genel manada oruç

Son güncelleme: 27.08.2009 17:59
  • Oruç
    I. İLKELER ve AMAÇLAR
    Allah'ın buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri
    bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik
    olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bu bakımdan, Allah'ın
    yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı
    şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kesindir. Kur'ân-ı Kerîm'de akla aykırı
    hiçbir emir ve yasak bulunmamakla birlikte, bütün emir ve yasakların
    yarar ve hikmetlerini bilmek de mümkün değildir. Kaldı ki, ibadetler dinin
    bir yönüyle akıl üstü ve bir yönüyle sembolik törenleri kapsamında değerlendirildiği
    vakit, o dinin mensupları, benimsemiş oldukları dinin bu gereklerini
    bir hikmet, bir yarar arama telâşına düşmeden yerine getirmek durumundadırlar.
    Bununla birlikte öteden beri İslâm bilginleri çeşitli ibadetlerin
    yarar ve hikmetleri konusunda kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından
    çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel
    hale getirmeye çalışmışlardır. İbadetleri, bir hedefe erişmenin yolu olarak
    görebilenler için bu kulluk görevleri, artık sırtta taşınan ve bir an önce indirilmeye
    çalışılan bir yük olmaktan çıkar ve âdeta üzerinde yükseklere ulaşılan
    bir araç haline gelir. İbadet esasen Hakk'ın emrine riayet olduğu gibi,

    sonuç itibariyle, halkın hakkına riayeti de içerir. Bu sebeple de ibadette
    Hakk'ın ve halkın hukukuna riayet birlikte gerçekleşir.
    İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını
    sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcı ile olan bağlantısını
    daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet
    edecek düzenlemeler de getirmiştir. Hukuka riayet bakımından halkı ve Hakk'ı
    birbirinden ayırmak isabetli olmadığı gibi, halk ile ilişkilerin Hakk'ı ilgilendirdiğini
    göz ardı etmek de mümkün değildir. Peygamberimiz'in "İnsanlara teşekkür
    etmeyen Allah'a şükretmez" (Ebû Dâvûd, "Edeb", 11), "Merhamet etmeyene
    merhamet olunmaz" (Buhârî, "Edeb", 18; Müslim, "Fezâil", 65) ve "Hakkında
    üç komşusunun olumlu tanıklıkta bulunduğu kişiyi Allah affetmiştir"
    (Tirmizî, "Cenâiz", 63) gibi ifadeleri bu bağlantıyı işaretlemektedir. Yûnus da
    her halde "Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü" derken vurguyu aynı noktaya
    yapıyordu. Bu itibarla İslâm, kişinin yaratanı ile gönül bağına, kendisiyle barışık
    olmasına önem verdiği gibi insanlarla "iyi geçim"ine de aynı önemi vermiştir.
    Gazzâlî orucun üç derecesinden bahsederken, bedende iştah ve şehvetin
    tatmin yeri ve aracı olan iki âzayı yani mide ve cinsel organı, iştah ve şehvet
    duyduğu şeylerden mahrum etmekten ibaret olan orucu, "sıradan insanların
    orucu" (avam orucu) olarak; buna ilâveten gözü, kulağı ve diğer
    âzaları günahtan korumayı "özel kişilerin orucu" (havas orucu) olarak ve
    tüm bunlara riayet ettikten başka, kalbini düşük emellerden, dünya düşüncelerinden
    kısaca, mâsivâdan arıtarak bütün varlığıyla Allah'a bağlanmayı
    ise "daha özel kişilerin orucu" (ehassü'l-havâs orucu) diye tanımlar. Orucun
    hangi derecesi alınırsa alınsın, ibadetin toplumsal ilişkilere, toplumsal hayata,
    kısaca "iyi geçim"e yönelik olumlu sonuçları açıkça görülecektir.
    İnsanların arasındaki çekişmenin, kavganın temel sebeplerinden biri insanların,
    iştah ve şehvetlerini ölçüsüzce tatmin etmeye çalışması ve belki bu
    amacı gerçekleştirmek üzere mal ihtiraslarıdır. Birinci kademedeki oruç bile
    bu ihtirası dizginlemenin, iştah ve şehveti kontrol altına almanın bizzat gerçekleştirilen
    ve tecrübe edilen bir yolu olmaktadır. İştah ve şehveti alabildiğine
    ve ölçüsüzce tatmin peşinde koşmak şeytanî bir tutum olup oruç tutmak
    bu yönüyle şeytanı zincire vurmak anlamına gelir.
    Peygamberimiz'in, orucun ikinci yönünü vurgulayan "Oruç bir kalkandır;
    sakın, oruçluyken, cahillik edip de kem söz söylemeyin. Birisi size sataşacak
    veya dalaşacak olursa, 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' deyin" sözü
    (Buhârî, "Savm", 9; Müslim, "Sıyâm", 30), izaha gerek bırakmayacak şekilde,

    "iyi geçim"i vurguluyor. Oruç, sadece iştah ve şehveti dizginlemek değildir,
    ayrıca ağzını ve dilini kötü ve çirkin söz söylemekten korumaktır.
    İbadetlerin sırlarını, gerçek mâna ve önemini kavrayan kimi âlimler namaz
    kıldığı, oruç tuttuğu halde, hâlâ çirkin işler yapan ve fenalıktan sakınmayan
    kimseyi, abdest alırken yüzünü, eline su almadan üç kere yıkayan
    kimseye benzetmişlerdir: Uzaktan bakan onun abdest aldığını zannetse de o
    gerçekte abdest almamaktadır. Peygamberimiz "Oruç tutan öyle insanlar
    vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir" (İbn Mace, "Sıyâm",
    21) derken bu durumu kastetmiş olmalıdır. (diyanet)
#27.08.2009 17:59 0 0 0