1 Mayıs 1989′da İstanbul'da alnından vurularak düşen on sekiz yaşındaki marangoz çırağı Mehmet Akif Dalcı'ya
...
Bütün sözcükleri harmanladım senin için
savrulup gittiler rüzgarında 1 Mayıs'ın
kulak verdim bütün güzel şarkılara
sustular duyulunca senin 1 Mayıs marşın
bütün gülleri kanadı dünyanın
açınca "alnında kızıl karanfil gibi kurşun yarası"
(sana şiir yazmak için girdim
bütün ırmaklarına yurdumun
kâh kıyılara vurdum, kâh dağlara
başkentin bütün varoşlarını dolaştım
gecekondu sokaklarındaki bebelere
sabahçı kahvelerindeki işsizlere
herkese, güzel olan her şeye sordum
sonunda şiirimin ritmini, yürüyen işçilerin
kararlı, sert adımlarında buldum
artık ben değil sen söylüyordun
ben de sana katıldım)
yürüyelim yürüyelim
başımız dik, alnımız ak yürüyelim
mezarlarının üstündeki toprakları silkeleyip
doğrulup gülümsesinler bize
1 Mayıs Alanı'nda düşen otuz altı yiğit
yürüyelim yürüyelim
ardımıza bakmadan yürüyelim
küçük ekmek, büyük kavga
yürüyelim
zorbaların ödünü patlatan adımlarla
yürüdün cümle alem gördü
zorbalar da gördü
titredi yürekleri, gözleri döndü
korktular sarıldılar silaha
(onların dostu silahtır)
sen de sarıldın taşa toprağa
gazetelerde gördüm resmini
çiçekli bir kiraz dalı gibi sermişler seni yere
üzerinde bir pantolon bir tişört
tişörtün sıyrılmış belinde
ayağında spor ayakkabılar, bağcıkları bağlı
sanki kırda sereserpe uzanmışsın da çimenlere
ellerin rahat, yüzünde mutlu bir gülümseme
(ölünü tekmeleyen hergeleler
seni bu yüzden kıskanmış olacaklar herhalde)
Bir Mayıs 1989
İstanbul
Mehmet
bu beş sözcüğü unutma, kaydet
yine kurşun
yine kan
vahşet
ama ey karanlığın kabadayıları
korkak kahramanlar
sırtı yere gelir bir gün kaba kuvvetin
biter bu "devr-i şeamet
kırılır bir gün
emeğe silah çeken kol
kırılır elbet!