Davara nedir - Davara Hakkında - Davara insanı biner mi - Trabzon yöresi adet ve inançları - trabzon yöresi batıl inançları Davara binmesi:
Anlatan B. Kaya. "Sene 1985 şehirde ki evde tek başıma yatıyorum. Yarı uyanık vaziyetteyim. camdan içeri rüzgâr gibi mahiyetini belirleyemediğim bir cisim girdi. Elini ağzımın üstüne bastırdı. Çığlık attım sesim çıkmadı. Ne kadar uğraştım bilmiyorum. Korkudan ayağa kalktığım zaman camdan dışarı çıktığını hissettim. Elinin ortası delikti. Zaten elinde delik olmasa insan havasızlıktan boğulur". Trabzon bölgesinde davara binmesi diye bilinen bu inanç yaygındır.
Yalnız Sürmene İlçesinde M. Çolakoğlu ile yaptığım görüşmede anlattığı şu gerçek çok ilgi çekicidir. "Trabzon'da Ziya Altınkaya isminde sinir mütehassısı bir doktor vardı. Davara binmesi ona anlatılınca bilimsel olarak bunun izahını şöyle yapmıştı. İnsan sırt üstü yattığı zaman öyle bir an gelir ki vücutta kan akımı çok yavaşlar veya durur. Göğüs darlanır, nefes alma güçleşir. Davara binmesinin aslı budur".
Davara Hikayeleri
Çocukluğumda pek çok kez halk ağzında davara binmesi ya da gelmesi diye bilinen karabasan hadisesi ile haşır neşir olmuşluğum vardır. Fakat çok uzun yıllardır ilk kez geçen hafta içinde yeniden karabasanla müşerref oldum. Kesinlikle iyi bir süpriz oldu. Aranızda bu ilginç olayla şimdiye kadar karşılaşmamış talihsizler varsa, onlar için henüz tazeliğini koruyan kişisel tecrübemi aktarayım isterim.
Öncelikle uyandığımda sırt üstü yatmaktaydım. Çocukluğumdaki tüm karabasanlarım da sırt üstü yatarken olmuştur ve öyle yatmamaya yarı bilinçli bir gayret gösteririm ben, ama bu kez yine sırt üstü dönmüşüm bir şekilde, belki de zaten öyle uyuyakalmışım. Neyse, uyanıyorum ve yattığım yerden karşımdaki kapının aralandığını görüyorum ve arkadaki karanlık koridordan, sanıyorum(çünkü çok bulanık bir görüş) kırmızı giyinmiş biri geçiyor ve ben eve kim girmiş diye meraklanıyorum. Kalkıp kontrol etmek istiyorum ama yapamadığımı farkediyorum. Elimi kaldırmaya çalışıyorum, ama nafile, elim balyoz gibi ağır. Doğrulmaya çalışıyorum ama gerekli noktalardaki kaslarım bu isteğimi gayrî ciddi buluyor olmalılar ki, bir santim bile kıpırdayamıyorum. Doğal olarak panikliyorum, ama bir yandan da bunun bir karabasan olduğunu düşünüyorum. Ayrıca öylece, kundaklanmış bebekler gibi çaresiz yatarken kırmızılı kimsenin gittiği istikametten geri dönmemesini de arzuladığımı söylemeliyim. Fakat bütün bunlar çok kısa bir sürede olup bitiyor, bir dakika içinde hareketlenme uğraşınız sonuç veriyor ve her şey normale dönüyor. Tabii ki tam olarak uyandığımda kapının aslında hiç açılmadığını da farkettiğimi söylemeliyim.
İşte bu fani hayatın tuhaf olgularından biri olan karabasan, eskiden beri cinlerle ilişkilendirilmiştir hep. Fena bir inançtır bu. Rahatsız bir cinin size musallat olup, elinizi ayağınızı bağlıyor olması yani. İnsanlar sırf bu yüzden bu olaydan çok korkmuşlardır. Zaten ilk anda paniklememek çok zor. Vücudunuzun orada olduğunu bilmek ama onun üzerinde bir etki kuramamak tekin olmayan bir durum. Kısacık bir an bir felçlinin ne yaşadığını hissediyorsunuz o haldeyken.
Dünyanın hemen her yerindeki benzer, karanlık ve kadim inanışlar bir yana, bu olgu hakkında bilimsel malumatımız mevcut. Aslında olayın adı uyku felci. Normalde rüya uykusu esnasında vücudun hareket fonksiyonları bloke edilir. Bunun amacı rüya gören kimsenin bedeninin rüyasındaki hareketlere uygun biçimde eyleme geçmesinin engellenmesidir ve uyandığınızda bu fonksiyonlarınız normal hale gelir tekrar. Fakat bazı istinai durumlar vardır ki, bu kilitlenme hali kısa bir süre uyandığınız halde de devam eder. Bu anlarda kısmî bir felçlisinizdir. Ayrıca her ne kadar sırt üstü yatmak kesin şart olmasa da, genellikle bu durumun oluşmasına katalizör bir etkide bulunduğu kabul ediliyor.
Velhasıl-ı kelâm tam olarak anlatılmaz, kelimelerin diline döküldüğünde anlaşılamaz, yaşanması gereken bir tecrübedir bu. Ölmeden önce bir kez olsun tatmayanlara yazık oluyor diyebilirim.
Tabii hayat sık sık insanın üzerine çöken ve onu eylemsiz hale getiren, ferah bulumayan bir zihine hapseden bir karabasandan farklı değildir ve bu durum çok daha ürkütücüdür.
Araştırmacı Yazar Mehmet BAŞTÜRK'e Sonsuz Tesekkürlerimizi sunariz