El-alem Ne der sendromuna mahkum kaderlerimiz..

Son güncelleme: 06.07.2012 22:53




  • noimage



    An gelir boğuşup durduğun realitelerinden ve beynini kemirip duran düşüncelerden, soru ve sorunlardan sıyrılmak ve yeni bir sayfa açmak istersin. Bu bir irade midir yoksa baş edemediğin, içinden çıkamadığın var olan sorunları yok edip bilinçaltına gömmek veya hepimizin yaptığı hatayı tekrarlayıp sadece yumurta kapıya gelene kadar sorunlarla yüzleşmeyi veya çözüm üretmeyi erteleme tembelliği midir?


    An gelir yeni ilkeler, yeni hedefler ve kendinize koyduğunuz yeni kurallar sıralarsınız alt-alta... İyi de; yok saysanız da yok olmayacak geçmişiniz, yok saysanız da yok olmayacak geçim vs. gibi hayat gaileniz, borçlarınız, alacaklarınız, sevseniz de sevmeseniz de akraba, konu-komşu efradınız... Tutar çekiştirir bir yerlerinizden. Her kes toplumda alışılmış olan kalıplarda değerlendirir her tutum ve davranışı. Siz öyle tercih etmeseniz de toplum başkalarının aferin demesine şartlanmıştır. "El-alem ne der?" sendromundan ibarettir tüm hedeflerimiz, amaçlarımız ve hayat tarzımız. Kırmak istersiniz bu zinciri, kısır döngüyü... Sorumluluklarınız veya sorumluluklarını taşıdığınız insanların tercih ve ihtiyaçları bağlar. Kıpırdayamazsınız. Asi olmak yetmez, isyan etmek yetmez, yenilikçi olmak, özgürlükçü olmak yetmez... Kalıplar ve klişeler hayatınızın ve çevrenizin her hücresine yerleşmiştir artık. Toplum yargıları sizin itirazınıza rağmen sizi bilinen bir robot yaşama yani alışılmışın tekrarına ya da taklidine zorlar.


    Buna rağmen direnmek, makus talihi değiştirmek isteseniz de ya ekonomik zorunluluklar bağlar bir yerlerinizden ya da kaza- bela gibi hesabını yapmadığınız olağan üstü olaylar. Dönenir durursunuz kendi içinizdeki duvarlarını yıkmak istediğiniz daracık dünyada.


    Msn listemde olan birinin nickinde çok güzel bir cümle vardı. "Aklı ile övünen kişi hücresinin bolluğuyla övünen mahkuma benzer". Ne kadar güzel bir benzetme. Sıradan olmayışınız, gelişime ve geliştirmeye açık oluşunuz, aklınızın sınırlarını zorlamanız, var olanla yetinmeyişiniz size artı değerler üretecekken; hem var olan toplumsal kalıplardan dışarı çıkamamanın hem de var olanla yetinmeyişinizden kaynaklanan müzmin mutsuzluğunuzun mahkumiyetini çekersiniz...


    Kime gitmeli, kime anlatmalı, nerden, nerelerden ya da kimden, kimlerden ve nasıl yardım almalı? Her gördüğünüz zeka pırıltısı içeren kişiyi piyangonun büyük ikramiyesi görüp dört elle sarılır, kafanızda onu özel bir yerlere oturtur ve onu da sizin gibi idealist sanır ve inanırsınız. Ama gün geçip bağlandıkça yeni tavır ve yeni yüzlerini gördükçe, farkedersiniz ki; o da alışılmışın, bilinenin hazzını yaşamak istiyor. Sıradanlığın tadını çıkarmak istiyor.


    Ben günler ve gecelerce bana bir kereye mahsus tanınmış bu ömrü; "programlanmış oyuncak bir tren gibi yoldan, yani raydan çıkmamak üzere yürütmek mi, yoksa bana verilmiş aklın üreteceği alternatif çıkar yolları değerlendirmekle mi gel-gitleri?" yaşamakla meşgul olup beynimin ve bilinçaltımın labirent-vari çıkmazlarında debelenmekteyim.


    BİLİYORUM Kİ NE KİMSE KAFA YORACAK, NE KİMSE ANLAMA GEREĞİ DUYACAK...

    Ş.O.ALAGÖZ - ıssızada
#08.02.2010 22:08 0 0 0
  • Gülmek isterken aglamak,aglamak isterken gülmek misali isin dogalligindan olmasi gereken ekseninden cikip el alem ne der eksenine yatay bir gecis yapmak...
    Zaten su ana kadar basimiza ne geldiyse el alem ne der den gelmedi mi...
    Bu kelimeyi aslinda büyüklerimizde kafalarimiza yerlstirmistir..Temeli aileyi koruma amacli aileyi düsünerek yasamaktir sadece...
    Insanin tamamen yasama dair umudunu sevincini öldüren katil bir kelimedir..
    Hayati tamamen baskalarina göre yasamaya uyarlamis tamamen yapay ve insani incitici bir tutumdur..
    Zaten yapay olayn dogal olmayan hersey inciticidir degilmi...
    Oysa oldugu gibi davranan ve oldugu gibi görünen insan her zaman icin en güzel sekilde görünen ve bilinen degilmi dir aslinda...
    Her ne kadar bu durumu reddetmeye calissakta kendimiz gibi olmak icin cabalasakta bir noktadan sonra bir toplumun icin belirli bir hayata atiliyoruz..
    O toplum icin her türlü dejenerasyona ragmen büyük bir özveriyle yasamaya calisirken bu nokta insanin canini SIKACAK sartlanlamalar devreye giriyor..
    Bu anlarda insan bir birey olmak icin caba gösterirken,diger insanlar tarafindan resmen törpülenmeye calisilmaktadir..Herseye ragmen kendisi gibi olmaya calisirken fazla düsünceliliginden dolayi ve bazi deger yargilarina haddinden fazla deger vererek tabiri caizse körü körüne saygi duymaktan baska caresi kalmiyan bir kisilik beliriveriyor o noktada el alem ne der derken derken...
    Bu noktada kendisine isteyerek eziyet eden bir insan modeli cikiyor..
    Insanlarin kendi düsüncelerinide yasamaya hakki vardir...
    Neden hayat denen bu filmde hem senaryo yazan hem oynayan hem yöneten yine insanin kendisi olmasin ki?
    Kisi yasamina dair bazi davranislarini acaba karsimdaki nasil görür düsüncesiyle yasamaya baslayip devam ederse bir türlü kendisi gibi olamama halini yasar özgürlügü tamamen kisitlanir..
    Gün geldiginde kendimize sormamiz gereken soru, dogru olan nedir?
    Bu soruyu ben bir kac kisiye sorsam eminim kendine göre degilde baskalarinin dogrularina göre yanit verecektir...Baskalarinin onayliyacagi sekliyle izah yoluna girecektir..
    An geldiginde hayata dair en ufak bir karari bile alamaz hale gelince ic dünyasinda insanin yikintilari basliyacak,düs kirikliklari yasayacak ve neticesinde mutsuz olmaya kendini hapsedecek...
    Cogumuz el alem ne derciligi birakip hayatimiza yön verecek kadar cesur yürekli degiliz ne yazik ki ..
    Neden se kendi hayatimizi isteklerimizi hep baskalarina kurban ederek yasamisiz bir türlü kendimiz olamamisizdir..
    Kisiligimizi rölantiye alip cikmazsa sokup hayat denen güzelligi kendimize bir yük haline getirmemeliyiz...
    Dilerim ki kendi hayatini kendi gibi kendi istekleri ve dogrulari ölcüsünde ve ipleri yine kendi olan bir birey olarak yasayabilme dileklerimle...
    Fazla uzattim sanirim oysa ki Bu el alem kelimesine daha neler neler eklenebilirdi...Güzel bir nokta yakalamissiniz..
    Emegine saglik issizada abi...
#08.02.2010 22:47 0 0 0
  • çok şanslıyım.
    senin gibi sevgi ve saygı duyduğum değerli bir kardeşimin yazılarımı okuması ve böyle güzel ve içten analiz-yorumlar yapması çok gurur verici.
    çok teşekkürler leyl-i lal. kendi yazdıklarımla ilgili bile bişeyler öğrenmemi sağlıyor veya vesile oluyorsun. her şey güzel gönlünce olsun...
#12.02.2010 19:19 0 0 0

  • Ben günler ve gecelerce bana bir kereye mahsus tanınmış bu ömrü; "programlanmış oyuncak bir tren gibi yoldan, yani raydan çıkmamak üzere yürütmek mi, yoksa bana verilmiş aklın üreteceği alternatif çıkar yolları değerlendirmekle mi gel-gitleri?" yaşamakla meşgul olup beynimin ve bilinçaltımın labirent-vari çıkmazlarında debelenmekteyim.


    BİLİYORUM Kİ NE KİMSE KAFA YORACAK, NE KİMSE ANLAMA GEREĞİ DUYACAK...

    Ş.O.ALAGÖZ - ıssızada
#06.07.2012 22:53 0 0 0