KADERİ MERAK EDENLER OKUSUN VE ŞAHİT OLSUNLAR

Son güncelleme: 09.11.2007 13:47
  • --------------------------------------------------------------------------------
    . Fabrikada maaş dagitiliyormus zaten çok geç kalmışlardı neredeyse 15 gün olmuştu gecikmeleri ;apartopar gittim ve maaşımı aldım.yolun karşı tarafındaki su azmagına araba beklerken bir iki taş atıp suyun dalgalanmasını izledim,sonunda oldukca büyük bir taşı yerinden kaldırarak zorda olsa dereye atabildim.İşte tüm olanlar ozaman oldu taşın cloff sesini duymam ve suyun içine gömülmesinin ardından gözüme bir perde indi zaman ve mekan de işti o azmak kurumuş toprak damar damar olmuş çatlamış iki adam tam önümde kavga ediyor gözüme geldi.Hayretle olanları izledim birinin elinde sopa yumruklaşıyor ve küfürleşiyorlardı nasıl olduysa biri digerinin elinden kurtuldu ve benim attıgım yere saplanmış taşı topraktan sökerek aldı bir hamleyle di erinin başına vurdu adam boylu boyunca yere uzandı hertarafından kanlar akıyordu....Silkelenip kendime geldi imde suyun daha dalgalanması bile durulmamıştı .Nasıl olurda bir anda belki 50 sene sonrası gözlerimin önüne film seyreder gibi getirilmiş ve 5-10 dakikalık bir olay bi kaç saniyeye sigdırılmışdı anlayamadım SUBHANALLAH dedim.O gün kaderin cilvesinden bir cilve gördüm ve anlamış oldum bazı şeyleri.Ne isterseniz isteyin ALLAH dan isteyin mutlaka cevap verecektir,icabet edecektir.Kuvvet ve Kudret sahibi ancak ALLAH dır.
#04.11.2007 21:47 0 0 0
  • Güzellik insana zevk, mutluluk ve huzur veren somut bir lezzettir. İnsanlar hayatlarının her aşamasını bu lezzete ulaşma arzusuyla; begenilerini kazanan güzelliklere göre düzenlerler. İnsanların güzellige olan düşkünlükleri, bu lezzete olan bagımlılıkları onlar için vazgeçilmezdir. Seçim yapması gereken bir insan, her zaman tercihlerini kendince en güzel olandan yana kullanır. Hiç kimse hoşuna gitmeyen, begenmedigi, çirkin olan bir şeyi seçmez ve istemez. Çünkü insan ruhu güzel görüntülerden, güzel ahlaktan, güzel sözden zevk alacak şekilde ve güzellige düşkün bir duyarlılıkta yaratılmıştır. İnsanların güzel olana bu kadar istek ve ilgi duymalarının nedeni de ruhlarındaki güzellige ulaşma arzusuna cevap verebilmektir. Kırmızı bir gül, beyaz bir zambak, parıltısıyla göz kamaştıran bir mücevher, güzel bir at, güzel bir bahçe, güzel bir ev, güzel bir araba, güzel bir çocuk ya da güzel bir yüz Bunları gören bir insanın gizli de olsa içinde bu güzelliklere sahip olmak; hiç olmazsa seyrederek ya da bir kez bile olsun kullanarak bunlardan yararlanma arzusu oluşacaktır. Kuran'da bu istekten dogan sahip olma tutkusunun insanlara dünya hayatında imtihan olarak süslü ve çekici kılınan tutkulu bir şehvet oldugu haber verilmiştir:

    "Kadınlara, ogullara, kantar kantar yıgılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)

    Allah Evrenin Her Köşesini Güzelliklerle Donatmıştır

    Sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Yüce Allah insanları, güzellige sevk eden bu isteklerine kolayca ulaşabilmeleri ve zevk alabilmeleri için tüm evrenin her köşesini Cemil (güzel), Musavvir (tasvir eden, şekil ve suret veren), Sani (Sanatçı) ve Bedi (örneksiz yaratan) isimlerinin tecellileri olarak yaratmıştır. Örne in;


    Güneş'in doguşunda gökyüzünde oluşan görsel şölen niteli indeki muhteşem manzarada Allah'ın Sani isminin tecellilerini seyrederiz. Bir kelebegin kanatlarındaki kusursuz simetriyi fark etti imizde Allah'ın Musavvir yani tasvir eden, şekil veren isminin tecellisini görürüz.


    İhtişam ve kudretindeki güzellikle kainatın, galaksilerin, gezegenlerin, canlıların, hatta tek bir hücrenin olmadı ı bir zamanda, dilemesi ve 'OL' demesiyle atomlardan, moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden oluşan, gözün kavrayış gücünün yetersiz kaldı ı sonsuz bir alemi düşündü ümüzde Allah'ın Bedi; örneksizce yaratan isminin tecellisine hayran oluruz.


    Çok güzel bir insan yüzü gördügümüzde; teninin, gözlerinin güzelligi; yüzündeki simetrinin mükemmelligi karşısında içimizde bir aydınlık ve ferahlık hissetti imizde Allah'ın Cemil; güzel olan isminin bir tecellisini sevmiş ve begenmiş oluruz.


    İnsan, Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar (Enbiya Suresi, 101) ayetiyle bildirildi i üzere Allah'ın ruhundan üfleyerek yarattı ı bir varlıktır. Güzelligi arayan her insan farkında olmasa da aslında Allah'ın eşsiz sanatından, kudretinden, ilminden, güzelliginden ruhuna zevk veren bir parçayı arıyor demektir. Güzellikten alınan zevk de Hz. Muhammed (sav)'in Allah güzeldir ve güzeli sever(Tirmizi, edeb 41) hadisinden anladıgımız üzere Allah'ın bu özelliginin kulunun üzerindeki tecellisidir. Allah güzeli sever, O'nun ruhunu taşıyan kulları da güzeli severler.

    Dünyadaki Güzellikler Zamanla Yok Olur

    Dünya hayatında bir insan güzelliklere karşı ne kadar istek duyup elde etmek için çaba harcasa da aslında sahip oldugu tüm güzellikler dünya şartlarında bozulmaya, eskimeye, yıpranmaya ve en son aşamada da çürüyerek yok olmaya mahkumdur. Bu yüzden begenerek ve övünerek sahip olunan tüm güzellikler zamanla yok olacaktır. Örnegin;


    Çok güzel bir insanın güzelligi, cildinde bir hastalık ya da yaralanma olmadıgı sürece en fazla 15- 20 yıl sürecektir.


    Çok begenerek ve isteyerek alınan bir demet çiçek en fazla bir hafta sonra solacak, canlılıgını yitirip kurumaya başlayacak ve eski güzelligini yitirecektir.


    En dayanıklı malzemelerden üretildi ini varsaydı ınız güzel bir ev ya da araba bile zamanla yıpranacak ve bozulacaktır.


    Bu birkaç örnekte de görüldügü gibi dünya üzerindeki bütün güzellikler zamanın tahrip edici özelligi ile yok olmaya mahkumdur. Yeryüzünde zamanın tahrip etmedi i hiçbir güzellik yoktur. Allah dileseydi sonsuz kudret ve ilmiyle sonsuza kadar sürecek güzelliklerle dünyanın her yanını kuşatırdı. Ancak, imtihan için yarattıgı kullarının Kendisi'ni tanımaları, azabını ve gücünü anlamaları, cenneti özleyip cehennemden kaçınmaları için yeryüzünü eksiklik ve acizliklerle dolu şekilde yaratmıştır.

    Gerçek yaşamın dünyada olmadıgını fark edemeyen birçok insan, güzellikler peşinde koşarken hırs ve tutkuyla boşuna bir çaba harcar. Oysa geçici bir güzellik için böyle bir çabanın hiçbir tutarlı yanı yoktur. Eger bir insan huzura, mutluluga ulaşmayı şiddetle istiyor ve bunu dünyada elde edemiyorsa düşünmeli ve cennetteki sonsuz yaşama ulaşmanın yollarını aramalıdır. Çünkü insanın içindeki güzellik istegine, kusursuz ve tükenmeyecek biçimde kavuşabilecegi tek yer cennettir. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
    "...Orda nefislerinizin arzuladıgı her şey sizindir ve istediginiz her şey de sizindir." (Fussilet Suresi, 31)

    Nefsin Ulaşmaya Çalıştıgı Güzelligin Aslı Dünyada Yoktur

    İnsanın güzellige olan düşkünlügü, güzelliklere sahip olunduktan sonra çogu zaman beklenen lezzeti, hazzı ve mutlulugu vermez. Güzelliklerin zamanla yok olması buna bir etken oldugu gibi güzellige kavuştuktan sonra nefsin bu güzelligin daha güzelini araması ve istemesi de önemli birer nedendir. Güzel bir araba alan bir kişi daha güzel bir arabayla, güzel bir yüze sahip olan bir insan çok daha güzel bir yüzle, güzel bir bahçesi olan bir kişi çok daha güzel bir bahçeyle mutlaka karşılaşacak ya da varlıgından haberdar olacaktır. Bu da kişinin -eger iman etmiyorsa- daha önce güzel diye begenip aldı ı bir şeyden vazgeçmesine, artık eskisi kadar de er vermeyip yeni bir güzellik için istek duymasına neden olacaktır.

    Kendisininkinden çok daha güzel olana sahip olsa da bu döngü yeni bir güzelli in ortaya çıkmasıyla sürekli olarak de işerek devam edecektir. Gerçekte nefsin aradıgı da güzellik adı altında bir kusursuzluktur. Nefis Kuran'da, "...Tümüne güzelli i (cenneti) vaat etmiştir;..." (Nisa Suresi, 95) ayetiyle bildirilen ve tüm nefislere vaat edilen güzelligin peşinden koşmaktadır. Cennette güzelligin insanlara vaat edildigini bildiren bir ayet şöyledir:

    "Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." (Tevbe Suresi, 72)
#04.11.2007 21:59 0 0 0
  • ABDESTSİZ EMZİRİLEN SÜT

    --------------------------------------------------------------------------------
    Muhammediye kitabının yazarı Yazıcıoglu Muhammed Efendi, Edirne ve Gelibolu civarında yaşamıştır. Bu muhterem zatın bir de Ahmed-i Bîcan olarak bilinen kardeşi vardır. Ahmed-i Bîcan hazretleri, aynı zamanda Envar-ül Aşıkın kitabını Farsça dan tercüme eden zattır.

    iki kardeşten biri olan Ahmed-i Bîcan, bir gün bir camide vaaz etmekte iken agabeyi Muhammed Yazıcıoglu camiden içeriye girer ve küçük kardeşinin sohbetini dinlemeye başlar. Kardeşi agabeyinin camiye geldiginin farkındadır. Fakat bir de bakar ki, agabeyi biraz sonra camiyi gülerek terk eder.

    Kürsüde nasihat etmekte olan Ahmed-i Bîcan hazretleri, agabeyinin bu halinden bir şey anlayamaz ve akşam eve geldigi zaman olayı annesine anlatıp durumu ögrenmesini ister. Anne, büyük oglu Muhammed eve geldi i zaman, (Oglum, kardeşin camiden niçin gülerek çıktıgını soruyor, bir hata mı işledim diyor. Kardeşinin dersinden niçin gülerek çıktın) diye sordugunda şöyle cevap verir:

    Annecigim, ben kardeşimin vaazına gülmedim. Ben bir insanoglunun sohbetini dinlemeye ne kadar melek gelmiş, oturacak yer bulamıyorlar da birbirlerinin üzerine oturuyorlar, onların hâli çok hoşuma gitti de ona tebessüm ettim. Ben de meleklerden camide oturacak yer kalmadı ı için çıkıp gittim.

    Annesi, agabeyinin bu sözlerini anlattı ında Ahmed-i Bîcan çok müteessir olup dedi ki:
    Anneci im, agabeyim melekleri görebiliyor da, ben niye göremiyorum. Bunu ondan bir sorar mısın?

    O güzide anne büyük o luna bunu sordugunda aldıgı cevap şöyle oldu:
    Anneci im, bu noksanlıgı sen kendinde araman lazım, sen benden daha iyi bilirsin.

    O vakit düşünme sırası anneye geldi. Uzun müddet tefekküre daldıktan sonra bunun sebebini şöyle açıkladı: Oglum sana hiç abdestsiz süt emzirmedim. Ahmede ise henüz kundakta iken, ben namaza durmuştum, Ahmed de şiddetle aglamaya başlamıştı. Bu sırada evimizde bir komşu kadın vardı. O, çocuk aglamasın diye Ahmedi aldı emzirmeye başladı. Ben hemen namazı kılıp elinden aldım ama, biraz emmişti. Sonra o kadına abdestli olup olmadı ını sordum, bana abdestinin olmadıgını söylemişti. Onun melekleri görmemesine sebep olsa olsa bu olmalı.
#04.11.2007 22:06 0 0 0
  • MEVLANANIN 7 ÖĞÜDÜ

    --------------------------------------------------------------------------------
    Mevlana'nın 7 ö üdü

    Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol

    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

    Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol..

    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

    Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,

    Hoşgörülükte deniz gibi ol,

    Ya oldugun gibi görün...

    Ya göründügün gibi ol...
#04.11.2007 22:06 0 0 0
  • ŞEYTAN'IN 12 SÖZÜ

    --------------------------------------------------------------------------------
    1-Bir defayla bir şey olmaz

    2-Daha genciz

    3-Allah (C.C) kalp temizli ine bakar

    4-Allah (C.C) ile kul arasına girilmez

    5-Emekli olduktan sonra

    6-Zaman size degil siz zamana uyun

    7-Bir şey olmaz Alla(C.C) affeder

    8-Bu kadar günahtan sonra biraz zor affeder

    9-Fasla düşünme kafayı yersin

    10-Cehennemden bir süre yandıktan sonra cennete girmeyecek miyiz
    (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)

    11-Biz büyüklerimizden böyle gördük

    12-Aman ha dikkat beyninizi yıkamasınlar...
#04.11.2007 22:07 0 0 0
  • kandillerde neler yapılabilir?

    --------------------------------------------------------------------------------
    Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ügma firete nail olma, ecrgü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza-i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:

    1. Kur'ân-ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah'a olan sevgi, saygı ve baglılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.

    2. Peygamber Efendimiz (sas)'e salât ü selâmlar getirilmeli; O'nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.

    3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar,111 onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

    4. Tefekkürde bulunulmalı; "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah'ın benden istekleri nelerdir" gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.

    5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve gelecegin plân ve programı çizilmeli.

    6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istigfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.

    7. Bol bol zikir, evradgü ezkarda bulunulmalı.

    8. Mü'minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.

    9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.

    10. Kişi kendine ve di er Mü'min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.

    11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.

    12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.

    13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.

    14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va'z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.

    15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.

    16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk'a niyazda bulunulmalı.

    17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşli ine ait sadakati yerine getirilmeli.

    18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve di er yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e-mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.

    19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün oldugunca oruç tutulmalı.

    selam ve dua ile...
#04.11.2007 22:11 0 0 0
  • Cennete giren ilk kadın...

    Bir gün Rasulallah (s.a.v) efendimiz kızı Hz.
    Fatıma' ya şöyle der ;
    - Cennete giren ilk kadın kimdir biliyormusun ?

    Hazreti Fatıma cevap verir ;
    - Ey Fahr-i Kainat ben degilmiyim ?

    Rasulallah efendimiz der ki ;
    - Hayır, filan yerde filan evde bir kadın var o dur.

    Hazreti Fatıma şöyle der ;
    - Ne amel işlemektedir de cennete giren ilk kadın olacaktır

    Rasuallah efendimiz cevaben git onu ziyaret et görürsün der. Hazreti Fatıma hazırlanıp o kadının evine gider. Kapıyı çalar çok çirkin bir ses ona cevap verir.
    - Kimsiniz ?

    Hazreti fatıma şöyle der ;
    - Ben Fatıma.
    - Hangi fatıma? Der kadın,

    Hazreti Fatıma şu cevabı verir ;
    - Rasualllah (s.a.v) in kızı Fatıma.

    Kadın şöyle seslenir.
    - Kusura bakma iki cihan serverinin kızı, Kocam şu an evde yok, kendisi
    benden başka kimseye Kapıyı açma dedi, Bende söz verdim açamam ey rasulllahın kızı. İstersen yarın gel başımın üstünde Yerin var sana canım kurban, O zamana kadar kocamdan izin alırım.
    - Peki, Tamam.. der Hazreti Fatıma

    Ertesi gün olur, Hazreti Fatıma yine o kadına giderken yanına Hazreti
    Hüseyin gelir, Beni de götür Der, Hazreti Fatıma oglunu kıramaz ve tamam gel beraber gidelim der. O kadının evine gelirler Kapıyı çalar.
    - Kimsiniz ? der kadın

    Hazreti Fatıma cevap verir;
    - Benim, Fatıma.

    Kadın şöyle der,
    - Ey cihan serverinin mübarek kızı yanında bir erkek çocugunun sesi duyulur. Kimdir O ? der.
    - Benim oglum Hüseyindir. O da peşime takıldı gelmek istedi bende kıramadım. diye cevap verir Hazreti Fatıma.

    Kadın Üzülerek şöyle der.
    - Kusura bakma Ey Rasul kızı Hazreti Fatıma, Ben kocamdan sadece senin için izin istedim Oglun Hüseyin için istemedim. Sen bugün git yarın gel o zaman Hüseyin içinde izin isterim.
    - Peki, Tamam... Der Hazreti Fatıma. Evine döner.

    Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma ile Hazreti Hüseyin tam yola çıkacakken
    kardeşi Hazreti Hüseyini gören Hazreti Hasan aglamaya başlar beni de götürün der, Hazreti Fatıma oglunun
    bu istegini kıramaz ve Onu da yanına alır ve yola çıkarlar. Kadının evine gelirler. Kapıyı çalar ve yine o çirkin kadın sesi cevap verir.
    - Kimsiniz ?
    - Ben Fatıma. der
    - Yanında kim var Ya Rasulallahın Kızı Fatıma
    - Oglum Hüseyin var birde Hasan var, Hüseyini gelirken gördü agladı, gelmek istedi bende kıramadım.

    Kadın Üzülerek cevap verir ;
    - Kusura bakma Ya Rasul kızı Fatıma ben kocamdan sadece sen ve oglun Hüseyin için izin aldım Hasan için Almadım yarın gel kocamdan Hasan içinde izin alayım. der

    Hazreti Fatıma ;
    - Peki, Tamam der..

    Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ile Hüseyini yanına alarak o kadının evine giderler. Kapıyı Çalarlar
    - Kimsiniz ? der kadın.
    - Ben Fatıma.
    - Yanında Hazreti Hüseyin Ve Hazreti Hasan' dan başka biri var mı Ya Rasul Kızı Fatıma.
    - Hayır yok. der Hazreti Fatıma

    Ve kapıyı açılır, Kapıyı açan o kadar güzel bir kadındır ki yüzünden nurlar akıyor. Çok güzel örtünmüş Çok güzel bir kadın. Agzını açar ve bir misket büyüklü ünde taşa benzeyen bir cisim çıkarır ve ;
    - Hoşgeldin Sefa getirdin Ey Rasulallahın kızı Fatıma. der

    Hazreti Fatıma ilk olarak kocasına olan itikatını begenir. Ve Şöyle der.
    - Üç gündür Kimsiniz diyen yaşlı kadın senmisin ? der
    - Hayır. Der kadın.
    - Peki o yaşlı kadın kimdi ?
    - Yaşlı kadın yoktu Ya Rasuallahın Kızı Fatıma , agzımda taş vardı o yüzden sesimi de iştirdim
    - Peki neden degiştirdin der Hazreti Fatıma

    Kadın Şu Cevabı verir.
    - Belki sesimi duyupta yoldan geçen bir erkek şehvetlenir, Kötü amel işler diye de iştirdim Ya Hazreti
#04.11.2007 22:14 0 0 0
  • --------------------------------------------------------------------------------
    ÖLÜM ÜZERİNE

    Ölüm anılınca sakın ürperme!
    Aman! Bunun da sırası mı deme
    Belki çok gençsin, ölümü sevmezsin,
    Ama kadere boyun egeceksin.

    Bak! Yerin altında nice gençler var
    Sözlüler, nişanlılar, evliler var.
    Canlıların ortak kaderidir bu,
    De işmeyen ilâhi kanundur bu.

    Bütün canlılar ölümü tadacak,
    Ölüm melegi canları alacak.
    Sonra; teneşir, kefen, tabut derken
    İnsan kendini mezarda bulacak.

    Ölümü yasaklayan kanunlar çıksa,
    Bütün ülkeler bunu onaylasa,
    Kanunlar, kararlar beş para etmez,
    İlâhi kanuna karşı gelinmez.
    Kim olursan ol sen de öleceksin,
    O bembeyaz kefeni giyeceksin.

    Benim diyen yigitler yeraltında,
    Ölümü tattı sultan Süleyman da.
    İnsana, cinlere emir verirdi,
    Kuşun, karıncanın dilin bilirdi.
    Nice Lokmanlar, hekimler öldüler,
    Onlar da karanlık kabre girdiler.
    Ya Rab! Kimse kalmıyor bu dünyada,
    En üst makamlarda oturanlar da..

    Her gün Minâreden salâ verilir,
    Filan öldü diye haber verilir.
    Yakında bizim salâmızda verilir,
    filan bugün öldü denilir.
    Bir bir gidiyor dost ve ahbaplar
    Hayal degil, birer gerçektir bunlar.
    Bizim de kapanacak gözlerimiz,
    Bizim de ba lanacak alt çenemiz.
    Ruhsuz bedenimiz yerde yatacak,
    Dostlar ürperip karşıdan bakacak.

    Sararıp solacak güzel yüzümüz,
    Konuşmaz olacak güzel dilimiz.
    Ah kardeş! Ne hale gelecek insan,
    Cenaze adını alacak insan.


    Gelin dostlar gelin! Tevbe edelim,
    Ne olur! Günahları terk edelim.

    Başımızı örtelim kapanalım,
    Nefsimizi, çevremizi aşalım.
    Namazımızı düzenli kılalım,
    Ne olur! Ölümü unutmayalım..

    Ölüm yata ına yattıgın zaman,
    Hayattan ümidin kestigin zaman,
    Bomboş geçen ömrün için yanarsın,
    Ah!... Ah!... diyerek cigerin yakarsın.
    Dünyanın son ışıkları sönerken,
    Son ümitlerin bir bir tükenirken,
    Ürkek ürkek etrafına bakarsın,
    Dünyaya aldandım!diye aglarsın.
    Sayılı nefeslerin tükenirken,
    Hararetten cigerlerin yanarken,
    Gözünden mânevi perdeler kalkar,
    Melekler, ruhlar görünmeye başlar.
    O anda amel defterin dürülür,

    Günahın, sevabın tek tek görülür.
    Sevapların nur gibi ışık saçar,
    Günahların kapkara dehşet saçar.
    O an şeytan imanına saldırır,
    İmânın zayıfsa, seni aldatır.
    Son nefeste, son imtihan olur,
    Mümine, melekler yardımcı olur.
    Kalbinde var ise gerçek imânın,
    Korkma! Aldatamaz seni şeytanın.
    Azrâil uzaklardan belirince,
    Korkup ürperirsin, Onu görünce.
    Aklın gider, acı canına vurur,
    O anda âşıklar Cânânı bulur.
    Kazanıp kaybetti in belli olur,
    Yerin ya Cennet ya Cehennem olur.


    Azrâil alınca tatlı canımız,
    Solar yüzümüz, donar kanımız.
    Yıkıldı hayaller, bitti dünyamız!
    Yalan dünyaya biz de aldanmışız.
    Kim olursan ol, sonun bu olacak,
    Ünvanın adın cenâze olacak.
    Makamın, rütben geçersiz olacak,
    Bütün servetin ellere kalacak.

    Yardım et Allahım! Son nefesimde,

    Seni zikredeyim, her nefesimde.
    Kulum de yeter! Sana kul olayım,

    Dilersen yolunda kurban olayım.
#04.11.2007 22:19 0 0 0
  • Hz.Ömere Gelin Olmak

    --------------------------------------------------------------------------------
    HZ OMER E GELIN OLMAK Hazret-i Ömer r.a. Halife.. Her zamanki tedbili kıyafet haliyle.. Gece... Medine sokaklarını dolaşıyor dolaşıyor... Karanlık gece... Bir evin önünden geçmekte... Evden sesler gelmekte... Acaba ne oluyordu? Durdu. Kulak kabarttı. Dinlemeye başladı. Bir anne ve kızı.
    Anne:
    -Kızım, yarın satacagımız süte su karıştır!
    -Anne, Halife süte su karıştırmayı yasak etmedi mi?
    -Kızım, gecenin bu saatinde Halifenin nereden haberi olacak, O şimdi yatagında uyuyor.
    -Anne! Anne! Halife uyuyor, haberi olmaz diyorsun! Herşeyi bilen, gören ve herşeye kâdir olan Allahü teâlâ bizi görüyor, hâlimizi biliyor! Hilemizi insanlardan gizleyebiliriz, fakat herşeyi bilen ve gören Allah'tan nasıl gizlersin?
    Hazret-i Ömer, bu kızın güzel ahlâkına çok hayran kaldı. Bu durumu hanımına da anlattı. Sonra da , o kızı oglu Âsım'a nikâh etti. Kız Ömer'e gelin oldu. Ömer'e gelin olmak o kadar kolay ki... Allah'ın her şeyi bildigini ve gördügünü bilmek, ondan bir şey gizlenemeyecegini idrak etmek ve o hal ile yaşamak o kadar o kadar kolay ki... Gelin olunacak Ömer'mi, her devirde bir Ömer bulunur, yeterki o güzel ahlak olsun. Ömer bulur Ömer'e buldurulur...
#04.11.2007 22:22 0 0 0
  • Ömer'in Müslüman Oluşu
    Bir perşembe gecesi, Habîb-i ekrem 's.a.v.', Ömer 'r.a.' hakkında düâ etdi. Düâsı kabûl oldu. Buyurdular ki,
    - Yâ Rabbî! Şu iki kişiden hangisi sana sevgili ise dîn-i islâmı onun ile azîz eyle. Ömer bin Hattâb veyâ Amr bin Hişâm.
    Ertesi gün, Kureyşin büyükleri Haremde toplandılar. - İşbu Ebû Tâlibin yetîmi Muhammed Mustafâ 's.a.v.' zuhûr edip, âbâ ve ecdâdımızın dînini ibtâl etdi. Putlarımız için, fâide ve zarar vermez diye kötüledi. Gayretine dokunmuyor mu ki, yâ Ömer, bu denli kudret ve heybetin, izzet ve satvetin var iken, putlara yardım etmeyi, onu öldürme i düşünmüyor musun, diye tahrîk etdiler.
    Hazret-i Ömerin câhiliyye damarı kalkdı. Sonu kötü olan bir gayretle, kılıncını takındı. Resûlullah 's.a.v.' hazretlerini öldürmege giderken, Benî Zühreden Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' hazretlerine rastladı. - Yâ Ömer, nereye gidersin dedikde, cevâb verip,
    - Şu Kureyşin büyüklerine ahmak diyen ve putlarımıza bâtıl diyen, Muhammedi katl etmege gidiyorum, dedi.
    Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
    - Yâ Ömer! Hayret edilecek bir işe yeltenirsin. Başa çıkamıyacagın sevdâya düşmüşsün. Eger bu işi başarırsan, Benî Hâşim ve Benî Zühre seni sagkoyacaklarını mı sanıyorsun. Yürü var, işine git, deyince,
    Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
    - Yâ Nu'aym! Yoksa sende mi, Muhammedin dînine girdin. Eger öyle ise, evvelâ seni katl edeyim.
    Nu'aym hazretleri dedi:
    - Muhammedin dînine sâdece ben mi girdim, sanırsın. Kız kardeşin ve enişten de girmişlerdir.
    Ömer, bu haberi işitince, gadabı dahâ fazla olup, nereden ma'lûm onların müslimân oldukları, dedi.
    Nu'aym dedi:
    - Eger inanmaz isen, kız kardeşinin evine var. Bir koyunu kendi elin ile bogazla, pişirsinler. Onlar senin bogazladıgın koyunu yimezler ise, o zemân bilmiş olasın ki, onlar islâm dînine girmişlerdir.
    Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' o tehevvür ile gidip, kapılarına vardı. İçeriden kula ına bir ses geldi. Dikkat ile dinledi.Anladı ki, okudukları kelâm, hiç insan sözüne benzemez. Meger o vakt Tâhâ sûresi nâzil olup; hazret-i Fahr-i kâinât aleyhi efdalüttehıyyât, muhâcirînden Habbâbı 'radıyallahü anh' onlara göndermişdi. Onlara, o sûrenin âyetlerini ta'lîm ediyordu. O vakt, bunlar hazret-i Ömerin korkusundan, kapıyı ba lamışlardı. Ta'lîm ile meşgûl iken, hazret-i Ömer kapı ardından dinledi. Dinledikçe, istidâdlı kalblerine, ezelî olan kelâmın rahmânî nûrları gelmege başlayıp, şeytânî küfr zulmeti mahv olma a başladı. Sabr etme e mecâli kalmayıp, kapıya eli ile vurdu. Kapı ba lanmış idi. Dikkat kesildikleri gibi, içeride olanlar, korkularından susdular. Habbâbı 'radıyallahü anh' gizlediler. Sûre-i kerîmeyi saklayıp, kapıya bakdılar ki, gelen hazret-i Ömerdir 'r.a.'. Kılıncı yanında, heybetle ve satvetle gelmiş ki, yüzlerine bakmaz. Kız kardeşi,
    - Hoş geldiniz deyip, içeri alıp, oturdular.
    Gelmelerinden dolayı, yiyecek tedârik edip, koyun getirdiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, kendi bo azladı. Pişirdiler. Hazret-i Ömer, ezelî kelâmın te'sîrinden mest olmuş, ne konuşma a mecâli ve ne oturmaga sabrı ve karârı var idi. Ne hâl ise, taâmı pişirip, ortaya getirdiler. Hazret-i Ömer dedi, gelin berâber yiyelim. Her biri bir özr behâne edip, yimediler. Kendileri de birkaç lokmagaldılar. Dîn-i islâma girdiklerini tahkîk edip, hayreti de çogaldı. Taâmı [yiyece i] kaldırdıkdan sonra, süâl buyurdular ki;
    - Okudugunuz ne idi.
    Onlar okuduklarını inkâr eylediler. Korkularından konuşma a başladılar.
    Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' buyurdular ki,
    - Bilmiş olunuz ki, ben Kureyş arasında kılınç ba glayıp, o da'vâ ile geldim ki, varıp, Muhammedi katl edeyim. Yolda gelirken, sizin de Muhammedül-emînin dînine girdi inizi işitdim. Geldim ki, evvelâ sizi katl edeyim. Sonra Muhammedi katl edeyim. Lâkin, kapıya geldim. Kula ıma bir ses geldi. Dinledikce o kelâmın lezzeti bir hâl verdi ki, o kötü fikr benden gidip, kalbime şevk ve muhabbet dolup, beni tedirgin eyledi. Elbette inkâra mecâl vermeyip, getirin okudu unuzu, dinleyelim, dedi.
    Kız kardeşi ve eniştesi, bu sözü işitdiklerinde, sevindiler. Kalbi islâm tarafına meyl etmişdir diyerek, dediler ki,
    - Okudugumuz, Allahü teâlânın ezelî olan kelâmıdır. Hak Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm vâsıtası ile, Resûl-i ekrem 's.a.v.' hazretlerine indirmişdir. Dinlemek istersen, evvelâ gusl eyle. Ondan sonra okuyalım, göresin.
    Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, huzûr-ı kalb ile, gusl edip, gelip, kıbleye dönüp oturdu. Kız kardeşi kalkıp, ta'zîm ve tekrîm ile, sûre-i şerîfi eline alıp, (Bismillahirrahmânirrahîm). (Tâhâ ...) diye okumaga başladı. Nazm-ı şerîfin fesâhat ve belâgatinden, kalbi çok yumuşadı. (Ben o Allahım ki, benden başka ibâdete müstehak ilâh yokdur. O hâlde yalnız bana ibâdet et ve beni hâtırlaman için nemâz kıl) meâlindeki Tâhâ sûresinin 14.cü âyetine gelince, Kur'ân-ı kerîmin nûru kalbine nûrâniyyet verip, Kur'ânın eseri açıga çıkıp, küfr ve şekâvet zulmeti gitmege başladı. Dedigki, beni, iki cihânın fahri, Muhammed Mustafâ 's.a.v.' hazretlerinin huzûruna ulaşdırın. O sırada Habbâb bin Erat, perde arasından dışarı çıkıp, dedi ki, - Yâ Ömer, müjdeler olsun sana ki, Allahü teâlâya, Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' hazretlerinin etdigi düâsı, senin hakkında, kabûl oldu. Allahü teâlâya hamd olsun.
    Sevinerek, önüne düşüp, hazret-i Sultân-ı Enbiyânın oldu u eve götürdü. Bütün Eshâb-ı güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în', hazret-i Ömerin geldi ini görünce, hazret-i Fahr-i kâinâta haber verdiler.
    - Bırakın gelsin. Başında devlet var ise îmâna gelir, buyurdu. Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' hazret-i Peygamberin 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' mubârek nûr cemâlini müşâhede ile müşerref oldu.
    Resûl-i ekrem hazretleri buyurdular ki,
    - Yâ Ömer, dahâ küfr ve şekâvetden vazgeçmek yok mu?
    Hazret-i Ömer, Peygamberin mubârek cemâline nazar edip, kelâmını duyup, nazarlarına kavuşunca, hemen karârsız kalmayıp, yüksek dergâhlarına yüz sürüp, sonra,
    - Yâ Resûlallah, hiç şek ve şübhe kalmadı. Hak Peygambersin. Bana îmânı arz eyle, dedi.
    (Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh) deyip, şecere-i îmânı [îmân a acını] temîz kalbine dikdi. Cümle Eshâb-ı güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în' tekbîr getirip, sürûr-ı kalb ile, hazret-i Ömer ile kucaklaşıp, boynuna sarıldılar. Allahü teâlâ hazretlerine hamd ve senâ eylediler. Resûlullah 's.a.v.' buyurdu;
    - Su getirdiler. Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' temizlenip, gusl eyledi. Ona Kur'ân ta'lîm buyurdular. Kalbini îmân nûru ile doldurdular. Nemâzı ve di er dîni erkânı ta'lîm eyledi. Hazret-i Ömer onları gördü ki, magara gibi gizli bir yerde dururlar.
    Dedi ki,
    - Yâ Resûlallah! Bu ne keyfiyetdir ki, bu magarada ihtifâ buyurdunuz.
    Se'âdet ile buyurdular ki,
    - Müşriklerin mü'minlere ezâ ve cefâsından dolayı burada dururuz.
    Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
    - Onlar puta gündüz taparlar. Önünde âşikâre yer öperler. Niçin biz, Hâlıka gizli taparız, yâ Resûlallah. Buyurun billahi varalım, biz de Harem-i beyt-i şerîfde nemâzı âşikâre kılalım. Görelim, bize kim mâni' olur.
    Fahr-i âlem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' kalkıp, Sahâbe-i güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în' ile berâber, hazret-i Ömer önlerinde, elinde yalın kılınç, Beyt-i şerîfe do ru yürümege başladılar. Kureyş müşrikleri önlerinde, hazret-i Ömeri böyle gördüklerinde, sevinip, dediler ki,
    - Me er Ömer bunların hepsini esîr etmişdir, ki getirip karşımızda kırmak ister.
    Yanlarına geldiklerinde, gördüler ki, hazret-i Ömer bunların herbirine güzel muâmele edip, bunlar ile karışmış güle-güle söyleşip gelirler. Ebû Cehl la'în bu hâli gördü. Müslimân oldu unu anladı.
    - Âh! Gördünüz mü? Muhammed Ömeri de, kendi dînine döndürmüş. Ben size demedim mi ki, sihrle Muhammed onu aldatır, kendine uydurur. Siz dediniz ki, böyle olmaz. Eyvâh, gelin görelim, şimdi ne yapalım. Ve ona ne söyliyelim. Yakınına geldiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kılıncı kaldırıp dedi; (Nazm)
    Durun ben geliyorum, bize kıyâma durun,
    Genç, ihtiyâr, yaşlı hepsi, efendi köle olsun.
    Dîn-i islâmı teblîg için, Allah gönderdi,
    Bize Peygamber olan Muhammedi 'aleyhisselâm'.
    Açı a çıkardı, güzel islâm dînini,
    Putlar yıkıldı, kalmadı hükmleri.
    Döndüm Hakka, bunun dînine girdim,
#04.11.2007 22:30 0 0 0
  • Hz.Ömer'İ AĞlatan Çocuk

    --------------------------------------------------------------------------------
    Hazret-i Ömer(r.a) Efendimizin,mubarek adetlerinden idi ki,herzaman camiye erken giderlerdi.Bir gun yine mescid-i serife(camiye) erkenden giderken,bir cocugun kosarak,acele acele camiye gittigini gordu. Hz.Ömer(r.a) Efendimiz cocuga:
    _"Yavrum, ne oldu boyle acele acele camiye kosuyorsun.."dedi cocuk:

    _"Namaza gidiyorum efendim,namaz vakti yaklasti,abdestim yok,ezan okunmadan abdest alacagim.." dedi,Hz.Ömer:

    _"Yavrum,sen daha kucuksun,sana namaz farz olmamistir" buyurdu,cocuk:

    _"efendim,bu isin buyugu,kucugu olurgmu?Dun benden kucuk bir cocuk vefat etti" dedi...

    Hz.Ömer(r.a) efendimiz cocugun bu sozlerinden cok duygulandi,bu sozleri cocuktan isitince cok agladi.Ya Rabbi!!Bu cocuk ne iyi ne akilli cocuk,dedi!!...
#04.11.2007 22:31 0 0 0
  • Allah Kelİmesİnİn GÜcÜ

    --------------------------------------------------------------------------------
    'ALLAH' kelimesinin gücü

    Hollandalı bilim adamı ve psikolog Vander Hoven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin sırrını buldugunu açıkladı. Prof. Hoven'in hastalar üzerindeki araştırmasının sonucu ise şöyle..

    Hollandalı bir psikolog olan Vander Hoven Kur'an okumanın ve ALLAH kelimesini tekrar etmenin hastalar ve sa lıklı insanlar üzerindeki etkilerini buldu unu açıkladı.

    Hollandalı profesör üç yıldan beri birçok hasta üzerinde araştırma ve çalışmasını yaparak yeni buluşuna ulaştıgını söyledi.
    Hastalarından bazılarının Müslüman olmadıgını, bazılarının da Arapça bilmedigini belirten Hoven hastalarına ALLAH kelimesini ögrettigini söyledi.
    Alınan sonucun çok mükemmel oldugunu, özellikle depresyon ve tansiyon hastalarında çok daha iyi sonuçlar verdigini belirtti.
    Profesör Haven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin psikolojik hastaların üzerindeki etkilerini açıkladı.
    *ALLAH kelimesinin ilk harfi olan -A- harfi solunum sisteminden direk çıkıyor ve nefes almayı düzenliyor.
    * Damaktan söylenen -L- harfi ise, (Arapçada çıkarıldıgı şekilde) dil hafifçe damagın üst kısmına dokunuyor ve çene kısa bir duraklamayla birlikte aynı işlem tekrarlanıyor.(İki -L- harfi oldu u için) Bu işlem nefes alıp vermeyi rahatlatıyor
    *Son harf olan -H- harfi çıkartılırken akciger ve kalp arasında bir ilişki oluşuyor ve işlem sonucunda kalp atışları düzeliyor.
    Bu araştırmayı yapan Hollandalı Profesör Müslüman degil, fakat İslam ilimlerine ilgi duyan ve Kur'an-ı Kerim'in sırlarını araştıran bir psikolog.
#04.11.2007 22:33 0 0 0
  • --------------------------------------------------------------------------------
    Yirmibin Altın
    Hazret-i Ebû Bekr 'r.a.' bütün mal ve mülkünü fîsebilillah sadaka verip, bir hırka ile evinde otururken, bir kimse gelip, kapıyı çaldı. Hazret-i Ebû Bekr dışarı çıkıp, kapıda duran kimdir diye bakdı. - Ne istersin
    - Yâ Ebâ Bekr! Onikibin akça borcum var. Bugün vermemin son günü. Muhakkak vermem lâzım. Şimdi, lutf ve kerem edip, benim bu borcumu ödeyip, beni kurtar.
    - Görmez misin beni, bütün malımı, giyeceklerimi Allahü teâlâ yoluna verdim. Hattâ arkamdaki elbisemi de bir fakîre verdim. Şimdi bir hırka giyip, oturuyorum. Mal ve giyecek kalmadı. Senin borcunu nereden ödeyeyim.
    - Biliyorum ve işitdim ki, sende mal kaldı. Senin fadlından ümîd ederim ki, benim bu borcumu ödeyesin.
    Hazret-i Ebû Bekrin yapacak bir şeyi kalmadı. Bir yehûdîye vardı. Onikibin akçe istedi. - İnşâallahü teâlâ yarın ö leden sonra malını vereyim.
    - Yâ Ebâ Bekr, yarınki gün malımı bulup vermez isen, ne olur.
    - E er yarın ögleden sonra senin malını bulup, vermezsem, kendimi sana köle eyledim. Dilersen satıp, parasını al, istersen beni köle gibi kullanırsın.
    Bu sözleşme üzerine o yehûdî çıkarıp, hazret-i Ebû Bekre onikibin akçe verdi. Ebû Bekr-i Sıddîk 'radıyallahü anh' da o akçeyi o borçlu fakîre verip,
    - Borcunu ver, dedi.
    Kendisi, oturup, Allahü teâlâ hazretlerine tevekkül eyledi. Yarın vaktinde ödeme i va'd etdi im, bu borcu ben nereden alıp, ödeyecegim, diye düşündü. Hiçbir çâre bulamadı. Varıp, o yehûdîye köle olayım diye kalbinden geçdi. Bu şekilde düşünürken, hazret-i Âişenin evine vardı. Selâm verip,
    - Yâ kızım Âişe. Bilmiş ol ki, dün bir yehûdîden onikibin akçe alıp, bir fakîrin borcunu ödedim. Bugün ögleden sonra, akçeleri ödemem lâzım. Akçeleri bulup, ödemezsem, kendi nefsimi o yehûdîye verdim. Şimdi vâcib oldu ki, kendimi o yehûdîye köle eyliyeyim. Yâ kızım, âhıret hakkını halâl eyle. Sa ve asân ol. Ben gidiyorum.
    Hazret-i Âişenin 'radıyallahü teâlâ anhâ' kalbi mahzûn olup, agladı. İkisi berâber a ladılar. Hazret-i Ebû Bekr kızının yanından a lıya aglıya çıkdı, gitdi.
    Hazret-i Âişe annemiz aglarken, mübârek gözünden bir damla yaş indi. Yere düşdü. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin kudretinden bir nûrânî cevher halk oldu. Hazret-i Âişe bu cevheri görüp, sevindi. Babasını ça ırdı. Hazret-i Ebû Bekr dönüp geldi.
    - Ne dersin yâ kızım!
    - Allahü teâlâ bana merhamet eyledi. Gözümün yaşından bir cevher yaratdı. Şimdi var, bu cevheri alıp, pazara götür, satıp, borcunu edâ eyle.
    Ebû Bekr-i Sıddîk da o cevheri alıp, pazara gitdi. Hak Sübhânehü ve teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma emr eyledi ki,
    "Yâ Cebrâîl, Habîbim ve Resûlüm Muhammed Mustafânın zevcesi Âişenin göz yaşından kudretim ile bir cevher halk eyledim. Kulum Ebû Bekr o cevheri, pazara satma a gidiyor. Şimdi çabuk var. Cennetde, kudret hazînemden yirmibin altın al. Bir nûrdan tabak içine koyup, Ebû Bekrin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir ki, o cevher bana gerekdir. Arşıma o cevheri koyayım ki, onun nûru arşımda ışık saçsın. Ve de mü'min kullarımın kabri o cevher ile münevver olsun [aydınlansın]."
    Cebrâîl aleyhisselâm da yetişip, Cennetin hazînesinden yirmibin altını, bir nûrdan tabak içine koydu. İnsan sûretinde, hazret-i Ebû Bekrin pazar içinde önüne geldi.
    - Yâ Ebâ Bekr! Elindeki nedir, satar mısın.
    - Satarım.
    - Kaça verirsin.
    - Onikibin akçaya veririm.
    - Bunun de eri onikibin akça degildir. Yirmibin altın vereyim.
    - Eger o fiyâta alır isen sen bilirsin.
    - Şimdi aç ete ini.
    Ebû Bekr hazretleri ete ini açdı. Cebrâîl aleyhisselâm etegine altınları dökdü. Hazret-i Ebû Bekr alıp, evlerine geldi. Gördü ki, akça aldıgı yehûdî kapı önüne gelmiş. Çagırıp der ki,
    - Yâ Ebâ Bekr, gel akçamı ver; yâhud kölemsin; seni hizmetde kullanırım.
    Ebû Bekr hazretleri, ardından varınca; o yehûdî ayak sesini duyup, arkasına bakdı. Gördü ki, gelen Ebû Bekrdir.
    Yehûdîye dedi ki,
    - Aç etegini.
    Açdı. O yirmibin altını yehûdînin etegine dökdü.
    Yehûdî dedi ki,
    - Bu altın nedir.
    - Yirmibin altındır. Borcuna tut.
    - Senin bana borcun onikibin akçadır.
    - Bu altın senin akçenin berekâtıdır.
    Sonra o yehûdî altının birini eline aldı. Gördü ki, bir yanında, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) yazılmış. Diger tarafında (Kulhüvallahü ehad sûresi.) yazılmış. Kudret kalemi ile yazı yazılmış. Yehûdînin kalbine bir hâl gelip, hidâyet-i rabbânî yetişdi. Dedi ki,
    - Yâ Ebâ Bekr! Bildim ki, senin dînin hakdır, gerçek evliyâsın. Muhammed aleyhisselâm da hak Peygamberdir.
    Şehâdet kelimesi söyleyip, sadakatle müslimân oldu. O altını din aşkına cümle fakîrlere da ıtdı. Kendisi ehl-i havâsdan oldu 'radıyallahü anh'. Ma'lûmdur ki
#04.11.2007 22:39 0 0 0
  • Allah razı olsun ellerine sağlık
#04.11.2007 23:32 0 0 0
  • *** teşekkürler***
    noimage
#06.11.2007 01:06 0 0 0
  • Allah razı olsun
#09.11.2007 11:56 0 0 0
  • alalh razı olsun
#09.11.2007 13:47 0 0 0