"İnsan terk ederken bir sebep gösterir. Bunu söyler. Karşısındakine cevap hakkı tanır. Öyle durup dururken gidilmez. Yok, çocukluk bu.
Evet, sanırım bunu okumalıyım, demeye kalmıyor ki, masanın en ücra; fakat en kalabalık, en tozlu; fakat en aydınlık köşesinden, duymaktan asla bıkmadığın ve içinde süssüz bir nakarat gibi sürekli yankılanan o adamın sesi:
Hastalıktan yeni çıkılmış. Ön kapıdan girdiğin gribin arka kapısından çıkmak üzeresin, ya da en azından sen öyle sanıyorsun. Günlerdir yüksek dozlarda aldığın paracetamol beynini hafif bir sulu sepkenle kaplamış, ya da en azından sen öyle sanıyorsun. Karşındaki masada üst üste yığılmış kitaplar ve içinde günlerdir sigara söndürülmediği için tertemiz kalmış siyah bir küllük. Küllük sigara izmaritine nazlanırken, kitaplar gözlerini tırmalıyor. Ayracın püsküllü. Ayracın püskülü kitabın sayfalarından bir rapunzel edasıyla sarkmakta. Püskülün rengi turuncu, gribin rengi de turuncumsu zaten, uyuşuyorlar.
Benden söylemesi, sizde durma süresi kısıtlı olan kitapları asla üst üste biriktirmeyin. Gözünüzün önünde tepesi karlı ve içinden turuncu bir ayraç sarkan Everest büyüklüğünde bir dağ beliriverir bir anda. Eğer hastalıktan yeni çıkmışsanız ve 15 gün içinde yerine teslim etmeniz gereken kitaplardan birini ancak yarılayabilmiş, diğerine de hiç başlayamamışsanız başınız büyük belada demektir! Kitap kıskanç olur, çok kıskanç! Aldatılmış bir kadından daha kıskanç! Çocuğu başkası tarafından okşanan anneden daha kıskanç! Koltuğundan edilmiş politikacının koltuk hırsından daha kıskanç! Artık böyle bir durumda, okumaktan gözlerinizin kamaşacağı okuma gecelerine geçmeden evvel, bu kıskanç sevgililerin gönlünü eylemek için ya zamanı çoğaltın ya da kitapları azaltın. İkisini de yapamıyorsanız, bence en iyisi takvimle huzurlu bir barış antlaşması imzalamak. Yoksa, yoksası kötü! İki güzel kadının kıvrak bir ağız dalaşından da kötü:
"Biliyorum, zalim bir adamım ben." diye düşündü. "Fakat ben, ah ben! Ben buna asla lâyık değilken neden bu kadar seviyorlar beni? Ah, keşke yapayalnız olsaydım. Hiç kimse beni sevmeseydi, ben de hiç kimseyi sevmeseydim. Ne olurdu sevebilme yetim elimden alınsaydı? Ne olacak, bu olanlar asla olmazdı!" (1)
"Ben, Suç ve Ceza'yım Uzat elini ve benim dünyama dal hadi. Bende insanı bulacaksın! Bende en derin haliyle kendini bulacaksın! Acıyı bulacaksın bende! Bende insanın keder eşiğinin hiç de düşündüğün kadar alçak olmadığını göreceksin! Al eline ve oku beni! İşte, seneler evvel okuduğun zamankinden çok farklı şimdi her şey. Ben, tüm zamanların en büyük suçlusunun eviyim. Ben, Raskolnikov'um, haydi, uzan bana"
Elini uzatıyorsun, okşarcasına yerinden alıyorsun kitabı. Parmakların, günlerce süren hastalıktan dolayı hamlamış. Bir parmak jimnastiği: Bir ki üç dört bir ki üç dört! Tam gözlerin sayfaların kalabalık homurtusuna alışıyor ki Bir ses duyuyorsun:
"İnsan terk ederken bir sebep gösterir. Bunu söyler. Karşısındakine cevap hakkı tanır. Öyle durup dururken gidilmez. Yok, çocukluk bu." (2)
"Hayır! Bırak o kitabı! Beni seç, beni! Ben, ömür boyu sürecek bir astımın madlen çikolataya batırılmış hayalleriyle yazıldım. Ben, nazik bir adamın, hasta ve narin bir adamın hayal gücünden türedim. Bende uzak ve kimsesiz diyarlar değil, bende kısa ve net cümleler değil; bende kelimelerden kurulmuş bir hayat göreceksin! Ben ki hayatı boyu partiler ve kalantor sosyete toplantıları hariç evinden hiç çıkmamış bir yazarın kaleminden damladım, beni okumalısın. Ben, çiçek açmış genç kızların gölgesinde"
Evet, sanırım bunu okumalıyım, demeye kalmıyor ki, masanın en ücra; fakat en kalabalık, en tozlu; fakat en aydınlık köşesinden, duymaktan asla bıkmadığın ve içinde süssüz bir nakarat gibi sürekli yankılanan o adamın sesi:
"Kelimeler Albayım, bazı anlamlara gelmiyor." (3)
"Tehlikeli Oyunlar derler bana. Yazıldığım zamanda Türk Edebiyatını omuzlarından şöyle bir sarsmak, okunduğum zaman ise okuyanın külliyatını dağıtmak gibi bir gücüm vardır, bilirsin. Defalarca okudun, bilirim. Yutarcasına okudun, bilirim. Her sayfamdan bir cümle vardır kafanda, bilirim. Hadi, yine beni al ve bu sefer bambaşka cümleler keşfet! Hadi, "Aaa, bunu daha önce neden düşünmemiştim!" dediğin binlerce kereden biri olsun bu macera yine. Hadi, yine gülümse, yine kız, yine öfke ve tebessüm arasında gidip gel! Hayır! Bırak o elindekini! Beni al, beni al, ben, tehlikeli oyunlar"
Ve sonra hepsi birlik olup, takım takım, bölük bölük, alay alay, tugay tugay üstüne gelirler, amansız. Sen kafanın karmakarışık buhranı içinde, paracetemol kokan nefesin ve nane limon artığı rüyalardan uyanma gözlerinle kalakalırsın.
"Bir insanı sevmekle başlar her şey." (4)
"Ve yürürlükten kalkmış bir sözü tekrarlıyorum: Sevin ki her şey olur
Sevin ki her şey olur
Olmuyor, biliyorum" (5)
"İlaç milaç bok püsür
Şuramda bir şeyler var
Sahiden bir şeyler var
Haykırmadan anlatamam..." (6)
"Hadi, şimdi bunları okuyup başka bir şey alabilecek misin? Alamazsın, alamayacaksın Bana Edip Cansever derler, şairim. Bana Turgut Uyar derler, şair gibiyim. Bana Sait Faik Abasıyanık derler, öykümde şair, şiirimde öykücü, hayatımda romancı, romanımda hayatçıyım Beni al! Bırak diğerlerini ve beni al! Şiirle kaybolmayan, öyküyle yıkanmayan cevherden kime ne fayda var? Beni al, beni al, beni al"
Bir de bakmışsın kıskanılıyorsun. Bir bakmışsın hayat, bir bakmışsın kitap. Bir bakmışsın yaşıyorsun. Deniz deniz, pul pul, sayfa sayfa, ayraç ayraç. Bir bakmışsın... Bakma.
(1) Dostoyevski - Suç ve Ceza
(2) Marcel Proust - Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
(3) Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar
(4) Sait Faik Abasıyanık - Mahalle Kahvesi
(5) Edip Cansever
(6) Turgut Uyar