam, bozucu alan olma özelliği ile akupunkturda istediğimiz neticeyi almamıza engel olmaktadır. Ayrıca geçirilmiş ameliyatlara bağlı sikatriksler, geniş yanık nedbeleri, keloidler sık sık tedavi zorluklarına neden olurlar. Akupunktur tedavisi hastalıkları sebebe yönelik, bu da vegetatif regülasyonun düzene konmasıyla denge sağlanan bir tedavi şeklidir. Akupunktur vücudun belirli cilt noktalarına ve kulağa iğne batırılarak, fonksiyonu reversibl olarak bozulmuş hastalık ve rahatsızlıklarda teşhis ve tedaviyi sağlar.

Ben bu sene 9. aya kadar servisimize gelen tüm hastaların başlangıç teşhislerini gözden geçirdim. Vakaların içinde çoğu kardiyo-vasküler sistemi ilgilendiren hastalıklardı, ki bunlar myokart enfarktüsü ve koroner kalb hastalıklarını içermiyordu. İlk başta akut ağrılı hareket sistemi hastalıkları geldi. Onu takiben sırasıyla solunum yolu hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, ****bolizma hastalıkları ve nihayet ürogenital hastalıklar sıralanmıştı. Bu liste gösteriyor ki, akupunkturist, dahiliyeci ve diğer uzmanlardan daha çeşitli hastalar ile karşı karşıya kalıyor.

Bu yüzden teşhis ve tedavi alanımız çok genişliyor. Bireyin geçmişinin incelenmesi, doktora hastayı bütün olarak ele alma ve tedaviyi seçme olanağı verir ki, organizmanın denge fonksiyonu yeniden kurulsun. Bu da demektir ki, “Homeostaz” tekrar kazanılsın. Bireyin kişiliği ve bilfiil durumu açısından, terapi şekline karar vermek, noktaların seçimini yapmak ve stimülasyon derecesini bu vaka için hangisinin uygun olduğunu aydınlatmak gerekir. Akupunktur tedavisi çok farklı iki forma ayrılabilir. Birincisi ağrıya karşı tamamen semptomatik bir tedavidir.

Çoğu vakada tedavi ‘somatopi'' lerle yürütülür. Bu küçük bir bölümdür. Akupunkturun diğer bir şekli, asıl tedaviyi sağlayan çok önemli bir parçasıdır. Hasta düzelme kabiliyetine sahip midir? Sonra her terapi için düzeltmeye olumsuz etki eden veya tamamen duduran bir faktörün bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Özellikle farmokoterapi ile ilgili olanlar: Burada en çok rastanan maddeler antibiyotiklerdir. Basit enfeksiyonlar için antibiyotiklerin sıkça yanlış kullanımı da söz konusudur.

Şu bilinen bir gerçektir ki, antibiyotiklerin her kullanımı, bağışıklığı önleyici bir etki oluşturur. Antibiyotiklerin olumsuz etkisi, ciddi bir enfeksiyon geçirmiş yaşlıca bir hastaya verildiğinde söz konusudur. Eğer bu hasta ciddi bir hastalıktan sonra iyileşmiş, ancak, yan etkilerden şikayetçi ise, örneğin yorgunluk, kendini zayıf hissetme hatta yatalak olma noktasına gelme, ülser, eklem ağrıları veya depresyondan şikayet ederek akupunkturiste gelebilir. Burada çok dikkatli olmalı ve yavaş yavaş gerekli tedavisi yapılmalıdır.

Romatizmal durumlar, akupunktur tedavisi için geniş bir alan oluşturmaktadır. Akupunktur tedavileri açısından söz etmek istediğim ilk form, daha önceleri primer kronik poliartrit olarak bilinen romatoid artrittir. Bu hastalığın o anki durumuna göre tedavi ayarlanır. Dolaşımda yüksek miktarda antikor antijen kompleksine, hastalığın yüksek oranda aktif olduğu dönemlerde rastlanır.

Son dönemlerde başlıca 3 madde kullanılmaktadır: Sitostatik ilaçlar:Metotreksat, siklofosfamid ve siklosperin A. Bu maddeler immünopatogenezi direkt olarak etkilememektedir. Etki mekanizmaları tam olarak açıklanamamıştır.

Siklosporin A romatoid artrit tedavisinde gittikçe önem kazanmaktadır. Bu maddeler ve akupunktur arasında bir ilişki ve etkileşim olup olmadığına dair herhangi bir çalışma yoktur. İki tane sitostatik ilaç olan Metotreksat ve siklofosfamit romatoid artritte kemoterapidekine göre çok daha düşük dozlarda kullanılmaktadır. Birçok çalışma bu stostatik ilaçların kullanılmasıyla antijen-aktikor komleksinde düşmeyi takiben kısa ve zayıf da olsa düzenleyicilik beklenebileceği yeteneği göstermiştir.

Romatoid artrit ve artroz gibi sıklıkla rastlanan romatizmal durm, fibromiyozit veya fibrozit olarak adlandırılan fibromiyalji sendromudur. Bu hastalar sıklıkla ciddi olgulardır. Çünkü bu hastalık genellikle tanınmakta, ya da ancak çok geç bir dönemde tanı konulabilmektedir. Olgulara genellikle depresyon, panik sendromu, irritabl kolon ve kronik yorgunluk sendromu eşlik etmektedir.

Enflamasyon belirtileri, ****bolik ve yapısal değişiklikler doğrulamaktadır. Ana bulgular, aksiyel iskelet tutulumu, boyun ve bel bölgesinde kronik, genellikle simetrik yumuşak doku ağrılarıdır. Bulgular sıklıkla nemli veya soğuk havada, fiziksel veya mental streste ve uyurken rahatsız edildiğinde artmaktadır. Burada kortizon kullanma negatif bir imaja sahiptir.

Düşük kortizon bilhassa astımlı hastalarda ve kronik obstrüktif pulmoner hastalarda yanlış uygulama olarak değerlendirilir. Bu durumda akupunktur uygulamak daha faydalı olur. Yüksek kortizon tedavisinde ülser, mide kanaması ve kırıklar gibi yan etkiler görüldüğünden akupunktur kesin endike olmaktadır. Bilhassa günümüzde, akupunktur tedavisini çok etraflı düşünmek lazımdır. Bunun sebebi, yeni bilgi ve gelişmelerdir.

Örneğin: Duodenal ülserlerde helibakter pylorinin varlığı tebit edilmiştir. Buna göre standart tedavi şekli amoxilline ve metronidazol ile omeprazol kullanarak evvela midedeki enfeksiyonu yok etmek ve sonra akupunktur tedavisi uygulamak gerekir. Tedavi esnasında hastanın genel durumu mühimdir ve bir sonraki tedavi esnasında değişebilir.

Bir örnek vaka ile bunu açıklayalım: Bir tanıdığım hastanın safra kesesi meridyen bölgesinden kalkan akut baş ağrısı vardı. 4 yıl önce buna benzer ağrılar olmuş ve başarı ile tedavi etmiştim. Safra yollarında taş yoktu. Bu sefer ağrı başladıktan 3 gün sonra gelmişti. Semptomlar belliydi ve karaciğer, safra kesesi meridyeniyle ilgili başağrısı idi. Birkaç iğne batırdım ve ailelerimizden bahsetmeye başladık. Tam son iğneyi yerleştirdim ki, baş ağrısı had safhada kötüleşti. İğneleri çıkarttığımız halde rahatlamadı.

Damardan ağrı kesici ilaçlar ile rahatlama sağlayabildim. Ne olmuştu? Hasta heybetli, güçlü bir sporcuydu ama, hastanın durumuna dikkat etmemiştim. 3 gün boyunca ağrı çekmiş, uyuyamamıştı. Ağrı kesiciler, kahve , sigara içerek tedaviye geldiğinde tamamen bitik bir durumdaydı. Bu yüzden minimal bir uyarıcı, ekstrem olumsuz bir reaksiyona sebep olmuştu. Onun için böyle hastalara dikkat etmeli, hiç gözden kaçırılmamalı.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 290
favori
like
share