O, kendi hikâyesini yazdığını zannederken, ötekiler onun hikâyesinde kendi hikâyelerini arıyorlardı. Bulduklarında "âlâ, güzel'' diye bağırıyorlardı. Bulamadıklarında, ya yazdıklarını yok sayıyorlar ya da olgunlaşmamış bir turşuyu tatmışçasına yüzlerini buruşturup "olmamış'' deyiveriyorlardı. Neden olmamıştı? Kimsenin bu sorunun cevabını aramaya niyeti yoktu.
Hep seyrediyoruz. Kendimizi, bulunduğumuz noktayı idrak edemeden bir şeyleri seyrediyoruz uzaktan. Biz hiç yokuz seyrettiklerimizde. Bize kendimizi unutturan her şeye dört elle sarılıyoruz. Kendimizden kaçıyoruz. Kimliğimizde ıstırabın izleri var sanki. Sen bugünden yarına kaçıyorsun, ben bugünden düne.