internet bağımlılığı hakkında yazı - yalnızlık konulu yazılar - internet ve yalnızlık
Yakın bir arkadaşımı yaklaşık üç aydır evinden dışarı çıkarmakta zorlanıyorum. İşten çıkar çıkmaz evine koşuyor, hafta sonları dahil tüm tatillerini evde geçiriyor. Sosyal hayatın renklerini, akşam eğlencelerini, gezip tozmayı çok seven arkadaşımın hiç dışarıya çıkmaması ilk başlarda bana o kadar da tuhaf gelmemişti. Yorgun olabileceğine vermiştim. Ne zamanki kişisel alışverişini bile başkalarına yaptırmaya, kılığına kıyafetine eskisi kadar ihtimam göstermemeye başladı, işte o zaman işin içinde başka bir iş olduğunu anladım.
Arkadaşlık zor zamanlarda gereklidir asıl.
Çay kahve içerken gülüşmeye insan bulmak kolaydır da, evden çıkmayan arkadaşı fark etmek de, yeniden hayata karışmaya ikna etmek de zordur.
Biraz kurcalayınca meseleyi çözmekte zorlanmadım. Ne de olsa gazetecilik var serde, dedektiflerle akraba sayılırız!
Arkadaşım internette sanal bir oyunun müptelası olmuş. Oyunun adını buraya yazmıyorum, önemi olduğunu da sanmıyorum.
Arkadaşımın anlattıklarından aktarayım.
Oyun internetten özel olarak bilgisayara indiriliyor ve başka pek çok insanla birlikte aynı anda, canlı olarak oynanıyor. Oyunda tıpkı günlük hayatta olduğu gibi arkadaşlar ediniyor, sohbet ediyor, alışveriş yapıyor, yemek yiyor, dolaşmaya çıkıyorsunuz. Hatta sevgili ediniyor, dilerseniz bununla da yetinmeyip evleniyorsunuz! Elbette oyuna katılanlar kendi isimleri yerine birer rumuz kullanıyorlar, tahmin edebileceğiniz gibi.
Arkadaşımı yargılamadım. Aksine, anlamaya çalıştım. İlgiyle dinlemem, onda oyunu ve oyunda yaşadıklarını bana anlatabileceği hissini doğurmuş olmalı ki, paylaşacak birini bulmanın coşkusuyla, her şeyi anlattı. Kurgu bir dünyanın içinde yaşadığı kavgaları, çekişmeleri, kıskançlıkları, aşkları, gördüğü ilgiyi. Gerçek dünyadan hiç farkı yoktu anlattıklarının. Öyle anlar oldu ki, bazen sanal bir oyundan değil de, gerçek yaşamdan söz ettiğimiz duygusuna kapıldım. Aslında arkadaşımı anladığım nokta tam da orasıydı. Oyunu, gerçekten yaşıyordu. Sanal oyun, onun tek gerçeği olmuştu.
Sözünü ettiğim arkadaşım, sanal bir oyunla yaşayan tek arkadaşım değil, başkaları da var. Yine bir sanal oyunda köy kuran, tarım yapan, hayvancılığa başlayan bir arkadaşıma oyundan kafasını kaldırıp bahçesinde domates yetiştirmesini önerdiğimde, yüzüme tuhaf tuhaf bakmıştı.
Sanal oyundan kopmamak için dünyadan kopan, oyuna her an girebilsin diye internet erişimli cep telefonu alan, araç kullanırken " bir bakar mısın, kaç ton buğdayım olmuş" diye kontrol ettirenlere şahit oldum.
Bir ara da sanal bebekler moda olmuştu. Büyütüp besliyordunuz, altını bezliyordunuz, iyi bakamazsanız hasta ediyordunuz. Sahip olmak dürtüsüyle alınan sanal oyuncak bebek ölünce vicdan azabından ciddi sarsıntılar geçirenler olduğunu etraftan duyuyorduk.
Yalnızlaşıp içine kapanan toplumda her birimizin bir dala tutunma ihtiyacı var. Hepimiz kendimizi anlatmak istiyoruz.
Kimimiz hiç ilgi duymadığı kurslara yazılır, çünkü "bilmem kaç adımda arkadaş edinme rehberi" türünden kitaplarda ilk önerilen, hobi kurslarına katılmaktır.
Kimimiz yazar, kimimiz çizer, kimimiz de boyar.
Kimimiz de başarısızlıktan yorulur, yeni başarısızlıkların önüne geçip aç ruhunu yaldızlı sözlere doyurmak için işte böyle sanal dostluklara vurur kendini. Sanal oyunlarda tarla sahibi olarak unutur herkesi, oyalar zihnini.
Sanal âlemde isminiz de sanaldır çünkü. Başarısızlık gelecekse, o sizin değil, sanal adınızın başarısızlığı olacaktır. Sıkılırsanız istediğiniz an bırakabilirsiniz.
Hayat kimseye yeniden başlama şansı vermez ancak sanal dünyada istediğiniz an yepyeni bir kimlikle sıfırdan başlayabilirsiniz. Üstelik tanımadığınız birine kendinizi anlatmak zorunda da değilsiniz. Hem zaten anlatın gitsin, nasılsa gerçek hayatta yüz yüze gelmeyeceksiniz.
Sanal oyunlara bağımlı olanları yargılama hakkım yok.
Sanal dünyalar bana çok uzak olsa da, gürül gürül akan dünyanın gerçekliği bana yetse de; sert kayalara çarpıp çarpıp kırılanları, sanal ve sahte bir dünyaya tutunmaya çalışanları anlıyorum.
Sadece bir tek soru takılıyor aklıma;
Bu kadar mı yalnızız biz?