Tartışmanın kaynağı ise bir çocuk kitabındaki erkek karakterin pembe sandalet giymesi. Oysa ki pembe 1920'lerde en maskülen renkti ve erkekler tarafından erkekliğin simgesi olarak kullanılıyordu...
İki yayınevinin şimdiye kadar bastığı toplam çocuk kitabı sayısı iki elin parmaklarını geçmese de kopardığı fırtına büyük. Hele ki son kitapta ana karakter olan bir erkek çocuğun pembe sandalet giymesi, arkadaşlarının dalga geçmesine göğüs germesi ve sonunda hepsini ikna etmesi İsveç'i bile böldü. Muhafazakâr kesimler çocukların bu tür bir kültürle yetiştirilmesinin toplumda bir erozyon yaratacağını belirtirken, kitapları savunan grup ise eşcinselliğin ve kadın-erkek eşitliğinin toplumun bir gerçeği olduğunu ve erkeğe pembe giydirmenin iyi bir başlangıç olabileceğini savunuyor.
Pembenin tam aksi yöne dönüşü ise 1940'lı yıllarda görülüyor. Özellikle bu yıllarda pembenin bizim çingene pembesi olarak bildiğimiz tonunun popüler olması ve dikkat çekmek isteyen kadınların bu renkte kıyafetler giymesi erkeklerin pembeden uzaklaşmasına sebep olmuş. Özellikle son yıllarda pembeyi sahiplenen en yeni grup ise eşcinseller. Fransa'da kurulan eşcinsel içerikli "Pink TV"nin yayına girmesinin de bunda katkısı olduğu kesin. Onların bu rengi sahiplenme sebebi ise Roma İmparatorluğu döneminde eşcinsel oldukları için tutuklanarak hapse atılan erkeklerin yakalarına bir pembe üçgen sembolü takmak zorunda olmaları.

