Kelimelerin yorgunluklarının üzerimize yıkılmasından korkarcasına kaçıyoruz.
Sığındığımız her limandan kovuluyor, tüm kimliklerimizi yırtıp atıyoruz
-bağrında sığınmayı beceremediğimiz şehirlerde.
Yıkıntılarımızın arasında dolanıyorum.
Bir paragraftan diğerine atlıyorum.
Kelimelerine tutunmaya çalışıyorken
her defasında kirpiklerine takılıyor parmaklarım,
ağlıyorsun!
Farklı şehirlerde anlatılıyoruz adam.
Kimi zaman benim saçlarımdan süpürgeler yaptığım tozlu bir İstanbul gecesinde
Kimi zaman senin içine hapsettiğin gözlerinin derinliğinde bir kordon sohbetinde
Kimi zaman da tüm eskilerine göğüs geren eksilmiş bir kenttin bahçesinde
Sayfa sayfa dökülüyoruz tenlerinden.
Anlatıldıkça çoğalıyor,
Anlatıldıkça susuyoruz.
Anlatıldıkça eskiyemiyor ama anlatıldıkça eksiliyoruz.
Zaman geçiyor, acı azalıyor
Pişmanlıklar artıyor, zaman geçiyor.
Ve yoksunluklar zirveden bize göz kırpıyorken, zaman geçmiş oluyor.
Ne gitmesini başarabiliyoruz, ne de kalmasını adam gibi!
Bu şehrin yüzünden silmek istiyorum tüm yalanları
Tüm yalınlığı ile parlasın istiyorum çocukluğum göz bebeklerim/n/de.
Söküklerimizin dikilmesini,
oyuncaklarımızın bükük boyunlarını dimdik tutabilmesini istiyorum yeniden!
Bazen çok büyük şeyler istiyorum tanrıdan
-biliyorum.
Nasıl bir bedduadır ki bu birbirimize verdiğimiz yeminler,
ilmek ilmek ömrümüzü söküyor çocukluğumuzdan.
Verilen sözlerin arkasında duruyorum hala.
Verdiğin sözlerin gölgesinde kayboluyorken
kelimelerine bağışlıyorum seni, affet.
Affet;
*tarihe imla hatasıdır artık
siroza benzer o sevişme...