1-NİYE VAZGEÇMİYORMUŞ?
Edison'un, üzerinde çalıştığı elektrik ampulün içine koyacağı tel için 200'den fazla maddeyi denediği söylenir.
Bir gün kendisine:
- Bugüne kadar 200'den maddeyi denedin, yine de başaramadın. Neden bu işten vazgeçmiyorsun? denilmişti.
Edison'un cevabı düşündürücüydü:
- Hiç de değil! Ben 200 maddenin ampul teli olarak kullanılamayacağını keşfettim. Yakında, ampulü ışıklandıracak teli de bulacağım.
Başarının önündeki en büyük engel, yılgınlık ve kararsızlıktır. Azimli ve kararlı olmak, başarının temel şartıdır.
2-İNSAN SÜNGER GİBİ OLMALI!
Bir toplantıda Edison'a, büyük bir mucit olduğu için, iltifatlar ediliyordu. Edison, kendisine iltifatlar yağdıran kimselere şu açıklamayı yaptı:
- Beyler, ben iyi bir süngerim. Çevremdeki fikirleri emer ve kullanırım.
Fikirlerimin büyük bir kısmı, onları kullanmasını bilmeyen başkalarınındır.
İnsan, sünger'in suya aç olması gibi, bilgiye ve fikre aç olmalıdır.
Duyduğu ve öğrendiği faydalı bilgileri hayata geçirmelidir.
3-HÜNER, YOLU OLMAYAN YERE, YOL BULMAKTIR
Afrika kâşiflerinden gezgin David Livingstone'a Güney Afrika'daki bir dernek şu mektubu göndermişti:
- Bulunduğunuz yere ulaştıracak iyi bir yol buldunuz mu? Eğer buldunuzsa, bize bildirin de size katılmak isteyenleri yanınıza gönderelim.
Livingstone'un bu isteğe cevabı şu oldu:
- Eğer buraya iyi yol varsa gelmek isteyenleri ben istemiyorum. Benim, yol olmadığı halde buraya gelmek isteyenlere ihtiyacım var.
Yolu olan yere herkes gider.
Hüner, yolu olmayan yere varmayı başarmaktır.
Tüm keşifler, bu gibi azimli insanların eseridir.
4-TATİL YERİ
Bir yaz gecesi, Edison laboratuardan evine döndüğü zaman, karısı ona şu teklifi yapmıştı: - Uzun zamandır hiç istirahat etmeden çalışıyorsun. Tatile çıksan iyi olur.Edison, karısına: -Ama nereye gideceğim? diye sordu. Kadın: - Dünyada en çok gitmek, görmek istediğin yer neresi ise, oraya git! dedi. -Pekâla, dedi Edison. Yarın o yere gideceğim. Ve ertesi sabah, yine laboratuarına gitti. Bir araştırma ve ilim adamının tatili de, istirahatı da çalışmasının içindedir, ilmî keşif ve başarılar kadar, hiçbir şey onu dinlendiremez.
5-İYİ OLMANIN FORMÜLÜ
Nobel Edebiyat ödülü sahibi Amerikalı romancı William Paulkner,
"iyi bir romancı olmak için nasıl bir formül tavsiye edersiniz?"
sorusuna şu cevabı vermişti:
- Yapabileceğinin en iyisini yapmak, yeterli sayılmaz.
Yapabileceğini bildiğinden de yükseğinin rüyasını gör ve her zaman o hedefe ulaşmaya çalış.
Çağdaşlarından veya senden öncekilerden daha iyi olmaya gayret et. Kendini aşmaya bak.
6-YENİLGİYİ KABUL ETMEMEK
9 Aralık 1914 gecesi, Edison'un fabrikası bir yangında enkaz haline gelmiş;
bir hayat boyu süren emek ve gayretlerinin neticesi âdeta birkaç saat içinde kül olmuştu.
O soğuk kış gecesi, yangını kontrol altına almaya çalışan itfaiyecileri seyreden Edison, büyük bir şaşkınlık içindeydi.
Ertesi sabah, fabrika enkazını gezen Edison bu büyük felâketi şu sözlerle değerlendirdiği görüldü:
- Bir felâketin de büyük bir değeri vardır. Bütün hatâlarımız yandı, gitti. Allah'a şükürler olsun, şimdi yeniden başlayabiliriz."
Yangından 3 hafta sonra, Edison, ilk gramofonu piyasaya sürdü. Bu başarıda inanç ve şevkini, büyük bir felâket karşısında bile kaybetmeyip sürdürmesinin payı çok yüksekti.
Başarı için, inanç ve şevki kaybetmemek gerekir.
7-BAŞARISIZLIKLAR, BAŞARIYA GİDEN ADIMLARDIR
Charles F. Kettering, başarısızlıktan dolayı yılgınlığa düşmemeyi tavsiye eder ve şöyle derdi:
- Başarısızlıkla karşılaştığınız zaman, neden başarılı olamadığınızı düşünün.
Çünkü her başarısızlık, başarının zirvesine götüren yolda, size yeni bir adımdır.
Edison öldüğünde, geride, yapmak istedikleri, düşündükleri, tecrübeleri ile doldurulmuş 2900 adet defter bırakmıştı.
Başarısızlıklarından ders almayı bilenler, başarıya, her başarısızlıkta biraz daha yaklaşmış olurlar.
8-KENDİNİ GELİŞTİRMEK
Küçük bir kasabanın ana caddesinde 2 tatlıcı vardı.
Bir gün onlardan bir tanesi, kasabanın yaşlı gün görmüş adamını ziyaret ederek tatlı dükkanını kapayıp başka bir kasabaya taşınacağını söyledi.
- Dükkanını niye kapatıyorsun? dedi güngörmüş adam.
- Benim rakibim çok iş yapıyor, dedi bezgin tatlıcı. Kasabadaki müşterilerin çoğu, onun dükkanından alış veriş yapıyorlar.
- Kasabada insanların hep onun dükkanına gittiklerini nereden biliyorsun?
- Gayet kolay. Dükkanımın kapısından baktığımda, onun dükkanına giren ve elleri dolu olarak çıkan herkesi görüyorum.
- Senin bütün sıkıntın da işte bu, cevabını verdi güngörmüş adam ve sözlerine şu uyarıyı ekledi:
- Eğer onun dükkanını gözetlemek için harcadığın zamanı, kendi işyerini geliştirmek için kullansaydın, sen de başarılı olurdun...
Başkalarının yaptıklarını önemseyenler, başarısızlığa mahkumdurlar.
9-YAŞLILIK, İNSANIN ŞEVK VE GAYRETİNİ ÖLDÜRMEMELİ
Ünlü bir aktör olan Bert Lahr, sinemada zor bir rolü oynamak istemişti. Film yönetmenleri:
- Ama Bert, saçların beyazlaştı, yaşlandın artık, dediler. O rolün genç işi olduğunu hissettirmek istediler.
Bert Lahr, onlara şu düşündürücü cevabı verdi:
- Damın karla örtülü olması, evin içinde ateş bulunmadığı manasına gelmez.
Bu sözüyle o, yaşlanmasına rağmen, bir genç kadar şevk ve gayret sahibi, enerji dolu olduğunu ifade etmek istiyordu.
Sadece gençler hayallerini gerçekleştirmek için çaba harcarlar. Hayallerini gerçekleştirmek için çaba göstermeyen kişiler yaşlanmışlardır.
10-HAYAT SİZE MUTLULUK VE BAŞARI SUNMAZ
Hayatta başarılı
olmuş yaşlı bir adama, bazı gençler:
- Hayatın bize en üst dereceden mutluluk
ve başarıyı sağlaması için ne yapmalıyız? diye sormuşlardı.
Ondan şu cevabı
aldılar:
— Sizin bu sorunuz, bana bir tek ineği olan köylüyü
hatırlattı.
Bir gün, o köylüyle adamın biri sordu:
"ineğin ne
kadar süt veriyor?"
Köylü şu
cevabı verdi:
"İneğim hiç süt vermez. Sütü ondan sizin almanız
gerekir."
Gençler! Mutluluk ve başarıyı, hayat size
vermez. Gayret ve çabanızla o mutluluk ve başarıyı, sizin almanız gerekir.
11-BAŞARININ FORMÜLÜ
Einstein'den bir gün, hayatta başarılı olmayı, matematiksel bir ifade ile anlatmasını istediler.
Bu büyük fizik bilgini cevaben dedi ki:
- Eğer ( a ) hayatta başarılı j olmayı gösterirse, formül şöyledir:
a = x + y + z
Bu formülde ( x ) çalışmayı, ( y ) de dinlenmeyi gösterir.
- Peki ( z ) neyi gösterir, diye sordular.
Einstein cevap verdi:
- ( z ) de, çenenizi tutmayı...
Gün içinde yaptığımız konuşmaları bir düşünelim, lüzum konuşmalar, işler için harcadığımız zamanı bir şeyler öğrenmek için harcarsak neler başarabiliriz?
12-BAŞLADIĞIN İŞİ BİTİR
Hırslı bir genç, otomobil kralı Henry Ford'a sordu:
- Hayatımın başarılı geçmesi için, ne yapmalıyım?
Ford'un cevabı basitti:
- Başladığın bir işi bitir.
Başlayıp, bitirmediğimiz işlerin bir listesini yapalım mı?
13-BAŞARININ SIRRI
Ünlü keman sanatçısı Nicolo Paganini, başarısının sırrını soranlara şu cevabı verirdi:
- Çalışmak,
- Yalnızlık,
-Dua...
İnsanların genelinin ihmal ettiği başarı prensibi: DUA
Çoğu kimse çalışarak başarıya ulaşacağına inanır. Başarı Allah (c.c.) gayret gösteren kullarına bir ihsanıdır.
14-BAŞARISIZLIĞIN FORMÜLÜ
Ünlü bir yazar, şerefine verilen bir ziyafette, şu konuşmayı yapmıştı:
- Sizi başarıya götürecek formülü veremem.
Ama, başarısızlığın formülünü verebilirim:
"Herkesi memnun etmeye çalışmak"
Anlaşılan o ki, başarılı olmak, mutlaka birilerini rahatsız edecektir. Herkesi memnun edeyim diyen, başarısızlığa mahkûmdur.
15-RAKİBİN TEKMESİ, BAŞARIYA HIZ KATAR
American NBC şirketini kuran David Sarnoff, iş hayatındaki rekabetin gelişmeye olumlu katkılarını şu sözlere ifade etmektedir:
- Gelişme yolundaki uzun mesafeli bir harekette arkadan vurulan bir tekme, sizi dostça bir el sıkıştan daha ileri götürür.
İçinde bulunduğumuz olumsuz şartları arkadan vurulan bir tekme olarak değerlendirmek daha uygun olmaz mı?
16-BAZI BAŞARILAR BİLGİYE DEĞİL, KABİLİYETE BAĞLI
Genç bir müzisyen, Mozart'a:
"Senfoni nasıl yazılır?" diye sormuştu. Mozart:
- Niye önce basit şarkılarla başlamıyorsun?
dedi.
Genç:
- Ama siz 10 yaşında iken senfoniler yazdınız, deyince Mozart şu cevabı verdi:
- Evet, ama ben, senfoni nasıl yazılacağını kimseye sormadım ki...
Kabiliyetlerimizi dikkate alamadan yaptığımız çalışmalar, akıntıya karşı kürek çekmektir.
17-ÇALIŞKANLIK ÖLÇÜSÜ
Amerikanın en büyük işadamlarından Çelik Kralı Andrew Carnegie, New York'ta bir kolejde yaptığı konuşmada, gençlere şu öğüdü vermişti:
- Gençleri çeşitli sınıflara ayırabiliriz.
Vazifelerini yapanlar vardır.
Vazifelerini yaptıklarını iddia edenler vardır.
Üçüncü bir grup daha vardır ki, onlar vazifelerini yaptıktan sonra, biraz daha fazlasını yapmak için çalışırlar. Hayatta büyük başarı elde edenler, işte bu gruptaki gençlerdir.
Sadece kendine verilen görevi yapmak, çalışkanlık değildir. Çalışkanlık, insanın çalışma potansiyelini tam kullanmasıdır.
Televizyon karşısında pinekleyerek çalışkan olunmaz.
18-BUHARLI GEMİ NASIL BULUNDU?
Robert Fulton, ilk buharlı gemi modeli üzerinde çalışırken, arkadaşları onu, "gerçekleşmesi imkansız" diyerek teorisinden vazgeçirmeye çalışmışlar; buharlı gemi yerine, yelkenli gemilerin hızını ve randımanını artıracak bir cihaz
geliştirmesini istemişlerdi.
Fulton,
- Hayır, olmaz, dedi.
Gelişmek için dış kaynaklara dayanan bir şey beni ilgilendirmez.
Güç, o şeyin kendi içinden gelmeli...
İçten destekli güç düşüncesi, Fulton'un buharlı gemiyi icat etmesini netice vermiştir.
Bizler çevremize BAĞIMLI olduğumuz için hayallerimizi gerçekleştiremiyoruz.
Kişiler çevrelerine BAĞIMLI değil BAĞLI olmalılar.
19-KARANLIĞA KÜFRETMEK YERİNE BİR MUM YAKMAK...
Afrika yerlileri arasında hizmet etmek üzere, her türlü rahatlık ve konforu terk eden genç doktora, yakınları, yolundan çevirmek için dil döküyorlar:
- Sen orada koca bir milletin çektiği ızdıraplara karşı tek başına ne yapabilirsin ki?
Sen o insan denizinin ortasında kaybolup gideceksin?
Onlardaki salgın hastalıktan önlemek için elinden ne gelir?
Savaşı, açlığı, su baskınlarını nasıl durdurabilirsin?
diyorlardı.
İdealist genç doktor, kendini hizmet yolundan döndürmek isteyen yakınlarına, şu düşündürücü cevabı vermişti:
- Ben, çevrem karanlık olduğu zaman, karanlığa küfretmem. Hemen kendi kandilimi yakarım...
Adını sanını bilmediğimiz ülkelere gidip, orada öğretmenlik yapan Türklere de çevresindekiler aynı şeyleri söylemişler midir acaba?
20-30 YILLIK TECRÜBE
Satış şubesinin başına yeni bir müdür getirilmişti.
Şirkette 30 yıllık tecrübesi olmasına rağmen, niye kendisinin bu makama getirilmediğini, kızgınlıkla eleştiren bir memura, şirketin genel müdürü şu cevabı vermişti:
- Dostum, sizin gerçekte 30 yıllık tecrübeniz yok. 30 tane bir yıllık tecrübeniz var.
1963 doğumluyum, öğrencilik hayatımda 45. yılım. Acaba kaç yıllık tecrübem var?
21-DEDİKODU
Namık Kemal, bir adam hakkında kötü bir dedikodu işitince, hemen o adamı bulup konuşurdu.
Sebebini soranlara da şu açıklamayı yapardı:
- Şuna emin olunuz ki, hiçbir fazileti ve başarılı çalışmaları olmayan birini, hiç kimse çekiştirmez.
Hakkında ileri-geri konuşulan adamlar, görüşülmesi gereken becerikli insanlardır.
Atalarımızın dediği gibi, "meyveli ağaç taşlanır."
22-ELİNDEN GELENİ YAPTIN MI?
Küçük bir çocuk gayet ağır bir taşı kaldırmaya çalışıyorsa da, yerinden oynatamıyordu. O sırada kendisini seyreden babası, yanına giderek sordu:
Bütün gücünü kullanıyor musun? Yapabileceğin her şeyi yaptın mı?
Kan ter içinde kalan çocuk:
Evet kullanıyorum, elimden gelen her şeyi yaptım, dedi.
Baba, sakin bir sesle:
- Hayır, yapmadın, dedi.
Ve ilave etti:
- Benden henüz yardım istemedin.
Elimizden geleni yaptıktan sonra, yardım istemeyi ihmal etmemeliyiz.
23-KOCASINI ZİRVEYE TAŞIYAN KADIN
Amerikanın en büyük romancılarından Nathaniel Hawthorne şöhret ve başarısını karısına borçlu idi.
Hawthorne, işinden çıkarılmıştı. Parası yoktu. Ailesini nasıl geçindireceğini bilemiyordu.
Durumu anlattığında karısı Sophia, bir çekmeceden bir torba para çıkardı. Kocasına:
- Otur, şaheserini yazmaya başla. Ben, senin bir şaheser ortaya koyacağına inanıyorum. Bunun için, bir gün işimize yarar düşüncesi ile senin ev masrafı için bana her hafta verdiğin harçlıkların bir kısmını biriktirdim. Bu para bize bir sene yeter, dedi.
Hawthorne, hemen yazmaya başladı. Ve Amerikan edebiyatının en büyük romanlarından biri böylece ortaya çıktı.
Kadın eşini vezir de eder, rezil de...
24-İYİ BİR GÖZLEMCİ OLMAK
Kimya hocası, kötü kokulu bir sıvıyı masanın üzerine koyarak öğrencilerine:
- Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz, dedi. Ve bir parmağını sıvının içine sokarak ağzına götürdü. Öğrencilerinden de aynı şeyi yapmalarını istedi.
Öğrenciler, ister istemez parmaklarını sıvıya batırdılar, ağızlarına götürdükleri zaman da yüzlerini ekşittiler.
Öğretmen, öğrencilerini tekrar azarladı:
Bir daha söylüyorum: Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz. Eğer dikkatli bakmış olsa idiniz, ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz.
Bakmak ile görmek arasındaki farkı ne zaman anlayacağız.
25-BAŞARI HAREKETLİLİK İSTER
Bir iş adamı, şirketine müessese müdürü alacaktı. İlan vermiş, başvuru yapanlardan öz geçmişlerini yazıp getirmelerini istemişti. Gelen özgeçmişler içinde birisi enteresandı.
Özgeçmişine şu notu eklemişti:
- Benim falan Başbakanla, filan cumhurbaşkanı ile çekilmiş fotoğraflarım da ektedir.
İş adamı, bu notun sahibi kişiyi işe aldı. Sebebini soranlara da şu açıklamayı yaptı:
- Bana aktif eleman lâzım. Bu adam, başbakan ve Cumhurbaşkanının yanına sokulabilecek kadar girişken, işime yarayabilir. Çünkü başarı hareketliliğin sonucudur.
Harekette bereket vardır.
26-KAFASINI GELİŞTİRMEK İÇİN OKUYORMUŞ
Amerikan Yüksek mahkeme üyesi Oliver Wendell Holmes, 90 yaşında (1932) kendi isteği ile emekli olmuştu. 94 yaşında da ölmüştü.
Roosevelt, 1932'de ilk defa Cumhurbaşkanı seçildiğinde, Hakim Holmes'i evinde ziyaret etmiş, onu kütüphanesinde Platon'u (Eflatun) okurken bulmuştu.
- Hakim Bey, Platon'u niye okuyorsunuz?
diye sormuştu.
90 yaşındaki Hakim Holmes, bu soruya şu vermişti:
Kafamı geliştirmek için okuyorum, sayın cumhurbaşkanım.
Türk insanı : Üniversite bitti... Daha okuyup ta ne olacak...
27-KİM BAŞARISIZ?
Oscar Wilde, ilk sahne eserinin tam bir başarısızlıkla neticelendiğini görünce, tiyatrodan ayrılıp evine dönüyordu.
Dostlarından biri sordu:
-Oscar, piyes nasıldı?
Oscar Wilde, kendi başarısızlığını kabul etmiyerek:
- Piyes çok başarılı idi, cevabını verdi. Sözüne şu cümleyi de ekledi:
- Ama, seyirciler çok başarısızdı.
Başarısızlıklar, insanın moralini bozmamalı, ümidini kırmamalı.
Bilakis, yeniden başlamak ve çalışmak, hatalarını düzeltmek için taze bir şevk ve gayret vermeli.
28-NAPOLYON NEDEN BAŞARISIZ OLMUŞ?
Ağır yemekler yemek Fransa İmparatoru Napolyon'un Borodino ve Leipzig savaşlarında düşmanlarını yenmesini önlemiştir.
Her iki savaş sırasında da Napolyon, hazımsızlık! çekiyordu.
Dresden savaşının 3. günü, Napolyon'un yanında olan Alman Romana Hoffman şöyle demiştir:
- İmparator, savaştan evvel soğanlı koyun kızartması yemeseydi, düşmanlarını mahvedebilirdi.
Ağır ve çok yemek, insanın çalışma temposunu etkiler, dolayısıyla başarısında da olumsuz bir rol oynar.
29-GENÇLİK YAŞLA İLGİLİ DEĞİL
General Douglas Mac Arthur'un, Tokyo'da-Karargahında, bir duvara, şu yazı yazdırılmıştır:
- Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan imanı derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Kendine olan güveni derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç ve ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
İnsan bedenen yaşlansa bile, inançlarıyla, ümitleriyle,şevk ve gayretiyle genç ve dinç kalmaya devam edebilir.
30-ÇOCUĞUNUZ NE OLMAK İSTİYOR?
Amerika'da bir üniversitenin
Rektörü olan James Garfield'e, bir gün çocuğunu üniversiteye yazdırmak isteyen
bir anne gelir.
- Rektör Bey, dersleri biraz basitleştireme misiniz? Benim
çocuğum, programınızdaki derslerin hepsini birden takip edemiyor. O, bir an önce
Üniversiteyi bitirmek isteğinde, der.
Rektör Garfield,
- Evet Hanımefendi,
bu mümkün, cevabını verir. Ve ekler:
- Yalnız, önce çocuğunuzun ne olmasını
istediğinizi öğrenebilir miyim?
Bildiğiniz gibi, bir meşe ağacı 100 senede
yetişirken, bir kabak için iki ay yeterlidir...
26-KAFASINI GELİŞTİRMEK İÇİN OKUYORMUŞ
Amerikan Yüksek mahkeme üyesi Oliver Wendell Holmes, 90 yaşında (1932) kendi isteği ile emekli olmuştu. 94 yaşında da ölmüştü.
Roosevelt, 1932'de ilk defa Cumhurbaşkanı seçildiğinde, Hakim Holmes'i evinde ziyaret etmiş, onu kütüphanesinde Platon'u (Eflatun) okurken bulmuştu.
- Hakim Bey, Platon'u niye okuyorsunuz?
diye sormuştu.
90 yaşındaki Hakim Holmes, bu soruya şu vermişti:
Kafamı geliştirmek için okuyorum, sayın cumhurbaşkanım.
Türk insanı : Üniversite bitti... Daha okuyup ta ne olacak...
27-KİM BAŞARISIZ?
Oscar Wilde, ilk sahne eserinin tam bir başarısızlıkla neticelendiğini görünce, tiyatrodan ayrılıp evine dönüyordu.
Dostlarından biri sordu:
-Oscar, piyes nasıldı?
Oscar Wilde, kendi başarısızlığını kabul etmiyerek:
- Piyes çok başarılı idi, cevabını verdi. Sözüne şu cümleyi de ekledi:
- Ama, seyirciler çok başarısızdı.
Başarısızlıklar, insanın moralini bozmamalı, ümidini kırmamalı.
Bilakis, yeniden başlamak ve çalışmak, hatalarını düzeltmek için taze bir şevk ve gayret vermeli.
28-NAPOLYON NEDEN BAŞARISIZ OLMUŞ?
Ağır yemekler yemek Fransa İmparatoru Napolyon'un Borodino ve Leipzig savaşlarında düşmanlarını yenmesini önlemiştir.
Her iki savaş sırasında da Napolyon, hazımsızlık! çekiyordu.
Dresden savaşının 3. günü, Napolyon'un yanında olan Alman Romana Hoffman şöyle demiştir:
- İmparator, savaştan evvel soğanlı koyun kızartması yemeseydi, düşmanlarını mahvedebilirdi.
Ağır ve çok yemek, insanın çalışma temposunu etkiler, dolayısıyla başarısında da olumsuz bir rol oynar.
29-GENÇLİK YAŞLA İLGİLİ DEĞİL
General Douglas Mac Arthur'un, Tokyo'da-Karargahında, bir duvara, şu yazı yazdırılmıştır:
- Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan imanı derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Kendine olan güveni derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç ve ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
İnsan bedenen yaşlansa bile, inançlarıyla, ümitleriyle,şevk ve gayretiyle genç ve dinç kalmaya devam edebilir.
30-ÇOCUĞUNUZ NE OLMAK İSTİYOR?
Amerika'da bir üniversitenin
Rektörü olan James Garfield'e, bir gün çocuğunu üniversiteye yazdırmak isteyen
bir anne gelir.
- Rektör Bey, dersleri biraz basitleştireme misiniz? Benim
çocuğum, programınızdaki derslerin hepsini birden takip edemiyor. O, bir an önce
Üniversiteyi bitirmek isteğinde, der.
Rektör Garfield,
- Evet Hanımefendi,
bu mümkün, cevabını verir. Ve ekler:
- Yalnız, önce çocuğunuzun ne olmasını
istediğinizi öğrenebilir miyim?
Bildiğiniz gibi, bir meşe ağacı 100 senede
yetişirken, bir kabak için iki ay yeterlidir...
31-AKIL, SAÇTA MI, BAŞTA MI?
Ünlü Amerikalı avukat Clarence Darrow, henüz genç ve tecrübesiz bir avukat iken, bir gün mahkemede karşı tarafın avukatı, ondan devamlı:
"Şu sakalsız genç" diye
bahsederek küçük görüyordu. Darrow, bu küçümsemelere, şöyle bir öykü ile cevap vermişti:
- İspanya Kralı, bir gün bir kralın sarayına, genç bir asilzadeyi elçi olarak gönderdi.
Genç birinin karşısına elçi olarak çıkmasından memnun olmayan kral, bu hoşnutsuzluğunu şu sözlerle belirtti:
- İspanya kralının ülkesinde adam yok mudur ki bana bu sakalsız genci gönderir?
Genç elçi, krala şu cevabı verdi:
- Efendim, benim kralım, sizin "hikmet ve ancak bir sakallıda olabileceğini" düşündüğüzü bilseydi, hiç şüphesiz size, benim yerime bir sakallı keçi gönderirdi.
Ve genç avukat Clarence Darrow, bu davayı kazandı.
Nasreddin hocayı hatırlamamak mümkün mü: Marifet kavukta ise...
32-İYİ BİR ESER NASIL ANLAŞILIR?
Tanınmış kadın romancı Virginia Woolf, hatıratında, bir romanın iyi bir eser olup olmadığına nasıl karar verdiğini, şu şekilde ifade etmiştir:
- Bir romanın, iyi bir eser olup olmadığını anlamak için, okuyanın hayat görüşüne herhangi bir katkı yapıp yapmadığına bakarım.
Ortaya konan her eser, insanlığa bir yarar sağlamalı, onda olumlu gelişmeler meydana getirmelidir. Başarılı ve iyi bir eserin temel özelliği budur.
Sid Turell aldığı ilk hayat dersini şöyle anlatıyor:
- İlk tahsilimi yaptığım okulda, her türlü halk tabakasına mensup öğrenciler vardı.
Okulun ilk açıldığı gün, öğretmenimiz bize şunları söylemişti:
- Kiminiz büyük evlerde oturuyorsunuz, kiminiz kulübelerde. Ama bu sınıfta hepiniz eşitsiniz.
Burada önemli olan şey sizin davranışlarınızdır.
İnsanlarla olan ilişkilerinizde, ne despotik olup kimseyi ezin. Ne de dalkavuk olup ezilin.
İster yüksek mevkide olsun, isterse aşağı herkese saygı ve nezaket gösterin.
Hiçbir nasihat, hayatımda bu kadar kıymetli olmamıştır. Yüksek bir şahsiyete yaranmak veya bir kapıcıyı azarlamak istediğim vakit, hep bu sözleri hatırlarım. Hayatıma yön veren bu sözler olmuştur.
34-BOŞ ZAMANI DEĞERLENDİRME BİLİNCİ
Elihu Burritt, kendini yetiştirme konusunda ilk başarıyı, dehaya vermez; "boş vakitler" denen zaman parçacıklarını, büyük bir özenle değerlendirmeye bağlardı.
Kendisi, bir demirci olarak hayatını kazandığı sıralarda, eski ve yeni 18 kadar lisan ile, 22 Avrupa lehçesini boş vakitlerini değerlendirmek sayesinde öğrenmiştir.
Anlaşılıyor ki, başarılı olmak için mutlaka üstün zekalı, dâhi yaratılışlı olmak gerekmemektedir. Ama zamanı iyi kullanmasını bilmek, boş vakitleri iyi değerlendirmek vazgeçilmez şarttır.
35-BAŞARI HIRSI
Dünyada sadece 2 adet mevcudu olan posta pullarından bir tanesi, müzayedeye çıkarılmıştı.
Artırmaya bir çok ünlü koleksiyoncu katılıyordu.
Bir adam, yüz binlerce doları vererek o pulu aldı.
Aldığı pulu inceledi. Gerçekten dünyada mevcut 2 puldan birisi olduğuna kanaat getirdikten sonra, derhal yüz binlerce dolar verdiği o pulu yırttı ve arkasından:
- İşte şimdi, dünyada bir tek bendeki pul kaldı, dedi.
Kimsenin başaramadığını başarma hırsına, dünyada hiç kimsede olmayan bir şeye sahip olma duygusuna güzel bir örnek...
36-SAÇLARI AĞARTAN ÇALIŞMA
Montesquieu, yazılarını okutmak için verdiği bir arkadaşına şöyle demişti:
- Sen şimdi bu yazıları, birkaç saat içinde okuyup bitireceksin.
Fakat inan ki, bu iş, bana saçlarımı ağartacak kadar uzun ve yorucu çalışmaya mal oldu.
La Fontaine'nin dediği gibi, hiçbir zafere, çiçekli yollardan gidilmez.
Başarıya giden yolda, ter vardır, sıkıntı vardır, yorgunluk vardır, yüksek bir irade gücü vardır.
37-İŞİ EHLİNE VERMEYİNCE...
Sultan 3. Osman, devlet kademelerinde sık sık aziller ve tayinler yapardı. Bunu yaparken de, yetenek ve ehliyeti hiç göz önüne almazdı.
Çok kere de kıymetli devlet adamlarını azleder; işten anlamaz, liyakatsiz insanları iş başına getirdiği olurdu.
Bir gün Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşaya kızarak:
- Seni azleder, hamallar kethüdası Ali Ustayı sadrazam tayin ederim, deyince, Sadrazamın cevabı şu olmuştu:
- Yaparsınız! Fakat o, Hamal Ali Paşa olur. Hekimoğlu Ali Paşa olamaz.
İşinde ehil olmayan, başarılı olamaz.
38-İKİ İŞ ARASI BOŞ VAKİTLER DEĞERLENDİRİLSE...
- Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir evinden öteki öğrencinin evine at üzerinde giderken, yolda geçen boş zamanlarında, Fransızca ve İtalyanca'yı öğrenmiştir.
- Kirke White, bir avukatın yazıhanesine gidip gelirken, Yunanca'yı öğrenmiştir.
- Fransa'nın eski başkanlarından Daguesseau, yemek vaktini beklediği sıralarda, kocaman bir kitap kaleme almıştır.
- Mademe de Genlis, eserlerinden pek çoğunu, ders verdiği asilzadeleri beklediği boş vakitlerinde yazmıştır.
Boş vakit yoktur, boşa geçirilen vakit vardır.
39-SÖZÜMÜ DİNLEYECEĞİNİZ BİR GÜN GELECEK
İngiliz milletvekili Benjamin Disraeli, Parlamento'daki ilk konuşmasında ıslıkla yuhalanmış, konuşmasını tamamlayamadan kürsüden ayrılmak zorunda kalmıştı.
Ama o, kürsüyü terk ederken şu sözleri söylemekten de geri durmamıştı:
- Pekâla, sözümü burada kesiyorum, ama ilerde, sözümü kesmeden dinleyeceğiniz gün mutlaka gelecektir.
Disraeli, zamanla hem İngiltere Başkanı, hem de sözü dinlenen iyi bir hatip oldu.
40-MENDEL'İN BAŞARISI
Genetik ilminin kurucusu Gregor Mene gençliğinde üniversiteye kabul edilmemişti.
Daha sonra Viyana Üniversitesine girdi ise de, oradan da mezun olmadan ayrıldı.
Profesörlerden biri, o tarihlerde onun hakkında şöyle yazmıştı:
- Mendel'de bir ilim adamı gibi düşünebilme yeteneği yok...
Ama o, bu olumsuzluklardan yılmadı ve çağımızın en gözde ilim dallarından biri olan genetik ilminin kurucusu oldu.
41-KİTAP OKUMANIN FAYDASI NE?
Amerikalı eğitimci ve felsefeci John Dewey'e, 90. doğum gününde bir gazeteci şu soruyu sormuş:
- Okuduğunuz bunca kitabın, size ne faydası oluyor?
John Dewey, bilgi ve kültürünün artmasını kastederek:
- Dağlara tırmanmama yardım ediyor, cevabını vermiş.
Gazeteci, filozofun bu cevabından bir şey anlamamış ve:
- Dağlara tırmanmak mı?
Dağlara tırmanmanın ne faydası var? demiş.
Filozof, gazeteciye şu açıklamayı yapmış:
- Tırmanacağınız diğer zirveleri görebilmek için, dağlara tırmanmak gerekir.
Bundan vazgeçtiğiniz an, kaç yaşında olursanız olun yaşamınız sona ermiş demektir.
42-TARAFTARI KİMMİŞ?
Napolyon Bonapart'a karşı ayaklanmaya girişen General Malet'e, Mahkeme başkanı sormuş:
- Taraftarlarınız kimlerdi?
General'in cevabı enteresan olmuş:
- Başarsaydım, en başta siz!
43-KABİLİYET FARKI
Sadi-i Şirazi'nin 2 talebesinden biri, imtihanlar sonunda başarılı olurken, diğeri başarısız olur.
Başarısız öğrencinin babası, Şeyh Sadî'ye sitemde bulunur.
- Niye aynı eğitimi vermediniz?
Benim çocuğum niçin başarısız oldu? der.
Şeyh Sadi'nin bu siteme cevabı düşündürücüdür:
- Eğitim aynı, ama kabiliyetler farklı...
Eğitimde başarı, herkese aynı müfredatı öğretmekle elde edilemez. Farklı kabiliyetlere göre, eğitimi organize etmek şarttır.
44-KALICI BİR BAŞARININ ŞARTI
Alaeddin Gocdüvani, Ubeydullah Ahrar'a maneviyat yolunda ilerlemenin sırrını şu şekilde ifade etmişti:
- Maneviyat yolunda ilerlemek için, çok çalış.
Bu çalışmayı asla bırakma. Şunu iyi bil ki, çalışmadan elde edilen şeyler, devamlı ve kalıcı olamaz.
Görüldüğü gibi, maddî konularda başarılı olmanın baş şartı çalışmak olduğu gibi, maneviyat alanında da ilerlemenin ilk şartı yine gayret ve çalışmadır.
45-BOŞ KALMAYA GELMEZ
Uzun bir ömür süren ve hayatinin her anını çalışarak geçiren Süheyl Ünver'e, ileri bir yaşta iken bazı dostları lâtife kabilinden sormuşlar:
- Azrail sizi unuttu mu yoksa?
Süheyl Ünver'in cevabı şöyle olmuş:
- Hayır, Azrail'le yakında görüştük. Bana dedi ki:
"Boş bulursam götürürüm"
Başarılı olmanın koşulu, hayatı dolu dolu yaşamak, ömründe değerlendirilmemiş zaman dilimine mümkün mertebe yer vermemektir.
46-BEN YAZARIM
Bir dostu, Gandolin'e, arada bir yayınlanması için makale gönderir,
- Zahmet olmazsa, virgülleri de sen koyuver, diye bir de not eklermiş.
Yazının son derece kötü olduğunu gören Gandolin, bu durumu dostuna hissettirmeye karar vermiş. Ve bir gün, dostundan gelen yazının arkasına şu satırları yazıp mektubu geri göndermiş:
- Dostum, bir dahaki sefere lütfen sadece virgüleri gönderin. Yazıyı ben yazarım.
47-ÜÇ DÜŞMAN
Sultan 3. Selim, İngiltere ve Rusya'nın ittifak ederek Osmanlı Devletine savaş açmasından endişe duyuyordu.
Fransız elçisi General Sebastiyani Padişahı teselli için sözleri söylemişti:
- Siz İngiltere ve Rusya'dan ne korkuyorsunuz. Sizin daha tehlikeli 3 düşmanınız var ki, onlardan kurtulabilirseniz, karşınızda hiç bir düşman dayanamaz.
Sultan 3. Selim:
- Kimdir o üç düşman? diye sordu. Sebastiyani:
- Üçü de dilinizde "t" harfi ile başlıyor:
Tembellik, tevekkül ve teseyyüp (adamsendecilik).
Bunların yanında aslında güzel ümitleri müjdelemesi gereken, ama sizlerin çok defa ihmallerinize kalkan yaptığınız üç kelime var: İnşallah, maşallah ve fesübhanallah!
İlk üçünden kurtulur, son üçünü de gayretlerinize dayanak edinebilirseniz, Türklerin korkacağı düşman kalmaz.
48-HAYIRLI VE BAŞARILI BİR İDARECİ OLMANIN YOLU
Ömer bin Abdülaziz, Tavus bin Keysan'dan, yapacağı hayırlı işler konusunda fikir vermesini istemişti.
Tavus, Ömer bin Abdülazize yazdığı mektupta, onun dünya ve ahiret açısından başarılı bir idareci olması için şu tavsiyeyi yapmıştır:
- Yönetimde hayırlı bir iş yapmak istiyorsan, halkın işlerini hayırlı insanlara gördür. İş başına idareci olarak başarılı ve becerikli kişileri getir.
Bu tavsiye hayırlı ve başarılı bir idareci olmak isteyen için yeterli bir tavsiyedir.
49-İSTEMEK YETMEZ ÇALIŞMAK GEREK
Ebu Bekir Nessac, insanın maddi manevî her konuda başarılı olmasını çalışmaya bağlar ve şöyle derdi:
- Suyu düşünmek, susuzluğu gidermez.
Odunu düşünmek, insanı ısıtmaz.
Bu misaller gibi, insanın bir şeyi sadece düşünmesi ve istemesi, insanı hedefine ulaştırmaz.
Basarı için,
- Çok gayret,
- Çok çalışmak,
- Uyulması gerekli tüm şartları yerine getirmek lâzımdır.
50-HALÂ ÖĞRENİYORUM!
Michelangelo, Vatikan Sistin Kilisesinin freskolarını yani alçı kurumadan üzerine işlenen resimleri yaptığı vakit, 70 yaşında bulunuyordu.
Onun, hayatı boyunca tekrarladığı bir sözü de "hâlâ öğreniyorum" cümlesiydi.
En büyük eseri olan Pieta'yı, yani Hz. İsa'yı annesi Meryemin kollarında gösteren heykelini bitirdiğinde 87 yaşındaydı.
51-ŞÖHRET VE BAŞARI BİR GECEDE GELMEZ
Bir İngiliz kadını, bir gün Lord Northcliffe:
- Ünlü İngiliz yazar ve şairi Thackerey, bir sabah gözlerini açtı ve kendisini meşhur bir adam olarak buldu, demişti.
Lord Norhcliff, bu iddiaya şu cevabı verdi:
- Thackerey, yataktan kalkıp kendini meşhur bir adam olarak bulduğu ana kadar, 15 sene her gün 8 saat yazmıştı.
Bu cevap, başarının öyle bir gecede gelip sahibinin başına konacak bir talih kuşu olmadığını göstermektedir.
52-İHTİYARLAYINCA DÜŞÜNÜRÜM
Doktor Voronof, bir gün Fransa'nın I. Dünya Savaşı sırasındaki ünlü Başbakanı Clemenceau'u ziyaret ederek, ona gençlik aşısı yapmak teklifinde bulunmuştu.
Clemenceau, bu gençleştirme teklifine:
- Önerinizi şimdilik kabul edemiyeceğim.
İhtiyarlayayım, o zaman belki düşünürüm, cevabını vermişti.
Clemenceau, bunu söylediği sırada 83 yaşında bulunuyordu.
53-BEYİN YAŞLANMAZ
Colombia Üniversitesi psikologlarından Dr. Lodge, herhangi bir hastalık bulunmadığı takdirde, kafanın (beynin) düşünme ve üretme kabiliyetini 90 yaşına, hatta daha da ileri yaşlara kadar devam ettireceğini ispatlamıştır.
Kendisi de o yaşta üniversitede ders vermekteydi.
- Yaşlanan vücuttur, kafanız değil. Şayet kafanızı kullanmasını bilirseniz, diyordu.
Eski Yunanın trajik şairi Aeschylus da aynı fikir de idi .
- Yaşlılar için öğrenme mevsimi her zamandır, derdi.
54-ZULÜMDEN NASIL NEFRET ETTİRDİ?
İran'ın dünyaca ünlü âdil hükümdarı Nuşirevan, henüz çocukken öğretmeninden haksız yere dayak yemişti.
Nuşirevan bu olayı hiçbir zaman unutmadı.
Nitekim tahta geçtikten sonra, o çocukluk öğretmenini çağırtıp kendisini haksız yere dövmesinin sebebini sordu.
Öğretmenin cevabı düşündürücüydü:
- Babandan sonra senin hükümdar olacağını biliyordum. İstedim ki, zulmün acısını ömrün de bir defacık olsun tatmış olasın da, başkasına zulmederken yaptığın işin kötülüğünü hatırlayasın.
55-YABANCI DİL BİLMENİN FAYDASI
Farenin burnuna nefis peynir kokusu gelir. Araştırmak üzere deliğinden başını çıkarınca, bir kedi sesi işitti de her deliğine sindi. Ertesi gün, fare delikten başını çıkınca yine kedi sesini duyup deliğine çekildi.
3. gün, fare iyice acıkmıştı. Kediyi nasıl aldatabilirim düşüncesiyle, delikten başını çıkardığında bu defa kedi sesi değil köpek havlaması işitti.
Fare sevindi. Demek ev sahipleri kedi yerine köpek edinmişlerdi. Kendinden emin ve şekilde, peynirin kokusuna doğru giderken odanın bir köşesinde gizlenen kedi, bir sıçrayışta fareyi yakaladı. Ve yanında kendisini merakla izleyen yavrusuna:
- Gördün mü yavrum, dedi. Bir yabancı dil bilmenin faydasını...
56-YÜZYILDIR OKUNAN KİTAP
Çocuk yayınlarının gözde kitaplarından biri olan "Tavşan Peter'in Öyküsü" adlı kitap, ilk önce İngiliz yayıncısı Frederick Warne tarafından nazikçe reddedilmişti. Daha sonra en az 6 yayıncı daha eseri geri çevirmişti.
Sonunda eserin yazan olan Bayan, eseri kendi parası ile bastırıp piyasaya sürmüş, bu küçük kitap o zaman büyük beğeni kazanmıştı.
Frederick Warne, bu ilgiyi görünce fikir değiştirerek eseri basmaya karar vermişti. 100 yıla yaklaşan bir zaman içinde; "Tavşan Peter'in Öyküsü" en çok okunan kitaplar arasında yerini aldı.
57-"KAYBOLMUŞ CENNET" NASIL YAZILDI?
İngiliz şair John Milton, "Kaybolmuş cennet" adlı dev eserini yazdığı sırada tamamen kör olmuştu.
Bu büyük eseri yazarken sekreterleri, kızları idi.
Kızlar, babalarının dikte ettirdiklerini yazmakla kalmıyor, onun başvurduğu kaynak eserleri de sesli olarak ona okuyorlardı.
Eski Yunan ve Latin yazarlarının kitaplarını okumak, onlar için hiç te kolay değildi.
Zira, kızların bu dilleri iyi bilmedikleri söylenir.
Bunca olumsuz şartlara rağmen, "Kaybolmuş Cennet" adlı şaheser vücut bulmuştu.
58-BAŞARI NASIL KORUNUR?
Polonyalı ünlü piyanist Pederewski, mesleğinin zirvesinde olduğu yıllarda dahi, günde 8 saat piyasada pratik yapmaktaydı.
Bu kadar sıkı çalışmasının nedenini bir gazeteciye şöyle açıklamıştı:
- Eğer bir gün pratik yapmazsam, bunu kendim hissederim.
Eğer iki gün çalışmazsam, dostlarım da gerilemenin farkına varırlar.
Eğer üç gün pratik yapmazsam, bendeki performans düşüklüğünü, dinleyicilerim de hisseder ve görürler.
59-HAYATININ EN ÖNEMLİ İŞİ
Ünlü orkestra şefi Artura Toscanini'nin 80. doğum gününde, oğlu Walter'e:
"Babasının en önemli işinin, en büyük başarısının ne olduğundan" sorulmuştu.
Walter şu cevabı verdi:
- Babam açısından böyle bir şey düşünülemez.
Çünkü herhangi bir anda, ne iş yapıyorsa, o hayatının en büyük işidir.
İsterse bir orkestra yönetsin, isterse bir portakal soymuş olsun, yaptığı her şeye o, son derece önem verir ve özenle yapar.
60-YAPMAK İSTEDİKLERİNİN RÜYASINI GÖRENLER BAŞARILI OLUR
Büyük işler başarmak için, sadece harekete geçmek yetmez.
Ne yapmak istediğinizin rüyasını da görmeniz gerekir.
Sadece rüyasını görmekte yetmez, rüya, gerçekleşeceğine inanmak ta gerekir.
(Anatole France - Ünlü Fransız Yazarı)
- Bütün büyük insanlar, yapmak ve ulaşmak istedikleri şeylerin rüyasını gören kişilerdir.
Bazılarımız rüyalarımızı öldürür. Bazılarımızda besler ve korur. Sonunda güneşin aydınlıkları ve ışık kendini daima gösterir.
(Woodrow Wilson - Amerika Cumhurbaşkanı)
61-HÜNER SAHİPLERİNE NE KADAR DEĞER VERİYORUZ?
İstanbul Üniversitesinin bir salonunda gençler gazete okuyorlardı.
O sırada salona giren Edebiyat Fakültesi profesörlerinden Ferit Kam gençlere:
- Ne okuyorsunuz diye sorunca, onlar da:
- Süleyman Nazif'e Belediye, mezar taşı yaptıracakmış, dediler.
- Ferit Kam'ın dilinden, bu haber üzerine şu kıt'a dökülüverdi:
Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile yoktur aşına
Öldürüp evvel onu açlıktan
Sonra bir türbe yaparlar başına.
62-ÜÇ MÜNECCİM
Astrolojiye (yıldızlar ilmine) meraklı Fransa kralı, 2. Frederik'e elçi göndererek ondan üç müneccim (astrolog) istemişti. 2. Frederick, elçiye şu açıklamayı yaptı:
- Ben siyaset âleminde başarıyı 3 şeyle buldum:
Birincisi, tarih okumak ve geçmişin tecrübelerinden faydalanmak,
İkincisi, kuvvetli orduya sahip olmak için barış zamanı askerleri iyi eğitmek,
Üçüncüsü de, devlet hazinesini para ile de durmak...
İşte benim 3 müneccimim budur.
63-NİÇİN AĞLAMIŞ?
Harun Reşid, güzel konuşmasıyla insanla etkileyen veziri Tusî'ye bir keresinde kızar, öldürülmesini emreder.
Tusi başlar ağlamaya. Harun Reşid:
- Niçin ağlıyorsun? diye azarlayınca Tusi, şu açıklamayı yapar:
- Ölümden asla korkmuyorum. Çünkü insan için ölüm kaçınılmaz bir sondur.
Ağlayışımın sebebi, bu fani dünyadan mü'minlerin Emîri bana kızgın olduğu halde gidecek oluşumdandır.
Bu sözler Harun Reşid'in hoşuna gider. Veziri Tusi'yi affeder.
Tatlı dil, güzel ve ikna edici konuşma, nice başarısızlıkları örterek başarıya dönüştürmüştür.
64-50 YILDA YAZMIŞ
Meşhur hattatlardan Şevki Efendi'ye, resmi bir binanın kapısına bir kitabe yazdırmışlardı.
Ünlü Hattat'a bu yazıdan dolayı 10 altın verdiler. Şevki Efendi, bu parayı almadı.
Saray Ağası, Şevki Bey'e:
- Bu yazıyı 10 dakikada yazıverdin, on altın yeter deyince Ünlü Hattat gülerek:
- Hayır, ağa Hz.leri ben bu yazıyı on dakikada değil, tam 50 senede yazdım. Elli altın isterim dedi.
Saray Ağası bu isteği Padişaha söyleyince, Padişah:
- Üstad dileğinde haklıdır. O elli senede yetişmiştir. 50 altın veriniz, emir buyurdu.
65-PLAN ADAMI, HAREKET ADAMI
Japonya ile Amerikan savaşının ilk yıllarında General Mac Arthur, bir mühendisi çağırdı küçük bir su üzerinde bir köprüyü kaç günde yapacağını sordu.
Mühendis cevap verdi:
- Üç gün.
Mac Arthur:
Pek âlâ, dedi. Ressamlarını al ve hemen köprünün planlarını hazırlayıver.
Üç gün sonra, Mac Arthur mühendisi çağırdı. Köprünün hazır olup olmadığını sordu.
Mühendis:
- Köprü hazır, generalim. Birlikler üzerinden geçebilir. Eğer projeleri isterseniz. Ressamlar henüz planları bitiremediler.
66-TATMAYAN BİLMEZ
Amerika'da bir lisenin diploma töreninde konuşan ünlü bir eğitimciden gençlerden biri:
- "Bir üniversitelinin kendini nasıl hissettiği hakkında bilgi vermesini" istemişti.
Eğitimci kendisine bir muz verilmesini istedi. Muzu aldı, herkesin gözü önünde soyup yedi.
Ardından soru soran gence:
- "Yediğim muzun tadının nasıl olduğunu biliyor musun?" dedi.
- Elbette bilmiyorum, dedi genç. Onu ancak yiyen bilir.
- Üniversite eğitimi de böyledir işte, dedi eğitimci. Onu kişinin kendisinin tatması gerek.
67-MADALYAYI NEDEN TAKMIYORMUŞ?
Sultan II. Abdulhamit Kars savaşında bulunup ta üstün başarı gösterenlere verilmek üzere bir Kars madalyası armağan etmişti.
Bir süre sonra, bu madalyayı Kars Savaşına katılmayanlar da takmaya başladılar. Bunlardan biri de Şeyhülislam idi.
Deli Fuat Paşa, bu durumu görünce, göğsündeki madalyasını çıkardı, takmamaya başladı.
Bir gün, Sultan Abdülhamid Paşanın madalyasını göğsünde göremeyince:
- Fuat Paşa, siz Kars madalyasını niçin takmıyorsunuz?
- Efendim, ben Kars Savaşına katılmadım ki takayım.
- Nasıl olur!
- Sultanım, bana inanmazsanız, Şeyhülislama sorunuz. Bakalım beni savaş sahasında görmüşler mi?
68-İŞSİZ ADAM, DEDİKODU ÜRETİR
Alparslan'ın veziri Nizamü'l-mülk çok değerli bir devlet adamı idi. Fakat sarayda onu çekemeyenler de vardı.
Bu adamlardan biri, Nizamü'l-mülkün halka zulmettiğini, milleti soyup servet sahibi olduğunu bildiren bir jurnali,
Alparslan'ın namaz seccadesinin içine koydu.
Alparslan jurnali görüp okudu. Derhal vezirini yanına çagırarak Jurnali ona da okuttu. Sonra da şu tavsiyeyi yaptı.
-Ey vezirim!
Şu kağıda bak. Eğer bu adamın dedikleri doğru ise, yaptığın bu işten vazgeç. Eğer bir iftira ise, onu cezalandırma.
Bu adama bir iş bul da, meşgul olsun. Onun bunun aleyhinde bulunmağa vakit bulamasın.
Bu sözlerde, her türlü fesadın, işsizlikten geldiğini anlatmış oldu.
69-DÜŞMANINI DOST ETMEK, YOK ETMEK Mİ?
Amerikanın 5. Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln, düşmanları hakkında çok yumuşak dil kullanırdı.
Bazıları bunu hoş görmeyerek:
- Düşmanlarınızı yok etmek dururken, onları böyle okşamanızı anlayamıyoruz, dediler.
Lincoln, onlara şu veciz cevabı verdi:
- Sayın efendiler!
Düşmanlarımı kendime dost etmekle, zaten yok etmiş olmuyor muyum?
70-SAMAN YERİNE GÜL
Meşhur Yunan Şairi Pindaros, antik medeniyetin zirve noktasında iken yaşamış olmasına rağmen,
cemiyetin bozukluğunu, kendisinin yeterince anlaşılamadığını şu sözlerle ifade etmişti:
- Meğer ben, bir ömür, katırların yemliğine saman yerine gül doldurmuşum.
Bir ilim ve sanat adamı için, layıkıyla anlaşılamamak, kendini anlayacak muhatap bulamamak kadar zor gelen durum yoktur.
71-YÖNETİMDE BAŞARININ SIRRI: ADALET
İran orduları başkomutanı Hürmüz, esir edilip Medine'ye getirildiğinde, Hz. Ömer'i, korkusuz ve mütevazi bir şekilde,
dışarıda yatıp uyur halde görmüştü.
Onun bu haline gıpta ederek:
- Adalede hükmettiğin için, emniyet içinde uyuyabiliyorsun, demişti.
Büyük İskender, Hindistan seferinde orada çok az olduğunu görünce, hakimlere:
- Ülkenizin kanunları niçin böyle azdır? diye sormuştu. Hâkimler:
- Biz, hak sahibinin hakkını kendiliğimizden veririz. İçimizdeki hükümdarlarımız da adildir, cevabını vermişlerdi. İskender:
- Adalet ile kahramanlıktan hangisi üstündür sizce? diye sordu.
Hakimler:
- Adalet yerine getirilirse, kahramanlığa gerek kalmaz, karşılığını verdiler.
72-İLMÎN YAŞI YOKTUR
Bir hikmet erbabı, ilmi sevmekle beraber, yaşının büyük olmasından dolayı utanan bir ihtiyara, şu ikazı yapmıştı:
- Ey kişi, ömrünün sonunda, ömrünün evvelinden daha faziletli bir halde olmaktan mı utanıyorsun?
73-ÖMÜR BOYU ÖĞRENME
Abbasi Halifelerinden Me'mun, meclisindeki alimlerle fıkıh meselelerini konuşurken (amcası)
İbrahim bin Mehdi meclise geldi.
Me'mun ona:
- Amca bu alimlerin söyledikleri hakkında sen ne dersin diye sordu.
Amcası:
- Ey mü'minlerin emiri! Çocukluğumuzda bizi bir takım şeylerle meşgul ettiler.
İhtiyarlığımızda da biz kendimizi meşgul ettik. Böylece ilimden mahrum kaldık, dedi.
Me'mun bunun üzerine:
- Şimdi okumanızda ne engel vardır? diye sorunca, amcası:
- Bizim gibi ihtiyarlara okumak yakışır mı? dedi. Me'mun:
- Evet, vallahi ilim talebesi olarak ölmen, cehalete kanaat ederek yaşamandan hayırlıdır, dedi. Amcası:
- Ne zamana kadar okumak bana yakışır, deyince de Halife Me'mun:
- Hayat sana yakıştığı (Hayatta olduğun) müddetçe... cevabını verdi.
74-İNSAN İÇİN EN HAYIRLI ŞEYLER
İran hükümdarlarından Enûşirvan, Büzürcmihr'e sordu:
- İnsan için en hayırlı şey nedir?
Vezir:
- Geçimini sağlamaya yeterli akıldır, cevabını verdi. Ve aralarında şu diyalog devam etti:
- O akıl bulunmazsa?
- Aybını örtecek dost ve arkadaşlardır.
- O da bulunmazsa?
- Kendisini halka sevdirecek maldır.
- O da bulunmazsa?
- Susan bir dildir.
- O da olmazsa?
- O zaman her şeyi uçurup götüren ölümdür.
75-SUÇ NASIL ÖNLENİR?
Eski Atina'nın büyük hukukçusu Solon'a, herhangi bir ülkede suçların nasıl önlenebileceği veya azaltılabileceği hakkında fikri sorulmuştu.
Solan, şu cevabı verdi:
- Ne zaman kendisine karşı herhangi bir suç işlenmemiş olanlar, haksızlığa ve suça maruz kalanlar kadar tepki gösterirlerse, o zaman suçlar önlenir veya azalır.
İnsan, her halükârda, haksızlığa ve zulme karşı tepkili olmalıdır. Bu takdirde cemiyette suçlar azalır, suçluların yaptıkları yanlarına kâr kalmaz.