Hayatta asıl olan sevgi ve merhamettir. İnsanın hamuruna konulmuş en kıymetli cevherdir sevgi. Ve insana verilmiş en büyük emanet.
Kainatın harcı sevgi ile yoğrulmuştur. Güneş o sevgi ile bize güler. Yağmur o sevgi ile iner. Meyveler o sevgi ile olgunlaşır. Yuvalar o sevgi ile kurulur. Çilelere o sevgi ile sabredilir. Anne-babalar yavrularını o sevgi ile besler, büyütür. Canlı cansız her şeyin o sevgiden bir nasibi vardır.
Bu sevginin kaynağı Yüce Allah'tır. Kainatı saran bu sevgi, Allah'ın rahmetidir.
O rahmetin en billur haliyle tecelli ettiği yerlerden biri de müminin kalbidir. Mümin mevcudata o rahmetle bakar, sevdiğini Allah için sever.
Kızgınlığına gelince; nefsi için değil, yine Allah için kızar.
Sevmek ve kızmak, insanın gönül halini ve akıl seviyesini ortaya koyan iki özelliktir. Bir insanı tanımak için kimi sevdiğini ve neden nefret ettiğini sormalıdır. İnsanı gönlü temsil eder; gönlün içini davranışları dışa döker.
Yüce Allah'ın sevdiği şeyleri seven gönül cennet yolundadır; meleklerin ahlâkını taşır. İlâhi nur ve nazar altındadır; bu gönül sahipleri Allah'ın dostlarıdır.
Haram işleri seven, zulmü beğenen, zalime özenen, hak ve hayırdan nefret eden gönüller ise sevgiyi zayi etmiş, nefsin emrine girmiştir. Bu gönlün sahipleri şeytanın dostlarıdır.
Allah İçin Seveni, Allah da Sever
Allah için sevenlerin hediyesi, Allah'ın sevgisi, cenneti ve cemalidir. Her şeyi sadece nefis, şehvet, şöhret, servet için sevenler, sevgi mücevherini ziyan etmişlerdir. Bunun cezası, sevdiklerinden bir fayda görememek, ebedi sevgiden ve Allah'ın cemalini seyretmekten mahrum kalmaktır. Bu ne büyük bir azap!..