Azerbaycan Cumhuriyetinin Dahiliye Nazırı Behbud Han Cavanşir'in (veya Cevanşir) katli Azerbaycan'da unutulmuş görünmektedir. Oysa bu hadisenin mağduru Ermeniler olsaydı, imdi bütün dünya, "Kanlı bir Türk (Azerbaycanlı veya Türkiyeli) katilin, Almanya'da üniversite tahsilini birincilikle bitiren pırıltılı bir zekanın, muharebe meydanında elinde silahla değil, ailesi efradıyla bir açık çay bahçesinde çayını veya kahvesini yudumladıktan sonra otelinde uyumaya giderken karısının gözleri önünde öldürüldüğünü" yayacak, hepimizi bu dramatik ölüme ağlatacaktı. Orada sadece Azerbaycan'ın eski bir nazırı değil, aynı zamanda genç bir insanın ümitleri, istikbali, hayalleri öldürülmüştü. Öldürülen sevgili bir eş, yoksul insanların evlerini aydınlatan nefti kuyulardan çıkaran çalışkan bir insan, meslektaşlarının medarı iftiharı, soylu bir ailenin evladıydı.
Teessüfler olsun ki milleti onu önce toprağa, sonra unutulmuşluğa tapşırmıştı!
Onun dava arkadaşları Fethali Han Hoyski, Hasan Ağa Ağayev ile Osmanlı generali Cemal Paşa Tiflis'te, Osmanlı sadrazamları Talat Paşa Berlin'de, Said Halim Paşa Roma'da yine Ermeni katillerce öldürülmüşlerdi.
Elinizdeki kitap, 18 Temmuz 1921 günü gece yarısına doğru İstanbul'da gencecik yaşında öldürülen bu masum insanın katilinin yargılanması safahatını ihtiva etmektedir. Ahmed Cemaleddin'in eseri olan bu kitap, ne yazık ki, İstanbul'da 1921'de yayımlanışı üzerinden 86 yıla yakın müddet geçmiş olmasına bakmayarak, ilk defa ilmi surette neşredilmektedir. Murat Çulcu 1990 yılında bu kitabı kendi imzasıyla Ermeni Entrikalarının Perde Arkası "Torlakyan Davası" (Kastaş A.Ş. İstanbul, Ocak 1990, 359 s.) adıyla yayımlamıştı. Bu neşir, M. Çulcu'nun metni olarak anlaşılsa ve asıl metni eksik verip, yer yer tahrif etse de, mevzuya kamuoyunun dikkatini yöneltmesi bakımından not edilmelidir. Azerbaycan'da bu neşre dayanılarak Vaqif Quliyev tarafından bazı çalışmalar yapılmıştır.
Ahmed Cemaleddin'in bu eseri yazmadaki maksadı, kendi fadesiyle şöyledir:
"Şu kitabı yazmaktan maksadımız, bizzat görücüsü ve duyucusu olduğumuz bir davanın din ve ırkdaşlarımız tarafından daima uyanıklık içinde hatırlanması ve unutulmamasını temin ve kurbanımız olduğu iddia edilen bir milletin gayesine erişme uğrunda tevessül ettiği nâmeşru vasıtaları ahlâfın (gelecek nesillerin) bilgisine ulaştırmadan ibarettir.
Vazifesi gördüklerini ve duyduklarını bütün üryanlığı ve alelumum iğrençliğiyle okuyucuların gözlerinin önüne sermekten ibaret olan bir gazeteci olmak itibarile, bir kısmında yegane Türk gazetecisi sıfatıyla hazır bulunduğumuz bu haile-i tarihiyeyi (tarihi dramı) hemen hemen aynen neşrediyoruz. Haile-i tarihiye diyoruz, çünkü bu davada bahis konusu olan cihet, bir şehidin şehitlik kanının kısası talebinden ziyade, haksız yere birçok iftiralara, sayısız suçlamalara maruz kalan bir milletin suçsuzluğunu ispat idi."
Buna rağmen, kitabın bugüne kadar ciddi bir neşrinin yapılmamış olması, bizim neden asılsız Ermeni iddiaları karşısında uduzduğumuzun, güzel bir örneğidir. Bu gün, çok geç kalmış bir vazifeyi yerine yetirerken başta Behbud Han Cavanşir olmak üzere Ermeni terörüne kurban verdiğimiz yüz binlerce kardeşimizi, yakın geçmişte emsali görülmemiş bir gaddarlıkla öldürülmüş Türkiye Cumhuriyetinin diplomatlarını ve dünyanın gözü önünde haksız şekilde doğma yurtları işgal edilmiş Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde katledilen ve evlerinden-eşiklerinden uzak düşen milyonlarca Azerbaycan vatandaşını yada salıp, şehit düşenleri rahmetle anıyoruz.
Kitap, 1918 yılının Mart ayında Bakü'deki Ermenilerin Müslüman ahaliye karşı işlediği katliamlar ve Kafkas İslam Ordusunun Bakü'ye dahil olması ve asayişi temini hakkında birçok bilgileri içermesinin yanı sıra, Ermeni meselesinin arkasında dayanan Rusya'nın rolünü de aydın bir şekilde göstermektedir. Bunun yanında Bakü'nün ve umumiyetle Azerbaycan'ın nüfus yapısı ve halkın kimlik meseleleri de esere yansımıştır. Mesela, şahitlerden Prenses Ziba Hanım "Bakü'de Tatar yoktur. Birkaç Kazan Tatarı vardır. Azerbaycanlılar Türktürler." demektedir. Diğer yandan, okuyucular onda, Ermenilerin adam öldürmüş kendi ırklarından bir katili nasıl canla-başla müdafaa ettiği, o devirde İstanbul'u işgal etmiş İngilizlerin bir katili nasıl kaçırdıklarına dair ilgi çekici bilgilerle karşılacaklardır. Kitapta devrin İstanbul'daki Azerbaycanlı toplumu hakkında da bazı bilgiler vardır.
Eserdeki ecnebi şahıs ve yer adları müellifin kaydettiği biçimde yazılmıştır, bunların asıllarını tespit etmeye fırsat tapamadık. Bunların bir kısmı, müellifin bazı şeyleri muhakeme esnasında sırf kulağı ile duymuş olması yüzünden yanlış da olabilirler. Bu ayrıca tetkike muhtaç bir konudur.
Kitabın meydana çıkmasında, isteğimiz üzerine onu Arap elifbasından Latine göçüren Azad Ağayev'e, metni okuyup bazı izahlar getiren Prof. Dr. Minahanım Tekleli'ye (onun kayıtları M.T. rumuzuyla gösterilmiştir.) teşekkür borçluyuz. Bakü'de sokak adları birkaç kere değiştiğinden, bugün farklı adlar taşıyan bazı eski sokak adlarının ilk geçtiği yerde yanına köşeli parantez içinde tespit edilebilen bugünkü adı yazılmış, ancak okunuşu şüpheli olanların yanına sual işareti konulmuştur. Bu açıklamaların çoğu yine Prof. Tekleli'ye aittir.
Kitabın adı aslında "Torlakyan Davası"dır. Biz onu korumakla birlikte, bu adın maktülü bir kere daha öldürüp katili yaşattığını nazara alarak, şu eki de yapmayı elzem bildik: "Behbud Han Cavanşir'in Katli".
Ermenilerin Cavanşir'in katlini meşru göstermek için iddialarını dayandırdıkları beyanname hakkında Rüstembeyov'un ifadesinde şu bilgiler vardır. "Tarihini layıkıyla bilmiyorum. Lakin Eylül ayında idi. Sonra beyannamede Cavanşir'in değil, polis müdiriyetinin imzası vardı. İkinci beyanname Cavanşir'in imzasını muhtevidir ve işte bu gazete bu beyannamenin suretini ihtiva ediyor. Tarihi de Teşrin-i saninin birinci günüdür. Şahid, gazeteyi Divan-ı harbe tevdi etti." Bu yoldan gidecek araştırmacıların söz konusu iki beyannameyi bulup yayımlamaları bu husustaki tartışmalara çok yardımcı olabilir.
Kitabı olduğu gibi neşretmeyi maksada muvafık bildik. Kanaatimizce daha çok tarihçileri, ermenibilimcileri, siyasetçileri alakalandıracak böyle bir eserin özgün dilini az da olsa değiştirmek, onda bir eksilmeye sebep olabilirdi. Kaldı ki, daha çok diyaloglardan meydana gelen kitabı sıradan okuyucu da, bugün için eskimiş Arapça ve Farsça ibareler dışında, kolayca başa düşecektir. Sözü giden sözler içinse kitabın sonunda bir "sözlükçük" vardır.
Behbud Han Cavanşir'in az tanındığını dikkate olarak Orhan Aras'ın "Yom" dergisinde (5/2007, Bakü) onun hakkında yazdığı makaleyi de kitaba eklemeyi uygun gördük.
Kitabın aslından "sidi"ye yazılan bir nüshasının Aksaray Kütüphanesinden getirilmesini temin eden T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Başmüfettişi Sayın Halit Bozkurt'a ve anılan kütüphane yetkililerine şükranlarımızı sunarız.
Nihayet T. C. Bakü Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliğinin teşebbüsüyle yayımlanan bu eser, son üç asırdır yüz binlerce balaları Ermeniler tarafından şehit edilmiş Azerbaycan halkının yaddaşını tazelemeye yardımcı olacaktır.
Doç. Dr. Fethi GEDİKLİ
T.C. Bakü Büyükelçiliği
Kültür ve Tanıtma Müşaviri