Buz gibi bir ekranda sıcak bir merhabaydın sen,
En gerçekten daha gerçektin.
Rotasını, klavyeye dokunan parmaklarımızın çizdiği yolculukta
aynı durakta karşılaştık biz...
Sıcacık bir merhabaydın sen buz bir ekranda.
Yalnızdık ,yolu yok yalnızdık,bir şekilde yalnız.
Gerçek yaşam içindeki sanallığımızdan kaçıp,
sanal yaşamdaki gerçekliğe soyunmamış mıydık cebimizdeki yalnızlık ağırlaşınca.
Sonra çıplaklığımıza kelimelerimizi giyinmemiş miydik !
Açıp tüm gizlerimizin önünü,istediğimizce özgür,
dilediğimizce deli,yaşayamadığımızca çocuk,inandığımızca kendimiz,
nasıl aktık birbirimize zaman içinde, kol bulmuş nehirler gibi.
Söylenememiş biriktirdiklerimizi,kırılmış umutlarımızı,
bedeli ödenmiş vakitlerimizin bıraktığı fermanı,
yitirdiklerimizi sormadık mı ,anlatmadık mı birbirimize güvenerek!
En gülünmeyecek şeylere bile gülmedik mi çocuklar gibi
bir masalın içinde kahkahalarla ,haytaca,tüm günün
ciddiliğini fırlatıp bir kenara!
Olabildiğimizce özgür ,kırabildiğimizce
rahat,umursamazca katı,
tüm öfkemizle,yığılan isyanlarımızın hırsını çıkarmadık mı
birbirimizden,başka bir hayattan toplayıp
getirdiğimiz nefretlerimizle
sessiz harflerde avaz avaz bağırmadık mı!
Vurgulardaki samimiyete sığınıp ,bir dost göğsü hasretiyle
kelimelerimize yaslanmadık mı,sarılmadık mı birbirimize
soğuk gecelerin siyah yalnızlığında ,ağlamadık mı harf harf !...
Yağmuru yağdırdık birlikte,güneşi doğdurduk,ayrı mevsimlerde
aynı mevsimin soğuğunda üşüdük ,sıcağında ısındık,
paylaştık biz.
Herhangi bir günün yorgun akşamında dudağımıza değmeyen
bir fincan kahvenin tadını bildik,birbirimizin sigarasını yaktık,
ayrı koltuklarda yan yana oturduk, paylaştık biz.
bilmediğimiz şehirlerin uykusuz evlerinde uyuduk,
uyandık birbirimize rüyalarımızı anlattık,
paylaştık biz.
En gerçekten daha gerçektik.
Kelimeler yetersiz kaldığında ekranı bir kağıt
parçası gibi buruşturup bir kenara atmayı,
daha yakında olabilmeyi de istedik
sevdik biz....
Ne Beni anlamanı
Nede sevmeni bekledim
sadece seni görmeyi her köşe başında...
saatlerce beklemek hiç usanmadan
ve kaybolmayı akşamların sesinde
Sabah olunca,
güneşle birlikte vurmayı isterdim
Usulca pencerene
ve uyandırmayı seni yeni bir güne...
Soğuk kış gecelerinde
yavaş yavaş yürüdüğün
buz kaplı yolların değil
sana dokunup,
senin sıcaklığınla eriyen,
kar taneleri olmak isterdim.
Ben sadece,
bedenimden uzak,
senin içinde olmak istedim...
Sen benim aşkım olduğun günden beri
Ben hayatımı sana endekslemişim
Sen vazgeçilmez tutkum olduğun günden beri
Yaşam gâyesini sana bağlamışım
Kaptırdım kendimi fenâ bir şekilde
İçimdeki coşkuların, duyguların esiri olmuşum
Seni düşünmek mi diyorsun?
Güldürme!..
Acaba aklımdan çıkarıyor muyum?
Dalıyorum öyle derinlere
Şaşkınlık denilen kelimeyle arkadaş olmuşum
Sükûnet, yaa işte o sükûnet
Varlığınla erişebilecegim bir hal olsa gerek...
Kalbe önlenemez çarpıntı veren, hasret ve özlem
Bir de yüzümdeki acı tebessüm
Mırıldanıyorum sessizce
İki dudağımdan dökülen iki kelime
Seni seviyorum...
Çoğu zaman haykırmak istiyorum bunu
Lâkin olmuyor...
Duyuramıyorum kimselere
Gülüm, nâzenin yârim...
Çün ki sen yoksun yanımda
Ama olsun
En azından içimde kopan fırtınalara
Fâsıla bulmayan şiddetli kasırgalara
Kucak açıp, yüklenen kâğıdım var önümde
Bir de sırdaşım, özümün tercümânı kalemim
Âh bir bilsen;
Sensiz geçen dakikalarda, saatlerde, günlerde
Neler yazıyoruz kalemimle...
Ne hayaller kuruyoruz kavuşmak uğruna
Tabi sen bunların hepsinden habersizsin
Yalnız şu var ki;
Bence kalemimi dâhi kıskanır dereceye getiriyor bu duygu yükü
Bazen de üzüyor kanaatimce
Ve her şeye rağmen, o şaşmaz gerçek çıkıyor ortaya
Gönlümün sultânı, biliyor musun?
Ben var ya ben,
Seni çok seviyorum be gülüm...