TEMA

Son güncelleme: 06.04.2010 16:49
  • TEMA HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR

    • TEMA'nın açılımı nedir?
    • TEMA'nın İngilizce açılımı nedir?
    • TEMA Vakfı'na üye olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
    • TEMA üyesiyim. Üyeliğimi yenilemek istiyorum.
    • TEMA Vakfı'nın faaliyetleri konusunda bilgi edinmek istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?
    • Kurum ve kuruluşlar TEMA'ya nasıl destek verebilir ve/veya nasıl TEMA etkinliklerine sponsor olabilirler?
    • Meşe Kampanyasına katılmak istiyorum. Ne yapmalıyım?
    • TEMA Vakfı enerji konusunda ne düşünüyor?
    • Orman alanlarının turizme açılması konusunda TEMA Vakfı ne düşünüyor?
    • TEMA Vakfı Sivil Toplum Kuruluşlarının işlevini nasıl değerlendiriyor?
    • TEMA ulaşım sistemimiz hakkında ne düşünüyor?
    TEMA'nın Açılımı Nedir?
    TEMA'nın açılımı, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı'dır.

    TEMA'nın İngilizce Açılımı Nedir?
    TEMA'nın İngilizce açılımı, Turkish Foundation for Combating Erosion, Reforestation and the Protection of Natural Habitats'tir.

    TEMA Vakfı'na üye olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

    TEMA Vakfı'na internet üzerinden üye olabilirsiniz. Bunun için aşağıdaki butonun üzerine tıklayarak, internet üzerinden gerekli bilgileri girebilirsiniz. Internet üzerinden üye olmak istemiyorsanız, TEMA dergilerinin içinde bulunan üyelik formunu okuyup, talimatlar doğrultusunda formu doldurup, TEMA'ya postayla da gönderebilirsiniz. Vakit ayırıp, aşağıdaki anket formunu da doldurursanız, TEMA Vakfı'nın daha iyi ve daha etkili çalışabilmesine de katkıda bulunmuş olacaksınız.

    TEMA üyesiyim. Üyeliğimi yenilemek istiyorum.

    TEMA Vakfı'na üyeliğinizi yenilemek için tekrar üyelik formu doldurmanız gerekiyor. Bu işlemler hakkında bilgi edinmek için, lütfen yukarıda yazılı olan sorunun, cevabını okuyunuz.

    TEMA Vakfı'nın faaliyetleri konusunda bilgi edinmek istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?

    Internet sitemizde, TEMA Vakfı'nın yapmış olduğu bazı çalışmalar hakkında bilgiler yer almaktadır. Aşağıdaki butonlara basarak, bu belgeleri okuyabilirsiniz. Daha ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız TEMA Vakfı'nın yayınlamış olduğu kitaplardan edinebilirsiniz. TEMA Yayınlarını internet üzerinden de satın alabilirsiniz. İstediğiniz bilgileri, internet sitemizde bulamadıysanız, Belge-Bilgi Merkezi'mizle bağlantıya geçebilirsiniz.

    Kurum ve kuruluşlar TEMA'ya nasıl destek verebilir ve / veya nasıl TEMA etkinliklerine sponsor olabilirler?

    TEMA Vakfı etkinliklerine kurumsal üyelik ve sponsorluk uygulaması ile destek verilebilmektedir. Kurumsal üyelik uygulaması, Gönül Üyeliği, Destek Üyeliği ve Onur Üyeliği olarak üçe ayrılmaktadır. Tüm üyelikler 1 yıl için geçerlidir. Üyelik aidatlarından sağlanan finansman ile uygulama zamanı gelmiş, ancak sponsor bulunamamış proje ve etkinliklere destek sağlanmaktadır. Bu şekilde destek vermek isteyen kurumlar Gönül Üyeliği, Destek Üyeliği veya Onur Üyeliği için TEMA'ya başvurabilirler. Kamuoyunun büyük ilgi ve destek gösterdiği TEMA proje ve aktiviteleri de sponsorluklar yoluyla yürütülmektedir. TEMA etkinliklerine destek vermek isteyen kurumlar, proje ve etkinlik içerikleri ve bütçelerini açıklayan dosyalardan edinerek, Kaynak Geliştirme Bölümü ile irtibata geçebilirler.

    Meşe Kampanyasına katılmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

    Meşe Kampanyasına internet üzerinden veya aşağıda belirtilen bankalara para yatırarak katılabilirsiniz.
    9 Meşe Palamudu'nu 1.000.000 TL'ye satın alabilirsiniz.
    Kampanyaya 1.000.000 TL veya katları oranında katılımınızı bekliyoruz.
    Meşe Palamudu Ekim Hesap Numaraları
    Etibank Mecidiyeköy Şb. 24232-351
    Ziraat Bankası Levent Şb. 4000-2
    Halkbankası Beyoğlu Şb. 66000
    Demirbank Merkez Şb. 706-0120412-282

    Meşe Palamudu Ekim Hattı
    (0212) 284 80 00
    (0212) 268 39 44
    (0212) 283 78 16/ 180-185-186-202
    Faks : (0212) 284 80 09

    Meşe Kampanyası hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, aşağıdaki butonları da kullanarak ilgili dokümanlara ulaşabilirsiniz.

    TEMA Vakfı Enerji Konusunda Ne Düşünüyor?

    TEMA Vakfı, çevreye en az zarar vermesi ve yenilenebilir enerji kaynağı olması nedeniyle güneş ve rüzgar enerjisi teknolojisini savunmaktadır. Avrupa ve Amerika'da, son yıllarda güneş ve rüzgar teknolojisi alanında büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Çevre dostu yeni enerji teknolojilerinin maliyetlerini ucuzlatmak için çaba gösterilmektedir. Fosil yakıtlarına (kömür, petrol ve doğalgaz) dayalı enerji santralleri, sera gazı emisyonları yüzünden çevreye büyük zarar vermekte, doğa ve insan sağlığını bozmakta ve hava kirliliğini arttırmaktadır. Nükleer enerji santralleri da görece temiz bir enerji seçeneği sunmaktadır. Ancak, TEMA, Türkiye'nin uzun vadede nükleer enerji veya fosil yakıtlarına dayanan enerji santralleri yerine rüzgar ve güneş enerjisi teknolojisini geliştirmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu da ancak devletin enerji politikasının değişmesiyle mümkün olacaktır. TEMA Vakfı, Türkiye'nin genel enerji politikasının tartışılması ve temiz enerji seçeneklerinin desteklenmesiyle, bu sorunun uzun vadede çözülebileceğini düşünmektedir.

    Orman Alanlarının Turizme Açılması konusunda TEMA Vakfı Ne Düşünüyor?

    Ülkemiz ormanları, dünya ormanları gibi ve hatta daha fazla denebilecek oranlarda baskı altında kalmaktadır. Resmi kayıtlara göre orman alanlarımız 20.6 milyon hektar olarak gözükmekle birlikte, verimli orman alanı bazı verilere göre 8.5 milyon hektar, bazı verilere göre 5.5 milyon hektardır.
    Ülkenin yıllık odun ihtiyacı 35 milyon m³ tür. Bunun 14-16 milyon m³'ünü Orman Bakanlığı üretiyor gözükmekle birlikte, aslında tüketmektedir. Kavakçılıktan 4 - 4.5 milyon m³ odun elde edilirken, 4 milyon m³ kadar da ithal edilmektedir. Yıllık 11-12 milyon m³ olan açık, kaçak kesimler yapılarak giderilmektedir.
    Orman baskısına, 12-14 milyon bir nüfusa sahip orman köylülerinin sosyo-ekonomik durumlarının düzeltilememesi başka bir nedendir. Fakir insan, yemeğini pişirmek, suyunu ısıtmak, evini ısıtmak için ormanı kesecektir. Hatta biraz daha kesip, satarak yaşamını sürdürecektir.

    Ormanları bu tür baskıdan korumak için, orman köylülerinin sosyo-ekonomik durumunu mutlaka iyileştirmek gerekmektedir. TEMA Vakfı'nın "Sizin de Bir Köyünüz Olsun" sloganıyla başlattığı Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme Projeleri'nin temel hedefi budur. Bu yönde başarılı sonuçlara ulaşılmıştır. Bolu-Seben İlçesi Kozyaka Köylüleri kendiliklerinden ormana levha asmışlardır: "Köylüler ve hayvanlar ormana giremez" diye.
    En vahim boyutlarda orman baskısı ise siyasi tavizlerle yaşanmaktadır. Ormanlarla ilgili yasal mevzuat incelendiğinde siyasi tavizlerin nelere malolduğu açık bir şekilde görülebilir. Anayasanın 169'ncu maddesinin "orman alanları daraltılamaz" amir hükmüne rağmen her yasal düzenlemede orman alanlarının daraltılması bunun açık kanıtıdır.

    Yapılan son yasal düzenlemelerle ormanların daraltılması ve/veya orman tahribine yol açacak üç önemli karar uygulamaya konulmuştur:

    * 400.000 Ha alanın orman alanı dışına çıkarılması,
    * Orman Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan protokol,
    * Orman ve hazine arazilerinin 'Turizm Alanı' olarak ilan edilmesi, şeklindeki kararlar orman tahribinin önündeki engelleri ortadan kaldırmıştır.
    * 400.000 Ha alanın orman alanı dışına çıkarılması: 2634 sayılı (turizm bölgeleri, turizm alanları ve turizm merkezlerinin belirlenmesi için çalışma gruplarının oluşturulması, görev ve yetkileri ile çalışma şekline ilişkin yönetmelik) Turizmi Teşvik Kanunu ve 2924 sayılı yasayı değiştiren 4127 sayılı (orman köylülerinin desteklenmesi hakkındaki kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun) yasa doğrultusunda hazırlanan yönetmeliğin kasım ayında yürürlüğe konulmasıdır. Bu yönetmelikle 400.000 Hektar saha 6831 sayılı yasanın 2b maddesinin uygulanmasıyla orman alanı dışına çıkarılacaktır. Yani ormanlarımız biraz daha küçülecektir. Arzedilen yönetmeliğin yasaya, yasanın da Anayasa'ya aykırı olduğunu değerlendiren TEMA, yönetmeliğin ilgili maddelerinin iptali ve uygulamadan doğacak mahsurları önlemek üzere yürütmeyi durdurma istemiyle danıştayda dava açmıştır, fakat dava kaybedilmiştir.

    * Orman Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan protokoller: Gerek Anayasa'mızın 169ncu, gerek 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17nci maddelerine istinaden ve bunlara göre düzenlemeleri yapılmış bulunan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 8nci maddesi ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun 8nci maddesine dayanarak, Orman Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı arasında her yıl yeniden imzalanmaktadır. Bu protokola göre;

    1. Turizm bölgesi ilan edilen bölgeler içerisindeki orman sahaları,
    2. Milli park alanı olarak ilan edilmiş bulunan bölgeler içerisindeki orman sahaları,
    3. Bunların dışındaki orman sahaları, Turizm Bakanlığı'nın talebi üzerine turizme açılmaktadır.

    Bu kabul edilebilir bir uygulama değildir. Yasal yollardan önlenebilmesi için hukukçu uzmanlarımızla konu incelenmiş; ancak yasalar öyle bir şekilde düzenleşmiştir ki, deyim yerinde ise ormanlarımızın yağmalanması "açık kapı bırakılmadığı" ve yasal yoldan sonuç alınamayacağı kanaatine varılmıştır.
    TEMA Vakfı'nın hukuk uzmanlarınca yapılan çalışmalarda, ancak "KAMU YARARI" kavramından hareket edilirse belki bir önlem alınabileceği değerlendirilmiştir. Bu konuda yasal yollarla önlem alınma ihtimalinin çok sınırlı olması, uygulamanın önlenmesi için kamuoyu oluşturma zorunluluğunu gündeme getirmektedir. Sözleşmenin uygulanmasını önlemek için bir yandan kamuoyu oluşturma çalışmaları başlatılmış, diğer taraftan da uygulamaya geçilmemesi amacı ile konuyu ve yaratacağı sonuçları açıklamak üzere başbakanlık katında girişimlerde bulunulmuştur.

    * Orman ve hazine arazilerinin 'Turizm Alanı' olarak ilan edilmesi: Bakanlar Kurulu'nun 06.01.1998 tarih ve 98/10496 sayılı kararıyla başta İstanbul olmak üzere değişik bölgelerdeki orman ve hazine arazilerinin 'Turizm Alanı' olarak ilan edilmesi şeklindedir.
    Vakıfça 'Turizm Alanı' ilan edilen bölgelerin durumları ve sahipleri incelemeye alınmış, İstanbul içindeki incelemeler tamamlanmıştır. Yeşil alan itibariyle fevkalâde yoksul bir durumda bulunan İstanbul'un nadir yeşil alanlarından sekiz adedi daha böylece yapılaşmaya tahsis edilmektedir.

    Bu noktada özellikle üç hususa dikkat çekmek gereğini duymaktayız. Kamu Yararı'nın doğru algılanması, bu tür alanlarda yapılaşma yerine Eco-tourism'in seçilmesi ve ekolojik bütünlüğü bozarak yoğunluğa meydan verilmemesi, turizm alanlarında bu hususlar temel alınmalıdır.

    Bu tür uygulamalarda kamu yararının gözetildiği ifade edilmektedir. Bize göre gözetilen kamu yararı anlayışı noksandır. Tek taraflıdır. Sadece ekonomik fayda esas alınmaktadır. Kamu yararı anlayışı, sürdürülebilir kaynak yönetimi, topluma yaygın fayda sağlayabilme, kalkınma ve imar planlarına ve uluslararası yükümlülüklere -Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Sözleşmesi v.b. gibi- uygunluğu yerine getirme, elde edilecek olan yarara en düşük toplumsal maliyetle ulaşılma gibi çok yönlü temel ilkelerin hepsini içine alan bir değerlendirme sonuçlarına bağlanmalıdır.
    Doğal yapıyı korumak için bir diğer dikkat edilmesi zorunlu nokta ise, yoğunluğun ekolojik Bütünlüğü ve dengeyi bozacak kadar fazla olmamasıdır.

    TEMA Vakfı, yanlış uygulamaları önlemek için yasal yollara ve kamuoyu oluşturma gayretlerine paralel olarak, yeni yasa önerileri hazırlanması için de bir çalışma başlatmıştır.
    24 Aralık 1998 Günü Anayasa Mahkemesi Salonu'nda, önde gelen ve konularında uzman olan hukukçuların katılımıyla düzenlenen panelde, başta Anayasamız olmak üzere, bu doğrultuda hazırlanan yasaların toprağı ve doğal varlıkları koruyamadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

    İşte bu çok büyük yanlışlığın, daha doğrusu yanlışlıklar dizisinin düzeltilmesi için, 16 Şubat 1998 günü ANKARA'da hukukçular, akademisyenler ve ilgili bakanlık yetkililerinin davet edildiği bir toplantıda yeni bir çalışma başlatılmıştır. Böylece, hangi önceliklerle, hangi konularda yasa tasarılarının hazırlanmasının gerektiği ve bu hazırlıkların hangi uzmanlarla yapılacağı tespit edilmiştir.
    Bütün bu gelişmeler, tüm çevreci kuruluşların ve bu konuya duyarlı herkesin hemen çok yakın işbirliği ve dayanışma içinde olmalarını gerektirmektedir. TEMA böyle bir çalışmanın içindedir.

    TEMA Vakfı Sivil Toplum Kuruluşlarının İşlevini Nasıl Değerlendiriyor?

    TEMA Vakfı, Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının işlevinin tam olarak anlaşılmadığı ve bu nedenle de en büyük ve dolayısıyla en göz önünde olan STK'lardan biri olarak, haksız bazı eleştirilerle karşılaştığı kanısındadır.

    Bir sivil toplum kuruluşu olarak, TEMA Vakfı'nın amaçları ve faaliyet kapsamı Vakıf Senedi'nde belirlenmiş ve sınırlanmıştır. TEMA Vakfı'nın amacı Türkiye'de erozyonun yarattığı tahribat ve doğurduğu tehlikeler konusunda halkı uyarmak, toplumsal bilinci yükseltmek, biyoçeşitliliği ve doğal yaşamı korumanın anlamını bilen bir kamuoyu oluşturmaktır. Sivil Toplum Kuruluşlarının amaçları, kamuoyunu örgütleyerek belli konulara dikkati çekmek ve kamuoyuna alternatif çözümler sunmaktır.

    TEMA Vakfı, Türkiye'deki bütün çevre sorunlarını ve hatta erozyonu çözebileceği iddiasıyla yola çıkmamıştır. Çevre sorunları, tek başına herhangi bir sivil toplum kuruluşunun çözebileceği kadar basit ve yalın değildir. TEMA Vakfı bu nedenle çevre sorunlarının çözümü için, diğer Sivil Toplum Kuruluşları ve (eleştiri hakkını saklı tutarak) devlet kuruluşları ile işbirliğine gidilerek, erozyon sorununa çözümler aramaktadır.

    TEMA Vakfı soruna sadece dikkat çekmenin yeterli olmadığı ve alternatif çözüm önerilerinin de kamuoyuna sunulması gerektiği inancındadır. TEMA Vakfı'nın örnek projeler hazırlamasının nedeni de budur. TEMA, örnek projeler yoluyla halkı eğitmekte ve köylüleri araziyi kabiliyet sınıflarına göre kullanmaya teşvik etmektedir. En iyi eğitimin, uygulamalı olduğuna inanan TEMA, ülkenin çeşitli bölgelerindeki mera islahı, havza ıslahı ve benzeri projelerle, köylülere erozyon kontrolünü ve doğru tarımın sağladığı faydaları sergilemeye çalışmaktadır. Sivil toplumun kendi çözümlerini kendi üretmesi için örnek projeler hazırlayan TEMA, tüm köy halkının rızasını ve onayını almadan proje uygulamasına gitmemeyi ilke edinmiştir.

    TEMA Vakfı'nın örnek projelerdeki rolü, teknik danışmanlık ve destek sağlamak, projeler için parasal destek bulmaktan ibarettir. Örnek projelerde, toprak verimliliğinin yükseldiğini ve kazançların arttığını gören diğer köyler de, TEMA'ya başvurarak kendi köylerinde de proje uygulanmasını talep etmektedirler. Toplumsal katılım ve iknaya dayalı olan TEMA projeleri, sivil toplum geleneğinin gelişmesine de katkıda bulunmaktadır.

    TEMA Ulaşım Sistemimiz Hakkında Ne Düşünüyor?

    Demiryolları ve karayolları sistemi arasında bir tercih yaparken dikkate alınması gereken konulardan bir tanesi, çevreyi nasıl etkilediği olmalıdır. Doğal kaynakların sonsuz olmayışı ve hızla artan dünya nüfusunun ekosistemler üzerinde yarattığı baskı, ulaşım tercihlerinin çevreyi de dikkate alan bir sistem içinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ekonomik fayda/maliyet analizleri yaparken ve belli bir sistemin maliyetini hesaplarken, çevreye ve doğal kaynaklara verilen zararında hesaplanmasının vakti gelmiştir.

    Bu açıdan, ulaşım tercihinde ağırlığı demiryollarına veren ülkelerin, çevre kirliliğini önlemede avantajlı bir konuma geldikleri söylenebilir. Demiryollarının en önemli avantajlarından biri, karayollarına kıyasla doğayı daha az kirletmeleri ve sera gazı emisyonuna daha az katkıda bulunmalarıdır. 1980 yılından itibaren, fosil yakıtı kullanımı beş kat arttığı için karbon emisyonu miktarı, doğanın karbondioksit hazmetme kapasitesinin üzerine çıkmıştır. Halen atmosferdeki karbon dioksit yoğunluğu, son 150,000 yılın en yüksek düzeyindedir. Atmosferdeki karbondioksit oranının yükselmesi, küresel ısının da artması anlamına gelmektedir. Meteorolojik verilerin düzenli olarak kaydedildiği 1866 yılından bu yana görülen en sıcak 13 yıl, 1979 yılından sonra görülmüştür. Karbon emisyonları ile otomobillerin ve karayollarının, küresel ısınmaya katkısı göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. İklimi istikrara kavuşturmak karbon emisyonları ve doğanın CO2 emme kapasitesi arasında bir denge kurmaya bağlıdır.

    Hava kirliliğinin artmasında otomobiller önemli bir rol oynamaktadırlar. Gelişmekte olan ülkeler de artan hava kirliliği, halk sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Hindistan'daki Tata Enerji Araştırma Enstitüsü, 1997 yılında mekan içi ve mekan dışı hava kirliliği toplamının ülke içinde yılda 2,5 milyon zamansız ölüme neden olduğunu tahmin etmektedir. Kamu sağlığı üzerindeki etkisi, sağlık harcamalarının artışına neden olması açısından karayolları sisteminin ciddi sakıncaları mevcuttur.
    Karayolu ağına dayalı bir kalkınma modelinin başka sakıncaları da mevcuttur. Herşeyden önce dünyadaki petrol kaynakları, karayollarıyla bezenmiş bir dünyayı besleyecek kadar zengin değildir. Halihazırda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Çin'de kişi başına düşen otomobil sayısı ve benzin tüketim seviyeleri ABD düzeyine ulaşırsa, Çin günde 80 milyon ton varil petrole ihtiyaç duyacaktır. Oysa 1996 yılında dünyanın günlük üretimi 64 milyon varil. Çin'de kişi başına düşen karbon emisyon oranı ABD düzeyine erişirse, sadece bu bile kabaca küresel emisyon toplamını iki katına çıkaracak ve başlamış olan küresel ısınma eğilimini hızlandıracaktır.

    Çin'de, batılı endüstriyel gelişme modelinin ülke için geçerliliğinin içeriden sorgulanılyor olması ilginçtir. Çin Bilimler Akademisi üyesi olanlar da dahil olmak üzere bir çok ünlü bilim adamı, hükümetin otomobil merkezli ulaşım sistemi geliştirme kararını sorgulayan bir makale yayınlamıştır. Bu yazıda bilim adamları, Çin'in insanları doyuracak ve otomobiller için gerekli olan, otoyol ve park sahalarını inşa etmeye yetecek kadar arazisi olmadığına dikkati çekmektedirler. Bu yazıda, ithal edilen petrole önemli ölçüde bağımlı olunmasının ve her garajda bir araba olması hedeflendiğinde oluşacak hava kirliliği ve trafik sıkışıklığının kaygı verici olduğu vurgulanmaktadır.

    Anayurdu karayolları ağıyla baştan başa örmenin bir başka sakıncası da amaç dışı kullanılan tarım alanları miktarının artmasıdır. Otomobil merkezli sistemler emek ve zaman kaybı açısından da yararlılığını tüketmiş gibi gözükmektedir. Trafik tıkanıklığı olan Londra'da bugün, ortalama otomobil hızı bir yüzyıl önceki atlı arabaların hızına yakındır. Bangkok'da ortalama bir motorsiklet sürücüsü trafik sıkışıklığı yüzünden her sene beklemede 44 işgünü harcamaktadır.

    Kentlerde otomobile karşı en mantıklı alternatif, devletin işlettiği tren benzeri toplu taşıma sistemleri ile diğer toplu ulaşım sistemleri ve bisikletlerin bileşimidir. Hedef hareketlilik, solunabilir hava, tarım arazilerinin korunması, tıkanıklığın sınırlanması veya iklimin istikrara kavuşturulabilmesidir. Gerçekten de bu kriterler bisikletin ve trenin geleceğin aracı olduğunun işaretini vermektedir. Devletler dünyanın her yerinde geçerli olan her garaja bir araba hayalinin gerçekçi olmadığını ne kadar çabuk kavrarlarsa, arzulanan hareket kabiliyetine sahip olan ve çevresel sürdürülebilirliği sağlayacak olan ulaşım sistemlerini kurmaya erken başlayabilirler.
#06.04.2010 16:49 0 0 0