Yağmurun sağanak halde yağışına aldırmıyor gibiydi. Şemsiyesini dahi açmadı. Her damla yanaklarından gözyaşlarına karışıyor, yanaklarından da aşağıya akıyor ve çenesinde süzülerek birleşiyordu. Hıçkırıklarına gökgürültüsü de karıştığından yanından gelip geçenler, onun farkında bile değildiler. Adımları öyle yavaştı ki, sanki kararsızdı bu adımlar. Ha durdu ha duracak gibiydiler. Dizleri titriyordu. Bedenini taşımakta zorlanan dizleri sonunda kıvrılıp yere diz çökmesine neden oldu.
Yağmur hızını kaybetmeden yağıyordu. Yaşlı kadın yerde secdeye varmıştı sanki. Duyumsadığı acı onun taşıyamayacağı ağırlıktaydı. Yanından koşturmakta olan yabancı adımlar, şimdi de bir bir durmaya başladı. Bir süre sonra çevresi bu adımlar ile daire olmuştu. Uğultu şeklinde insan sesleri, yağmur ve gökgürültüsüne karışmaktaydı.
" Ağrısı mı var acaba?"
" Herhalde çok üzücü bir haber almış olmalı!"
"Düşmüş olabilir mi?"
" Zavallı kadın, acaba neden ağlıyor?"
" Bence bunamış biri, yolunu kaybetmiş olmalı..."
" Evet, alzheimer hastalığı olmasın?!"
Her biri yorumlarını sesli dile getirmekteydiler. Kimse onu yerden kaldırmayı düşünmemişti. Seyirciler gittikçe çoğalmıştı. Tablo ilgi çekiciydi.
Çamurların içinde, sağanak yağmurun altında, ağlayan yaşlı bir kadın.
Yaşlı kadın birden sustu. Başını yavaşça kaldırdı yerden. Doğruldu. Bir eliyle yanaklarını sildi. Bir çemberin içinde kalmıştı. Yavaş yavaş ayağa kalktı. Ve yüksek sesle haykırdı. Sesinde hiç titreme olmadan hem de...
" Elli yıldır birlikte yürümüştük. Şimdi onsuz yürüyemiyorum."