John Locke

Son güncelleme: 23.02.2010 15:49
  • John Locke Kimdir - John Locke Resimleri - John Locke Biyografisi - John Locke Hakkında

    ( 1632 - 1704 )

    Locke aslında bir 17.yy. filozofu olmasına rağmen kendisinden sonra gelişecek olan 18.yy. aydınlanma döneminin özelliklerini taşır. Bir anlamda aydınlanmanın ilk filozofu denilebilir. Bu dönemde temel amaç pratik yaşamı düşünceyi bilimi kısacası herşeyi akla göre yorumlamak tüm gelenek ve dogmatik inançlardan kurtarmak aklın doğrularını ortaya çıkarmaktır. Oxford'da doğa bilimleri ve tıp öğrenimi almış bir ara da siyasete girmiştir. Locke ile birlikte felsefe anlaşılması zor bir metafizik uğraş olmaktan çıkıp pratik yaşama yönelmiştir.
    Locke insanda doğuştan gelen insanın ruhunda hazır bulunan bazı temel düşüncelerin idelerin olmadığını savunur. Aksi görüş daha önce Descartes ve ardılları tarafından savunulmuştur. Locke ise bu konuda Hobbes ile aynı fikirdedir. Bu tür doğuştan düşüncelerin tüm insanlarca doğru sayılması bu idelerin doğuştan olduğuna dair bir kanıt olarak ileri sürülür. Ama Locke bunun böyle olduğundan şüphe eder. Örneğin mantığın ana ilkeleri olan çelişmezlik ve özdeşlik ilkelerinin cahiller ve çocuklar tarafından bilinmediğini ve onların ruhlarında doğuştan olan bu ilkeleri bilmemelerinin bir çelişme olduğunu söyler. Ayrıca bütün pratik kurallar da temellendirilmelidir. Çünkü yalan söylemenin kötü olduğu düşüncesini bir din adamı Tanrı böyle istiyor diye açıklarken bir başkası toplum böyle istiyor diyebilir ve yine bir başkası her zaman kötü olmayacağını savunabilir. Bu tür ilkelerin hem farklı anlaşılması hemde doğuştan tüm insanlarda aynı olması saçmadır.



    Bu tür ilkelerde insanların birleşmelerinin nedeni de toplumun ve insanların varlığı ve mutluluğu için zorunlu olmasındandır. Yine Tanrı kavramı da doğuştan değildir. Çünkü çoktanrıcılar ile tektanrıcılar arasında bir farklılık olması yanında aynı dinden olan kişiler bile Tanrı kavramında birleşemeyebiliyorlar.

    Peki ruhda doğuştan düşünceler ilkeler yoksa bilgimiz nereden geliyor. Ona göre ruh başlangıçta düz beyaz bir kağıt gibidir ve tüm bilgimiz de deneyden gelir. Locke deneyleri ikiye ayırmış. İç deney ve dış deney. Dış deneyin konusu dışımızdaki nesnelerdir iç deneyin ise ruhumuzda olup bitenlerdir. Dış deneyde vücudumuzdaki organlar sayesinde dış dünyadan edindiğimiz duyumlar beyne iletilir ve ruhumuzda bir duyuma yolçar. İç deney ise dış deney sayesinde ruhumzda oluşan bu duyumların oluşturduğu tasarımların yaşanması ve farkına varılmasıdır. Sonuçta ruhda algılamak bilmek istemek şüphe etmek gibi tasarımlar oluşur.
    Böylece oluşan tasarımlarımızın ise bazıları basit bazıları bileşiktir. Basit tasarımlar genelde tek bir duyumun yol açtığı tasarımlardır. Örneğin görme ile renkler dokunma ile sertlik sıcaklık tek bir duyumun yol açtığı basit tasarımlardır. Görme ve dokunma duyumları ile de yer kaplama şekil hareket gibi birden çok duyumun yol açtığı basit tasarımlar oluşur. Düşünme ve isteme ise iç deney ile edinilen basit tasarımlardır. hem iç hem dış deney ile edinilenler ise haz acı kuvvet zaman vb.dir.
    Bileşik tasarımlar ise basit tasarımların birleşmesinden oluşur. Bu birleştirme sayesinde run etkin olur. Bu etkinlik üçe ayrılır. 1. Birkaç basit tasarımdan tek bir bileşik tasarım üretmek ki bu tüm bileşik tasarımlar için zorunludur. 2. Basit ve bileşik ideleri anlamlı bir şekilde bir araya getiren etkinlik. Bu bir çeşit düzenleme tasnif etme gibidir. 3. Bir tasarımı bağlı olduğu tasarımlardan ayıran etkinlik.
    Ruhun bu etkinliklerinin birinci grubundaki tasarımların kendi başlarına bir varlıkları yoktur. Örneğin sonsuzluk tasarımı. Nesne tasarımı da böyledir. Nesne tasarımı aslında o nesneye ait çeşitli duyularımızın birleştirilmesinden oluşmuştur. Tanrı tasarımı ise yine iç deneyin bazı manevi niteliklerini yüceltmenin bir sonucudur. İkinci grupta ise bağlantılı tasarımlar vardır. Örneğin neden-etki tasarımını bazı nesne ve niteliklerinin başka nesne ve nitelikleri etkilemesini algılamakla üretiriz. Ahlak tasarımları da eylemlerimizin yasa tasarımlarıyla birleştirilmesinden oluşur. Üçüncu gruptakilier ise ayrılmış tasarımlardır. Mesela sıcaklık tasarımını ateş ve güneş gibi bağlı olduğu tasarımlardan ayırarak tek başına bırakmakla üretiriz. Böylece Locke tümel kavramların objektif gerçek bir varlığı olmadığına inanır.
    Locke duyumlarımızı gerçeği yansıtmaları bakımından ikiye ayırır. Gerçeğin yansıları olan birinci tür duyumlarortadan kaldırıldığında nesnenin kendisi de ortadan kalkar. Örneğin büyüklük sayı şekil vb. Gerçeği yansıtmayan ikincileri ise rastalantılı olarak belli bir durumda nesneye bağlananlardır. Sıcaklık tat koku vb.gibi.
    Dış deney sayesinde oluşan dış dünyaya ait bilgimiz oldukça zayıf ve güvenilmezdir. Bir cisimler dünyasının varlığı kesin olarak kanıtlanamaz. Ancak varlığı daha olasıdır. Kesin bilgimiz ise objeyi tam olarak karşılayan iç deney sayesinde oluşur. İç duyum yolu ile üretilen tasarımlar kendi aralaranda bir tasarımlar dünyası ortaya çıkarırlar. Ve bu tür tasarımlar ruhumuzdaki olup bitenleri tam olarak karşılar. Locke'un bu görüşü Descartes'in "düşünüyorum öyleyse varım" önermesine benzese de Locke bu sonuca soyut bir yolla değil deneysel bir çözümleme ile ulaştığı için ondan ayrılır.
    Locke'un felsefesi kolay anlaşılabilir olduğundan büyük çevrelere yayılmış ve etkilemiştir. Ayrıca bu felsefe pek çok yönde geliştirilmeye açıktır. O tüm düşüncesini sadece aklın çıkarımları üstüne kurmuş hiçbir dış etkene bağlı kalmamıştır. Bu yönü ile tam bir aydınlanmacıdır ve kendisinden sonra Kant'da zirveye ulaşacak bir dönemi başlatmıştır.
#23.02.2010 15:49 0 0 0