Biyografi > Kemal Gürüz

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    KEMAL GÜRÜZ

    1947 yılında İzmir’de doğdu.ODTÜ’de kimya mühendisliği öğrenemi gördü (1969).
    1982-84 ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü
    1984-85 Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanlığı .
    1985-90 Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü
    Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı yaptı.
    1990-92 Tübitak Başkanlığı görevinde bulundu.Tübitak Başkanlığı döneminde bağlı olduğu bakan Erdal İnönü ile anlaşamayarak istifa etti.
    1991-95 Yök Genel Kurulu Üyesi
    6 Aralık 1995 Yök Başkanı seçildi.

    HAKKINDA YAZILANLAR

    Gitme zamanı geldi

    Üniversitelerarası Kurul'un belirleyeceği iki yeni YÖK üyesini Cumhurbaşkanı Sezer'in inisiyatifine bırakması YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün etrafındaki çemberi biraz daha daralttı. Sezer'in kendi kontenjanından atadığı iki hukukçu üyeden sonra Üniversitelerarası Kurul kontenjanından da istediği kişileri atamasıyla Kemal Gürüz'ün YÖK içindeki hakimiyeti yıkılmış olacak.

    Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanlığı sırasında da araları açık olan YÖK Başkanı Kemal Gürüz Sezer cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra ilk kez rektör atamaları konusunda ters düştü. Kamuoyunun beklentisini dikkate alarak daha çok oy alan adayları rektörlüğe atayan Sezer rektör atamaları krizi sırasında randevu taleplerini bile kabul etmeyerek Gürüz'ü YÖK'ün başında istemediğini gösterdi. Sezer Kemal Gürüz'ün inisiyatifi ile Üniversitelerarası Kurul tarafından aday gösterilen iki YÖK adayını da atamazken önceki gün yapılan Üniversitelerarası Kurul toplatısına 30'a yakın rektör katılmayarak Gürüz'e mesaj verdi. Hem rektör atamalarında hem de yeni YÖK üyelikleri seçiminde istediğini alamayan ve her konuda Sezer'le ters düşen Kemal Gürüz'ün başkanlığı da tartışmalı hale geldi.

    Cumhurbaşkanı Sezer'le YÖK Başkanı Kemal Gürüz arasındaki kriz yüksek öğretim camiasındaki Gürüz muhaliflerini hareketlendirdi. Üniversitelerarası Kurul kontenjanından iki üyenin de Sezer tarafından seçilerek atanmasıyla Gürüz'ü YÖK içerisinde de ciddi bir muhalefet bekleyecek. Üniversite çevreleri YÖK içerisinde bir değişim ve demokratikleşmenin başlayabilmesi için Kemal Gürüz'ün YÖK başkanlğı görevini bırakması gerektiğini belirtiyorlar.


    Gürüz'ün etrafı daralıyor
    Zaman1 Şubat 2001

    Bugüne kadar YÖK'de her şey antidemokratik biçimde gerçekleşiyor ve maalesef bunlar onay görüyordu.
    Bugün ise hukukun üstünlüğünü ilke edinmiş bir cumhurbaşkanı var. 6 ay önceki rektör atamaları sırasında Sezer YÖK'e ve YÖK başkanına önemli mesajlar vermişti. Ne yazık ki YÖK başkanı bu mesajları anlamamış veya anlamak istememiştir.
    Yirmi yıldır 'YÖK değişmeli' diyorduk şimdi 'YÖK değişecek' diyoruz. Artık Gürüz'ün etrafındaki çember daralıyor. Öğretim üyeleri zaten rahatsızdı. Şimdi etrafındakiler de rahatsızlıklarını belirtiyorlar. Gitme zamanı geldi.

    Gürüz ve Alemdaroğlu'nun hikayesi
    Zaman 6 Şubat 2001
    Tuncer Çetinkaya

    Kemal Gürüz ve Kemal Alemdaroğlu. Birisi YÖK Başkanı diğeri Türkiye'nin en köklü üniversitelerindenİstanbul Üniversitesi'nin rektörü. Son zamanların en tartışmalı isimleri. 4 yıllık YÖK Başkanlığı süresi içinde devamlı tartışılan isim olan Kemal Gürüz bugünlerde yeniden gündemde. ÖSSde yaşanan tercih karmaşası sırasında takındığı despot tavrı ile gündemin birinci maddesine oturan Gürüz şimdide İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun yolsuzluk dosyalarını 8 aydır sümen altı etmesiyle kamuoyunun karşısında.
    YÖK bugüne kadar 3 başkan gördü. 1982 yılından 1991 yılına kadar 9 yıl İhsan Doğramacı 1991'den 1995 yılına kadar Mehmet Sağlan ve 1995'ten günümüze kadar ise Kemal Gürüz YÖKün başında. 12 Eylül'ün ürünü olan YÖK bugüne kadar devamlı tartışıldı. Belkide Türk Ceza Kanunu'nun 141 142 ve 163. maddelerinden sonra son 20 yılda en çok tartışılan ve tepki çeken kanun YÖKün kuruluş kanunu olan 2547 sayılı yasa. Askeri bir darbeden sonra ortaya çıkan bugüne kadar tartışılan YÖKün iki konumu var. İhsan Doğramlacı ve Mehmet Sağlam zamanlarında YÖK kanununda pek çok değişiklik yaşandı ve devamlı demokrasi açısından iyiye doğru atılımlar oldu. Ancak Gürüz döneminde ise bunun tam tersi yaşandı. Gürüz yaptığı icraatlarla devamlı anti demokratik ortamlar hazırladı ve zaten antidemokratik uygulamalr içeren YÖK yasasını 80li yıllara geri götürmek istedi.

    Gürüz'ün olumlu icraatını hatırlayan var mı?
    Gürüz'ün YÖK Başkanlığındaki görevi Kasım ayında doluyor. Şayet bu kadar olumsuz icraata rağmen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yeniden Gürüz'e görev vermez ise YÖK ve üniversiteler Gürüzün baskıcı despot idareciliğinden kurtuluyor. Gürüz'ün 4 yıl boyunca yaptığı icraatlara bir bakalım. Gürüz ne yapmış? En son gelişmelerden itibaren geriye doğru şöyle hafızalarımızı bir yoklayalım. Son günlerde kamuoyunda gündeme gelen İstanbul Üniversitesi ile ilgili Maliye Bakanlığı denetmenlerinin hazırladığı yolsuzluk raporunu 8 aydan bu yana elinde olmasına rağmen sümen altı etmiş ve Kemal Alemmdaroğlu'nu korumuş.

    Bu yıl hiç bir bilimsel çalışma yapmadan alt yapısını tamamlamadan ve akademisyenlere sormadan Üniversiteye giriş sınav sistemini değiştirerek milyonlarca öğrencinin ve ailenin hayatını karartmış. ÖSS soru kitapçığının çalınması olayında gerekli tedbiri almayarak devleti zarara uğratmış. ÖSS sorularının çalınması öğrenciler üzerinde ne tür bir etki yapmış ve soruların yeniden hazırlanması için devletin kasasından kimlere trilyonlar aktarılmıştı bir düşünün. Oysa Gürüz soruların çalınmasından sonra basının karşısıına çıkmış o televizyondan öbürüne giderek “Olay adi bir hırsızlık olayıdır öğrencilerimizden ve ailelerinden özür diliyorum” demişti. Milyonlarca insanın hayal kırıklığı ve devletin trilyonlarca kaybı bir özür ile geçiştirdilmişti.
    15 yıldan bu yana üniversitelerde başörtüsü diye bir problem yokken Gürüz zamanında başörtüsü diye bir problemle karşılaştı. Üstelik 2547 sayılı kanunun Ek 17. maddesine rağmen. Gürüz başkanlığı döneminde öğretim üyeleri için de bir iyilik(!) düşündü.

    Yüksek Öğretim Kurumları Öğretim Elemanları ve Personeli Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yapan Gürüz öğretim üyelerine meslekten men ve kamu görevinden çıkarma cezasına kadar varan ağır cezalar verdi. Gürüz'le birlikte yeni 1402'likler oluştu. 35 öğretim üyesi meslekten ihraç edildi 100 kişiye aylıktan kesme 150'sine kınama 240'ına uyarma 15'ine kademe ilerleme cezası verildi.

    Gürüz'ün rektörler üzerinde kurduğu baskıyı hatırlatmaya gerek yok. Daha geçtiğimiz hafta Marmara Üniversitesinin başarılı rektörü Ömer Faruk Batırel tehditlerle istifa ettirildi. Çanakkale 18 Mart Pamukkale Afyon Kocatepe üniversitelerinin rektörleri son 1 yıl içinde basık ile istifa ettirilen diğer rektörler. Sudan sebeblerle rektörlerin görevlerine son vermek ise Gürüz'ün baş görevi. Gürüz Harran Üniversitesi eski rektörü Servet Armağan7ı Ziraat fakültesi üretme çiftliğinde bir buzağının ölümüne sebebiyet vermek ve devlet malına zarar vermekle itham ettiği Armağan'ı bir kalemde çizmişti. Ama aynı Gürüz İstanbul Üniversitesi'nde yaşanan trilyonlarca liralık yolsuzluk dosyalarına ses çıkartmadığı gibi 8 ay saklayarak görevinin suistimal etti. Mersin Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Vural Ülkü'ye Gürüz'ün hakaretler yağdırması ve baskı yapması sonucu TVde yaşanan söz düellosunda rektörün ağlaması hala hafızalarımızda.

    Gürüz'ün dekan atamalarında yaptığı kayırmalar da hiç kimsenin aklından çıkmadı. Prosedüre göre fakültelere atanacak dekan adaylarını rektör belirlemesine rağmen rektörün belilediği 3 adaydan birisini YÖK Başkanı atıyor. Bu konuda YÖK Başkanının kendi adamını seçmek için rektörün belirleyeceği 3 kişi arasına kendisinin belirttiği ismin yazılmasını istediği sık sık konşlan konuların başında. Böylece üniversite rektörü kendi istediği ekiple değil YÖK bakanının istediği kişi ile çalışmak zorunda kalıyor.

    Gürüzün bir başka önemli(!) icraatı da Malezya Endonezya Suudi Arabistan Ürdün Pakistan Libya Irak Kuveyt ve Mısır gibi islam ülkelerinin üniversitelerinde okuyan öğrencilerin diploma denkliğini iptal etmesiydi.Gürüz'ün bu kararı çok sayıda öğrenciyi mağdur etmekle birlikte Türkiye ile bu ülkeler arasında problemler yaşanmasına sebeb olmuştu. Gürüz sadece İslam ülkelerindeki üniversiteleri değil Türkiye’de açılan özel vakıf üniversiteleri ve KKTC’deki üniversiteleri karşısına aldı. Gürüz’ün Doğuş Beykent Atılım ve Bilgi üniversitelerinde öğrenim gören öğrencilerin dikey geçişle başka üniversitelerde okumalarına izin verilmeyeceğini açıklaması tepki topladı. Ayrıca Gürüz’ün Kıbrıs’taki Yakındoğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümü'nün de denklik şartının kabul edilmediğini açıklaması bu üniversitede infial uyandırmış Yakındoğu Üniversitesi Rektör vekili Prof. Dr. Levent Köker YÖK’ün bu karına karşı gerekirse üniversiteyi yakma tehdidinde bulunmuştu.

    Yine Gürüz 1997 yılında öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurt dışına gönderilen 2 bin civarında master ve dokora öğrencisini asılsız iddialara dayanarak geri çağırması ile de gündeme gelmişti. Gürüz’ün bu kararına dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın sert tepki gösterdiğini ve “YÖK öğrencileri küstürmüş gücendirmiş ve aşağılamıştır” şeklinde değerlendirdiğini hatırlıyoruz.

    Gürüz'ün çifte standart uygulamaları
    Kemal Gürüz görevde kaldığı 4 yıl içinde pek çok çifte standarda da imza attı. Bunlardan bazılarını örneklerle anlatabiliriz. Seçimle gelen üniversite rektörlerinin saf dışı bırakılması yurtdışına puanı tutmadığı halde torpille öğrenci gönderilmesi ve geri çağırılması kafasına uymayan öğretim üyelerini sürgüne göndermesi bunların başında geliyor. Rektör seçimlerinde öğretim üyelerinin çoğunluğunun oyunu alan kişileri Gürüz'ün nasıl safdışı ettiğine en somut örnek geçen yıl yaşanmıştı. Kocaeli Üniversitesi'nde seçimler yapılmış Atıf Ural (Rektör) 166 Baki Komsuoğlu 151 Latif Topaktaş 22 Oktay Özkarakaş 6 oy almıştı. Gürüz bu sıralamaya rağmen Cumhurbaşkanına şu sıralamayı gönderdi:
    1- Baki Komsuoğlu 2- Latif Topaktaş 3- Oktay Özkarakaş 4- Atıf Ural . Ve sonunda Gürüz KTÜ'de rektör iken sicil vermediği Baki Komşuoğlu'nu rektör olarak atatırmayı başardı. 4 yıllık Gürüz başkanlığındaki YÖK'te bu şekilde onlarca uygulama oldu.
    Gürüz doçentlik sınavına giripte başşarılı olan yüzlerce öğretim üyesini kadroya atamıyor. ‘Yakın‘ ve ‘dost’ çevreden olduğu belirtilen kişilere kadro verildiği üniversite camiasında sıkça konuşulan şeyler. Gürüz bırakın doçentlik kadrosunu profesörlüğü geldiği ve kadrosu olduğu halde bazı öğretim üyelerine kota koyuyor ve kadro vermiyor. Örnek mi istersiniz. İşte size örnek:Erciyet Üniversitesi'nden Doç. Dr. Sefer Kumandaş.
    YÖK'te yaşanan torpil olayları ise cabası. 1997 yılında yurtdışına yetiştirilmek amacıyla gönderilen öğretim elemanlarından not ortamalası tutmadığı halde yurtdışına gönderilenlerden tutun da geri çağırılan öğrencilerden istenen burs karşılığı alacaklara kadar her şeyre torpil işliyor. Gürüz doktora için yurtdışına gönderilen ve tezi kabul edilmediği için Türkiye'ye geri çağırılan araştırma görevlileri Nejdet Keleş Koray Aydın Tayfun Demirtürk ve Mustafa Karatepe'den ödenen toplam bursun 2 misli ücretini hemde faiziyle dolar mark üzerinden ödemeye tati tutarken YÖK'ün torpillileri Pamukkale Üniversitesi'nden Andım Oben Balce Hacettepe Üniversitesi'nden Onur Köksoy Atatürk Üniversitesi'nden Özcan Erişek ve daha nice araştırma görevlisini para vermeden sadece mecburi hizmete tabi tuttu.

    Doktora öğrencileri Gürüz'ün süzgecinden geçecek
    Gürüz 4 yıl boyunca at oynattığı YÖK'te kendi yapılanmasını da kurdu. Gürüz 2547 sayılı kanunun 35. maddesine aykırı olarak doktora yapılacak üniversiteleri ayırdı. Bundan böyle doktora yapmak isteyenler Hacettepe ODTÜ Ankara İTÜ Boğaziçi Ege Dokuz Eylül İstanbul ve Erzurum Atatürk üniversiteleri haricinde doktora yapamayacak. Öğretim elemanı yetiştirmek için 8 üniversiteyi süzgeç yapan Gürüz bu üniversitelerin kriterlerini de ortaya koymadı. Gürüz kurduğu bu sistemde bile ayırım yaptı. Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne doktora öğrencisi vermedi. İşte kriterleri belli olmayan ve Anadolu'da pek çok üniversitenin bazı bölümlerinde bu 8 üniversiteden daha fazla prof. ve doçent olmasına neden böyle bir süzgeç oluşturulduğu bilinmiyor.

    Ayrıca bazı öğretim üyeleri Gürüz'ün gazabına uğruyor. Öğretim üyeleri 2547 sayılı yasanın 7-L maddesine aykırı bir şekilde başka üniversitelere sürgün ediliyor. Erciyes Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu bunun en bariz örneği. Kurtoğlu geçtiğimiz yıllarda Denizli'ye sürülmüş YÖKü mahkemeye verererek görevine dönmeyi başarmıştı.

    İşte Gürüz dönemi icraatlarından kısa bir kesit sunduk sizlere. Daha yazacak çok şey var. Doğramacı ve Sağlam da başkanlıkları döneminde tartışmaların odak noktasıydı. Ancak Gürüz dönemine kadar hep olumlu yönde gelişmeler kaydedildi. Gürüz döneminde ise kazanılmış olan haklar bile gaspedildi. İşte fark burada.

    Kemal'in başı Maliye ile dertte
    Son günlerin tartışılan bir ismi de Kemal Alemdaroğlu. Alemdaroğlu bugüne kadar başörtüsü eylemleri öğretnci olayları ve akademik istifalarla gündeme gelmişti. Şimdi de yolsuzluklarla gündemde. Maliye Bakanlığı Müfettişlerinin İÜ'de yaptıkları inceleme sonucu hazırladıkları yolsuzluk raporu bu haftanın en önemli gündem maddesiydi. 1.12 1998 tarihinde yapılan bir incelemeyi içeren raporunda İstanbul Üniversitesi mülkiyetinde veya bu üniversiteye tahsisli taşınmaz mallar üzerindeki gelir getiren kuruluşlarda yaşanan usulsüzlükleri ve yolsuzlukları konu adiliyor. Bu rapora göre Alemdaroğlu ve ekibi 1997 yılında üniversite bünyesinde misafirhane tatil kampı kantin büfe çay bahçesi market halı saha kreş kafeterya gibi 67 adet gelir getirici yerden elde edilen 267 milyar 28 milyon lira değerindeki geliri hesaplara aktarmamışlardı. Bu paranın nerede olduğu ise bilinmiyor.

    Maliye Bakanlığı denetçileri yaptıkları incelemede 54 üniversite personeli ile ücretleri Öğrenci Sosyal Hizmetler birimi Bütçesinden ödenen 67 adet geçici işçinin Üniversite sosyal tesislerinde kanunsuz olarak çalıştırıldığını tespit etti. Bunlara en çarpıcı örnek ise Konservatuvar Müdürlüğü'nde sözleşmeli olarak çalışması gereken sanatçı öğretim elemanı Fikret Topaliletişim fakültesi tarafından işletilen halı sahada tam gün çalışıyor gösterildi ve maaşı ona göre verildi. Yine incelemelerde yasal olmadığı halde üniversitenin mülkiyetinde bulunan mallar üzerindeki gelir getirici yerlerin ihaleye çıkarıldığı veya kiraya verildiği belirlendi. Bu gelir getirici yerlerini şletme hakkını ise çeşitli vakıf ve derneklerin aldığı bu vakıf ve dernekler aracılığı ile de idareden izinsiz olarak üçüncü kişilere devredildiği tespit edildi. Ayrıca denetmenler hazırladıkları raporda 18 adet gelir getiren yerin ise nasıl kiraya verildiğini ve kiraların kimin tarafından tahsil edildiği hususunda herhangi bilgi ve belge temin edemediklerini kaydettiler.
    Yine Maliye Bakanlığı 15.12.1998 tarihinde hazırladığı başka bir inceleme raporunda İÜ'de ihalelere fesat karıştırıldığını öğrencilere harcanması gereken 700 milyar lira civarında parayla başka işler yaptırıldığını öğrencilerin parasıyla hediyelik eşyalar yurt içi ve dışı seyahat biletleri yılbaşı hediyeleri kimlerin bile katıldığı belli olmayan yemek davetleri verildiğni ve paraların yasa ve yönetmeliklere aykırı bir biçimde kullanıldığını tespit ettiler.

    Gürüz Alemdaroğlu'nu korudu
    İstanbul Üniversitesi'ndeki trilyonlara varan yolsuzluk ve usulsüzlükleri tespit eden Maliye Bakanlığı kanun gereği ihalelere fesat karıştıran görevini suiistimal eden ve usulsüz bir şekilde çeşitli firmalara para aktaranlar hakkında Türk Ceza Kanunu uyarınca soruşturma açılmasını ve usulsüz ödemelerin başta Rektör Alemdaroğlu olmak üzere ihalelerde görev alanlardan tahsil edilmesini istedi. Bakanlık ayrıca TCK uyarınca açılacak soruşturmanın 3628 Sayılı Kanun kapsamında bulunması sebebiyle raporun bir örneğinin Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı aracılığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesini istedi. Ancak 1999 yılı başında YÖK'e gönderilen inceleme raporu YÖK Başkanı Halil Kemal Gürüz tarafından sümen altı edildi. İÜ Rektörü Yalçın Kemal Alemdaroğlu'nu koruyan Halil Kemal Gürüz 8 aydan bu yana ne savcılığa suç duyurusunda bulundu ne de bir işlem yaptı.

    Gürüz nasıl başkan oldu?
    Bunca olumsuz icraata rağmen Kemal Gürüz'ün hala görevinin başında olması ‘Gürüz'ü kim koruyor” sorusunu gündeme getiriyor. Gürüz'ün bundan 4 yıl önce göreve geliş hikayesini gazeteci Fehmi Koru şöyle anlatıyor: Milli Eğitim Eski Bakanı ve DYP Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr Mehmet Saglam DYP'den politikaya atılmak üzere YÖK başkanlığından istifa eder etmez teşekkür ve veda için kendisini o onemli goreve getiren Cumhurbaskani Suleyman Demirel'e cikar. Bir sure sohbet edip lafi curuturler. Mehmet Bey'in beklentisi Cumhurbaskaninin "Senden sonrasi icin tavsiyen nedir?" diye sormasidir o soru bir turlu gelmez. "Eh ben kalkayim Sayin Cumhurbaskanim" der Mehmet Saglam ve kapiya yonelirken "Efendim" der "Benden sonra kimi atarsaniz atayin YOK istikametten sapmaz; bu yuzden Kemal Guruz haric 63 rektorden herhangi birini yerime dusunebilirsiniz..." Suleyman Demirel bu tavsiyeden fazla mutlu gorunmez ve "Merak etme Hoca" demekle yetinir. Sonrasi malum: Cumhurbaskani anayasanin kendisine verdigi yetkiyi kullanarak yuksek ogretimin basina birini atar; o kisi Prof. Saglam'in 'atamamasi' tavsiyesinde bulundugu Kemal Guruz olur. (Bu yazı Ağustos ayında Aksiyon dergisinde yayınlanmıştır)

    YÖK'e suç duyurusu
    Zaman 30 Mart 2001

    Liberal Hareket Başkanı Bilhan Öz ve beraberindeki bir grup Sultanahmet Adliyesi'ne gelerek Fatih Üniversitesi'ne bir yıl öğrenci alımını yasaklayan YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve Yönetim Kurulu hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Sultanahmet Adliyesi'ne saat 11.30 sularında gelen grup suç duyurusu dilekçesini vermeden önce bir basın açıklaması yaptı. Grup adına açıklama yapan Başkan Öz YÖK'ün aldığı kararın tamamen keyfî ve hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Öz Fatih Üniversitesi'nin Atatürk ilke ve inkılaplarına ve çağdaş eğitime önem verdiğinin altını çizerek buradaki öğretim üyelerinin de seçkin insanlar olduğuna dikkat çekti. ( Nihat Gasgar/ İSTANBUL (cha))

    GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

    Kemal Gürüz Yine Aynı

    Gürüz meydan okudu
    haberline.com 25 Mayıs 2001

    Ankara - Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz ``Bölücülük ve köktendinciliğin kökünü kazımaya kararlıyız. Eğer bundan dolayı bize laf söylenecekse ben bundan şeref duyarım`` dedi. Prof. Dr. Gürüz Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü`nce Rektörlük binasındaki 100. Yıl Salonu`nda düzenlenen ``Üniversitelerin Fen Bilimleri Araştırmalarının Desteklenmesi ve Kaynak Sorunları`` konulu panele katıldı.

    Panelin açılışında konuşan Prof. Dr. Gürüz ``Dünyada ve Türkiye`de Yükseköğretim Sistemleri`` konulu brifing sundu. Üniversitelerin ortaya çıkışını gelişmelerini ve bugünkü yükseköğretim sistemlerini anlatan Prof. Dr. Gürüz konuşmasının büyük bir bölümünü rektörlerin göreve nasıl geldikleri ve üniversitelerin nasıl yönetildikleri konusuna ayırdı. ``Bir Dekanın Anıları`` konulu bir kitaptan alıntı yaparak alıntılarla ilgili düşüncelerini dile getiren Prof. Dr. Gürüz şunları söyledi:

    Üniversiteler topluma karşı sorumludur. Türk üniversiteleri Türk milletine Türk devletine karşı sorumludur. Cumhuriyetin eserleridir Türk milletinin eserleridir. Cumhuriyetin temel ilkelerine sadık olmak mecburiyetindedirler. Bölücülük ve köktendinciliğin kökünü kazımaya kararlıyız. Eğer bundan dolayı bize laf söylenecekse ben bundan şeref duyarım. Üniversitelerin Cumhuriyet`e bilime insanlığa ve Türk milletine hizmet etmek başlıca görevidir. Bunun karşı tezi olan köktendincilik ve bölücülük akademik hürriyet kapsamında ele alınamaz. Dünyanın hiçbir yerinde buna müsaade edilemez. Türk üniversitelerinde de edilmemiştir edilmeyecektir.
    YÖK ve Kemal Gürüz

    YÖK Başkanı Kemal Gürüz, İsrail'de stratejik araştırmaları ile tanınan, İsrail'in derin politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynayan Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Enstitüsü'nün Mütevelli Heyeti Üyesi.
    Hiç inkar etmesin, isteyen bu bilgiye üniversiteyi ziyaret ederek kolayca ulaşabilir. Benim kaynağım bu kurumun bir yayını. Bu görevi YÖK Başkanı olmadan önce mi üstlenmiştir, yoksa sonra mİ ? Bu enstitü ile Sabancı Üniversitesi arasında 1999 yılında başlatılan ' Süleyman Demirel Programı ' çerçevesinde yapılan ortak çalışmalar, Demirel'in Gürüz'ün görev süresini uzatmasında etkili olmuş mudur ?
    Sabetaycı olarak bilinen Gürüz'ün İsrail ile bağlantısı ne derece derindir? İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nu kendisi gibi Sabetaycı olduğu için mi korumaktadır; atadığı önemli üniversitelerin rektörlerinin Sabetaycı olmasında Moşe Dayan Enstitüsü ile ilişkilerinin rolü var mıdır ?
    Gürüz kime güvenerek Cumhurbaşkanına, Başbakana, hükümete, Milli Eğitim Bakanına kafa tutabilmektedir ?
    Gürüz, Kemalizmin arkasına sığınarak ' takiyye mi ' yapmaktadır; kısacası bilimin mi yoksa filimin mi emrindedir ?
    Bunca olumsuz icraata rağmen Kemal Gürüz'ün hala görevinin başında olması 'Gürüz'ü kim koruyor" sorusunu gündeme getiriyor.
    Bilindiği gibi kısa adı YÖK olan Yüksek Öğretim Kurulu, 12 Eylül 1980 askeri idaresinin ardından, 6 Kasım 1981 tarihinde 2547 sayılı yasayla kuruldu. 20 Nisan 1982 tarih ve 2653 sayılı yasayla yetkileri genişletildi ve Anayasa'nın 130, 131 ve 132. maddelerine YÖK'ün ilkeleri konularak "Anayasal Kurum" olma özelliğini de kazandı. Başlangıçta üniversiteler arası bir koordinasyon kurumu gibi görülen YÖK, zaman içinde "üniversitelerin idari ve bilimsel özerkliklerini yok etti" suçlamasıyla da karşılaşan çok büyük bir devlet kurumu oldu.
    Merkezi, baskıcı ve yasakçı yapısıyla, en başta yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrenciler ve burada görev yapan öğretim üyeleri tarafından sevilmedi. Kamuoyunda varlığı ve uygulamaları hep tartışma konusu oldu.
    Gürüz nasıl başkan oldu?

    Gürüz'ün göreve geliş hikayesini eski YÖK Başkanı Mehmet Sağlam'dan Milli Eğitim Bakanı iken Bakü'ye yaptığı bir ziyaret sırasında kendi ağzından dinlemiştim. Milli Eğitim Eski Bakanı ve DYP Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr Mehmet Sağlam, DYP'den politikaya atılmak üzere YÖK başkanlığından istifa eder etmez, teşekkür ve veda için, kendisini o önemli göreve getiren Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e çıkar.
    Bir süre sohbet edip lafı çürütürler. Mehmet Bey'in beklentisi, Cumhurbaşkanının, "Senden sonrası için tavsiyen nedir?" diye sormasıdır, o soru bir türlü gelmez.
    "Eh, ben kalkayım Sayın Cumhurbaşkanım" der Mehmet Sağlam ve kapıya yönelirken, "Efendim" der, "Benden sonra kimi atarsanız atayın YÖK istikametten sapmaz; bu yüzden Kemal Gürüz hariç 63 rektörden herhangi birini yerime düşünebilirsiniz..."
    Süleyman Demirel bu tavsiyeden fazla mutlu görünmez ve "Merak etme Hoca" demekle yetinir. Sonrası malum: Cumhurbaşkanı anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak yüksek öğretimin başına birini atar; o kişi, Prof. Sağlam'ın 'atamaması' tavsiyesinde bulunduğu Kemal Gürüz olur.
    Gürüz, çok az sayıda üye kaydeden seçkin bir 'Kemalist' derneğin yönetimindedir. Üyesi olduğu derneğin adı: Mustafa Kemal Derneği... Derneğin İnternet sitesine girildiğinde (http://www.kemalisturk.com/), hepsi de çok değerli, çevresinde 'Kemalist' bilinen insanların üye olduğu öğreniliyor. 28 Şubat'taki tavrı bizlerce 'iyi' bilinen koskoca profesörün, "Öyle bir derneğin üyesi değilim" diyeceğini hiç sanmıyorum.
    Ben; bunu saklanacak bir özellik olarak görseydi, "Türkiye'de Kim Kimdir?" kitabı için (bendeki 1999 baskısı, s. 120) kendi verdiği bilgi notunda, "Mustafa Kemal Derneği üyesi" olduğunu özellikle belirtir miydi?
    Ama Moşe Dayan'daki görevini nedense belirtmemiştir. İsrail ile ilişkileri hep gizli kalmıştır.
    Derin Devlet ilişkisi

    Türkiye'de stratejik siyasi kararlar devletin ilgili kurumları tarafından alınmaz. Başka yerlerde alınan kararlar o kurumlara onaylattırılır. Mesela; parlamento, hükümet, cumhurbaşkanı ve hatta Milli Güvenlik Kurulu, kararları belirleyen asıl kurumlar değildir. Bu artık bilinmeyen bir durum da değildir.
    Onun içindir ki Türk medyası ve kamuoyunda "zinde güçler", "derin devlet" tabirleri bu gerçeği vurgulamak için sık sık kullanılır oldu. "Zinde güçler" ya da "derin devlet" ülkede ordunun yönetiminde etkindirler.
    Denilebilir ki ordu onların elindedir. Bu güç ile istediklerini yaptırabiliyorlar. Devletin kurumlarının başına gelenler istenmeyen davranışlar içine girerlerse mutlaka başlarına bir şey gelir. Ya tehdit ya skandal ya faili meçhul olmak ya da darbe ile yönetimden uzaklaştırılmak
    Ordumuzun tamamının ' derinler' olarak göstermek çok yanlıştır. Derin Devlet ile ilgili Milli Stratejik Konsept isimli bir kitap yazan Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nurullah Aydın'la bir görüşmemizde merakımı şöyle gidermeye çalıştı :
    Bak bu kitaba Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanlarına kadar herkes tebrik mektubu gönderdi.
    Ama bir kişi beni mahkemeye verdi. 28 Şubat'ın mimarlarından , o dönemde Genelkurmay 2. Başkanı olan Çevik Bir.
    Bu mahkemeyi kazanmanın sevincini benle paylaşan Aydın gazını alamamıştı . Derin Devleti oluşturan şemayı çiziverdi önüme. 4 bine yakın kişiden oluşan bu antidemokratik grubun gizli önderliğini sanıldığı gibi bir asker yapmıyor, büyük sermaye gruplarından birileri var. Ama başkan hep askerden seçildi.
    Grubun içindeki gazetecileri, akademisyenleri tek tek yazmak istemiyorum. Ama birini konumuz olduğu için yazayım : Gürüz. Aydın'ın bir ilginç iddiası da şu: Derin Devlete üye olmak için alnınızın secdeye fazla değmemesi önemli bir kriter. İstanbul dukalığı ile Anadolu kaplanlarının savaşı ekonomik alana kaydığında irtica birinci iç tehdit yapıldı diyen Aydın, irtica söylemini de Gürüz'ün Atatürkçülüğünün arkasına saklanarak yaptıklarını da derin devlete bağlıyor.
    Türkiye'de gerçek iktidarın/derin devletin "dönme" ağırlıklı olduğunu bilmek, yazmak bizler için ne ifade eder?
    1- Bu coğrafyadaki toplum başlarına gelen bunca zulmün ve şerrin asıl adresini bilir. Yanlış yerlere yönelerek enerjimizi boşa harcamayız.
    2- Diğer Müslüman halklar da Türkiye'deki bu denli zulmün, İslâm düşmanlığının asıl faillerini bilerek Türk toplumuna bakışlarını değiştirirler. Asıl failleri bilirler.
    Türkiye'de "zinde güçler" ya da "derin devlet" olarak ifade edilen kesimin dönmelerden teşekkül ettiğine dair kanaati, Aydın'ın açıklamaları ile birleştirin. Onların yanında Alevilerden ve İngiliz yanlısı bazı İttihat Terakkici uzantıların olduğu unutulmamalı.
    Ancak bu iki kesimin etkinliği sınırlı tutulmuştur. Son yıllarda MOSSAD-CIA ağırlığı derin devlette son derece artmıştır. Gürüz'ün icraatlarına geçmeden önce nereden koştuğunu izah etmeye çalıştım.
    Gürüz'ün marifetleri

    Gürüz'ün icraatlarından bazılarını hafızalardaki bilgileri tazelemek adına bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İşte onlardan bazıları:
    "Üniversiteye giriş sınav sistemini değiştirerek, milyonlarca öğrencinin ve ailenin hayatını kararttı.
    Meslek lisesi öğrencilerini mağdur etti. Fen edebiyat fakültesi mezunlarının öğretmenlik hakkını gasp etti. ÖSS soru kitapçığının çalınması olayında gerekli tedbiri almayarak devleti milyarlarca lira zarara soktu. Rektörlere hakaret etti, Tv'de ağlattı. Bazı rektörlere baskı yaptı istifa etmelerini sağladı.
    Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yaparak, öğretim üyelerine meslekten men ve kamu görevinden çıkarma cezasına kadar varan ağır cezalar verdi. Yeni 1402'likler oluşturdu. Dekan atamalarında kayırılmalar oldu.
    Üniversitede başörtüsü diye bir problem yokken bunu problem yapmayı başardı. İlahiyatlara bile başörtülü öğrenci girişini yasakladı. Yurtdışındaki bazı üniversitelerin denkliğini iptal ederek 15-20 yıldır öğretmenlik yapanların bile işine son verdirdi. Orta Asya ve bazı İslam ülkelerinin üniversitelerini-bazı ABD üniversiteleri de dahil- tanımadı, öğrencileri mağdur etti.
    Öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla yurtdışına gönderilen 2 bin civarında master ve doktora öğrencisini asılsız iddialara dayanarak geri çağırarak insana yapılan yatırımı engelledi. Bazı öğretim üyelerini hoşuna gitmediği için başka üniversitelere sürgün etti
    Kemal Gürüz YÖK'ün başına geldikten sonra bir başkan gibi değil, bir KİT patronu gibi davrandı ve sürekli yanlış yaptı.
    Yanlışlarının faturasını da başkalarına çıkarttı, sağa sola iftiralarda bulundu. Agresif ve despotik kişiliğiyle, gençlerin tepesinde hep gürzünü salladı. Değerli öğretim üyelerini inim inim inletti. Ülkenin Cumhurbaşkanı'na kafa tuttu, kendisi gibi düşünmeyenleri hain ilan etti. 1998 yılında tek başına üniversite giriş sınavı sistemini değiştirdi ve YÖK yürütme kurulu üyelerine de bu değişikliği dikte ettirdi.
    Sınavdaki yanlışlıklar, haksızlıklar beş yıldır düzeltilemiyor. YÖK'e bağlı olmasına karşın Türkiye'nin en saygın kuruluşlarından biri olan ÖSYM'yi de yıprattı. Gürüz uygulamalarıyla yalnız üniversite öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin değil, bu ülkedeki tüm gençlerin kabusu oldu.
    YÖK'ün aldığı kararlara bakın. Onda dokuzu yeni baskı ve yasaklar içindir.
    Onda biri kendi koltukları, cepleri içindir. Tüm mesailerini bunlara ayırmışlardır. Bu ülkenin üniversitelerinde daha kapısından girildiği anda başlar yasaklar. Kimlik kontrolleri, üst aramaları, okul içinde polis tarafından durdurulmalar, polis tacizleri...
    Fakülteye gelindiğinde yine aynı sivil-resmi polis barikatları karşılar öğrencileri.
    Ülkenin geleceğinin teslim edileceği gençlerin kılık kıyafetleri MGK'nın direktifleriyle hazırlanan YÖK Yönetmelikleriyle belirlenir. Ama asıl sorun öğrencilerin sakal ya da türbanla okula girmesi değildir, gençliğin MGK emriyle tek tipleştirilmeye çalışılmasıdır.
    Halk nezdinde teşhir olan, güç kaybeden devlet yeni yöntemler deneyip, tüm halka yönelik saldırı politikalarını arttırarak devam ediyor. Kitle hareketi her alanda yükselince, devlet de saldırıları için meşru zeminler yaratmaya çalışıyor. İşçilere, memurlara, mahallelere, gençliğe yöneliyor.
    Üniversitelerde faşist saldırıların artması da bunun bir parçası. Devrimci-demokrat öğrenciler bin türlü aramadan geçerek okula girebilirken, satırlarla, döner bıçaklarıyla rahatça okula giren faşistler gençliğe saldırıyor. Yani devlet sivil faşistleri devreye sokarak, sağ-sol çatışması demagojisiyle, saldırılarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Saldırıları yapan da, yaptıran da gün gibi ortada.
    YÖK'ün birbiri peşi sıra çıkardığı yönetmeliklerde, gençlik daha baştan en meşru talepleri için yapacağı eylemler nedeniyle "SUÇLU" ilan ediliyor ve cezalar verilmesi daha da kolaylaştırılıyor.
    "Rektör ya da rektör yardımcısının başkanlığında öğretim üyelerinden oluşan bir soruşturma inceleme kurulu (!) oluşturulacak. Kurul ..."Suçlu" buldukları öğrenciler hakkında uygun buldukları cezayı üniversite Disiplin Kuruluna bildirecek. Böylece öğrenciler uzaklaştırma, atılma gibi cezalar alacaklar."
    Yani polis de, savcı da, yargıç da kendileri olacaklar. YÖK Mahkemesinde öğrenciye savunma hakkı bile yok!
    Sonuçta eğitim yuvalarımızdan haksız biçiminde atılan binlerce öğrenci ve yüzlerce ilim adamı dramı ile karşı karşıyayız.
    Medyada çıkan haberler üzerine eski MHP milletvekili Mehmet Gül ve o zaman DYP'li olan Hüseyin Çelik'in çabalarıyla YÖK Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu ve bir rapor hazırlandı. Gürüz'ün 10 saat ifadesi alındı.
    Raporda, `Kemal Gürüz, YÖK Başkanı olduktan sonra üniversiteler açık cezaevleri haline getirildi` deniyordu.Yaklaşık 400 sayfalık raporda YÖK Başkanı Prof. Gürüz için 7, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu için de 5 ayrı dava açılmasının istendiğini bildiren Çelik, söz konusu raporun derhal TBMM Genel Kurulu gündemine alınmasını istemişti.
    Ancak DSP Grubu, YÖK raporunun görüşülmesini engelledi.
    YÖK,ABD`ye 1 milyon dolarlık süreli yayın siparişi vermiş, ancak yayınların gönderilmemesine rağmen bu para ödenmişti. İddia hakkında soruşturma açılmamış, raporun görüşülmesi geciktiği için de olay zaman aşımına uğramıştı.
    Ankara'da ki merkeziyetçi yapı aynen YÖK'e de sirayet etmişti. Artık Türkiye'deki üniversitelerin bütün meseleleri hemen hemen YÖK'te kararlaştırılmaktadır. Yurt dışına öğrenci gönderilecektir, YÖK'te kurulan bir komisyonda -bakın, dikkatinizi çekerim, yazılı sınavlara tabi değil- mülâkata tabi olan öğrenciler arasından bir grup insan seçilip yurt dışına gönderiliyor. Birine senin kaşını beğenmedim diyebilirsiniz, birine boyunu, endamını, konuşmanı beğenmedim diyebilirsiniz. Bu sübjektif ölçülerle demokratik üniversite olmaz.
    Gürüz'ün atamaları hep olaylara yol açmıştır.
    Çünkü kendisi gibi sevilmeyenleri iş başına getirir. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Zekeriya Beyaz'a yapılan saldırıdan YÖK Başkanı Kemal Gürüz sorumludur. Beyaz'ın o fakülteye atanmaması için uyarıları Gürüz'ün dinlememiştir. Pek çok çevre, Marmara İlahiyat'ta yapılan YÖK işlemlerini tenkit etti. Bunlar arasında Beyaz'ın oraya dekan olarak tayin edilmesi de vardı. Bu ilahiyat fakültesi en huzurlu fakültelerden biriydi.
    'Buraya öyle zorbalık getirmeyin. Yanlış işlemlerde bulunmayın' denildi. Din anlayışı tartışmalı Beyaz getirilerek İslamiyet'in yıpratılması sağlandı. Beyaz, başörtülüleri üniversiteye sokmama ve ÖSYS sorularını çaldırma gibi başarılı ! çalışmalara imzasını attı. Üniversitede zeka seviyesinden şüphe edilen, en kavgalı bir isimle çalışmak zorunda kalanlara Allah sabır versin.
    Yüksek öğretim camiasında YÖK ve başkanı Gürüz'ü samimi olarak seven bir kişiye bile rastlamadım.
    Protokolde alt sıralarda yer alan Gürüz, kendisini görevden alma yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı Sezer'e bile kafa tutuyor. Bu icraatlara bakınca, insan, 'Milletin aleyhine bu kadar çalışan birisi nasıl oluyor da bu kurumun başında kalıyor? Gücünü nereden alıyor? Bir Allah'ın kulu hesap soramayacak mı?' diye sormadan edemiyor.
    Uluslararası Bilimsel Atıf İndeksi'ne (Science Citation Index) giren makaleler, dünyada ülkelerin bilim ve teknolojide gelişmişliğinin göstergesi olarak kabul ediliyor. Türkiye bu indekse göre 1999'da 82 ülke arasında 25'inci. 71 üniversitemizden 10 tanesinin 1 tane bile yayını yok. Türkiye; Meksika, Finlandiya, Tayvan, Brezilya, İsrail, Güney Kore, Hindistan, Rusya, Polonya gibi ülkelerin gerisinde kalıyor. Veriler ortada. YÖK kanunda belirtilen amaçlarını gerçekleştiremiyor. Bunun yerine YÖK ne yapıyor? 5 sene gibi yüksek öğretim için kısa sayılabilecek bir süre içinde bilimsel yayın sıralamasında bütün devlet üniversitelerini geride bırakarak ilk 5 içine girmeyi başaran Fatih Üniversitesi'ni kapatmaya çalışıyor. 'Böyle bir olaya ancak Türkiye'de rastlanabilir' dedirtecek bir uygulama.
    Sezerle de kavgalı

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in YÖK'e üye atamalarında Başkanı Kemal Gürüz güdümündeki Üniversitelerarası Kurul'u devreden çıkarmasına karşın, Gürüz, Sezer'e karşı 'savaş planını' devreye soktu. Üniversitelerarası Kurul'unu kullanan Gürüz, yeni adaylar belirleyerek Sezer'in onayına sundu..
    Sezer'in bu adaylar için de onay vermemesi halinde Gürüz, kamuoyuna, "Sezer bilimsel kurulları hiçe sayıp, YÖK'ü kendince yapılandırıyor" mesajı vermeye başlayacaktı.
    Gürüz ve Sezer arasındaki ilk savaş, Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğu dönemde başladı. Sezer, "demokratikleşmeli" deyince, Gürüz'den "Siz ne biliyorsanız, gelin kendiniz yapın" çıkışında bulunan bir mektup aldı. Gürüz, Sezer'in cumhurbaşkanlığına getirileceğini öğrendiğinde, bunu önlemek için MHP,ve DYP'de kulis faaliyetlerine girişti.
    Gürüz, Sezer için 'İkinci cumhuriyetçi' dedi. Gürüz, rektörlükler için yapılan seçim sonuçlarını Cumhurbaşkanı Sezer'den önce eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e bildirdi.
    Gürüz, Sezer'le diyalog kurmak isteyen rektörlere karşı çıktı. üyelikleri için kendisi isim belirledi. Rektörlere baskı kurdu.
    Bu ülkenin gençleri YÖK'ten ve Kemal Gürüz'den çok çekti. Gürüz'ün, özel dershaneleri özel bir hedef seçmesi ise ilginçtir. Öğrenciler kendisine, meslek liselerinin ÖSS'deki mağduriyetini soruyor; o hiç ilgisi yokken sözü özel dershanelere getirip hakaretlerini sıralıyor.
    30 bin öğretmenin çalıştığı ve hemen hemen tüm kurum sahiplerinin öğretmen olduğu özel dershaneleri, "kan emici" olarak nitelemek hangi vicdana sığar?
    Cumhurbaşkanına kafa tutan öğrencileri, öğretim üyelerini perişan eden, Milli Eğitim Bakanlığı'nı yok sayan, akla gelebilecek her türlü pervasızlığı yapan Gürüz'e dur diyen olmayacak mı? Laiklik kisvesi altında birçok çevreyi aldatan Gürüz, bir devlet bürokratı mı, yoksa astığı astık, kestiği kestik bir diktatör müdür? Buna dur diyen olmayacak mı?
    Demokratik olduğu iddia edilen bir ülkede bir kişi kendi başına bu kadar pervasızlığı nasıl yapabiliyor? Bir tek kişi milyonlarca gencin geleceği ile nasıl bu kadar oynayabiliyor? Bu soruların cevabının artık verilmesi gerekiyor.
    Çözüm yolu

    TBMM'nin 20. Yasama Dönemi'nde hazırlanan kanun tasarısı ile YÖK Başkanı'nın atanma şeklinin değiştirilmesi öngörülmüştü.Bu kanunun Genel Kurul gündemine gelmiş olmasına rağmen Genel Kurul'daki konjonktürün yetersiz olması nedeniyle dönemin komisyon başkanı Tayyar Altıkulaç tarafından geri çekilmiştir. Gürüz'ün yeniden atanmasına karşı çıkan ANAP ve MHP ile FP bu kanunu yeniden çıkarmak için işbirliği yapmaya hazır olduğunu bildirmişti.
    Refahyol hükümeti döneminde FP, DYP Grup Başkanvekilleri Salih Kapusuz ve Ali Rıza Gönül imzası ile TBMM'ye gönderilen kanun tasarısı, 20'nci dönemin sona ermesi nedeniyle kadük kalmıştı. Genel Kurul gündemine kadar gelen tasarı ile YÖK Başkanı'nın Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri arasında gizli oyla seçilecek 4 aday içinden Bakanlar Kurulu'nun bildireceği kişinin YÖK Başkanı olarak atanmasını öngörüyor. Tasarıya eklenen geçici madde ile de, kanunun yasalaşması halinde görevde bulunan YÖK Başkanı'nın 1 ay içinde görevinden alınması öngörülüyor. Tasarı bu haliyle hemen çıkartıldığı takdirde YÖK Başkanı Kemal Gürüz bir ay içinde görevini bırakmak zorunda kalacak. Bu kanunun ivedilikle çıkartılması lazım. Gürüz. derin dostlarını devreye sokmadan bu filme son verilmeli. Bilimle uğraşmaya niyeti olmayan Gürüz'e haddi bildirilmeli...
    AK Parti'de Gürüz'ü çok iyi tanıyan milletvekilleri var. Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Salih Kapusuz, Erkan Mumcu vs. vs. Cumhurbaşkanı Sezer'in Gürüz'ün krallığına son verilmesi ile ilgili bir kanunu veto edeceğini sanmıyorum.
    Mumcu, Gürüz'le polemiğe girmeyerek oyuna düşmedi.
    Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüde yakayı ele verir. Gürüz ve YÖK ile ilgili hazırlanan 400 sayfalık TBMM Araştırma Komisyonu raporunda daha neler neler var, hepsini buraya yazamadım.
    Sayın Gürüz, keşke Moşe Dayan Enstitülerinde Mütevelli Heyeti Üyeliği yapacağına Prof. Dr. ıhsan Doğramacı gibi bir vakıf üniversitesi kurabilseydi. Doğramacı'da ' derinlerle' çalıştı Gürüz'de. Aradaki kalite farkını görebiliyor musunuz ?
    Bilimin özgürleştirilmesi, onu devlet denetiminden, anlaşılmaz yasaklardan kurtarmakla mümkündür.
    YÖK'ü YOK sayamayız, ama revize etmeliyiz ki, Gürüz gibiler diktatörlük kurmasın; film değil bilim hakim olsun ilim yuvalarımıza... Rejim ve ideoloji merkezi olan YÖK'ün uygulamaları sonucu bilim, fikir üretilemiyorsa, yanlışta ısrar etmek anlamsızdır. Hükümet bu sorunu çözemezse önümüzdeki seçim oy istemesin...