okul, mektep: öğrenim devresi; güz san bir ustadın öncüsü olduğu tarz veya üslup, ekol; herhangi bir şeyin öğrenildiği yer; okul binası; f okula göndermek; ders vermek, öğretmek, okutmak; terbiye etmek, alıştırmak school age okul çağı school board okul yönetim kurulu school ship okul gemisi school year ders yılı boarding school yatılı okul, leyli mektep business school ticaret okulu day school gündüzlü okul, nehari mektep free school parasız okul, meccani mektep graduate school üniversite diploması almdıktan sonra devam edilen fakülte grammar school ilkokul; ing ortaokul, lise high school lise keep a school bir okulu yönetmek night school akşam okulu; gece bölümü old school eski terbiye parochial school bir kilisenin özel okulu pryvate school özel okul public school ing özel okul; ABD parasız resmi okul reform school islahevi trade school meslek okulu vacation school yaz okulu School keeps today Bügün okul var.
örnek, misal, numune, ibret for example örneğin, meselâ make an example of ibret olsun diye cezalandırmak set a good example iyi örnek olmak
para, nakit; para yerine geçen şey money belt para taşlmaya elverişli kuşak money market piyasa money order posta havalesi easy money kolay kazanılmış para even money yarışta iki tarafln eşit meblâğlarla bahis tutuşması hard money madeni para, sikke; nakit ready money nakit, peşin para moneyed s paralı; paradan ibaret; paradan ileri gelmiş moneyless s parasız
sual sormak, sorguya çekmek; şüphe etmek; karşı gelmek, inkâr etmek questionlngly z sorgu yolu ile
malumat, bilgi, haber; huk şikâyet; danışma
(f) bakmak, süzmek; delmek eye narrowly dikkatle süzmek
(i) göz; (poetry) çeşm, ayn; bakış, nazar,basar; görüş; ince ayrıntıları görme yeteneği; dikkatle bakma, gözetme; göze benzer herhangi bir şey; toplanma noktası; ilmik; ilik;iğne deliği eyed (s) gözlü: blackeyed siyah gözlü Eyes frontl önüne bak! eye opener aydınlatan veya şaşırtan haber veya olay; (ABD), argo sabahları içilen ilk içki, mahmurluk gideren içki eye rhyme imlâsı kafiyeli olup sesçe tam kafiyeli olmayan: move,love eye shadow sürme, far a blackeye morarmış göz a glass eye cam göz a jealous eye, a green eye kıskanç göz, kem gözç an eye for an eye göze göz, dişe diş be all eyes gözünü dört açmak castsheeps eyes âşıkane bakmak, hayranlıkla bakmak catch one's eye dikkatini çekmek,gozüne çarpmak give one a black eye bir yumrukta güzünü mosmor etmek, gözünü patlatmak; namusunu lekelemek; itibarını lekelemek in the eyes of gözünde, nazarında keep an eye on dikkat etmek, gözü üstünde olmak keep an eye out veya peeled açıkgöz olmak make eyes at âşıkane bakmak,(colloq) kaş göz etmek MyeyeI inanamıyorum ! Yok canım ! Hadi hadi ! naked eye yalın göz open one's eyes to uyarmak ikaz etmek; aydınlatmak red eyes kanlanmış gözler see eye to eye tamamen aynı fikirde olmak set eyes upon görmek with an eye to hesaba katarak, göz önünde tutarak,düşünerek with half an eye kolay bir tahminle, bir bakışta