'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktır. Bu bakımdan iman etmemiş birisinin cennete gitmesi mümkün değildir. Yalnız İslam alimleri, kendisine hak din ulaşmamış insanları bunlardan müstesna tutar.
katında din ancak İslâm'dır." (Âl-i İmran Suresi, 3/19) âyetinin açık hükmüne göre, beşer aklının mahsulü olan batıl dinler gibi, Tevrat ve İncil'in tahrifiyle semavîlik vasfını kaybeden Yahudilik ve Hristiyanlık da
indinde geçerli değildir: "Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, o kimseden bu din asla kabul edilmez ve o, âhirette kaybedenlerden olur." (Âl-i İmran Suresi, 3/85)
inancı, melâike, kitap, resul telakkisi, âhiret ve kader anlayışı hakikatle tam uygunluk göstermiyor demektir.
'a inanan, fakat âhirete inanmayan insan mü'min değildir. Bu adam için, "
inancında mü'min" fakat "âhiret inancında kâfir" gibi ikili bir tasnif yapılamaz. Bu böyle olduğu gibi,
inancı da tecezzi kabul etmez. Yani, "
'ın varlığına inanırım, ama kadim olduğunu kabul etmem." diyen bir insan,
'a değil kendi zihninde kurduğu bir ilâha inanmış olur.
'a inanan bir mümin, O'nun kitabı olan Kur'an'a da iman edecektir ki Rabbini hak bir itikat üzere bilebilsin. İnsan aklı ancak kendisini ve bu alemi bir yaratanın olduğunu bilebilir, ama onun sıfatlarını, fiillerini, isimlerini, emir ve yasaklarını, ebedi yurdunu, cennetin yollarını,
bildirmedikçe bilemez. O halde
'a ve Kur'an'a imanın birbirinden ayrı düşünülmesi kabil değil. Kur'an'a inanan insan, Peygamberimiz (asm)'in risaletine ve vahiy meleği Cebrail'e (a.s.) de inanma durumundadır. Bu ise peygamberlere ve meleklere imanın ilk ve en büyük adımı. Kur'an'a ve peygambere inanan bir insan ise Kur'an'ın bildirdiği ve
Resulünün (a.s.m.) öğrettiği bütün hakikatlere inanır ve bütün ibadetlere sarılır.
'a inanmakla kurtuluşa erebilecek zümre, fetret devrinde yaşayan, hiçbir dinden, hiçbir peygamberden haberi olmayan, kendisine vahiy tebliğ edilmeyen, ibadet nedir bilmeyen kimselerdir.
'a imanın sahih olabilmesi için, imanın altı rüknünün tamamına Kur'an'ın bildirdiği gibi inanılması gerekiyor. Zira insanlara ve cinlere
'ı tanıtan en son ve en mükemmel kitap odur; hiçbir tahrife ve değişikliğe uğramayan yegâne semavî kitap da odur.
'tır.
'tır.
'a iman denildi mi, bu sıfatların tümüne iman anlaşılır; bir tekine dahi inanılmadığı takdirde o iman, Kur'anî mânâda bir iman değildir.
, üçün üçüncüsüdür diyenler, elbette inkâr ettiler. Halbuki bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur." (Mâide Suresi, 5/73) Demek ki, teslise inananlar inkâra sapmış ve haktan uzaklaşmış oluyorlar.
ki, göklerin ve yerin mülkü onundur. Ondan başka ilâh yoktur. Hem diriltir, hem öldürür." (A'raf Suresi, 7/158) O halde, göklerin ve yerin mâliki olmayan, ölüm kanununa mahkûm ve mahşerde yeniden dirilmesi için de
'a muhtaç bulunan bir mahlûku ilâh edinen, yahut onu
'a ortak koşan bir insanın bu inancı, gerçek mânâsıyla
inancı değildir.
'tan başka ilâh yoktur. O sizi kıyamet günü mutlaka bir araya toplayacaktır." (Nisa Suresi, 4/87) İnsanları kıyamet günü bir araya toplamaya güç yetiremeyen ilâh olamaz.
ki, sizi ana rahimlerinde dilediği gibi şekillendirir. O'ndan başka ilâh yoktur." (Âl-i İmran Suresi, 3/6) Ana rahminde
'ın dilediği gibi şekillenen hiçbir mahlûka ilâh denemez.
'tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka ilâh yoktur."(Fatır Suresi, 35/3) Yer-gök ikilisini bir fabrika gibi muntazam çalıştırarak rızkımızı yaratan
birdir. Bu güce sahip olmayana ilâh diye inanılmaz.
inancı değildir.
'ın tedbir ve idaresi altında bulunan bir varlığa ilâh denilemez. Teslis'e inananların bu âyetlerden alacakları çok dersler var. Hz. İsa (a.s.) her şeyden önce bir kuldur; risalet şerefiyle şereflenmiş bir kul. Annesi de, peygamber validesi olma lütfuna ermiş saliha bir hanım. Onlara ilâhlık isnat edecek kadar ileri giden, yahut gerilerde kalan insanların Kur'anî mânâda
inancına sahip olduklarını söylemek güç gibi görünüyor.