Dostlar

Son güncelleme: 26.06.2004 06:55
  • Dostlar
    .
    Fesi Naci'ye

    Geldin mi, iyi
    Yollarindan yürüyüsler sizdiran sonbahar
    Bir tenhaligi eskisinden çok sezmeyi
    Bakimsiz bahçeler mi olur, büyük ahsap bos odalari mi olur
    Ne olur
    Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
    Eski bir kadini eski bir park kanepesinde birakan sonbahar
    Aldatilmis bir yüzü yagmur oluklarinda
    O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittigi
    Gece yarisi kokularinda
    Yosunlu bir kiyida ancak
    Dilinde çakillarin ve derinligin en son tadi
    Iste
    Bir vakit daha geçti, simdi ne yapsak
    Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti
    Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
    Sonbahar
    Sen mi kaldin bir
    Yok birsey yapacak.

    Bin dokuz yüz yetmis bir yazi, ey unutulmayan yaz
    Biraktigin gibi mi kalsak
    Bir çiçek milyon kere katilasti eridi
    Açti dagildi
    Yasamadi hiç belki
    Bir isik olsun yakmadi
    Tuzlu ve islak bir isik
    Tankerler geçti kiyilardan gene
    Suyu zonklataraktan
    Gül koktu saçlarinda tasidiklari benzin
    Senin saçlarinda
    Alnin üstünden kuzular inen bir tepe gibi egildi
    Boynun bir uçurumdan çekiliyormus gibi gergin
    Bitti o yaz, simdi
    Yerlesti çoktan
    Bize sevmeme gücü veren güzellik.

    Tenha bir meyhanede oturuyorduk sevgilim
    Izmir'in eski rihtiminda
    Bilirsin, severim çok Izmir'in eski rihtimini
    Hani bir çesit kuslar vardir bulanik denizinin
    Insanlar gibi konusur o kuslar bazen
    Ve unutulmus diller gibi pek anlasilmaz ne konustuklari
    Millerce yil öteden bir tenhaligi sözlendirirler
    Hatirla
    Ne demistim o gün ben sana
    'Her tenha semtte kurulmamis bir saat yakisir'
    Benim o bunaltili günlerimden kalma bir misra
    Ve sense bana Aragon'un
    -Parisli sair, yüzü aslan dolu-
    Simsicak, dipdiri bir misrasini anlatmistin
    Seninle ve parmaklarinla
    Bardakta duran suyun bir akarsuyu
    Nasil kiskandigini anlatmistin boyuna
    Nasil mi
    Dedim ya, seninle ve parmaklarinla
    Neden olmasin, yeni yakilan bir sigarayla da anlatilabilir siir
    Apansiz bir yolculukla da
    Bir karpuzu ikiye bölmekle, bir portakali dilim dilim ayirmakla
    Anlatilabilir
    Ama bizim memleketimizde siir
    Yazik ki ölümle anlatilir biraz
    Ölümle anlasilabilir
    Olsun, diyeceksin ne çikar bundan
    Biz hayati siirden
    Siiri hayattan özümlemedik mi
    Ölümde girse araya
    Sahici asklar kurmadik mi seninle
    Tertemiz, dosdogru asklar
    Izmir'de
    Izmir'in eski rihtiminda
    Unutmak için simdilik
    Kolayca unutulmaz ya
    Içimizdeki bin dokuz yüz yetmis bir yazini.

    Yeni bir yüzmüydü ne
    Kuru bir bozkiri çikarip gögsünden
    Yeni yazdigi bir siiri düzeltiyordur Ahmet Oktay
    Alnini dayayaraktan cama
    Kalemsiz kagitsiz yazar çünkü Ahmet Oktay
    Içinden geldigi gibi
    Ve misra çeker durmadan, hafifçe egri sirtini dogrultarak
    Nemlenir kimi zaman da gözleri
    Siir yürür, siir sever, siir içer mi
    Siir mi
    Yürür de, sever de, içer de elbet.

    Kocaman bir sevgi miydi ne
    Dünyanin bütün zamanlarini dolasan
    Bastirip gögsüne bozkirin
    Ey, baksana, diyor, ne biçim kent bu
    Geçerek caddelerinden
    Dalarak meyhanelerine
    Ne biçim kent bu
    Bilmiyor ki nice insan kolsuzdur
    Sevgisizlige, bir sevgisizlige kullanirlar kolu.

    Hohlayip siliyorum iyice
    Gözlügümün camlarini
    Göge bakiyorum gözlerimi kisarak
    Güneye gidiyor bir leylek sürüsü

    Yeni Caminin üstünde
    Son bir defa daha süzülerekten
    Erimeye yüz tutuyor kentin pembe kapilari
    Günbatimi!
    Günbatimi! yeni konusmaya baslayan bir çocugun diliyle
    Kolumu tutuyor Fesi Naci, su manzaraya bak, diyor
    Tam Galata Köprüsünün üstünde
    Diyor ya, biz alistik, yüreklerimize bakiyoruz gene de
    Uykusuz gecelerimize bakiyoruz: onurun uykusuzlugu
    Susturulmanin
    Ve gün batimiyla leylek sürüsü
    Hüzünlü bir görüntüyü akitiyorlar Naci'nin yüzüne
    Kirilmak ama birlikte
    Birlikte, ama kirilmamak
    ve sanki kalplerimiz her yani dökülen bir otobüste
    Öyle
    Iste son damlalarini da birakiyor günes
    Karanlik bastiracak neredeyse
    Tirmaniyoruz Yüksekkaldirimi
    Iyi biliyoruz, sevgimiz de öfkemiz de yalniz bizim olmamali
    Günes çekiliyor iyice
    Ne manzara kaliyor, ne gögün evlerindeki kizarti
    Ak bulutlar kara bulutlar
    Ötede bir bulut yavrusu
    Bilinmeli, diyoruz yeniden
    Yeniden baslamali, yeniden
    Dostum, görüyorsun ya iste
    Bozuldu birkere umudun ordusu.

    Gelsene , diyordu Izmir'deki sevgilim
    Son mektubunda
    Kemetaltindaki kahveleri anlatiyordu
    Ince belli çay fincanlarini
    Kim bilir, belki de avutmak istiyordu beni
    Unutup kendi mahzunlugunu
    O kadar çabuk yeserir ki, diyordu umut
    Öyle çabuk çiçeklenir ki
    Güçtür çünkü, herseyden daha güç
    Denize, göge topraga karismis bir kalebentlik
    Üstelik biliyorsun da
    Öfkeliyiz, öfkeyse sonuçtur er geç
    Bir ask gibi yasamak gerek öfkeyi
    Sevginin agitidir bir bakima
    Ve bir gün de gelebilir ki sevgilim
    Kapkara bir davet olabilir kin
    Zulmün ve tutsakligin diyeti olabilir
    Sen bunu bilemezsin
    Bilsen de sairsin, havalar da, sogudu, kendine iyi bak
    Ve sakin unutma: sira öfkenin.

    Bin dokuz yüz yetmis bir yazi
    Yok böyle bir sevgilim benim
    Ama dayanikli, ama gözü pek, ama umutla dolu
    Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim.

    Elimde bir çanta, surda burda dolasiyorum
    Hep bir yerlere gidecegim sanki
    Güvercinler konuyor saçlarima bileklerime
    Uçusuyorlar
    Bir çinar yapragi düsüyor ayaklarimin dibine
    Kupkuru
    Elime aliyorum, çiziyorum üstüne kalbimi
    Kalbim, diyorum
    Yorgunsa da, yaraliysa da, hepimizin
    .
    Edip Cansever
#26.06.2004 06:55 0 0 0