28 Eylül 1919 tarihli İrade-i Milliye gazetesinin 2. sayfasını açanlar, hurda bir başlıkla karşılaşıyorlardı. Önce bu kısacık metni okuyalım: Üç general ve müteaddid küçük rütbeli zâbitandan mürekkeb Amerikalı General Harbordun riyâseti altındaki heyet, şehr-i hâlin 21. günü Sıvasa muvâsalat etmiş ve bir gece kalarak Erzuruma hareket etmiştir.

Üç general ve çok sayıda küçük rütbeli Amerikan subayı 1919 Eylülünde Sivasda ne aramaktadırlar sahiden de? General Harbord Sıvasta Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Beyle görüşmüş, oradan Erzuruma geçmiş ve Kâzım Karabekir tarafından karşılanmıştır. Hem de ne karşılama? Kâzım Paşa, Amerikalı misafirleri davul zurnayla karşılatmış, halk oyunları bile oynatmıştır karşılarında.

Karşılayanların ellerinde bazı dövizler özellikle göze çarpmaktadır. Mesela şöyle şeyler: Yaşasın Wilson Prensiplerinin 12. maddesi&. Peki nedir Anadoluyu bu kadar heyecana boğan Wilson Prensipleri ve pankart açtıran 12. madde meselesi?

1913ten 1921e kadar iktidarda kalmış olan ABD Başkanı Wilson daha çok 8 Ocak 1918de ilan ettiği 14 Prensibiyle tanınır. Wilson Prensipleri diye bilinen bu maddelerin 12ncisi, Osmanlı topraklarında Türk çoğunluğun yaşadığı bölgenin Türklere bırakılmasını istemiş, bu da Misak-ı Millinin hukukî tutamağını oluşturmuştur. Yani Misak-ı Millî bile Wilson Prensiplerinin bir sonucudur. Etkisi o kadar büyük olmuştur.

Birinci Dünya Savaşından toprakları parçalanarak çıkmış ve Mondros Mütarekenamesini zorla imzalamak zorunda kalmış bir Osmanlı Devleti için Wilson Prensiplerinin değeri tartışılmaz, çünkü hiç değilse Türklerin hayat hakkını tanıyan uluslararası bir tutamaktır. Aynı şey, Milli Mücadele kadrosu için de geçerlidir. Bu yüzden 12. madde gerek İstanbul hükümeti için, gerekse Sivas Kongresi ve sonrasında kurulan TBMM hükümeti için cankurtaran simidi gibi görülmüş, işte bu yüzden Harbord heyeti şenliklerle karşılanmıştı.

İyi, hoş da, Gazi Mustafa Kemal, gerek Harbordla konuşmalarını, gerekse Sivas Kongresinde Amerikalı gazeteci Brownla olan görüşmelerini Nutukda anlatmıyor mu zaten? Söylediklerinizin neresi gizli saklı? Bilinmeyen ne var burada anlamadım?

Bir konferans salonundan yükselen bu dikkatli itiraz düşündürücüydü gerçekten de. Öyle ya, Nutuku, hele hele Kâzım Karabekirin, Rauf Orbayın hatıralarını, Sıvas Kongresi Tutanaklarını okuyan bir dikkat bu ayrıntılara hemen vakıf olabilirdi.

Gelgelelim Sıvas Kongresinde asıl önemli olan bir nokta nedense es geçilir. Bir gazeteci görüntüsü altında gelen istihbaratçı Louis Edgar Brown, Sıvas Kongresi başkanlığından ABD Kongresine yazılan bir mektuba kuryelik de yapmıştır. Başkan Mustafa Kemal, yardımcısı Rauf Bey, İsmail Fazıl Paşa, İsmail Hami (Danişmend) ve M. Şükrü isimli diğer bir kâtibin imzalarını taşıyan bu mektup, ABD Senatosundan, bir heyet gönderip Anadoludaki durumu yerinde incelemesini rica etmektedir. Yazılış tarihi 9 Eylül 1919dur. Zaten General Harbordun sebeb-i ziyareti, bu davettir.

Ancak Nutukta geçen şu ifade kafaları karıştırmıştır:
Kongre divan riyasetinin imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada ehemmiyet atf etmiş değildim.

Mektupta istenilen inceleme heyeti geldiğine ve bu heyet de Harbord heyeti olup Sıvasta Mustafa Kemalle yüzyüze görüştüğüne göre, mektubun gönderildiğinden nasıl şüphe edilebilir? Bu mektubun gönderilip gönderilmediği konusunda uzun bir süredir tereddütler vardı. Ancak burada hem ABD Senatosunun yayınladığı halini, hem de Brownın Hoover Enstitüsüne teslim edilen evrakı arasından çıkan imzalı bir kopyasını yayınlayarak bu tartışmaya son veriyoruz. Artık o unutturulmak istenen o mektup elimizde. Bundan sonra mektubun anlamını tartışmaya başlayabiliriz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 507
favori
like
share
karakurum Tarih: 20.07.2007 14:04
paylaşım için sağolun
engerek61 Tarih: 12.07.2007 17:26
emegine saglık
Sindy Tarih: 06.07.2007 10:41
ellerine saglik Nerqish
fiber_optic Tarih: 06.07.2007 00:02
Teşekkürler Nerqish