Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti.
Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü.
Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa
ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu:
-"Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz.... Onlar nerede?"
Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence;
-"Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?"
Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:
pek öyle ölümü sık sık hatırlayan yapım yok ama bu aralar ölümü toprak altında yatmayı nasıl bir duygu olduğunu düşünüyorum,
ne kadar boş ve yanımızda götüremeyeceğimiz şeyler için uğraştığımı ve bunlara hiç değmediğini fani olduğunu ikamesi olmayan tek şeyin VAKTİNDE KILINMAYAN NAMAZ olduğunu düşünüyorum.
Aşiyan güzel paylaşımın için teşekkürler hatırlattığın iyi oldu.