Tabakta yemek yığılı olurdu. Ben yükümü almış olurdum. Kalanı, beklemekten yağları donuklaşmış bir bulamaca dönerdi. O zorladıkça ben direnirdim; tabağı iter, çataldakini tükürür, yemezdim.
Sonunda yılanı deliğinden çıkaran o iki sözcük gelirdi:
"Hadi ama bak, arkandan ağlar".
Ve inanırdım buna Dayanamazdım o lokmacıkların arkamdan ağlamasına
Onları böyle ağlamaklı halde yüzüstü bırakıp gitmektense zavallı midemin sınırlarını kusasıya zorlamak ve tabaktan hüzünle bana bakanları zar zor yutmak daha insaflı gelirdi.
Limon yalamış bir yüz ifadesiyle yutardım "Bizi ye" diye gözyaşı döken bulamacı...
Büyüyünce, yuttuğumun aynı zamanda masum bir yalan olduğunu da öğrenecektim.
Ama hala perhiz yapamıyorum:
Tabakta kalanlar arkamdan ağlayacak endişesi yüzünden
* * *
Kayseri Erciyes Üniversitesinden Yard. Doç. Nurten Budak'ın araştırması, Anadolu kadınının şişmanlığının nedenini, benim için çok tanıdık bu yalana bağlıyor:
"Tabakta yarım kalan yemekleri dökmemek"
Diyabetik Bölüm Başkanı olan Budak'a göre kadınların kilo almasına yol açan en büyük etkenlerden biri, evde yemeğin, tüketecek kişi sayısından fazla hazırlanması
Kadın, çocuğuna "ağlar" masalıyla yediremediğini "ziyan olmasın" diye kendi yiyor; fazla mesai yapan mide, bir artıklar çöplüğüne dönüşüyor.
Yani kadın, müsrif olmaktansa, şişman olmayı seçiyor.
* * *
Şimdi biraz çocukluğumun intikamını alayım mı?
Bence "Arkandan ağlar" masalı, sadece artık yemeklerin dökülmesinin değil, nice ayrılık kararının da önündeki en büyük engeldir.
Türk filmlerinde anne, cami avlusuna bıraktığı yavrusunun çığlığına dayanamayıp geri döner.
Bir çift hüzünlü göz, çocukların baba evinden, dayak yiyen kadınların koca evinden, mutsuz erkeklerin eşlerinden kopmasını engeller. Kapılar çarpılıp çıkılmaz buralarda; içe kapanır.
Daha iddialı söylemek icap ederse "Arkandan ağlar" paranoyası, Türk mevcudiyetinin ve birlikteliğinin çimentosu olmuştur.
Bu, bir tasarruf genelgesi olduğu kadar bir vicdani uyarıcıdır, ki vefakar, çileli ve kilolu nesiller yetişmesini sağlamıştır.
* * *
Ama bugün işler değişiyor.
Bence tasarruf fikriyatının zayıflamasıyla Türk ailesinin çöküşü arasında bir bağ var.
Yerli mallar haftaları tarihe karışınca, ömrünü tutumluluğa vakfetmiş fedakar Türk kadını bir anda boşluğa düşüyor.
Annelerince "Arkandan ağlar" uyarısıyla büyütülmüş erkekler "Ağlarsa ağlasın" vurdumduymazlığıyla, hesapsız harcayan ama zayıf kadınların peşinden gidiyor.
arkalarında, "Arkamdan ağlar" diye sofradaki artıkları yiyen ve giden kocalarının arkasından ağlayan, şişman kadınlar bırakarak...