Adnan Berk Okan Köşe Yazısı - Andan Berk Okan Yorumları
Allah'ım!...
Neler oluyor böyle?..
Milletçe delirdiğimizi biliyordum ama kurumlarımıza ne oldu?..
Bu ne büyük bir felâket?..
Bu ne zillet?..
Nereye gidiyoruz?..
Bunlar ne biçim yargı kararları?..
Nerede "HUKUK"?..
Nerede "Yasalar"?..
Nerede "DEVLET?"
Bu "Kuvvetler Ayrılığı ilkesi"nin erdemini ispat mı?..
Yoksa "Kuvvetler Ayrılığı Savaşı" mı?
Hukuk Devleti gidiyor; yerine Yargı Devleti mi geliyor?..
Adaleti, bağımsız mahkemeler mi tecelli ettirecek; ideolojik HSYK mı?..
***
Bugün (17.02.2010) İNTERNETHABER.COM'da, "Yargıdaki mizahi durum devam ediyor" başlığı altında yayımlanan analizimin bir yerinde, İngiltere Kralı Arthur'un şu sözünü hatırlatıyordum:
"Toprak her zaman kazanılabilir ama halkımın adaletime olan güvenini kaybedersem onu asla geri getiremem"
Yine İNTERNETHABER.COM'da, 16.02.2010 günü "Fethullah Gülen üstünden senaryo" başlığı altında yayımlanan analizin bir yerinde de şöyle diyordum:
" Gelişmiş demokrasilerde yargıçların ve savcıların sadece yasaların ve hukukun emrinde olduklarını da aklımızdan çıkarmayalım Hiçbir ideoloji, gelişmiş ülkenin yargıç ve savcılarını teslim alamaz Karar verirken, şüphelinin siyasi ve dini inançlarına göre değil, yasaya göre gerçekten suç işleyip işlemediğine bakarak karar verirler"
Ve soruyordum sonra da:
"Türkiye'de durum öyle mi?.."
Bizde durumun gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi olmadığını örnekleriyle anlattıktan sonra şöyle diyordum:
"Adalet intikam aracı olarak kullanılırsa; hem hukuk ve hem de adalet anlayışının kutsallığı yıkılır İki kurumun da erdemi çürür"
***
Buyurun
Lütfen bakın durumumuza da ağlayın
Türk yargı sistemi, adaletin değil, ideolojilerin emrinde
Yargıtay Başkanı, HSYK'nun aldığı kararın "yasal" olduğunu açıklıyor ama inanamıyorum
Neden inanamıyorum?..
Çünkü Yargıtay Başkanı'nın öyle çok konuşmasını hatırlıyorum ki "hukuk" adına değil, belirli bir "ideoloji" adına yapılmıştı
***
Ve...
HSYK'nın görevden aldığı savcıların "tutuklama" kararını onaylayan mahkeme heyetine kimsenin sesi çıkmıyor...
HSYK da, "tutuklamayı" talep eden savcıları görevden alıyor ama "Tutuklamayı" yapan hakimlere bir şey yapamıyor...
Neden?..
Çünkü HSYK'nin amacı tutuklanan savcıyı kurtarmak değil...
HSYK, bağımsız savcılara "gözdağı" veriyor...
Oysa, savcıların hatalı karar aldıklarını tescil edecek kurum HSYK değil...
Onun kararını da yine YARGI verir...
Gördük işte...
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in avukatları, tutuklamaya "itiraz" ettiler ama...
Üst Mahkeme itirazı reddetti...
Yani bir üst mahkeme; İlhan Cihaner'in tutuklanmasını isteyen savcılar ile o talebi uygun gören yargıçları haklı buldu...
***
Belki gerçekten de her şey yasalara uygun...
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması da yasal belki...
HSYK'nın, bu tutuklamayı getiren soruşturmayı yapan savcıları görevden aldığı karar da yasal ama...
Medyamız, siyasetçilerimiz, hukukçularımız kafalarımızı öylesine karıştırdılar ki; kimin haklı olduğuna karar veremiyoruz...
***
Evet dostlarım!..
Bütün bu gelişmelere baktıktan sonra ister istemez şöyle düşünüyoruz:
Dün, Erzurum Özel savcılığının aldığı ve uygulamaya koyduğu kararların "kişisel hesaplaşma" amacı koktuğu doğru ama...
Bir yanlışın yanlışla düzeltildiği şüphesi uyandıran HSYK kararı da yine "kişisel hesaplaşma" amacı taşıyor gibi
***
Tekrarlıyorum:
Adalet intikam aracı olarak kullanılırsa; hem hukuk ve hem de adalet anlayışının kutsallığı yıkılır
İki kurumun da erdemi çürür
Ne yazık ki yargımızın kutsallığı yıkılıyor, erdemi çürüyor
böyle olaylar halkın devlete adalete güvencini sarsıyor artık birisi mahkemede yargılanırken bile acaba bana adaletli karar verilecekmi diye düşünüyor halkın güveni dahada azalmadan herkez görevini layıkıyla yapip böyle olaylari kamuoyundan siler umarim temennimiz bu yönde
AKP li milletin vekilleri,HAK-HUKUK-ADaLET'in bir tek kendilerine vede yandaşlarına tecelli etmesini istiyorlar.
kendi hesaplarına ters düşen her kim varsa,iktidarın sağladıgı güç ile yıldırma taktiğine başvurmaktan hiç bir zaman geri kalmıyorlar,son hedeflerinde türkiyede illegal tarikatların-cemaatlerin son olarakta fettullahçıların üzerine korkusuzca giden ve yollarına taş koyan bir savcı var...
AKP anayasaya aykırı ne varsa gerçekleştirmek istiyor ve mağduru oynamaya çalışıyor,daha sonraki hedefleri ise,mağdur hale düştükten sonra SEÇİM ....
çünkü oyları çok düştü,eski oylarını ancak mağduru oynayarak toplama şansları oldugunu biliyorlar.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının tutuklanması ve arkasından yaşananlar Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. AKP sözcülerinin de kabul ettiği bu ilk, bir çok konuda olduğu gibi yine bu hükümetin eseridir. 7 yıllık iktidarlarında bu milletin faydasına, bu ülkenin yararına olacak bir ilk göremedik, ama olumsuz anlamda dünyanın bütün ilklerini yaşadık.
Herşey ortada
Olayın hukuki yönü ayrı bir tartışma konusunudur. Hukukçu olmadığımız için bu yönde bir değerlendirme yapmamız doğru olmaz. Ancak, gördüklerimizi anlayacak, duyduklarımızı değerlendirecek kadar aklımız var. Yetkin hukukçuların söylediği yargının ağır bir siyasi baskı altında olduğunu gösteriyor. Kaldı ki, Yargıtay, Danıştay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüksek kurumların ve meslek örgütlerinin aynı şeyi söylemeleri de göz ardı edilemez. Bütün bunların dışında bir de yaşananlar var. Bir Cumhuriyet Başsavcısının makamının ve evinin bu kadar kolay aranması, bu kadar kolay tutuklama kararı verilmesi zaten fazla söze gerek bırakmıyor ve her şeyi ortaya koyuyor.
Herkesten çok ağlıyorlar
Bu olay karşısında muhalefetin veya Erzincan Başsavcısının tutuklanmasına karşı çıkanların ne söylediğinden çok, hükümetin ne söylediği ve ne yaptığı önemlidir. Gerek Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in ve gerek Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın söylediklerini akılla, mantıkla izah etmek hiçbir şartta mümkün değildir. Öyle bir tablo çiziyor, öyle şeyler söylüyorlar ki, hakikaten şaşırıp kalıyorsunuz. Herkesten çok ağlıyor, herkesten çok şikayet ediyorlar. Muhteremleri dinlerken zannedersiniz ki, bu ülkeyi uzaylılar yönetiyor. Bir kere kendileri dışında herkes kötü ve yanlış işler yapıyor. Asker yanlış işler yapıyor, yargı yanlış işler yapıyor, muhalefet partileri yanlış işler yapıyor, sivil toplum örgütleri yanlış işler yapıyor. Tekel işçileri Doktorlar, Eczacılar, İtfaiyeciler, üreticiler, çiftçiler, besiciler, emekliler, memurlar, iş isteyenler hep bu hükümetin düşmanı. Çünkü hepsi dert yanıyor, hepsi hükümetin kendilerini kandırdığını söylüyor. Pişkinliğin de sınırı olmalı
Bülent Arınç, hükümet adına açıklama yapıyor. Anlatıyor da anlatıyor. Yargı siyasallaşmışmış, kurumların üzerinde baskı varmış, yetkiler aşılıyormuş, daha neler neler. Başbakan Yardımcısını mı, anamuhalefet liderini mi dinliyoruz belli değil. Söylediklerinin tamamının doğru olduğunu düşünelim. İyi de kardeşim bu ülkede 7 yıldır kim iktidar? Bütün bunlar kimin zamanında oluyor? Bu hale nasıl geldik? Siz bırakın ağlamayı da, düzgün giden bir şey gösterin. Ekonomi batmış, sosyal huzursuzluk had safhaya ulaşmış, terör ve bölücülük sıradanlaymış, millet ümidini kaybetmiş, kurumlar birbirine girmiş, ülkenin de milletin de hak arayacağı yargı kurumları ayağa kalkmış, siz hala masal anlatıyorsunuz. Pişkinliğin de, zeytin yağı durumlarının da bir sınırı olur. Hala mağduru oynamaya, hala istismar etmeye, hala kafa karıştırmaya uğraşıyorsunuz. Bu millet sizi daha nereye kadar taşıyacak? Bu yalan, talan ve ihanet siyaseti nereye kadar gidecek?
Önünüzde iki yol var
Türkiye bunu hak etmiyor. Bu durum artık devam edemez. Israr ve inat etmek çok pahalıya mal olmaya başlamıştır. Önünüzde iki yol var. Birincisi bu çıkmaz yolu bırakmak ve ülkenin ihtiyaçlarına göre, milletin beklentilerine göre politika üretmek ve hükümet etmektir. Germekten, çatıştırmaktan, bölmekten vazgeçmektir. Bu tutum, bu siyaset belki size iktidar getirmiş, iktidarda kalmanızı sağlamıştır, ama artık ağır bedeller yüklemeye başlamıştır. Kurumların, partilerin ve nihayetinde insanların birbirine düşürülmesi, karşı karşıya getirilmesi kimseye bir şey kazandırmaz. Bu çatışma her şeyden önce sizi yok edecektir.
Doğru karar seçimdir
İkinci ve aslında en doğru ve en kestirme yol artık bir seçim kararı almaktır. Böyle bir karar tansiyonu düşüreceği gibi, son derece tedirgin olan bürokrasiyi de rahatlatacaktır. Siyaset dışında çözüm arayanların beklentilerini boşa çıkaracak ve her şeyin kendi mecrasına dönmesini sağlayacaktır. Bu saatten sonra yapılacak seçimin erken olmayacağı da açıktır. Zaten artık son viraja girilmiştir. Yaptırdığınız kamuoyu yoklamalarında tepe üstü çakıldığınızı görmek sizi ürkütüyor olabilir, ama başka çareniz kalmamıştır.
Yargı reformu!
Gelinen noktada bir yargı reformundan bahsedilmektedir. Böyle bir reforma ihtiyaç olduğu doğrudur. Aksini söyleyen hiç kimseye henüz rastlamadım. Cumhurbaşkanı da çıkış yolu olarak bunu göstermiştir. Ancak, nasıl ve hangi çapta bir yargı reformu yapılacaktır. İktidarın, diğer partilerle bir araya gelerek üzerinde uzlaşma sağlanacak bir reform arayışında olmadığı bellidir. AKP'nin yargı reformundan anladığı, bütün yetkileri tek elinde toplamak, kendi düzenini kurmak ve yargıyı kontrole almaktır. Yaptıkları açıklamalar bunu net biçimde ortaya koyuyor. Bunun için referanduma gitmeyi bile düşünmüş, fakat göze alamamıştır. Keşke göze alsaydı ve millete sormaya cesaret edebilseydi. Şimdi bunun istismarını yaparak milleti kandırmaya çalışacaklarını daha ilk günden gösterdiler.
Yetersizliklerin tek kaynağı
Türkiye'nin AKP ile geldiği nokta gerginlik, çatışma ve kaostur. Zaten bunlardan beslenen bir iktidardan başka bir şey beklenemezdi. Türkiye'nin hükümeti, Türk milletinin omuzlarında ağır bir yük olmaya başlamıştır. İktidar yaşanan bütün olumsuzlukların, bütün yetersizliklerin kaynağıdır. Ağlayarak, suçlayarak, hedef şaşırtarak bu gerçeği değiştiremezler. AKP adına söz söyleyenler önce dönsün kendilerine baksınlar. Bu ülkeyi 7 yılda nereden nereye getirdiklerinin, milleti nasıl birbirine düşürdüklerinin hesabını versinler. Kaçmak, oyalamak sonucu değiştirmeyecektir. Bir gün nasıl olsa o sandık gelecek ve sonucunda da o mahkeme kurulacaktır.