6 - Sabırdır. Kişi haramdan sakınıp, nefsin kötü arzularını yapmamaktır. Böylece, sonu pişmanlık olan lezzetlerden yüz çevirir. Sabr ikiye ayrılır: Biri, günah işlememek için sabr etmektir. Şeytan ve insanın kendi nefsi ve kötü arkadaşlar, insana günah işletmek isterler.
Bunları dinlemeyip sabr etmek çok sevaptır. Burada bildirilen sabr, işte bu sabrdır. İkincisi, derdlerin, belâların acılarına sabr edip, bağırıp çağırmamaktır. Çok kimse, sabr deyince, yalnız bu sabrı anlar. Bu sabr da sevaptır. Yâni sabrın ikisi de farzdır.
7 - Kanaattir. Nafakada, yâni yime, içme, giyinme ve barınacak yerde zarûret miktârına râzı olup, daha çok aramamaktır. Yoksa, verileni almamak demek değildir. Bu huya takdîr derler ki, kötü huydur. Aklın da, islâmiyetin de beğenmediği birşeydir. Kanaat ise, iyi ahlâktır. [Ölmemek, bir uzvu telef olmamak için lâzım olan şeye (Zarûret) denir. Nafaka için ve bedeni sıkıntıdan korumak için, lâzım olan şeye (İhtiyâç) denir.
İhtiyâcdan fazla olup, hoşa giden, tatlı olan ve insanın kıymetini, şerefini korumaya yarayan şeylere (Zînet eşyası) denir. Zînet eşyasını, övünmek, başkalarına gösteriş, üstünlük sağlamak için kullanmaya (Tefâhur) denir. Zarûret ve nafaka eşyasını te'mîn etmek farzdır. Nafakadan fazla olan ihtiyaç eşyasını, meselâ ilâc ve tabîb ücretini te'mîn etmek sünnettir. Zînet câizdir. Tefâhur haramdır.]
8 - Vekârdır. İhtiyâcları ve kıymetli şeyleri elde ederken sür'at ve acele etmeyip, yavaş hareket etmektir. Vekâr, ağır başlı olmaktır. Yoksa, fırsatı kaçıracak, menfaatini kaptıracak şekilde uyuşuk olmak değildir.
9 - Verâdır. İslâmiyetin haram ettiği ve haram şüphesi olan şeylerden sakınmak ve emrettiği şeyleri, herkese yarar işleri yapmaktır. Kusurlu ve gevşek olmaktan sakınmaktır.
10 - İntizâmdır. İşleri bir sıraya, düzene koyup yapmaktır.
11 - Hürriyettir. Mâlı, parayı helâldan kazanmak ve iyi yerlere vermek, herkesin hakkını gözetmektir. Hürriyet, başı boş olup, her istediğini yapmak demek değildir.
12 - Sehâvettir. Parayı, mâlı, hayrlı, iyi yerlere dağıtmaktan lezzet almaktır. İslâmiyetin emrettiği yerlere seve seve vermektir. Sehâvet, cömerd olmak demektir. İyi huyların en yükseklerindendir. Âyet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle medh olunmuştur.