Osmanlıca - Türkçe Sözlük M

Son güncelleme: 19.04.2009 22:21
  • osmanlıca - türkçe sözlük


    MAA: Beraber, birlikte.
    MAAD: 1. Dönüp gidilecek yer. 2. Ahiret. 3. Dönüş, geri gidiş. 4.Dünya'dan sonraki hayat. 5. Gaye, amaç, ulaşılacak yer.
    MAA-HÂZA: Bununla beraber, bununla birlikte
    MAAMÂFİH: Bununla beraber.
    MAASÎ: Âsilikler, isyanlar, günahlar.
    MAAZALLAH: Allah korusun, Allah saklasın.
    MABA'D-TABİA: Fizikötesi, metafizik.
    MA'BUD: Kendine ibadet olunan, tapılan, Allah.
    MÂCİN: Hileyi, hile yolunu öğreten.
    MADDE: 1. Madde. 2. Maya, cevher. 3. Cisim.
    MADDE-İ ÛLÂ: İlk cevher.
    MADDİYET: Gözle görülür, elle tutulur şey.
    MADDİYYAT: Gözle görülür, elle tutulur şeyler.
    MADDİYYUN: Maddenin ezelî ve ebedî olduğuna inananlar, materyalistler.
    MA'DUM: Yok olan, mevcut olmayan.
    MÂDÛN: Alt, aşağı, alt derece, emir altında bulunan.
    MAFEVK: Üst, yukarı, üst derecede bulunan kimse, âmir.
    MA'FÜVV: 1. Suçu bağışlanmış, affolunmuş. 2. Muaf tutulan, istisna edilen.
    MAĞFUR: Günahları bağışlanmış, ölmüş kimse, rahmetli olmuş.
    MAĞRİB: Batı, garb, batı tarafında olan yerler.
    MAĞRİBÎ: Batılı, mağribli.
    MAĞRİFET: Allah'ın kullarını bağışlaması, yarlıgaması.
    MAĞŞUŞ: Karışık, katışık, saf olmayan.SİKKE-İ MAĞŞUŞ: Karışık, hileli madenî para.
    MAHALL: Yer.
    MAHARET: Ustalık, beceriklilik.
    MAHBUB: Sevilmiş, sevilen, sevgili.
    MAHFÎ: Gizli, saklı.
    MAHFUZ: 1. Saklanmış, korunmuş. 2. Ezberlenmiş.LEVHİ MAHFUZ: Allah tarafından takdir edilenlerin ezelde yazılı bulunduğu levha.
    MÂHİR: Maharetli, hünerli, becerikli.
    MAHİYET: Bir şeyin aslı, esası, içyüzü, özü.
    MAHKEME: Davaların görülüp karara bağlandığı yer.
    MAHKEME-İ KÜBRA: Âhirette Allah huzurunda kurulacak büyük mahkeme.
    MAHKÛM: 1. Hükmolunan, birinin hükmü altında bulunan 2. Hüküm giymiş. 3. Katlanma, zorunda olma.
    MAHLAS: 1. Kurtulacak yer. 2. Bir kimsenin takma adı, mahlası.
    MAHLÛK: Yaratılmış, yaratık.
    MAHMUD: 1. Hamd olunmuş, övülmüş, övülmeye layık. 2. Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmak için getirdiği filin adı.
    MAHMUL: 1. Yüklenmiş. 2. Bir şeyin üzerine kurulmuş.
    MAHREC: 1. Dışarı çıkacak, çıkılacak kapı. 2. Ağızdan harflerin çıktığı yer.
    MAHREK: 1. Hareketli bir noktanın takip ettiği yol. 2. Bir gezegenin bir devrede üzerinden gittiği farzolunan dairevî hat, yörünge.
    MAHSUSÂT: Gözle görülür şeyler.
    MA'HUD: 1. Ahdolunmuş, bilinen, sözleşilen. 2. Sözü geçen.
    MAHV: 1. Yok etme, ortadan kaldırma. 2. Beşerî noksanlardan kurtulma hali.
    MAHZUF: Silinmiş, kaldırılmış, gizli tutulmuş.
    MAHZUR: Sakınılacak, korkulacak şey, engel, sakınca.
    MÂİ': 1. Men eden, alıkoyan, engel olan. 2. Engel, özür.
    MAİDE: 1. Yemek yenilen sofra, yemek, ziyafet. 2. Kur'ân-ı Kerim'in 5. sûresi.
    MAİŞET: Yaşama, yaşayış, geçinme, geçinmek için lüzumlu şey.
    MAİYYET: Beraberlik, arkadaşlık, bir büyük memurun emrinde bulunma.
    MAKAM: 1. Durulan, durulacak yer. 2. Memuriyet, memurluk yeri.
    MAKAM-I İBRAHİM: Kâbe'de bulunan ve Hz. İbrahim'in ayak izi olduğu söylenen taş.
    MAKAM-I MAHMUD: Peygamberimizin cennetteki makamı, şefaat makamı.
    MAKARR: Durulan yer, karargâh,ocak, merkez, başkent, payitaht.
    MAKBUZ: 1. Alınmış, alındı belgesi. 2. Sıkılmış, daraltılmış.
    MAKLÛB: Altı üstüne getirilmiş, ters çevrilmiş, başka şekle sokulmuş.
    MAKSUD: Kastolunan, istenilen şey, emel.
    MAKSURE: Camilere etrafı parmaklıklı yüksekçe yer.
    MAKTUL: Vurulmuş, öldürülmüş, katledilmiş.
    MA'KUL: Akla uygun, akıllıca iş gören, anlayışlı, mantıklı.
    MAL: Varlık, para, kıymetli eşya.
    MÂLİK: Sahip, bir şeyi olan, bir şeye sahip olan.
    MÂLİKÜ'L-MÜLK: Mülkün sahibi, Allah.
    MA'LUL: İlletli, hastalıklı, sakat.
    MA'LÛM: Bilinen, belli.
    MA'LUMAT: Bilinen şeyler, biliş, bilgi.
    MAMÛRE: İnsan bulunan, bayındır, şenlikli yer, şehir, kasaba.
    MÂNÂ: 1. Anlam. 2. İçyüz. 3. Akla yakın sebep. 4. Rüya, düş.
    MÂNEVİYE: İyilik ve kötülük ilâhı diye iki ilâha inanmaktan ibaret batıl bir mezhep olup zerdüştlerden alınmıştır.
    MANEVİYYAT: Maddî olmayan, manevî olan hususlar.
    MANSUB: Nasbolunmuş, konmuş dikilmiş, nesne.
    MANTIK: 1. Söz. 2. Mantık ilmi, vasıta ve delil arasında tutarlılık.
    MANTIKU'T-TAYR: Kuş dili, Feridüddin Attar'ın meşhur eseri.
    MANTUK: Söylenmiş, denilmiş, söz, kelam, nutuk, mefhum.
    MARAZ: Hastalık, illet.
    MA'RİFE: Mânâ ve mefhumu belirtilmiş olan söz, belirli.
    MA'RİFET: 1. Herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkla yapılmış olan şey. 2. Bilme, biliş, bilgelik.
    MA'RİFETULLAH: Allah'ı tanıma, bilme.
    MARUF: 1. Bilinen, tanınan, meşhur ünlü. 2. Şeriatin emrettiği, uygun gördüğü.
    MASARİF: Sarfolunanlar, harcananlar.
    MASDAR: 1. Bir şeyin çıktığı yer, temel, kaynak. 2. Fiil kökü.
    MASHARA: Maskara, soytarı.
    MÂSİVA: 1. Bir şeyden başka olanların hepsi. 2. Dünya ile ilgili olan şeyler. 3.
#19.04.2009 22:21 0 0 0