Duygusal > İsrail oğulları ne yapmak istiyor

    Gören gözler,duyan kulaklar bu sıralar hep tek birşeyden bahseder oldu. İSRAİL vahşeti.


    Nedir İsrailoğullarını bu kadar vahşi kılan?

    Taptığını değiştirip,tapmadığına tapmış gibi yapan,sonra yeniden yüz çevirdiğine tapmış olan dönek yapıları mı?

    Yoksa Cebrail(a.s) kendilerine düşman edinip,ALLAH(c.c) tarafından lanetlenmiş bir kavim olmaları mı?

    Fakat ne olursa olsun tarihlerinde atalarının izinden giden bir millet olduklarını en basit örneklerden biri ile verecek olursak Maide suresinin 32ve 33. ayetlerinde saklıdır; Mealen

    "
    Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.


    Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır."

    Varoluşları boyunca aşırı gitmiş bir millet olan İsrail soyu,21. yüzyılda yine aşırı gitmektedir.Müslümanları,korumasız insanları acımasızca-hunharca katletmektedirler.

    Sıcak yuvalarında bu olayı uzaktan izleyen,sağır dünya milletleri ise birkaç cılız tepki haricinde hiçbir söz söyleyememektedirler.

    Zamanında 1967 yılında Mısır ile savaşan yine İsrail soyu idi ve Mısır hava kuvvetlerinin 416 adet uçağı daha havaalanındayken imha edilmişti.

    Maalesef ilimde ve bilimde ve faizli ticari hafızayla birlikte para bilimini yönetmede fazlaca mahir olmuş olan israil oğulları yine tarihteki gibi vahşi.

    Yine kendilerini tüm insanlığın çobanı ve tüm insanlığıda yönettikleri bir sürü gibi görüyor.

    Ve maalese yine yapacağını yapıyor ve hür dünyadan tek bir ses bile çıkmıyor.


    Atıp-tutan Ahmedincad'ta sessiz sedasız,yanıbaşında din kardeşleri vurulan ingiliz sömürgesi Mısır'da.

    Lübnan'da sessiz,Amerikan paryası,Lawrance'in vehhabileri Suudi Arabistan'da,Amerikan eyaleti Kuveyt'te suskun ve sessiz.

    Türkiye'yi bölme hayallerine Ermeni tetikçisi pkk terör örgütünü ülkelerindeki kamplarda besleyere kulaşmaya çalışan,dindaşının düşmanı arap soyu Suriye'lilerde suskunlar.

    Sanılanın ve gösterilmeye çalışanın aksine ülkemizden maalesef minnacık bir ses çıktı,o da kara deliklerin duvarsız dehlizlerinde,yankılanmadan kayboldu gitti.

    En anlamlı tepki kimden geldi biliyormusunuz, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'den.televizyonda yayınlanan konuşmasında şöyle dedi Chavez: “İsrail hükümetini katil ve soykırımcı olarak ilan etmek gerekir” .

    Ve ne yaptı biliyormusunuz : Venezuela Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "İsrail Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçilik personelinin bir kısmını sınır dışı edilmesi kararı alındığı" bildirildi.


    İşte kıtalar ötesinden bir tepki.

    Hani dindaşlar nerde? Çok zaman atıp tutan refah partisi ekolünün ise REFAHYOL hükümeti Erbakan başbakanlığında ilk başa geldiğinde ticari anlaşmayı yaptıkları ilk devlet İsrail olduğunu hatırlatmak gerekir diye düşünüyorum.

    Bakınız belki yeri değil ama arkadaşlarım düşünmeniz için size bir kapı aralayayım, Balkanlar-Irak-Filistin veya başka ülkeler TÜRK'ün koruması ve sınırlrı altında bulunupda,kim Türk'e isyan etti ise,kim O'nu arkadan vurdu ise sonu gavur elinde mezalim içerisinde ah edip inlemek oluyor.


    TÜRK'ün eli kimin üstünden kalktı ise o mahv-u perişan oluyor.

    Bir an evvel Filistin'de İsrail eliyle yapılan soykırımın durmasını Yüce ALLAH'tan diliyorum.

    ALLAH(c.c) zalimlere cezasını verecektir inşallah.

    Sözüme bir ayet meali ile son vermek isterim;İSRA SURESİ 4,5,6,7 ve 8. ayetler:


    "- Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik.

    - Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi.

    - Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.


    -İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)


    -Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapmışızdır."
    Yukarıdan aşağıya doğru tarihleriyle sıraladığımız bu anlaşmalar içinde en çok yankı uyandıran, Çiller Hükümeti zamanında 23.02.1996 tarihinde Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasıdır. Çokları bu anlaşmanın REFAHYOL Hükümeti zamanında imzalandığı düşüncesiyle eleştiri oklarını Refah Partisi’ne de yöneltmişlerdir. Bu eleştirilerin tamamen yanlış adrese yöneltilmiş olduğu M. Ali Birand’ın 22.06.1996 tarihli yani REFAHYOL Hükümeti kurulmadan önce Sabah Gazetesi’nde yazmış olduğu aşağıdaki yazıyla sabittir
    “Türkiye’nin İsrail ile Askeri İşbirliği Anlaşması yapması eskiden beri Türk Amerikan ve İsrail Genelkurmayları’nın rüyalarından biriydi… Türk ve İsrail Genelkurmay Başkanlıkları arasında görüşmeler başlatıldı. Dışişleri Bakanlığının da fikri alındı ve bir sakıncası olmadığı işareti geldi. Ayrıntılar iki ülkenin askerleri tarafından kağıda döküldü ve kimselere haber verilmeden imzalandı. Eğer Savunma Bakanı kazara ağzından kaçırmış izlenimi veren bir açıklama yapmasa daha bir süre kimse farkına dahi varamayacaktı… İkinci adım eğitimin ötesinde iki ülkenin tam bir askeri işbirliğine girmeleri, ortak manevralar ve ortak stratejiler üretmeleri olabilirdi… Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Amerika gezisi sırasında Yahudi lobisini etkilemeyi düşündüğü için olacak, konuşmalarında anlaşmaya çok ağırlık verdi… Ancak anlaşmanın Türk Genelkurmayı’nın 2 numaralı bir generali tarafından övgü dolu cümlelerle tanıtılması… Arap çevrelerin hemen dikkatini tahrik etti . Dışişleri veya Başbakanlık susuyor, durmadan Genelkurmay konuşuyor, demeçler veriyor. Bunlar yetmiyormuş gibi seçim arefesindeki İsrail ve Amerikan basını birden bire anlaşmayı ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar… Türk basını da geri kalır mı? Türk-İsrail uçaklarının ortak eğitimi, İsrail Genelkurmay yetkilisinin Çevik Bir Paşa’yı ziyareti sırasındaki basın açıklamaları da buna eklenince, Arap dünyasındaki kuşku ve kaygılar en üst noktaya çıkıverdi.”


    a
    Deli balta ve Gamli kardeşler maşallah hiç uşenmeden bize kapalı olan konuları araştırıp yazıyorsunuz elinize dilinize sağlık Allah sizden razı olsun
    emeğinize sağlık bu güzel paylaşımlarınız için

    anlamak istiyenlere cok şeyler veriyo tabiki istiyene
    BULUVEY denemeğinize sağlık bu güzel paylaşımlarınız için

    anlamak istiyenlere cok şeyler veriyo tabiki istiyene

    Sağolasın kardeşim.
    İşgal devletinin, insanları topluca katlederek Filistin direnişini yıldırma, korkutma ve teslim olmaya zorlama taktiği karşısında harekete geçmekten kaçınan BM Güvenlik Konseyi, onun direniş karşısında ciddi kayıplar vermesi ve sarsıntıya uğraması üzerine harekete geçerek acil karar çıkardı. Burada aynen 2006 Temmuz'unda Lübnan'a yönelik saldırıda izlenen stratejiye başvurulduğunu görüyoruz. Bu gerçeği sadece biz söylemiyoruz. Pek çok yorumcu dile getirdiği gibi bizzat BM Genel Kurulu Başkanı Miguel d'Escoto da vurguladı


    İnsanlık Gazze ahalisine layık görülen vahşet ve bu vahşetin sebep olduğu büyük facia karşısında imtihandadır. Hiç kimse böyle bir vahşet karşısında kendini sorumluluktan müstağni göremez. Herkes ne yapabileceği üzerinde düşünmeli ve bir şeyler yapmanın yollarını araştırmalıdır. Eğer oradaki facianın sona erdirilmesi için çevresinde bir şeyler yapıldığından haberdar oluyorsa yapılanlara destek vermelidir.


    Filistin halkı ve bu halkın bir parçası olan Gazze ahalisi meşru bir mücadele içindedir. Haklı bir dava için mücadele etmektedir. Kimse bu halkın haklı davasından vazgeçmesini, meşru haklarından taviz vermesini, işgal edilmiş yurdunu Siyonist işgalcilere peşkeş çekmesini beklememeli. Bütün zorluklara rağmen bu davasına sahip çıkma konusundaki kararlılığını sürdürecektir. Dolayısıyla bu tür baskılarla, insanlık dışı ablukalarla, ambargolarla Filistin halkının haklı davasından vazgeçeceğini bekleyenler yanıldıklarını göreceklerdir inşaallah.
    Teşekkür ederim kardeşim