MÜZAYEDE

Son güncelleme: 22.06.2008 17:25
  • MÜZAYADE


    Adam zengindi. Hem de birçoklarının hayal edemeyeceği kadar.
    Ülkenin en güzel şehirlerinin en güzide semtlerindeki dairelerinin
    sayısını bile bilmiyordu. Ayrıca, bir antika meraklısıydı.
    Elindeki zengin koleksiyonun değeri de tahminleri zorluyordu.
    Çiftlikleri ve arabaları da vardı tabii.
    İşlettiği mağazalarda binlerce insan çalışıyordu.
    Herkes,
    'Keşke onun yerinde ben olsam!' diye düşünüyordu.

    Gelin görün ki o, bulunduğu yerden hiç memnun değildi.
    Her şeye sahip olduğu doğruydu. Ancak, içinde, bir yerde derin bir
    boşluk vardı.
    Kendisine 'Baba!' diye sarılacak bir çocuğu yoktu.
    Yıllardır
    eşiyle birlikte bu yalnızlığı, bu eksikliği içten içe hissetmişlerdi.
    Ama umutla dua etmeye, sabırla beklemeye devam ediyorlardı.

    Eşi, ressamdı.Kadın hayal ettiği bebekleri, çocukları büyük bir
    ustalıkla yağlı boya tablolara çiziyordu. Ancak resimleri sadece
    sergiliyordu. Resmini yaptığı bebekleri, çocukları kendi çocukları gibi
    seviyordu. Haliyle, çocuklarını para karşılığı bir başkasına satmak
    aklının ucundan geçmezdi.

    Sonunda ihtiyarlık günleri gelip çattı. Artık çocuk sahibi olma
    hayalleri bitmişti. Fakat beklenmedik bir şey geldi başlarına. Ağır bir
    trafik kazası geçirdiler. Adam hafif yaralı olarak kurtuldu.Ancak
    karısı ciddi bir beyin hasarı ile yoğun bakımda aylarca yattı.

    Adam karısının sağlığı için servetinin önemli bir kısmını
    harcadı.
    Derken, doktorlar karısının kısmen iyileştiğini söylediler.Kadın eve
    döndü. Ama artık eskisi gibi değildi. Adeta bir çocuk gibi yaşıyordu.

    Karısının gündelik işlerini yapabilmesi için bir bakıcı hanım
    çalışıyordu yanlarında. Kocasını savaşta kaybetmiş genç hanımı, adam ve
    eşi çocukları gibi sevdiler. Eve biraz olsun çocuk cıvıltısı getiren
    iki küçük çocuğunu da torunları bildiler. Bu arada evin hanımı eskiden
    olduğu gibi resimler yapmaya çalıştı. Bekleneceği gibi tabloları eskisi
    kadar başarılı değildi. Yine de kadının eski günlerdeki gibi mutlu
    olmasına yardımcı oluyordu.

    Yıllar hızla aktı. Kadın bir gün beyin sorunları nedeniyle öldü.
    Adam, bakıcı hanım ve iki yetimini değerli hediyelerle evlerine
    gönderdi. Çok geçmeden adam da kalp krizi geçirerek hayata veda etti.
    Böylece hayalleri süsleyen o koca servet sahipsiz kaldı.

    İlk olarak paha biçilmez antikalar büyük bir müzayedede satışa
    sunuldu. İlk parça adamın eşinin beyin özürlüyken yaptığı bir tabloydu.
    Bir özürlünün umutlarını döktüğü, ruhunu ortaya koyduğu bu mütevazi
    tabloya kimse dönüp bakmadı bile. Herkes az sonra önlerine gelecek paha
    biçilmez antikaları bekliyordu. Satıcının 'Artıran var mı?'
    diye bağırışına salondan tek yanıt gelmiyordu.

    Salondaki sessizliği, müzayedeye ilk defa gelen bakıcı kadının
    sesi bozdu. Annesi gibi sevdiği bir kadının, çocukları gibi sevdiği
    tablosuna müzayede salonunda pek alışık olunmayan bir teklifle müşteri
    oldu. 'Beş dolar!'diye bağırdı acemice. Daha fazlası yoktu cebinde.
    Umutla bir başkasının kendi teklifini arttırmasını bekledi.

    Sessizlik yine bozulmadı. Müzayede yöneticisinin 'Satıyorum,
    satıyorum, saaaaat...tım.' demesiyle tablo sadece 5 dolara kadının
    oldu. Müzayede yöneticisi satılan tabloyu bir kenara koymak yerine
    çerçevenin arka yüzünü herkesin görebileceği biçimde yukarı kaldırdı.
    Tablonun arkasında katlanmış küçük bir kağıt parçası vardı.

    Yine herkesin gözleri önünde kağıdı aldı ve açtı.
    Özenli bir el yazısıyla yazılmış notlara göz gezdirdikten sonra kalabalığa döndü.
    'Bayanlar ve baylar; müzayede bitmiştir!' Sonra kağıt üzerindeki notu
    seslice okudu.

    'Kim eşimin bu mütevazi emeğine değer vererek bu tabloyu satın
    almışsa, eşime verdiğim değerden çok daha azını hak eden servetim de
    onundur.'

    Ailemizde birbirimiz için yaptığımız her işin ardında böyle bir
    not olmalı mı dersiniz? " Karımın benim için yaptığı her şey, benim
    değer verdiklerimden çok daha değerlidir " gibi.
    " Kocamın benim için yaptıkları, onun sahip olduklarından çok daha paha
    biçilmezdir " gibi. Ve çocuklarımızın bizim için sevgiyle yaptıkları,
    kendi ruhlarını taşırıp da ortaya koydukları güzel şeylerin ardında
    yazılı bu notu okuyabiliyor muyuz?

    Dünya belki de bir açık artırma salonudur.
    Gördüğümüz herşeye
    birileri paha biçer. Sırf başkalarının biçtiği değerler üzerine yeni
    değerler eklemek için, ömrümüzü bizim için en değerli olanları
    unutarak, hatta bazen kırarak tüketiyor olabiliriz.

    Sevimli bir çocuğun babası ve annesi olmanın değeri borsalarda
    ölçülemiyor. Fedakar ve sadık bir eşin bizim için yaptıklarını hiçbir
    insan kaynakları uzmanı hesaplayamıyor.

    Oysa, hepsi antika.. Kimsenin görmediği, kimsenin fark etmediği
    kadar özel ve güzel değerler.

    'Müzayede' bitmeden birbirimize değer verelim...
#08.04.2005 18:50 0 0 0
  • Allah razı olsun
#21.05.2007 12:16 0 0 0
  • muhteşem arkadaş ağzına diline klavyeye uzanan parmaklarına teşekkür
#22.06.2008 17:25 0 0 0